Nükleer Restleşme
Otuz Üçüncü Bölüm: 09.02.2005 tarihli Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM)’ın internet sitesinde yayınlanan Nuraniye EKREM’in “ABD-AB İlişkisinde Çin Faktörü” başlıklı yazısında; Condoleezza Rice, Dış İşleri Bakanlığı görevini almasının ardından ilk gezisini 3-10 Şubat 2004 tarihleri arasında Ortadoğu ve Avrupa ülkelerine gerçekleştirmiştir. Avrupa’yı görüş ayrılıklarını bir kenara bırakıp, karşılıklı ilişkilerde Amerika’yla yeni bir sayfa açmaya çağıran Rice, ziyaretleri esnasında iki konu üzerinde yoğunlaşmıştır: İran’ın nükleer faaliyetleri ve AB’nin Çin’e uyguladığı silah ambargosu. Rice’ın ortak değerler, ortak fedakarlıklar ve ortak başarılardan söz eden açıklaması Avrupalı diplomatlar tarafından Amerika’nın Avrupa’yı ciddiye almaya başladığı şeklinde yorumlanmaktadır. Ayrıca, Avrupa’nın Rice’ın uzattığı zeytin dalını geri çevirmemesi gerektiğine, ancak, Amerika-Avrupa ilişkilerinin normalleşme sürecinde Çin’e silah ambargosunun kaldırılması ve İran konularının belirleyici olacağına dikkat çekilmektedir.
Rice, ziyaretleri öncesinde ve sırasında verdiği demeçlerde AB’nin, Çin’e 1989’dan bu yana uygulamakta olduğu silah ambargosunu kaldırması durumunda, Çin’deki insan hakları konusunda yanlış işaret verebileceğini belirtmiştir. Ancak ABD’nin silah ambargosuna karşı çıkmasının asıl nedeni, Çin’le Tayvan arasında muhtemel bir savaşta ABD’nin Tayvan’a yardım etmesi durumunda, Avrupa’nın Çin’e satacağı silahların kendisine karşı kullanılmasından endişe etmesidir. Nitekim, Londra ziyaretinde Rice, Çin’e uygulanan silah ambargosunun kaldırılmasının Doğu Asya’daki askeri dengeleri bozabileceğini ve ABD’nin bundan dolayı büyük bir endişe duyduğunu belirtmiştir.
Çin’in askeri modernizasyonunu hızlandırması ABD’yi rahatsız etmektedir. Bu çerçevede 2004’ün Aralık ayındaki AB-Çin zirvesinin nihai bildirisinde de, “AB’nin Çin’e uygulanan ambargonun kaldırılması için çalışmayı sürdürme niyetinde olduğu” vurgulaması ABD’nin kaygılarını daha da artırmıştır. 9 Şubat 2004 tarihinde Rice, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Avrupa Konsey’i Başkanı ve Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Junker ile biraraya gelmiştir. Bu görüşmelerde de gündemin ana maddesi Çin’e uygulanan silah ambargosu olmuştur.
Financial Times’ta 5 Şubat 2005 tarihinde yer alan bir haberde, Kiev’in, İran ve Çin'e füze satmış olabileceği belirtilmektedir. Haberde, Ukrayna gizli servisince yürütülen bir soruşturmada, İran ve Çin’in ülkeden uzun menzilli füze satın aldıklarının tespit edildiği yer almaktadır. Ayrıca 1999-2001 yılları arasında, Rusya’nın Kh-55 tipi füzelerden yasa dışı olarak İran ve Çin’e altışar tane sattığı iddia edilmektedir. İleri teknoloji ürünü bu füzelerin menzili 3000 kilometreye uzanabilmektedir. Böylece İsrail’in, İran’ın menzilinde kaldığı belirtilmektedir. Çinli yetkililer tarafından yapılan açıklamalarda ise Çin’in, ambargonun kaldırılması halinde bile Avrupa ülkelerinden silah satın alma gibi bir niyetlerinin olmadığı ve Birliğin söz konusu ambargoyu devam ettirmesinin bir tür siyasi ayrımcılık olacağı belirtilmektedir.
