Derin Noktalar
Yüz Yetmiş Yedinci Bölüm: 16.02.2005 tarihli haberde, İran ve Suriye, zorluklara ve tehditlere karşı "ortak bir cephe" kuracaklarını bildirdiler. İttifakın iki ülkeye karşı meydan okumalara karşı yapıldığı kaydedildi. İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed Rıza Arif, Tahran'da bulunan Suriye Başbakanı Naci Otri ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, "Tehditlerle mücadele için Suriye'ye yardım etmeye hazırız" dedi. Otri de "Bu hassas zamanda yapılan görüşmenin, Suriye ve İran'ın meydan okumalarla karşı karşıya olması nedeniyle önemli olduğunu" söyledi. Bu konuya ilişkin 17.02.2005 tarihli haberde de, İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, ''Tahran ve Şam yönetiminin uluslararası ve bölgesel konularda aynı açık ve yakın tutumu paylaştığını '' söyledi.
İRNA'nın haberine göre Hatemi, Suriye Başbakanı Naci Otri'yi kabulünde, Tahran yönetiminin Lübnan halkının direnişini, işgale karşı olduğu ve işgalcilere karşı savaştıkları için desteklediğini belirtti. Bazı ülkeleri terörizm konusunda çifte standartlı davranmakla suçlayan Hatemi, ''Siyonist İsrail rejiminin uyguladığı devlet terörizmi, terörizmin en kötü biçimidir. İsrail devlet terörizmi uygularken, kendi topraklarının özgürlüğü için savaşanların terörist olarak damgalanmasını kınıyorum'' diye konuştu. Hatemi, İsrail rejimine karşı mücadelenin ön saflarında yer alan Suriye'ye saygı duyduklarını ve Suriye'nin işgal edilmiş topraklarını geri almak için gösterdiği hukuki çabaları desteklediğini de belirtti. Eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin bombalı saldırıda öldürülmesine de değinen Hatemi, şöyle devam etti:
''Terörizm sınır tanımaz ve herkesin düşmanıdır. Sadece bölgede barış, istikrar ve gelişmeye hoşgörülü olmayan kimselerin Hariri'nin suikastından çıkarı olacaktır. Hariri'nin öldürülmesinin sorumlularının derhal kimliğinin belirlenerek, adaletin karşısına çıkarılmasını umuyorum.'' -RAFSANCANİ- Bu arada eski Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani de Otri ile görüşmesinde, İran, Suriye, Lübnan, Irak ve bölgedeki diğer İslam ülkeleri arasındaki ilişkileri güçlendirmenin büyük önem taşıdığını söyledi. Yakın işbirliğiyle güçlü bir ittifak yaratmanın bölge ülkelerinin halklarının çıkarına olduğunu belirten Rafsancani, ''ABD ve İsrail bölge ülkeleri arasında ayrılık yaratmaya çalışıyor. ABD ve İsrail'in bu konudaki entrikalarına karşı uyanık olunmalı'' diye konuştu. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Arif ile dün görüşen Otri, ''bu hassas zamanda yapılan görüşmenin, özellikle Suriye ve İran'ın bazı meydan okumalarla karşı karşıya olması nedeniyle önemli olduğunu'' söylemişti. Otri, ''Suriye ve İran'ın sayısız tehditlere karşı birleşik cephe oluşturmalarının kaçınılmaz olduğunu'' açıklamıştı.
Yüz Yetmiş Sekizinci Bölüm: 16.02.2005 tarihli haberde, Irak Başbakanı İyad Allavi'nin partisi, başbakan adayı İbrahim Caferi'yi İran ile yakınlaşma ve şeriat rejimi konularında uyardı. Allavi'nin yardımcılarından İmad Şebib, Caferi'nin İran ile yakınlığına atıfta bulunarak, ''Caferi Iraklı gibi davranmalı. Irak'a sadık kalmalı, başka bir ülkeye değil'' dedi. Şebib, ''Irak'ta din meselesi çok karmaşık bir konu. Aynı kabilede, aynı ailede hem Sünniler, hem de Şiiler bulunabiliyor. Dikkatli olmazsak ayrımcılık yaparız'' dedi ve müstakbel başbakanın, Sünni ya da Şii değil, mükemmel bir yönetici olması gerektiğini söyledi.
Yüz Yetmiş Dokuzuncu Bölüm: 16.02.2005 tarihli haberde, Irak'ın kara sınırlarının, Aşure ayının başlaması dolayısıyla 17 Şubat ile 22 Şubat arasında kapatılacağı belirtildi. Irak'ta Aşure ayı etkinlikleri nedeniyle çeşitli ülkelerden gelen kişilerin kontrol edilmesi ve geçen yıl yaşanan olayların önüne geçebilmek için yarından itibaren 23 Şubat'a kadar Türkiye, İran, Suriye ve Ürdün sınır kapıları girişlere kapatılacak. Yasağın Bağdat'taki uluslararası havaalanını kapsamadığı, güvenlik kuvvetlerinin alarmda olduğu, içişleri ve savunma bakanlıklarının komite kurduğu belirtildi.
