Derin Noktalar

Yüz Yetmiş İkinci Bölüm: 30.01.2005 tarihli haberde, Gazeteci Sevil KÜÇÜKKOŞUM’un Suriye’nin Ankara Büyükelçisi Dr. Khaled Raad ile yaptığı röpotajı veriyoruz. Türkiye ile Suriye arasında geçmişte yaşanan sorunların ‘soğuk savaşın uzantıları’ndan kaynaklandığını bildiren Suriye’nin Ankara Büyükelçisi Raad,Türkiye’nin bölgedeki ağırlığının bir gerçek olduğunu söyledi. Suriye ile Türkiye arasında uzun yıllar âdeta kanlı bıçaklı olan ilişkiler son dönemde oldukça gelişti. İki ülkenin başbakanlarının karşılıklı ziyaretleri, sorunların aşılmasında etkili olurken, Ankara ve Şam’ın da birbirini daha iyi anlamasına imkân sağladı. Şimdi siyasi ve ekonomik ilişkilerin daha da geliştirilmesi hedefleniyor. Biz de bu süreci ve iki ülkeyi ilgilendiren konuları görüşmek üzere bu hafta Suriye’nin Ankara Büyükelçisi Dr. Khaled Raad ile görüştük.

Büyükelçi, Pazar Sohbeti’nde, Suriye ve Türkiye’nin geç keşfedilen ortak paydalarını ortaya koyarken, bölgesel konulardaki görüşlerini de anlattı. Dr. Raad’ın, iki halkın bir zamanlar mesafeli durmasına neden olan terörist başı Abdullah Öcalan, Hatay ve su gibi mayınlı konular üzerinde durmamaya özen göstermesi de dikkat çekiciydi. Uzun yıllar sorunlu ilerleyen Türkiye-Suriye ilişkilerinde yaşanan yeni dönemin dinamiği nedir? Aslında ilişkiler birdenbire yakınlaşmadı. Bir dönem istikrarsızlık yaşandığı doğrudur. 1998’te imzalanan Adana Savunma ve Güvenlik İşbirliği Anlaşması’yla bu istikrarsız dönem son buldu. Buna ek olarak Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, Devlet Başkanı Hafız Esad’ın cenaze törenine katılması, yeni dönemin bir işaretiydi. Son iki yılda ilişkilerde müthiş bir yoğunluk yaşanıyor. Son iki yıldır yaşanan bu müthiş yakınlaşmada, ABD’nin Irak’ı işgalinin etkisi ne kadar?

Bütün ülkeler arasında birtakım anlaşmazlıklar olabilir. Şunu unutmayalım; yaşadığımız sıkıntılar geçtiğimiz yüzyılın ortalarından, soğuk savaş döneminden kalanların uzantılarıydı. Soğuk savaş sırasında ve sonrasında tüm ülkeler arasında birtakım olumsuzluklar yaşandı. Doğal olarak bu durum, Türkiye-Suriye arasındaki ilişkilere de yansımıştır. Irak’ın işgali, yakınlaşmanın nedenlerden biri olabilir. Ancak tek başına bir neden değildir. Türkiye ve Suriye artık gerçeklerin bilincine vardı. Açılımları engelleyen unsurlar yerinde incelendi ve iki taraf da gereken kararları aldı. Bunun son örneği, geçtiğimiz günlerde imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması’dır. Başka ülkeler söz konusu olsaydı, ilişkilerde bu yakınlığın yakalanması çok daha uzun sürerdi. Ancak Türkiye ve Suriye arasında böyle olmadı. Bu nedenle herkes çok şaşırıyor. Bir kere, iki ülke halkı da aynı düşünce yapısına sahip. Tarihi bağlarımız var. Aynı coğrafyada yan yana yaşamaktayız. Şu an Suriye’nin ikinci büyük kenti Halep’e gitseniz, rahatlıkla Türkçe konuşabilirsiniz. Sanki ilişkileri tıkayan engeller kalkmış gibi görünüyor...