Otuz Dördüncü Bölüm: 14.02.2005 tarihli Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM)’ın internet sitesinde yayınlanan Arif KESKİN’in “İran’ın ABD Çıkmazı” başlıklı yazısında; Maslahat Konsey Başkanı Rafsancani’nin ve diğer İranlı yetkililerin son günlerdeki açıklamaları, İran’ın ABD ile mevcut soruna çözüm getirmek istediğini göstermektedir. İran'ın ABD ile iyi ilişki kurmaya ihtiyacı vardır. ABD’nin Irak’a yerleşmesi ve katettiği mesafe, İran İslam Cumhuriyeti’ni çıkmaza sokmaktadır. Irak Savaşı (20 Mart 2003) serüveninde gördüğü Amerika, İran için ürkütücüdür. İran’ın karşısında BM’yi ciddiye almayan, müttefiklerini önemsemeyen, askeri operasyona hazır ve güçlü bir Amerika bulunmaktadır. Böyle bir Amerika’ya meydan okumak ve maceracı politikalara girişmek son derece tehlikelidir. Ayrıca ülke içinde devrimin ilk yıllarında sahip olduğu meşruiyete de sahip olmadığının bilincindedir. Bu açıdan bakıldığında İran, kendi halkına dayanarak Amerika’ya karşı uzun süre direnemeyeceğinin de farkındadır. Üstelik İran, İkinci Körfez Savaşı’nda Irak halkının Saddam rejimine sahip çıkmadığını ve savaş sırasında tarafsız kaldığını da görmüştür.
Ayrıca İran, ABD’nin askeri hedefi olması durumunda, kurduğu savunma ve güvenlik ittifaklarının işe yarayamayacağının farkındadır ve er ya da geç ABD’nin askeri hedefi seçilme endişesi taşımaktadır ABD’nin Afganistan ve Irak’a yerleşmesi ile İran “ABD askeri kuşatması” altına girmiştir. İran bu dönemde ABD ile diyaloga hazırdır. Ancak bu diyalogdan zararlı çıkmaktan korkmaktadır. İran’a göre ABD İran üzerinde hegemonya kurma ve rejimi değiştirme niyeti taşımaktadır. “Biz ABD ile ilişkiye girmek adına Afganistan, Irak ve Lübnan’da ABD’ye yardımcı olduk ancak hiçbir fayda sağlayamadık” şeklinde ifadeler kullanan birçok İranlı analizci ve politikacı bulunmaktadır. İran’ın ABD politikasını çıkmaza sürükleyen faktör güven olgusudur.
İran yönetiminin şu safhada içinde bulunduğu durum “hem ABD ile ilişkiye girelim hem de rejimi koruyalım” şeklinde özetlenebilir. İran'ın iç ve dış politikası şimdilik bu çıkmaza odaklanmıştır. Bu çerçevede ABD’ye güvenebilmek için bloke edilmiş 8 milyar doların İran’a geri verilmesini, İran’a yönelik tüm ambargoların kaldırılmasını, uluslararası sistemde İran karşıtı faaliyetleri ve rejim değişimi yönündeki çabalarına son vermesini istemektedir. ABD, İran’ın beklentileri yönünde henüz bir harekette bulunmamıştır. İran’dan iç ve dış politikada bazı değişimler gerçekleştirmesini istemektedir. ABD, İran’ı “terörizmi desteklemekle, kitle imha silahları üretmekle, Orta Doğu Barış Sürecine engel olmakla ve iç politikada insan haklarını ihlal etmekle” suçlamakta ve İran’ın bu alanlarda değişmesini talep etmektedir. ABDli yetkililer aksi halde ilişkilerin başlatılmayacağını vurgulamaktadır. İran ve ABD arasındaki “kim önce değişmeli?” sorunu iki ülke ilişkilerinin bir kısır döngü içine sokmuştur. Ne İran ABD’nin, ne de ABD İran’ın istediğini yapmaktadır. Bu açıdan bakıldığında İran’ın ABD’yle ilişki kurma çabasının istenilen sonucu verebileceğini söylemek mümkün değildir.
Otuz Beşinci Bölüm: 01.03.2005 tarihli haberde, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktör Yardımcısı Piere Goldschmidt, ''İran'ın nükleer tesislerinde uranyum zenginleştirme faaliyetlerini askıya aldığını" doğruladı. Viyana'da devam eden UAEA Yönetim Kurulu toplantısında konuşan Goldschmidt, ''Natans bölgesindeki pilot yakıt zenginleştirme faaliyetlerinin aktif olmadığını" da belirtti. İran yönetiminin, nükleer programına ilişkin UAEA ile işbirliği yapmasından ''genel olarak memnun olduklarını'' kaydeden Goldschmidt, İran'ın, nükleer tesislerindeki faaliyetler konusunda UAEA ile daha şeffaf bir işbirliğini sürdürmesini beklediklerini bildirdi.