Bu habere ilişkin olarak 16.02.2005 tarihli bir haberde de, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, ABD'nin Irak'ın kuzeyine yığınak yaptığına dair bilgilerinin olmadığını söyledi. Tan, "Kerkük'ün Kürtlerin kontrolüne geçmesi durumunda Türkiye'nin müdahale ihtimaline karşı ABD'nin Irak'ın kuzeyine yığınak yaptığı" yönündeki Guardian gazetesinin iddiasının hatırlatılması üzerine şunları söyledi: "Yığınak yapıldığı konusunda bilgimiz yok. ABD bizim dostumuz ve müttefikimizdir." Tan, Türkiye'nin, Irak'ın ulusal birlik ve toprak bütünlüğünü güvence altına alan demokratik anayasal düzenini kurma yönünde atacağı adımları desteklemeye, kalıcı barış ve istikrarın tesisi için sürdürülen uluslararası işbirliğine aktif olarak katılmaya devam edeceğini kaydetti.
Bu bölümle ilgili olarak Irak’ta 17.02.2005 ile 23.02.2005’e kadar Aşure ayının başlaması nedeniyle 6 gün boyunca Irak’ın Türkiye, İran, Suriye ve Ürdün sınırlarını kapatması olayının ardında aslen ABD bulunmaktadır. Hatırlarsanız geçen yıl ki Aşura ayında yapılan kutlamalara kan düşmüştü ve birçok insan ölmüştü. Yapılan saldırılar da havan mermileriyle yapılmıştı. Bu saldırıları yapanlar aslen belliydi fakat ABD, saldırıları Zarkavi’ye bağlı güçlerin yaptığı yönünde açıklamalar yapmıştı. ABD, bu yalanıyla insanları kandırabileceğini ve suçu aynı Ladin’e yüklediği gibi şimdi de Irak’ta aslında olmayan fakat varmış gibi gösterilen Zarkavi’nin üzerine yıkarak ve onu yakalamak bahanesiyle girmediği ev, bina ve tutuklamadığı insan bırakmıyor. Sizlerinde malumu ABD tutukladığı Irak’lı insanlara insanlık dışı muamele ve işkenceler yapıyor.
Bunu da gizli şekilde değil alenen yapıyor. Fakat kimseden ses çıkmıyor. Sesini çıkarmayan insanlar ve devletler aslında kendileri hem insanlıklarından hem de devletliklerinden utanmalıdırlar. Geçen yıl ki Aşura ayında Şiilere yapılan saldırıları da sizlere daha önceki yazılarımızda bildirmiş ve perdenin arkasında ki gücün ABD ve İsrail olduğunu yani CIA ve MOSSAD’ın olduğunu sizlere söylemiştik. ABD Irak’ta yapmış olduğu bütün faaliyetlerini gizlemek ve göz yanılgısını sağlamak için kılıflarını daha önceden belirlemiştir. Böylelikle aslen ABD’nin yapmış ve yaptırmış olduğu faaliyetleri başka kesimlerin üzerine atarak hem yönü değiştirerek hedef yanıltmasını hem de kendini temiz göstermesini sağlamaya çalışmaktadır.
Irak’ta yabancı uyruklu kişilerin kaçırılmaları ve hunharca öldürülme işlerini kimler düzenliyor sizce? Bu kişiler içerisinde ABD’li kişilerde bulunmaktadır. Bu sorunun cevabı aslında basit ve bir o kadar da düşündürücüdür. Neden bu kişiler kaçırılıyorlar ve birçoğu da neden boğazları kesilerek öldürülüyorlar? Ayrıca bir diğer konu da kaçırılan bu kişiler öldürülme sahneleriyle birlikte kamerayla filme alınıyor ve daha sonra bazı internet sitelerinde alenen gösteriliyor. Gösterilen bu filmler de daha sonra hem gazetelerde hem de televizyonlarda birinci haber olarak sunuluyor. Bunun sebebi sizce ne olabilir? Bu filmlerle dünyaya verilmek istenen mesaj “İSLAM=TERÖRİZM” den başka bir şey değildir. Bu mesajla dünyanın İslam’a karşı cephe alması gerektiği vurgulanmaktadır. ABD bu mesajı zaten kendi ülkesinde ki okullarında öğrencilerine sürekli olarak vermektedir. ABD’de ilkokullarda ki sınıflarda duvarlara astıkları küçük tabelalarla öğrencilerin beyinlerini her saat yıkamaktadır. O küçük tabelalarda “İSLAM=TERÖRİZM” yazmaktadır. Sizlere tavsiye olarak gördüklerinizi biraz irdeleyerek sahnelenen oyunun perde arkasını da merak etmeniz ve olayları süreçleriyle tahlil etmenizdir. Mesajları almış olmanız dileğiyle.
Sizlere tavsiyemiz büyük ATATÜRK’ün Türk Gençliğine görev atfettiği “TÜRK GENÇLİĞİNE HİTABE” sini okuyun ve beyninize nakış nakış işleyerek ŞEHİTLERİMİZİN hangi kutsal dava için ŞEHİT olduklarını düşünün.
Yüz Sekseninci Bölüm: 16.02.2005 tarihli haberde, ABD kongre üyesi Ed Whitfield, ABD Temsilciler Meclisi ne, Türkiye nin Afganistan Uluslararası Yardım Gücü ISAF ın komutasını almasını öven bir tasarı sundu. ABD Temsilciler Meclisindeki Türk Dostluk Grubu üyesi olan Whitfielde, Demokrat Parti Florida Milletvekili Robert Wexler ve Cumhuriyetçi Parti Texas Milletvekili Kay Granger da destek verdi. Whitfield, yaptığı açıklamada, Türkiye'nin terörizmle savaşta önemli bir müttefik olduğunu belirtti ve ''Türk ordusu, dünyada en iyi eğitilmiş ve donatılmış ordulardan biridir. ISAF'ta yeniden liderlik sergileyeceklerine kuşkum yok. Türkiye, Ortadoğu'da barış ve istikrarı garanti etmek için liderlik rolü üstlendi ve Afganistan'da demokrasiyi koruma yolunda liderlik ediyor'' dedi. Robert Wexler da, Türk hükümetinin terörizmle savaşta kararlı destek sergilemesini övdü ve Türkiye'nin ISAF'in komutasını almasının, Türk-Amerikan ilişkilerini güçlendirmeye yönelik olumlu bir adım olduğunu kaydetti.