Doğrudur; sizinle aynı fikirdeyim. İlişkileri tıkayan o şey istikrarsızlıktı. Soğuk savaştan kaynaklanan bir şeydi. Irak’ta son dönemde etnik temele dayalı bir federasyon veya bir Kürt devleti kurulması konusunda tartışmalar yaşanıyor. Bu konuda Suriye’nin görüşü nedir, Türkiye ile ortak bir bakış açısı var mı? Irak, toprak ve halk olarak bir bütündür. Suriye’deki Kürtler de Suriye halkının bir parçasıdır. Türkiye’deki ve Irak’taki Kürtler için de aynısı geçerlidir. Tarihsel ve mantıksal olarak bu ülkelerin Kürt halklarının bir kısmının çıkıp da ayrı olduklarını ilan etmesi yersizdir. Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması açısından Suriye, Türkiye, İran ve diğer Arap ülkeleri fikir birliği içerisindedirler. Etnik federasyon ayrışmaya ve bölünmelere neden olur, bu nedenle kabul edilemez. Ne Türkler ne de Araplar bunu kabul eder. Geçmişte Kürt meselesi bir gerginlik nedeniyken, şimdi dayanışma vesilesi oldu diyebilir miyiz? Aslında biz o konuyu tarihin geçmiş sayfalarında bıraktık ve o sayfayı kapattık. Kürtler açısından stratejik bir fikir birliği kurduk ve tüm çabamız bunu derinleştirmek.

Terörist başı Abdullah Öcalan’ın uzun yıllar Şam’da kalması, iki ülke ilişkilerinde bahsettiğiniz istikrarsızlığın nedenlerinden biriydi. Öcalan sorunu, yanlış politikaların sonucu muydu, yoksa başka nedenler mi vardı? Ölmüş dosyaları yeniden gündeme getirmek ne kadar yararlı olabilir ki? İki ülkenin politik ilişkileri ivme kazanmış olabilir. Ancak aynı ivmenin toplumsal ilişkilerde de yaşanması için Türkler’in hafızasına kazınan bu konuyu ve önyargıları telafi etmek gerekmez mi?

Ne gibi önyargılar? Türkler uzun yıllar terör örgütü PKK’yla mücadele etti ve birçok insan öldü. Suriye’nin terörist başı Öcalan’a uzun süre ev sahipliği yapması da hafızalardan kolay silinmiyor... Türk halkının böyle söyleyeceğini zannetmiyorum. Gerek iş çevrelerinden gerek akademisyenlerden böyle tepkiler görmüyorum. Türkiye dışından bazı taraflar, kışkırtmak için insanların kafasına böyle şeyleri sokuyorlar. Geçmişe takılı kalmanın yararı olmaz. Türk kamuoyunda da bu görüşler üzerinde hala durulduğunu zannetmiyorum. Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın Suriye’ye yeni bir imaj kazandırmak ve ülkenin içinde bulunduğu tecritten kurtarmak istediği iddia ediliyor. Hatta, Türkiye ile yakınlaşmasının da ABD baskısını hafifletmek için olduğunu öne sürenler var. Bu ifadelere bakış açınız nedir? Yaklaşık 15 yıldır ABD baskısı altındayız. Bu baskılar, Türkiye-Suriye yakınlaşmasının çok öncesine dayanıyor. İddialar yersizdir. Türkiye ile ilişkilerimiz taktik icabı değil, stratejik ilişkiler kurmaktayız. İlişkilerimizde hâkim olan iklim samimiyete dayanmaktadır. Türkiye’nin de her alanda ve her düzeyde Suriye’ye yönelik samimiyetini görmekteyiz.

Türkiye’nin arabulucu ya da kolaylaştırıcı bir rol üstlenerek Suriye-İsrail sorunun çözümünde etkisi olabilir mi? Yoksa bu rol sadece mesaj taşıma çerçevesinde mi kalır? Türkiye’nin böylesi bir arabuluculuğa başlayıp başlamadığına dair bilgim yok. Türkiye bu rolü üstlendi mi bilmiyoruz, konuyu incelemiş değilim. Türkiye arabulucu mu olacak, postacı mı bilmiyorum? Ancak, objektif bakarsak Türkiye bunu yapabilecek bir ülkedir. Türkiye’nin bölgesel ağırlığı bir gerçektir. İsrail, sizinle müzakere masasına oturmak için, aralarında Eli Kohen’in kemiklerinin İsrail’e gönderilmesinin de bulunduğu üç ön şart koydu. Bu şartlar müzakere edilebilir mi ya da iyi niyet göstergesi olarak kemikler gönderilebilir mi? Suriye’nin barış konusundaki tutumu bellidir. BM Güvenlik Konseyi’nin kararları söz konusudur. Alınan kararda barış karşılığı toprak ilkesi var. Görüşmelere, bittiği noktadan itibaren başlamaya hazırız. İsrail’in, Şam’daki Filistinli terör örgütü bürolarının kapatılması şartını ele alalım. Bir kere, Suriye’de öyle bir büro söz konusu değil. İsrail hükümeti ve Şaron barışı istemiyor ki. Konu o kadar büyük ki, barışı kemiklere indirgemek mümkün değil. Ülke olarak ilgilendiğimiz kemiklerden daha önemli konular var. Biz barış için görüşmelere her zaman açığız.