Avrupa ülkeleriyle görüşmelerde bulunan İran heyetinde görevli ve İran'ın nükleer alandaki danışmanı Sirus Naseri ise toplantıdan sonra basına yaptığı açıklamada, İran'ın teknik olarak UAEA ile şeffaf bir işbirliği yaptığını, aralarında bir sorun kalmadığını belirtti ve ''olayın ısrarla politize edilmek istendiğini'' öne sürdü. Basına kapalı olarak devam eden UAEA yönetim kurulunun bugünkü oturumunda yapılması beklenen AB grubunun İran'ın nükleer faaliyetlerine ilişkin ortak açıklaması ise ''metin üzerinde mutabakat sağlanamadığı için'' yapılamadı.
Otuz Altıncı Bölüm: 03.03.2005 tarihli haberde, Kuzey Kore, kendisini tiranlıkla suçlayan ABD'den özür dilemesini istedi ve uzun menzilli füze denemelerine yeniden başlama tehdidinde bulundu. Hükümetin resmi görüşünü yansıtan Kuzey Kore ajansı tarafından yayınlanan yazıda, Washington'ın uygun zemin hazırlaması halinde, Pyongyang'ın altılı görüşmelere geri dönebileceği de belirtildi. Amerikan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise hem özür dilemeyi, hem de Kuzey Kore'nin görüşmelere yeniden başlamak için ön şart koşmasını reddetti. Kuzey Kore, ABD'nin düşmanca yaklaşımını gerekçe göstererek, Eylül ayında görüşmelerden çekilmişti.
Otuz Yedinci Bölüm: 03.03.2005 tarihli SABAH gazetesinde çıkan “Çin’den ABD’ye Misilleme” başlıklı bir haberde; Çin, ABD'nin Irak'ta 'gaddarlık' yaparken 'dünyanın insan hakları polisi' gibi davranmasını ironi olarak nitelendirdi..Çin yönetimi, ABD'nin 28 Şubat'ta yayımladığı 2004 yılına ilişkin insan hakları raporuna bir raporla yanıt verdi. Çin Devlet Konseyi tarafından yayımlanan ''2004-ABD'nin insan hakları raporu''nda, Amerikan askerlerinin Irak'taki ''gaddarlıklarının'' ABD'nin insan hakları konusundaki performansının ''karanlık yüzünü'' oluşturduğu ve bunun uluslararası toplumu ''şok ettiği'' ve kınandığı hatırlatıldı. Raporda, bu durumda ABD'nin Çin de dahil 190 ülke ve bölgedeki insan hakları durumunu değerlendirerek, ülkesindeki ihlallere sessiz kalması ve ''dünyanın insan hakları polisi'' gibi davranmasının bir ''ironi'' olduğu savunuldu.
Çin'in 6 yıldır üst üste yayımladığı raporda, ABD'deki yaşam, kişisel özgürlükler ve güvenlik, siyasi hak ve özgürlükler, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar, ırk ayrımcılığı, kadınların ve çocukların hakları ile yabancı milliyetlerin insan haklarının ihlalleri konularıyla ilgili 6 alanda olgu ve değerlendirmelere yer verildi. Irk ayrımının derinleştiği ABD'de ''zencilerin ve diğer ırklardan insanların beyazlara göre çok daha kötü koşullarda yaşadığı'' kaydedilen raporda, 9 Ekim 2004'te İngiliz basınında çıkan habere dayanarak, 2002 yılında Amerikalı beyaz bir ailenin ortalama gelirinin 88 bin doları bulduğu ve bunun Latin Amerika kökenlilerin gelirinin 11 katı, Afrika kökenlilerin de 15 katı olduğu belirtildi. Raporda, ABD Adalet Bakanlığı'nın verilerine göre, ülkedeki tutukluların yüzde 70'inin ''renkli ırktan'' olduğuna işaret edildi. ABD'de kadınların ve çocukların kötü koşullarda yaşadığı savunulan raporda, 2003 yılında ABD'de 93 bin 233 tecavüz vakası görüldüğü, 20 milyon çocuğun yoksul ve çalışan ailelere mensup olduğu, yoksulluğun ciddi bir sorun oluşturduğu, her yıl 400 bin çocuğun sokaklarda fuhuşa zorlandığı ve ABD'nin başlattığı Irak savaşında ölenlerin çoğunluğunun kadın ve çocuklar olduğu kaydedildi.