Kongre üyesi Kay Granger da Türkiye'nin terörizmle savaşta ve Afganistan'da demokrasinin korunmasındaki katkılarını öven bu tasarının destekçilerinden biri olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Tasarıda, Türkiye'nin, Aralık 2001'den beri ISAF'ta sürekli hizmet verdiği, Haziran 2002 ile Şubat 2003 tarihleri arasında ISAF'ın komutasını yürüttüğü ve bu güce askeri malzeme katkısında bulunduğu, Türkiye'nin bu ay yeniden ISAF'ın komutasını devraldığı anlatılıyor. Türkiye'nin, Afgan Ulusal Ordusu ve sivil polis gücünün eğitimine katıldığı, üniforma ve ekipman sağladığı belirtilen tasarıda, eski Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin'in Afganistan'da NATO temsilcisi olarak görev yaptığı hatırlatılıyor. Tasarıda, Türkiye'nin Afganistan'daki pek çok imar projesinde rol aldığı, eğitim, tarım, sağlık alanlarında yardım ettiği belirtiliyor. ABD Temsilciler Meclisi'ne sunulan tasarıda, ''Türkiye Cumhuriyeti'ne, ISAF'ın komutasını alması ve terörizmle savaşta hayati bir unsur olarak Afganistan'ın istikrarına sağladığı katkıya teşekkür ederiz'' deniliyor.
Yüz Seksen Birinci Bölüm: 16.02.2005 tarihli AKŞAM gazetesinde yayınlanan haberde, Kerkük'te Türk nüfusu azaltmak için bölgeye Kürtler'i yerleştiren ABD'nin Türkiye'ye karşı önlemler aldığı iddia edildi. İşte ABD'nin aldığı önlemler: ABD'nin, Irak'ın kuzeyindeki PKK'lılar ve Kerkük'te nüfus yapısının değiştirilmesi nedeniyle kırmızı çizgileri aşılan Türkiye'nin olası müdahalesine karşı Kuzey Irak'a yığınak yaptığı iddia edildi. İngiliz The Guardian gazetesinin haberine göre, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın üzerinde, Kerkük konusunda iç baskı artarken, bakanlar, 'yenilenmiş bir askeri müdahalenin işaretlerini' verdi.
Kırmızı çizgiler aşıldı. İşaretlerin, Ankara'nın ABD ile ilişkilerinde yeni gerginliklere yol açacağına dikkat çekilen yazıda, adı verilmeyen bir Türk diplomatın sözlerine de yer verildi. Diplomatın, 'Kerkük şu anda bir numaralı güvenlik meselesi ve kamuoyu kaygısıdır. Kerkük, potansiyel barut fıçısıdır. Bizim için özel statüsü vardır. Kudüs gibidir. Tüm insanlara aittir. Irak'a müdahale etmek istemiyoruz. Ama kırmızı çizgilerimiz var: Kerkük ve etnik azınlıklara saldırılar' sözlerine dikkat çekildi. Kerkük'ü kontrol edenin, Irak'ın bilinen petrol rezervinin yüzde 40'ını kontrol edeceğine işaret edilen yazıda, böylesi bir zenginliğin, bağımsız bir Kürt devletini ekonomik olarak kendi ayağının üzerinde tutabileceği kaydedildi.
Rice önlemek istedi Haberde, ABD'nin, Irak'ın kuzeyindeki yaklaşık 4 bin PKK militanının ortadan kaldırma konusunda gösterdiği isteksizliğin, Ankara'yı 'işi yapmak' için harekete geçirebileceğine dikkat çekildi. ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın Ankara'daki görüşmelerde olayları yatıştırmaya çalıştığı ifade edildi. Yazıda şu ifadelere yer verildi: 'Batılı güçler Kürt bağımsızlığına karşı olmaya devam etse de ABD gibi, AB de herhangi bir müdahaleye kaşlarını çatacaktır. Kuzey Irak'taki ABD üslerinin önlem olarak takviye edildiği bildiriliyor.' Tam bağımsızlığın, çoğu Kürt için bir umut olarak kalmaya devam ettiği belirtilen yazıda, 'İstedikleri federal anayasal güvenceleri elde etse de ve eski iç düşmanlıklar ortadan kalkmış olsa da (Kürtler), er yada geç, George Bush'un son dönemde bir evrensel hak olarak ilan ettiği özgürlük ve self determinasyon hakkı arayışında olacaklardır' denildi.
Yüz Seksen İkinci Bölüm: 16.02.2005 tarihli MİLLİYET gazetesinde yayınlanan bir haberde, Fransa'dan çelişkili açıklamalar. Daha önce Türkiye'nin azınlıkları ezdiğini ileri süren Fransa, kendi ülkesindeki azınlıkların ülkenin birliğini bozduğu görüşünde. Avrupa Konseyi'nin ırkçılık ve hoşgörüsüzlük raporunda azınlık kavramını kabul etmesi istenen Fransa, 'Azınlık kavramı bölünmezlik ve birlik ilkelerimize aykırıdır' cevabını verdi. Avrupa platformlarında Türkiye'nin önüne sürekli sorun olarak getirilen azınlıklar konusu bazı Avrupa Birliği (AB) üyeleri için de sorun yaratıyor. Avrupa Konseyi bünyesinde faaliyet gösteren Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Mücadele İçin Avrupa Komisyonu (ECRI) hazırladığı bir raporda, Fransa'ya azınlıklar konusunda uyarıda bulundu. Raporda, Fransa'nın azınlık kavramını yasal olarak kabul etmemesi eleştirildi. Fransa'nın yanıtı ise, "Azınlık kavramı Fransız hukukuna yabancıdır" oldu.