Ankara’da bir buçuk yıldır görev yapan Suriye Büyükelçisi Dr. Khaled Raad, arkadaşımız Sevil KÜÇÜKKOŞUM’un sorularını cevaplandırdı. Dr. Raad, Türkiye ile Suriye arasında bir dönem istikrarsızlık yaşandığını kabul ediyor ve “1998’te imzalanan Adana Savunma ve Güvenlik İşbirliği Anlaşması’yla bu istikrarsız dönem son buldu” diyor. Suriye'nin Ankara Büyükelçisi olarak bir buçuk yıldır görev yapan Dr. Khaled Raad, Şam Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Ekonomi ve Yönetim Bilimleri Kürsüsü Başkanı iken, Suriye Serbest Bölgeler Genel Müdürlüğü’ne getirilmiş. Önceki hükümet döneminde Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcılığı yapan Dr. Raad, hükümet istifa edince akademisyenliğe dönmüş. Büyükelçi, Ankara’ya ilk geldiğinde hiç şaşırmadığını, hiç yabancılık çekmediğini belirterek şöyle devam ediyor: “İki halkın düşünce yapıları birbirine çok benziyor. Ankara’ya ayak bastığımın ikinci günü bizim bölge insanımıza özgü bir davranışla karşılaştım. Rezidansa yerleştiğimde komşular ‘hoş geldiniz’ demek için kapımı çaldılar. Türk Edebiyatı ve Sanat Müziği’ne hayranım. Türk Sanat Müziği’ni sabahlara kadar dinleyebilirim. Arap bölgesinde Aziz Nesin çok ünlüdür. Birçok eseri Arapça’ya çevrildi.”

Başbakan Erdoğan’ın son Suriye ziyaretinde Dicle’den su pompalanması konusunda uzlaşmaya varıldı. Bu çözüm, Suriye’nin Türkiye’den taleplerine ilişkin beklentisini karşılıyor mu? Dicle’den bırakılacak su, bölgenin şu anki ihtiyaçları için yeterlidir. 1987 yılında yapılan anlaşmadan beri Fırat Nehri konusunda hiçbir problemimiz yok. Avrupa Komisyonu’nun geçen yıl Türkiye için yayımladığı Etki Raporu’nda, önümüzdeki dönemde Türkiye’deki su kaynaklarının uluslararası bir mekanizma ile yönetimi için talepler olabileceği belirtiliyor. İleride Türkiye’nin su kaynaklarının böylesi bir mekanizma ile yönetilmesini nasıl karşılarsınız? Suriye’nin, Türkiye ile sorunu olursa yine Türkiye ile konuşuruz, başka bir aracı ile değil. Kaldı ki, şu anda böyle bir sorunumuz yok. Aynı şekilde Türkler de bizimle ilgili bir sorunu olduğunda direkt Suriyeliler ile konuşmalıdır.

Yüz Yetmiş Üçüncü Bölüm: 07.02.2005 tarihli haberde, Dortmund ve Çevresi Alevi Birlikleri Kültür Merkezi (DAKME), bu yıl ikincisini düzenlediği "Alevi Kültür Şenliği"nde binlerce Alevi’yi bir araya getirdi. Çok sayıda sanatçının yer aldığı şenlikte, Alevilerin haklarının yasal güvenceye kavuşturulması için birlikte hareket etmenin önemine vurgu yapıldı. DAKME, ikinci Alevi Kültür Şenliği'ni Dortmund Beyaz Saray Salonu'nda düzenledi. Saygı duruşu ve DAKME Başkanı Gül Kramer'in açılış konuşmasıyla başlayan şenlik, DAKME semahzenlerinin sahneye çıkmasıyla devam etti. Ardından Gülseren Er ve Grup Halay'ın ayrı ayrı sunduğu program ile gençler halay çekti. Şenlikte konuşan Pir Rıza Yağmur, Türkiye hükümetinin Alevilere yönelik uyguladığı politikalara değindi. Türkiye'de 10 bin tane cemevi olduğunu, ancak yasal statüde olmadığını belirten Yağmur, "Bu durum AB'ne girecek bir Türkiye'nin inançlar ve kimlikler konusunda inkara devam etmesi ve çağdışı olduğunun kanıtıdır" dedi.