ABD'de 2003 yılında 1 milyon 381 bin 259 cinayet ve gasp gibi şiddet olayı meydana geldiği belirtilen raporda, 12 yaşından büyük 24 milyon kişinin bu olayların kurbanı olduğu ifade edildi. ABD'de bütün hapishanelerin dolu olduğu ve halen ihtiyacı karşılayamadığı kaydedilen raporda, ABD'nin son 10 yılda yeni hapishane yapımı için yılda ortalama 7 milyar dolar harcadığı belirtildi. California'da 1984 yılından bu yana sadece bir yeni okul yapıldığına, buna karşılık 21 hapishane kurulduğuna işaret edilen raporda, 530 bin kişilik personelle cezaevlerinin General Motors'tan sonra en çok personel istihdam eden kuruluş olduğuna dikkat çekildi. Raporda, ABD'nin evindeki sorunlara rağmen ''kavgacı tutumunu sürdürdüğü, başka ülkelerin egemenliğini sebepsiz yere ayaklar altına aldığı ve sürekli dünyada insan hakları ihlalleri sergilediği'' görüşüne yer verildi.
Otuz Sekizinci Bölüm: 03.03.2005 tarihli SABAH gazetesinde çıkan “İran’dan Denetime Engel” başlıklı bir haberde; Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) raporunda denetçilerinin Parçin askeri tesisinin denetlenmesine izin verilmediğine dikkat çekti. Sadece bazı bölümlere girmelerine izin verilen denetçiler, bir bölümü yeniden incelemek isteyince İran haklı gerekçe olmaması nedeniyle talebi reddetti. ABD ise bu tesisin silah üretimi amacıyla kullanılıyor olabileceğini öne sürdü. AB, İran'ın nükleer programının denetiminde sağlanan ilerlemeleri not ettiğini, ancak uranyum zenginleştirme faaliyetlerine ilişkin bazı bilgileri UAEA'ya zamanında sağlamamış olmasının güven sarstığını açıkladı.
Otuz Dokuzuncu Bölüm: 02.03.2005 tarihli MİLLİYET gazetesinde çıkan “İsrail: İran Menzilimizde” başlıklı bir haberde, İsrail Hava Kuvvetleri'nde görevli bir komutan "İran'ın menzilleri içinde olduğunu" söyledi. İsrail Hava Kuvvetleri'nin stratejik "Bat" filosunun adı açıklanmayan komutanı, Maariv gazetesinin internet sitesinde yayımlanan açıklamasında, "Uzak bölgelerdekiler de dahil her savaş alanı için hazırlanıyoruz. Filo bunun için kuruldu. Eğer pilotlarımızın İran'a 6 saatlik bir uçuş yapmaları gerekirse bu onlara yabancı bir deneyim olmayacaktır" dedi. İsrail hava kuvvetleri, geçen yıl ABD'den F-16i savaş uçakları alarak, menzilini Basra Körfezi'ne kadar genişletmişti.
Kırkıncı Bölüm: 02.03.2005 tarihli bir haberde, AB, İran'ın nükleer programının denetiminde sağlanan ilerlemeleri not ettiğini, ancak bu ülkenin uranyum zenginleştirme faaliyetlerine ilişkin bazı bilgileri Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'na (UAEA) zamanında iletmemiş olmasının güven sarsıcı olduğunu bildirdi. AB grubu, İran'ın AB'nin üç büyükleri Almanya, Fransa ve İngiltere ile Paris'te yaptığı anlaşmaya tam riayet etmesini istedi. İran'ın nükleer programında bugüne kadar radyoaktif kirlenme ve santrifüj sorunu gibi iki önemli meselenin henüz açıklığa kavuşturulamadığı kaydedildi. İran'a yeniden tam, şeffaf bir işbirliği yapması ve işbirliğini artırması çağrısı yapan AB ülkeleri, İran ile Paris anlaşması çerçevesinde görüşmelerin sürmesinden yana olduklarını bildirdi.
Kırk Birinci Bölüm: 04.03.2005 tarihli bir haberde, ABD'nin nükleer silah üretmekle suçlağı İran, uluslarası uyarılara rağmen resti çekti.İran televizyonuna konuşan Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi (UYGK) Dış Siyaset Komitesi Başkanı Hüseyin Museviyan, uluslararası anlaşmaların getirdiği yükümlülüklerin dışındaki talepleri kabul etmeyeceğini söyledi. Museviyan, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Muhammed El Baradey'in, İran'ın nükleer programı konusunda yaptığı açıklamaların 'ilginç' olduğunu belirtti. Museviyan, ''Baradey'in, uluslararası yasaların dışında İran'dan bazı taleplerde bulunması, ajans ve Baradey'e yönelik güvensizlik yaratıyor. Baradey'in, uluslararası yasaların dışında talepte bulunma hakkı yok'' dedi.