Yabancı bir kavram Dün Strasbourg'da yayımlanan raporda, Fransa'nın "Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi" ve "Avrupa Azınlık ve Bölgesel Diller Şartı"nı imzalaması istendi. Fransa bu yönde bir niyeti olmadığını açık bir şekilde dile getirdi. Buna gerekçe olarak ise kolektif haklar tanınmasının ülkenin üzerine kurulduğu bölünmezlik, eşitlik ve birlik ilkelerine aykırı olacağını gösterdi.
Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşmesi'ni imzalamayan tek AB ülkesi olan Fransa, azınlık grupları haklarının korunmasını isteyen ECRI'ye yanıtında "Fransa bölünmez, laik, demokratik ve sosyal bir cumhuriyettir. Etnik köken, ırk ve din ayrımı yapılmaksızın tüm vatandaşlar yasalar önünde eşittir. Azınlık kavramı Fransız hukukuna yabancıdır" dedi. Fransa, azınlıkların korunması kavramının katı bir biçimde ele alınmasının olumsuz sonuçlara yol açabileceğine vurgu yaptı. Raporda, Fransa'da Yahudi düşmanlığının alarm veren düzeylere geldiği ve bu yaklaşımın okullara kadar indiğine dikkat çekildi. Rapor, Fransa'da ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadeleye ilişkin yasaları yeterince uygulamamakla eleştirdi. Raporda, Müslümanların da ırkçı söylem ve eylemlere maruz kaldığı, göçmen ve yabancı kökenlilerin de özellikle iş dünyasında ve konut edinmede ayrımcılıkla karşı karşıya kaldığı vurgulandı.
Sözleşmede ne var?
ECRI'nin Fransa'dan imzalamasını talep ettiği Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşmesi'nde öne çıkan unsurlar şu şekilde belirginleşiyor:
1- Azınlık dilini öğrenme hakkını tanımak.
2- Azınlık dilinin serbestçe ve engelsiz olduğu gibi topluluk önünde sözlü ve yazılı kullanma hakkını tanımak.
3- Ülkenin eğitim sistemi çerçevesinde ulusal azınlık üyelerine özgü özel eğitim ve yetiştirme kurumlarını kurma ve yönetme hakkı verilmesi.
4- Azınlık dilinde bilgi veya düşünceleri kamu yetkililerinin müdahalesi olmadan alma ve iletme özgürlüğü.
5- Dil, din, gelenek ve kültürel mülkiyetlerini koruma amacıyla özel şartlar oluşturulması.
6- Kültürlerini sürdürme ve geliştirme hakkı.
7- Ulusal azınlık üyelerine barış içinde toplanma, dernek kurma, düşünce, vicdan ve din özgürlüğü haklarına saygı.
8- Dinini ve inancını uygulama hakkının yanında dini kurum kurma hakkı tanıma.
9- Kendi medya organlarını kurma ve kullanma olanağını mümkün olduğu ölçüde sağlamak.
10- Ulusal azınlığa mensup fertlerle çoğunluğa mensup olanlar arasında ekonomik, sosyal, politik, ve kültürel yaşamın tüm alanlarında, tam ve gerçek bir eşitlik sağlamak amacıyla gereken yerde yeterli tedbirlerin alınması.
11- Sindirmeye yönelik politika izlenmemesi.
Yerel dilde eğitime bakanlık onayı şart Fransa ve denizaşırı topraklarında 24 yerel dil konuşuluyor ancak resmi yazışmalarda Fransızcadan başka dil kullanılması yasak. Yerel dillerin konuşulduğu bölgelerdeki özel okullarda, devlet yardımı ve katkısı olmaksızın, Fransızca zorunlu olmak kaydıyla iki dilde eğitim yapılabiliyor. Devlet okullarında ise sistematik olmamak koşuluyla velilerin ya da öğretmenlerin yapacağı başvuru bakanlık tarafından yerinde bulunursa, öğrencilere seçmeli ders olarak haftada 3 saat yerel dil okutuluyor. Buna rağmen deniz aşırı topraklarda, Guyana, Guadalup, Martinique ve Reunion Adaları böyle bir uygulamadan yararlandırılmıyor. Fransa'da 10 milyon ortaöğretim öğrencisinden yalnızca 335 bin öğrenci yerel dil öğrenimi görüyor.
Fransa'ya türban eleştirisi Fransa'nın ECRI raporunda eleştirildiği noktalardan birini de son dönemde uygulanmaya başlayan ve okullarda türbanı yasaklayan yasa oluşturuyor. ECRI, ilk ve orta dereceli okullarda türban takılmasını ve dini semboller taşınmasını yasaklayan yasa hakkında da Fransız hükümetine "dolaylı ayrımcılık" uyarısında bulunuyor. ECRI raporu, ilgili yasanın Fransa'da türban takan kızların dolaylı yoldan ayrımcılığa maruz kalabileceğini vurguluyor ve bu konuda önlem alınmasını talep ediyor. ECRI, türban yasasının yasak anlayışı yerine öğrencilerle diyaloğun ön plana çıkarılmasını istiyor. Fransa ise yasanın laik sistemin bir gereği olduğunu ifade etti.