Yağmur, Alevilerin birlikte hareket ederek devleti bu yasaları çıkarmaya zorlaması gerektiğini dile getirdi. Kürtlerle, Alevilerin kaderlerinin birbirine bağlı olduğunu söyleyen Yağmur, "Anayasa demokratik yollarla değiştirilmelidir" şeklinde konuştu. Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) temsilcisi Haydar Munzur, Avrupa'da yaşayan Alevilerin kimliğini koruyarak bir güç haline gelmelerinin önemine vurgu yaptı. Munzur, FEDA olarak tüm kurumlara, Aleviler üzerinde oynanan oyunları boşa çıkartmak için birlik ve beraberlik içinde çalışma çağrısında bulundu. KONGRA GEL Başkanı Zübeyir Aydar da, şenliğe bir kutlama mesajı gönderdi. Aydar, Ortadoğu'nun en eski inancı olan Aleviler ve Ezidilerin yıllardır kendi coğrafyasında ezildiklerini hatırlatarak, bu durumu ancak kendi haklarına sahip çıkarak ve demokrasi mücadelesi vererek giderebileceklerini belirtti.

Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Akın Birdal da, Alevilerle şenlikte buluştu. Türkiye'nin gelişmek istiyorsa öncelikle halkıyla barışması gerektiğini söyleyen Birdal, yaşanan hak ihlallerine değindi. Demokrasinin, barışın, insan hak ve özgürlüklerinin salt düzenlemelerle olmayacağını belirten Birdal, bunları hayata geçirmek için demokrat olunması gerektiğini vurguladı. Birdal, "Demokrat olmak için ise farklı dil, kültür, inançları koşulsuzca içinizde barındıracaksınız. Çünkü bunlar insan haklarının olmazsa olmaz kurallarıdır" dedi. Garip Dost, Emrah Mahsuni, Umut Altınçağ ve Ferhat Tunç, kendine özgü yorumlarıyla şarkılarını söylerken, şenliğe katılanlar da sanatçıları ilgiyle dinleyerek, halaylar çekti. Emrah Mahsuni, babası ozan Mahsuni Şerife ait olan eserlerinden parçalar söyledi. Ferhat Tunç da, gençlerin yoğun alkışları arasında sahneye çıktı. Alevileri Sünnileştirmek, Kürtleri Türkleştirmek isteyen bir zihniyetle karşı karşıya olduklarını söyleyen Tunç, demokratik bir Türkiye için herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğini belirtti. Bu bölümle ilgili olarak, Kimlerin kimlerle ittifak yaptıklarını ve birlikte çalıştıklarını bu haberde açıkça görüyoruz. Fakat şunu da belirtmekte yarar olduğu düşüncesiyle Türkiye’de yaşayan ve devletimize bağlı olan Alevi ve Kürt vatandaşlarımızı bu haberle özdeşleştirmiyoruz.

Yüz Yetmiş Dördüncü Bölüm: 11.02.2005 tarihli haberde, Gazeteci yazar Vedat YENERER’in Yeniçağ gazetesinde “Kürdistan Havayolları ve Almanya” adlı yazısını sizlere sunuyoruz. Kasım 2004’te Barzani'nin kurduğu Kürdistan Hava Yolları'nın Erbil-İstanbul arası ilk seferine 29 Kasım 2004'te başlayacağını ve bütün it uğursuz ve teröristin bu havayolu ile Türk havaalanlarını rahatlıkla kullanacağını yazmıştım. Bu haber bomba etkisi yaptı ve Dışişleri Bakanlığı bu yanlıştan geri döndü. Ben size son durumu anlatayım. Güvenilir haber kaynaklarıma göre Türkiye, Barzani yönetiminden İstanbul'a gelen ve giden yolcuların listesini vermesini istedi. Barzani yönetimi bu isteğe sıcak bakmadı.Çünkü dediğim gibi bu uçaklara kimlerin bineceği bilinsin istenmiyor.Uçakların bir yolcu listesi vardır ama önemli olan listeyi karşı tarafa vermektir.