AB ile yapılan görüşmelerde istenilen ilerlemenin şimdiye kadar kaydedilmediğini söyleyen Museviyan, ''görüşmelerin devam etmesi için ilerleme gerektiği şartını koymamız Avrupalıları kaygılandırıyor. Bu yüzden Avrupalılar birçok temelsiz talepte bulunarak, yerine getirmesi gerekli taahhütlerini saklı tutmaya çalışıyorlar'' diye konuştu. Museviyan, Avrupalılarla uranyum zenginleştirme çalışmasını durdurma değil, askıya alma konusunda anlaştıklarını belirtti.Museviyan, ''Avrupalılar İran'a verilmesi gereken objektif garantiler konusunda formül üretmelidir. Bu, İran barışçıl nükleer faaliyetlerini sürdürürken, Avrupa'nın ve uluslararası toplumun İran'ın nükleer programı konusundaki kaygılarını giderecek bir formül olmalıdır. Avrupalılar taahhütlerini yerine getirmez ve uranyum zenginleştirme çalışmalarının durdurulması konusunda ısrarcı olursa Tahran ve Paris'te Avrupalılarla yapılan anlaşmalar öncesine döneriz'' şeklinde konuştu.
ABD-İran ve AB görüşmeleri ABD ve AB arasındaki görüşmelerden sonra, ABD'nin İran'ın nükleer dosyası konusunda izlediği siyaseti değiştirebileceğini belirten Museviyan, ABD yönetiminin İran ve AB arasındaki görüşmelerin başarısızlığından sorumlu olmak istemediğini düşündüğünü, İran'ın Dünya Ticaret Örgütü'ne (WTO) girmesi ve İran'a Airbus uçakları satılması gibi ekonomik imtiyazları tanıyabileceğini söyledi. Avrupa'nın İran ile yürüttüğü görüşmeleri sonuca bağlamak için uluslararası desteğe ihtiyacı olduğunu, bunun için gerekli faaliyetleri sürdürdüğünü söyleyen Museviyan, ''Avrupa'nın uluslararası destek alması konusunda gösterdiği çabalara sıcak yaklaşıyoruz, ancak bu ABD'nin sürece dahil olması anlamına gelmiyor'' dedi.
Kırk İkinci Bölüm: 06.03.2005 tarihli bir haberde, Çin Dışişleri Bakanı Li Zhaoxing, Avrupa Birliği'nin (AB) ülkesine uyguladığı ambargoyu kaldırmasından sonra yeni bir silahlanma programı başlatmayacaklarını söyledi. Ülkesinin Avrupa'dan çok miktarda silah alacak kadar parası olmadığını belirten Bakan Li, bu silahların hem pahalı, hem de gereksiz olduğunu kaydetti, buna rağmen silah ambargosunun kaldırılmasının Çin'e uygulanan siyasi ayrımcılığa son verilmesi açısından önemli olduğunu vurguladı. Geçtiğimiz hafta Çin Yönetimi savunma bütçesini yüzde 12 oranında artıracağını açıklamıştı. Amerikan Yönetimi, Tayvan konusunda çıkacak bir krize dahil olması durumunda Çin'in Avrupa'dan alacağı silahların kendisine yöneleceğini düşünüyor. Avrupa Birliği 1989'da demokrasi yanlısı gösterilerin tanklarla bastırıldığı Tiananmen olaylarından sonra Çin'e silah ambargosu koymuştu.
ABD, Çin'e silah ambargosunu sürdürmesi için Avrupa Birliği'ni ikna etmeye çalışıyordu. Ambargonun önümüzdeki birkaç ay içinde kalkması bekleniyor. Öte yandan Tayvan'da onbinlerce kişi Çin Yönetimi'nin bu hafta Meclis'ten geçirmeyi planladığı bir yasa tasarısını protesto etti. Yasa tasarısı her türlü ayrılıkçı girişimleri yasaklıyor. Bazı gruplar, Çin'in bu yasayı bağımsızlık girişiminde bulunması halinde Tayvan'a saldırmak için gerekçe olarak kullanacağını düşünüyor.
Çin, Tayvan'ı bir eyaleti olarak kabul ediyor.