Yüz Seksen Üçüncü Bölüm: 16.02.2005 tarihli haberde, Amerikan askerleri, Irak Türkmen Cephesi'nin Musul'daki bürosuna baskın düzenleyerek geniş çaplı bir arama yaptı. Dün akşam saatlerinde Irak Türkmen Cephesinin Musul'daki bürosuna gelen askerler arama bahanesiyle kapıyı kırıp içeri girdi. Büroda bulunan bilgisayar ve diğer malzemelere zarar veren Amerikan askerleri, çalışanlara da kötü muamelede bulundu. Büroda herhangi bir şey bulamayan Amerikan askerleri daha sonra ayrıldı. Türkmen yetkililer, yaptıkları açıklamalarla olayı protesto etti. Amerikan askerleri Musul'daki Irak Türkmen Cephesi bürosunu bastı. Kapıları ve camları kıran Amerikan askerleri, gerekçe göstermeden büroyu talan ettiler.. Önceki gün Irak'ın Musul kentinde Irak Türkmen Cephesi (ITC) bürosu yakınlarında koalisyon güçlerine yapılan saldırıda ITC binasından ateş açıldığı iddiasının ardından ABD askerleri, ITC bürosunu bastı.
Bürodaki kapıları ve camları kıran Amerikan askerleri, ITC güvenlik güçlerini de etkisiz hale getirdikten sonra binada arama yaptı. Büro içindeki odaları da dağıtan ABD güçleri, daha sonra binadan ayrıldı. Olay sonrası ITC bürosu kullanılamaz hale gelirken, ITC Musul Sorumlusu Muhammed Tahir, "Önceki gün ABD'lilere yapılan saldırıda onlar bizim binadan ateş açıldığını iddia ediyorlar. Bu bize yapılan çirkin bir saldırıdır. Gerekçe dahi göstermediler. Büro talan edildi" diyerek olaya tepki gösterdi.
Yüz Seksen Dördüncü Bölüm: 17.02.2005 tarihli haberde, Diyarbakır'da izinsiz yürüyüş yaptıkları ve polisi taşladıkları gerekçesiyle gözaltına alınan 67 kişiden 41'i tutuklandı. Terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan için önceki gün izinsiz yürüyüş yapan ve polisi taşlayan gruptan gözaltına alınan 67 kişi, Emniyet Müdürlüğü'ndeki sorgulamalarının ardından nöbetçi savcılığa sevk edildi. Tutuklanma talebiyle nöbetçi hakimliğe sevk edilen 67 kişiden 41'i tutuklanarak cezaevine konulurken, 26 kişi de tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Yüz Seksen Beşinci Bölüm: 17.02.2005 tarihli haberde, Ortadoğu ve Kafkaslar'da dengeler değişiyor. Türkiye'nin Rusya ile yakınlaşması müttefik ABD'yi rahatsız ediyor. Amerika ve Rusya'nın nüfuz mücadelesi artıyor. ABD'nin eski BM Büyükelçisi Richard Holbrooke, Rusya ile ABD arasındaki "romantik" ilişkinin sona erdiğini, Rusya'nın ABD için çok önemli bir müttefik olan Türkiye ile ilişkileri geliştirme çabasının "tehlikeli" olduğunu söyledi. Holbrooke, Washington Post gazetesindeki yazısında "Sadece Başkan Bush, 2001 yılında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in ruhuna baktığında ne gördüğünü biliyor. Ancak bu, ödenen bedele değmez. Rusya bize Irak'ta karşı çıktı. Fransa ve Almanya ile aynı tutumu aldı. Aslında açık bir şekilde onlarla işbirliği yaptı" ifadelerini kullandı.
Rusya'nın Türkiye ile yakınlaşmasının "tehlikeli" olduğunu kaydeden Holbrooke, "Rusya şimdi de bizim çok önemli, ancak derin bir şekilde yabancılaşmış müttefikimiz Türkiye ile fazla dikkat çekmeyen yakın bir ilişki içinde. Bu ilişki sayesinde bu belirsiz bölgeye kadar nüfuzunu uzatmak istiyor" diye yazdı. Holbrooke, Rusya'nın halen eski Sovyet cumhuriyetleri üzerinde "yumuşak güç" kullandığını ve halen bu ülkelerin bir çoğunda asker bulundurduğunu hatırlatarak, ABD ve Avrupa Birliği'nin, 1999 yılında bu askerlerini çekme sözü veren Rusya'ya baskı uygulamasını savundu. Holbrooke, bu konunun görmezden gelinmesinin, ileride çok büyük sıkıntılara yol açabileceği görüşünü dile getirdi.
Yüz Seksen Altıncı Bölüm 17.02.2005 tarihli haberde, Irak Seçim komisyonu, 30 Ocak'ta yapılan seçimlerin sonuçlarını onayladı. Sonuçların onaylanmasıyla, Şii partilerinin birleşmesinden oluşan Birleşik Irak İttifakı 140 sandalyeyle 275 üyeli yeni meclisin çoğunluğunu elde etti. Kürt ittifakı 75, geçici Başbakan İyad Allavi'nin liderliğindeki blok ise 40 sandalye kazandı. Kalan sandalyeler, alınan oy sayısına göre seçimin diğer adayları arasında paylaşıldı. Yeni meclis, 10 ay süreyle görev yapacak ve yeni anayasanın taslağını hazırlayacak. Meclisin ilk işi devlet başkanı ve iki yardımcısını seçmek olacak.