Kırk Üçüncü Bölüm: 07.03.2005 tarihli YENİÇAĞ gazetesinde çıkan “Çin AB'den Silah Alımına Sıcak Bakmıyor...” başlıklı haberde, Çin, Avrupa Birliği'nin (AB) "pahalı" ve "kullanışsız" silahlarına ihtiyacı olmadığını açıkladı. Dışişleri Bakanı Li Zhaoxing, buna karşın AB'nin Çin üzerindeki silah ambargosuna son vermesi çağrısında bulanarak, yaptırımı "politik ayrımcılık" olarak nitelendirdi. Zhaoxing yaptığı açıklamada, Çin'in "barışçıl gelişim"den yana olduğunu belirterek, "AB'den gelişmiş silahlar almaya ihtiyacımız yok. Aynı zamanda Çin gelişmekte olan bir ülke. AB ülkelerinden bizim için çok pahalı ve kullanışsız silahlar alacak paramız da yok" diye konuştu.
Kırk Dördüncü Bölüm: 08.03.2005 tarihli bir haberde, İran'ın eski Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani (yanda), ülkesinin başlangıçta nükleer programını gizli tutmaktan başka çaresi olmadığını söyledi. Bu açıklamanın hemen ardından İran Dışişleri Bakanlığı Nükleer İşler Danışmanı Ali Ekber Salehi, uranyum zenginleştirme programının yürütüldüğü Natanz nükleer tesisinin yerin altında inşa edilmesinin, tesisi muhtemel bir hava saldırısından korumak amacıyla olduğunu söyledi. ABD ve İsrail'den gelen tehditlerin kendilerini böyle bir önlem almaya zorladığını belirten Salehi, tesisin yeraltında olmasının nükleer silah geliştirdikleri anlamına gelmediğini vurguladı.
Kırk Beşinci Bölüm: 08.03.2005 tarihli bir haberde, İsrail'in, ''LORA'' adı verilen uzun menzilli topçu roketlerinin deneme atışını yerine getirdiği bildirildi. Uydu tarafından yönetilen, sabit ya da yarı sabit hedeflere karşı kullanılan LORA roketlerinin 3 Mart'ta yapılan denemesinde, sahildeki atış yerinden 200 km uzaklıkta, denizdeki bir hedefe tam isabet kaydettiği belirtildi. Jerusalem Post'un savunma ve havacılık kaynaklarına dayandırdığı haberinde, topçu roketlerinin deneme atışının 1 Mart'ta yapılmasının kararlaştırıldığı, ancak Amerikan casus uçaklarının varlığı nedeniyle bu denemenin iptal edildiği belirtildi.
Kırk Altıncı Bölüm: 10.03.2005 tarihli bir haberde, Nükleer faaliyetleri nedeniyle uluslararası baskıya maruz kalan İran'ın Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi, ABD'nin İran'a olası saldırısının, bu ülke için ''kabus'' olacağı uyarısında bulundu. İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin Bosna'ya önceki gün ve dün yaptığı ziyarete katılan Harrazi, yaptığı açıklamada, ''Amerika'nın İran'a olası saldırı kararının çok büyük bir yanlış olacağını'' belirtti. ''İran'ın güçlü bir hükümet olduğunu ve halkının birlik içinde bulunduğunu'' vurgulayan Harrazi, ''Amerika saldırı kararı alırsa bu, onlar için bir kabus olur'' dedi.
Kırk Yedinci Bölüm: 10.03.2005 tarihli TÜRKİYE gazetesinde çıkan “İran Dışişleri Bakanı Harrazi: "İran'a saldırı ABD için kabus olur" başlıklı bir haberde, BANYA LUKA-Nükleer faaliyetleri nedeniyle uluslararası baskıya maruz kalan İran'ın Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi, ABD'nin İran'a olası saldırısının, bu ülke için ''kabus'' olacağı uyarısında bulundu.İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin Bosna'ya önceki gün ve dün yaptığı ziyarete katılan Harrazi, ''Nezavisne Novine'' adlı Bosna gazetesine yaptığı açıklamada, ''Amerika'nın İran'a olası saldırı kararının çok büyük bir yanlış olacağını'' belirtti.''İran'ın güçlü bir hükümet olduğunu ve halkının birlik içinde bulunduğunu'' vurgulayan Harrazi, ''Amerika saldırı kararı alırsa bu, onlar için bir kabus olur'' dedi.''Irak ile yaptıkları savaşta 'ABD'nin düşman' tarafında yer aldığını'' hatırlatan Harrazi, bu ülkeyle aralarında başka sorunların da bulunduğunu söyledi. Harrazi, ''ABD'nin, İran'ın küresel ilişkilerde önemli bir rolü bulunduğunu anlamak istemediğine'' dikkat çekerek, ''İran, demokratik bir ülkedir ve dünyada barış ve güvenliğin gelişmesinde olumlu rol oynamaktadır'' dedi.