Yüz Seksen Yedinci Bölüm: 18.02.2005 tarihli haberde, Bağdat'ın güneyindeki bir Şii camiine düzenlenen saldırıda ölenlerin sayısı 30'a yükseldi. Hastane ve polis kaynakları, yaralı sayısını da 22 olarak açıkladılar. Saldırıyla ilgili ilk açıklamayı yapan bir hastane yetkilisi, saldırıdan kurtulanların ifadelerine göre, saldırganın, Bağdat'ın güneybatısındaki Dora mahallesindeki camiye namaz vaktinde girdiğini ve cemaatin arasında beline sarılı patlayıcıları infilak ettirdiğini kaydetmişti. Ancak bazı polis kaynakları, camiye dışarıdan roketle atılan el bombası ile saldırı düzenlendiğini düşündüklerini kaydederken, bazı polis kaynakları da hastane yetkilisinin açıklamasını doğruladı.
Yüz Seksen Sekizinci Bölüm: 19.02.2005 tarihli haberde, ABD'nin himayesindeki Kürt liderler, Kerkük'le ilgili demeçlerine her gün bir yenisini ekliyor. Irak Kürdistan Demokratik Partisi (IKDP) lideri Mesud Barzani, New York Times gazetesine yaptığı açıklamada yeni seçilecek Bağdat yönetimine yönelik Kürt taleplerinden söz ederken, bağımsızlığa yakın özerklik istedi. Barzani, "Eğer Kürt halkı, şu veya bu biçimde bir federasyon olarak Irak çerçevesinde kalmaya karar verirse, diğer insanlar onlara minnettar olmalı" ifadesini kullandı. Barzani şöyle devam etti: "Seçimde Kerkük’teki Kürt varlığı kanıtlandı. Bu konuda kesinlikle taviz vermeyiz. Türkiye’den bazı kişiler iç işlerimize karışmaya kalkınca buradaki halk öfke duyuyor. Bu kabul edilemez" dedi. Petrol rezervlerinin kontrolü ve Kerkük’ün para politikasına kadar isteklerini sıralayan Barzani, "Irak’ta biz Kürtler ve Araplar gerçeği var. Kürdistan sınırları, Kerkük’ü alacak biçimde güneye indirilsin. Hanakin ve Sincar da Kürdistan’a dahil edilsin." Barzani, uzlaşmaya hazır olduklarını, ancak Kerkük konusunda asla taviz vermeyeceklerini söyledi. Barzani, 30 Ocak seçimlerinin Kerkük’teki Kürt varlığını kanıtladığını da belirterek şöyle konuştu: "Her zaman dedik ki, bu konuda taviz vermeyiz. Türkiye’den bazı kişiler bizim içişlerimize karışmaya kalkınca buradaki halk endişe duyuyor, hatta öfke.
Bu kabul edilemez. Sayıları 100 bine ulaşan güç dağıtılmayacak. Ulusal güçlerin arasında yer alacak, ancak kontrolü yerel komutanlarda olacak. Diğer silahlı kuvvetler, Kürdistan’a asla girmeyecek. Giriş için, Kürt liderlerden izin alınacak. Uzlaşma olmadan merkeze gitmesin. Merkeze paralel olarak bakanlar atayacağız. Güvenlik ve ekonomi bakanlarının atanmasında yetki bizde olacak. Vergilendirme dahil para politikasını kontrol edeceğiz, merkeze ne kadar gideceğine biz karar vereceğiz." Kurdistani New gazetesinin sorularını cevaplayan Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Celal Talabani de, Irak seçimlerinde büyük başarı ve önemli aşama kaydettiklerini savundu. Bundan sonraki davranışlarının çok önemli olduğunu vurgulayan Talabani şunları söyledi: "Bu başarılarda akıllı hareket etmemiz gerekir. Kerkük’ün üzerinde tartışma yapılamaz. Bu yıl içinde Irak Geçici Yönetimi’nin kabul ettiği, Saddam döneminde Kerkük’teki evlerinden sürülen Kürtlerin, 58’inci maddenin uygulanarak dönmelerini sağlayacağız."
Yüz Seksen Dokuzuncu Bölüm: 20.02.2005 tarihli haberde, Mısır Dışişleri Bakanı Ahmed Ebul Geyt, ABD'nin desteğiyle gelecek ay Mısır'da yapılması planlanan ve Ortadoğu politikalarının görüşüleceği konferansın ertelendiğini açıkladı. Ebul Geyt, 3 Mart'ta yapılması planlanan konferansın belirsiz bir tarihe ertelendiğini, yeni tarihin katılımcı ülkelerle görüşülerek belirleneceğini söyledi.
Yüz Doksanıncı Bölüm: 21.02.2005 tarihli haberde, Irak Kürdistan Demokratik Partisi (IKDP) lideri Mesud Barzani, ''Türkiye'nin iç işlerimize karışmasına izin vermeyiz. Kürtlerin 'bağımsız Kürdistan' hakkıdır" dedi. IKDP'nin internet sitesi, Barzani'nin New Anatolian gazetesinde yayınlanan röportaja yer verdi. Barzani bir soru üzerine, Kürtlerin, hiçbir şekilde Türkiye'nin Kürdistan'ın ve Irak'ın iç işlerine karışmasına izin vermeyeceğini söyledi. IKDP lideri, Kürtlerin, yeni hükümetin kurulması için Araplar ve Türkmenlerle işbirliği yapmaya hazır olduğunu bildirdi. Kerkük'ün Kürt şehri olduğunu da iddia eden Barzani, "bağımsız 'Kürdistan' için hakkımız var ve bunun için gerekeni yapacağız" diye konuştu. Irak Kürdistan Yurtsever Birliği (IKYB) lideri Celal Talabani de, "Ne biz kendi başımıza hükümeti kurabiliriz, ne de bizsiz hükümet kurulabilir" dedi.