Kırk Sekizinci Bölüm: 11.03.2005 tarihli bir haberde, ABD Başkanı George Bush, Amerikan firmaları ve vatandaşlarının İran'la petrol anlaşmaları yapmalarını yasaklayan yaptırımların süresini uzattı. Beyaz Saray tarafından yayımlanan kararnameye göre Bush, 'uluslararası terörizmi desteklemek, Batı Asya barış sürecini baltalama çabaları ve kitle imha silahları edinmekle suçladığı İran'a yaptırımları 'Tahran'ın olağandışı tehdit teşkil ettiği' gerekçesiyle bir yıl daha uzattı. Bush, 'İran'ın politikalarının ABD'nin çıkarlarına ters düştüğünü, ulusal güvenlik, dış politika ve ekonomilerine tehdit teşkil ettiğini' belirtti.
Kırk Dokuzuncu Bölüm: 11.03.2005 tarihli bir haberde, İran Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi (UYGK) Genel Sekreteri Hüccetülislam Hasan Ruhani, İran'ın nükleer sorununu diplomasi yoluyla çözmek istediklerini söyledi. Ruhani, nükleer teknolojinin tartışılamaz uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin askıya alınmasının da kısa süreli olduğunu, İran halkının nükleer teknolojiye sahip olmayı ve bu soruna görüşmeler yoluyla çözüm bulunmasını istediğini kaydetti. Ruhani; İran'ın uranyum zenginleştirme çalışmalarına başlaması halinde savaş çıkacağını sanmadığını, diplomatik olmayan yollardan çözülmeye çalışılması halinde sorunlarla karşılaşacaklarını söyledi. Ruhani, İran'ın Avrupalılarla yürüttüğü görüşmelerin şimdiye kadar başarılı seyrettiğini ifade etti. Amerikan yönetiminin İran'ın nükleer dosyasını BM Güvenlik Konseyi'ne götürmek için çaba harcadığını kaydeden Ruhani, ancak Amerikalıların İran'ın nükleer enerji programı konusunda tehditler ve yaptırımlarla arzuladıkları sonuca ulaşamayacaklarını belirtti.
Ellinci Bölüm: 12.03.2005 tarihli bir haberde, Çin'in, savunma harcamalarını artırması ve Tayvan'a yönelik tehditlerini artırması, ABD ile ilişkilerini gerdi. Çin, Tayvan’daki ayrılıkçı güçler için hazırladığı yasa tasarısında, "öncelikli hedefimiz Tavyan'ı barışcı yollarla içimizde tutabilmek. Başaramazsak askeri güç kullanabiliriz" diyor. Tayvan’ın ayrılık kararı vermesi durumunda Pekin yönetimi askeri müdahalede bulunabilecek. Bunu da yasal bir zemine oturtarak ilan ediyor. Son gelişmelerden rahatsız olan ABD ise, Çin'den tasarıyı yeniden düzenlemesini istiyor. Ancak Pekin'in yumuşamaya niyeti yok. ABD Dışişleri Bakanı Condolleza Rice'ın önümüzdeki günlerde Çin'e yapacağı ziyaretin çetin müzakerelere sahne olması bekleniyor. Tayvan sorunu 1949'da Çin'de komunist rejime geçilmesiyle başladı.
Mao önderliğindeki komünist partisi iktidara gelince, yönetimde olan Milliyetçi Çin hükümeti, Çin'in kontrolündeki Tayvan'a çekildi. Tayvan bağımsızlığını ilan etti ama o tarihten bugüne kendisini sadece 25 ülke tanıyor. Birleşmiş Milletler'de de temsil edilmiyor. Çin, Tayvan'ı kendisine bağlı bir eyalet olarak görüyor, ancak Tayvan yönetimi bu durumu kabul etmiyor. Pekin yönetimi ise 1949'dan beri Tayvan'ı kaybetme korkusuyla yaşıyor. Çünkü ABD ile Tayvan yakın ilişki içinde bulunuyor. Aralarında "savunma şemsiyesi" anlaşması var. ABD, Tayvan'a yapılmış bir saldırıyı kendisine yapılmış kabul ediyor. Çin, bu sebeple ABD ile karşı karşıya kalmamak için Tayvan'a sadece gözdağı verebiliyor. ABD ile işbirliğine giren Tayvan yönetimine karşı, askeri bütçesini artırdığını açıklamakla yetiniyor. Çin'in tereddütleri geçtiğimiz mart ayında yapılan seçimlerden sonra daha da arttı.