Yüz Doksan Birinci Bölüm: 21.02.2005 tarihli haberde, ABD Başkanı George Bush, Suriye nin Lübnan daki işgalini sona erdirmek zorunda olduğunu söyledi. Bush, Suriye, Irakta ayaklanma ve şiddeti destekleyenleri durdurmak için tedbirler almak zorunda olduğu, İsrail ve Filistin arasındaki barış umudunu yıkmak isteyen terörist gruplara desteğini kesmek zorunda olduğu gibi Lübnan daki işgalini de sona erdirmek zorunda dedi. Atlantik ittifakının dünyada barış için vazgeçilmez olduğunu belirten Bush, ''Hiçbir güç bizi ayıramaz'' dedi. Bush, ''Fırsatımız ve hedefimiz Ortadoğu'da barıştır'' diye konuştu.
Yüz Doksan İkinci Bölüm: 21.02.2005 tarihli haberde, PKK-Kongra Gel militanları, örgütten ayrılan Suriyeli Kürtler'in barındığı Süleymaniye yakınlarındaki kampa bir saldırı gerçekleştirdi. Saldırı sırasında yaralanan Kemal Sor adlı kişinin kaldırıldığı Süleymaniye'deki hastanede öldüğü ifade edildi. Kampta bulunan Suriyeli Kürtler'in, PKK-Kongra Gel'den ayrıldıkları kaydedildi.
Yüz Doksan Üçüncü Bölüm: 21.02.2005 tarihli haberde, Irak Türkmen Cephesi (ITC) Yürütme Kurulu Üyesi ve Abdulkadir Bezirgan, Irak'ta 30 Ocak'ta yapılan seçimlerde Türkmenlere ait 1 milyon oyun kaybolduğunu öne sürdü. Bezirgan, yaptığı açıklamada, seçimlerde bekledikleri oy oranını alamadıklarını belirtti. ''Seçimlerde Türkmenlere haksızlık yapıldığını'' söyleyen Bezirgan, Yüksek Seçim Komisyonu'nun seçimlerde ITC'den 20 gözlemci, Kürt partilerinden ise yaklaşık 300 gözlemci görevlendirdiğini ifade etti. Bezirgan şunları kaydetti: ''Seçimlerde 1 milyon oyumuz kayboldu. Örneğin Erbil'de 250 bin Türkmen bulunurken, 2335 oy çıktı. Türkmenlerin kullandığı oyların büyük bölümü geçersiz sayıldı. Bazı yerleşim yerlerine sandıklar ulaşmadı. Bazı yerlerde de kullanılan oyların içinde bulunduğu sandıklar kayboldu. Biz bu sıkıntılarımızı Yüksek Seçim Komisyonu'na 3 defa ilettik. Ancak bir sonuç alamadık.''
Türkiye'nin 1994 yılından bu yana her konuda Türkmenlere destek verdiğini belirten Bezirgan, ''Hiç kimse Türkiye kadar Türkmenlere sahip çıkmadı. Bugün Irak'ta Şiileri İran, Kürtleri ABD destekliyor. Bizler de Türkiye'den destek görüyoruz. Ancak siyasi konularda biraz daha yardım bekliyoruz. Türkmenlerin siyasi desteğe çok ihtiyacı var'' diye konuştu. ITC Yürütme Kurulu Üyesi Bezirgan, Türkmenlerin Kerkük'te huzursuz olduğunu, bu huzursuzluğun seçimlerden sonra daha da arttığını kaydetti. Seçimler öncesinde Erbil ve Süleymaniye'de yaşayan 172 bin Kürdün Kerkük'e yerleştirildiğini sözlerine ekleyen Bezirgan, şöyle konuştu: ''Kerkük'te Valilik Meclisi'nde Türkmenlerin sayısının az olması huzursuzluk yaratacak. Çünkü Türkmenlerin çoğunlukta olduğu bir kentte ikinci planda kaldık. Seçimler öncesinde Kerkük'te oyunlar oynandı. Çevre illerden Kerkük'e 172 bin Kürt yerleştirildi. Bazı bölgelerde 15 defa oy kullananlar bile vardı. Mesela Kerkük'ün Altınköprü İlçesi'nde çocuklarla birlikte 11 bin nüfus mevcut. Ancak seçimlerde 17 bin oy kullanıldı. Bu seçim ihlalleri nedeniyle Valilik Meclisi'nde çok az sayıda Türkmen temsilci bulunacak. Valilik Meclisi'nde yaşanacak huzursuzluğun sokağa yansımasından çok korkuyoruz''
Yüz Doksan Dördüncü Bölüm: 22.02.2005 tarihli haberde, Amerikan uçakları Irak'ın kuzeyindeki Telafer kentinde, direnişçilerin barındığı iddia edilen binaları bombaladı. Bombalama şehirde Amerikan birlikleriyle direnişçiler arasında çıkan çatışmaların ardından düzenlendi. Bombardımanda can kaybı olup olmadığı ise bilinmiyor. Bu arada Amerikan ordusu, şehirde devriye görevi yapan Amerikan askeri aracına düzenlenen bombalı saldırıda bir askerin öldüğünü, birinin de yaralandığını açıkladı.