Geçtiğimiz yıl Tayvan'ın devlet başkanlığı koltuğuna oturan Çen-Şu-Bian, ilk günlerinde ABD ile 'erken uyarı sistemi' için anlaşma yaptı. Tayvan, 2 milyar dolarlık radar sistemiyle, saldırılardan erken haberdar olacak ve güvenliğini tehdit edecek füzeleri etkisiz hale getirebilecekti. Çin Dışişleri Bakanlığı bu işbirliğinden rahatsız oldu. ABD'yi ‘tek Çin' politikasına saygı göstermeye çağırdı. Tayvan lideri radar anlaşmasıyla da yetinmedi. İlk anlaşmadan sadece üç ay sonra, ABD ile bu kez silah pazarlığına oturdu. Washington yönetimi Tayvan'a 18 milyar dolarlık füze, savaş uçağı ve denizaltı satacağını açıkladı. Bu durumdan rahatsız olan Çin Devlet Başkanı Hu Jintao, ABD Başkanı George Bush'u telefonla bizzat arayarak Tayvan'a silah satışını durdurmasını istedi. Çin ile Tayvan arasındaki tansiyon Çin'in yeni tasarısıyla bugünlerde yeniden yükseldi. Çin, Tayvan'daki ayrılıkçı güçler için çıkardığı tasarı sonrasında, sorumsuz açıklamalar yapmakla suçladığı ABD'yi yasayı desteklemeye çağırdı.
Elli Birinci Bölüm. 12.03.2005 tarihli bir haberde, Amerikan yönetimi, Tahran yönetimine karşı yumuşama işaretleri vermeye başladı. Düne kadar İran'a karşı sert bir tutum içine giren Washington, şimdi de ekonomik teşvikler vermek için harekete geçti. ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, atom bombası üretmekten vazgeçmesi halinde İran'ın Dünya Ticaret Örgütü'ne başvurusunu destekleyeceklerini söyledi. Rice, ayrıca İran'daki ticari uçakların yedek parçalarının, özellikle Avrupa Birliği ülkelerinden Tahran'a satışına izin verilmesinin de ele alınabileceğini belirtti. ABD Başkanı George Bush da, İran’ın nükleer programı konusunda Avrupa ile birlikte çalışmaktan memnunluk duyduğunu açıkladı. Bush, “Özgür bir dünya yaratma yolunda İran’ın atom bombası üretmesine izin verilmeyeceğini, İran rejimine açıkça anlatmak için Avrupalı dostlarımızla birlikte çalışmaktan mutluluk duyuyorum” dedi.
AB'nin üç büyüğü Almanya, Fransa ve İngiltere ile yapılan görüşmelere katılan İran heyetinde görevli ve rejimin nükleer alandaki danışmanı Sirus Naseri, ABD'nin ekonomik teşvik önerisinin ''yorumda bulunulmayacak kadar önemsiz'' olduğunu söyledi. ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan bugün yapılan açıklamayı değerlendiren Naseri, ''önerilen şey çok önemsiz. Açıkçası üzerine bir yorumda bulunulmayacak kadar önemsiz'' dedi. Öte yandan Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, İran'ın nükleer programa sahip olma hakkının olduğunu söyledi. Venezüella'ya üç günlük ziyarette bulunan İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi ile Miraflores Devlet Başkanlığı Sarayı'nda bir araya gelen Chavez, dünyadaki diğer tüm ülkeler gibi İran'ın da atom enerjisi geliştirme ve bu alanda araştırma yapma hakkı bulunduğunu açıkladı. İran ve Venezüella'nın iki kardeş ülke olduklarını ve sonsuza dek beraber olmaya devam edeceklerini ifade eden Chavez, ''sizin gibi biz de emperyalizmden kurtulma arzusundayız'' dedi.Hatemi de, iki ülkenin de özgür olma kararında olduğunu ifade etti. Chavez'in 1999'da iktidara gelmesinden bu yana, petrol ihraç eden iki ülke arasındaki ilişkilerin çok geliştiği biliniyor. Kasım ayında da İran, Chavez'i ağırlamıştı.
|