Yüz Doksan Beşinci Bölüm: 22.02.2005 tarihli haberde, Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa, Suriye'nin yakında Lübnan'dan çekilmek için adım atacağını açıkladı. Amr Musa, Şam'da Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüştü. Amr Musa'ya göre Esad, 1989 tarihli Taif Anlaşması'na uyacaklarını ve askerlerin Lübnan'dan çekilmesi için ilk adımı atacaklarını söyledi. Lübnan'da iç savaşın ardından Suudi Arabistan'da imzalanan Taif Anlaşması, Suriye askerlerinin bir takvim çerçevesinde çekilmesini öngörüyor. Suriye, geçen yıl 14 bin askerden bir kısmını geri çekmiş, bir kısmını da kırsala kaydırmıştı. Suriye'nin Mayıs ayında Lübnan'da yapılacak seçimler öncesinde, bir miktar askerini daha çekmesi bekleniyor. Lübnan'da Suriye aleyhine protesto gösterileri artarak devam ediyor. Beyrut'ta muhalefet tarafından düzenlenen gösteride, binlerce kişi eski başbakan Refik Hariri'nin öldürüldüğü yerde toplandı. Daha çok Hristiyan ve Dürzilerin katıldığı gösteride, Suriye'nin Lübnan'dan çekilmesi istendi, "özgürlük, egemenlik, bağımsızlık" sloganları atıldı, Suriye yanlısı hükümete de istifa çağrısında bulunuldu.
Yüz Doksan Altıncı Bölüm: 22.02.2005 tarihli haberde, 275 sandalyeli Irak Ulusal Meclisi'nde Şii lider Ayetullah Ali Sistani’nin desteklediği Birleşik Irak İttifakı, Dava Partisi lideri İbrahim el Caferi'yi başbakan adayı olarak belirledi. Birleşik Irak İttifakı 140 sandalye kazanarak hükümet kurma yetkisini elde etmişti. Yeni hükümeti çalışmaları çerçevesinde Şii politikacılar, başbakan adayını belirlemek üzere bir araya geldi. Şiilerin oluşturduğu Birleşik Irak İttifakı'ndan Ali el Haşim, Ahmed Çelebi'nin adaylıktan çekilmesi üzerine geçici Devlet Başkan Yardımcısı Caferi'nin adaylığına karar verildiğini açıkladı.
Caferi, 1970´lerde Saddam rejimine karşı savaşan Şii İslami Dava Partisi´nin sözcüsüydü. Saddam´ın 1982 yılındaki baskısıyla Dava, İran'da üslenmişti. Dava Partisi, seçimlere Birleşik Irak İttifakı’yla katıldı. Üst düzey ittifak yetkilisi Hüseyin el Musavi, yaptığı açıklamada, diğer aday Ahmed Çelebi'nin, ittifak içindeki baskılar yüzünden başbakanlık yarışından çekildiğini söyledi. Musavi, ittifakın, Çelebi'den çekilmesini istediğini, çünkü adaylık için gizli oylama yapılmasının istenmediğini kaydetti. Geçici Başbakan Ayad Allavi de, kendi listesinin başbakan adayının kendisi olduğunu söyledi. Allavi'nin mecliste 40 sandalyesi bulunuyor. Irak'ta, 30 ocakta yapılan seçimlerde Şii ittifakı, 275 sandalyeli mecliste 140 sandalye kazanmıştı. Başbakanın seçilmesi için 182 oy gerekiyor. Bu nedenle, Şii İttifakı'nın başbakanın seçilmesinden sonra hükümeti kurmak üzere diğer küçük partilerle işbirliğine gitmesi gerekiyor.
Yüz Doksan Yedinci Bölüm: 22.02.2005 tarihli haberde, Türkmen Cephesi Yürütme Kurulu Üyesi Abdulkadir Bezirgan, Kerkük'te durumun gergin olduğunu, Türkmenler'e baskının arttığını belirterek Türkiye'den yardım istedi. Bezirgan, Irak'ta yapılan seçimlerde Türkmenler'e ait 1 milyon oyun kaybolduğunu, seçimler öncesinde Erbil ve Süleymaniye'de yaşayan 172 bin Kürdün Kerkük'e yerleştirildiğini açıkladı. Bezirgan, Türkmenler'in Kerkük'te çok huzursuz olduğunu, bu huzursuzluğun seçimlerden sonra daha da arttığını kaydetti. Bezirgan Huzursuzluğun sokağa taşacağı uyarısında da bulundu. "Seçimlerde 1 milyon oyumuz kayboldu. Örneğin Erbil'de 250 bin Türkmen bulunurken, 2335 oy çıktı. Türkmenlerin kullandığı oyların büyük bölümü geçersiz sayıldı. Bazı yerleşim yerlerine sandıklar ulaşmadı. Bazı yerlerde de kullanılan oyların içinde bulunduğu sandıklar kayboldu. Biz bu sıkıntılarımızı Yüksek Seçim Komisyonu'na 3 defa ilettik. Ancak bir sonuç alamadık." Türkiye'nin 1994 yılından bu yana her konuda Türkmenlere destek verdiğini belirten Bezirgan, "Hiç kimse Türkiye kadar Türkmenlere sahip çıkmadı. Bugün Irak'ta Şiileri İran, Kürtleri ABD destekliyor. Bizler de Türkiye'den destek görüyoruz. Ancak siyasi konularda biraz daha yardım bekliyoruz. Türkmenlerin siyasi desteğe çok ihtiyacı var" diye konuştu.
|