Sonuçta Türkiye bu uçuşları son dakikada durdurdu.Ama Almanya izin verdi.Adı konulmamış Kürdistan'ın resmi Avrupa temsilcisi ve Mesut Barzani'nin kardeşi Dilşat Barzani bu işi bitirdi.Zaten Almanya'nın ve ABD'nin resmi koruması altında Berlin'de faaliyet gösteriyor.Bugünlerde yeni kurulan istihbarat teşkilatının sorumlusu olarak New York’a sürekli gidip geliyor.Kendisinden istenen 25 özel eleman listesini ABD'ye verdi verecek.Ondan sonra da bu 25 kişi hiç bir sivil havaalanını kullanmadan, hiçbir tv kamerasına gözükmeden, sessiz ve derinden istihbarat ve tetikçilik görevlerini yapacak.Bu grup Türkçe, Kürtçe, Arapça ve İngilizce''yi çok iyi düzeyde konuşanlar arasından oluşturuldu.Bana gelen bilgiler korkunç. Örneğin, bir iddiaya göre Frankfurt'tan bir ABD uçağına binen ve üniforma giyen tetikçi, rahatlıkla üstten üniformalı çıkabilecek.Bir mekanda üniformasını değiştirdikten sonra suikast düzenleyecek ve tekrar geldiği üsse üniformasını giyip bir araçla giriş yapacak.Ardından da uçağa binip yine ortadan yok olacak.Bunlar senaryo değil gerçek.Bu arada hayatları tamamen değiştirilecek bu 25 kişilik özel birime girmeyi kabul edenlere verilecek parayı da burada yazayım.Yıllık tam tamına 700 bin ABD Doları...

İçine özellikle Türk alınmayan bu özel istihbarat teşkilatı kuruldu ve Pentagon bunu onayladı... Bu faaliyetin başını çeken tim'e Türkiye Cumhuriyeti "Kırmızı pasaport" verdi ve Berlin Büyükelçiliğini evi gibi kullandırdı... Kısacası hainlik ve nankörlük had safhada!.. Bizim salaklara söyleyecek bir şey bulamıyorum, Allah ıslah etsin!.. Sözün kısası Kürdistan Hava Yolları, Erbil- Frankfurt seferlerine önümüzdeki hafta başlıyor.Hayırlı olsun!.. Tayvan modeli... Irak'ta uzun vadede ABD'nin yapmayı düşündüğü plan artık çok açık ortaya çıktı. ABD Irak içinde oluşturacağı ve vazgeçemediği Kürdistan ile her türlü ekonomik ilişkiyi geliştirecek ve sonra da soranlara " Kürdistan Irak'ın bir parçasıdır" yalanını uyduracak. Yani deve kuşu gibi kafaların kuma gömülmesini isteyecek. Her şeyi kabul etmeye hazır AKP hükümeti bu şahane plana dünden razı... Peki, Tayvan modeli nedir?.Bu modele göre Amerika, Tayvan''ı Çin'in parçası olarak kabul ediyor.Aynı zamanda Tayvan ile bağımsız ilişkileri var...

ABD, Kuzey Irak'ta sadece Kürdistan'ı kurmakla yetinmiyor. Türkiye'nin esas parçalanmasına neden olacak olan zengin bir bölge yaratmak istiyor.Gayrı safi milli geliri 20 bin dolar olan petrol zengini bir Kürdistan karşısında, fakir ve nifak tohumları doldurulmuş bir güneydoğu ne kadar dayanabilir.Daha şimdiden Tayyip Erdoğan'ın milletvekili olduğu ve bir daha dönmediği Siirt'te, Şırnak'ta, Hakkari'de, Kızıltepe'de, Cizre'de, Bingöl'de halk ayaklanmaları denemeleri başlamıştır.Ortaokul ve lise mezunu cahillerin yanı sıra, islamcı, solcu ve bölücü gibi asker ve devlet düşmanlarının eline geçmiş Türk medyası bölgeyi uçuruma sürüklüyor.Tayyip Erdoğan'da Maldivler'de halkın parasını gülücük mavi boncuklarla dağıtmaya devam etsin.Buradan iddia ediyorum.Tayyip Erdoğan artık seçildiği bölgeye gidemez.Gittiği anda gerçek halk ayaklaması ile karşı karşıya geleceğini ve hapisten çıkarttığı teröristlerin ayağına dolanacağını çok iyi biliyor.İş işten geçmiştir...

Bunu görmeyen ahmaklar uyumaya devam etsin...

Kendi düşen ağlamaz!..

Irak Türkmen Cephesi AKP'nin oyununa geldi. Irak seçimlerinin hile, yalan ve dolan olacağı konusunda dünyada hiç kimsenin kuşkusu yoktu. Sünniler girmedi.ITC eğer seçime katılmama kararı alsaydı.Irak seçimleri yapılmazdı.Çünkü, nüfusun yarıya yakını seçime katılmıyor olacaktı ve ABD bu seçimlerin yasal olduğunu dünyada kimseye anlatamayacaktı... Türkmenler AKP'nin de gazlamasıyla seçime girdiler. Seçimden bir gün sonra yapılan feryat figan açıklamaları okuyunca aklım durdu."Irak iç savaş'a gider mi? Kerkük'te hile yapılmış. Sandıkların sayısı azmış. Türkmen bölgelerine sandık konulmamış. Mış mış mış... Adama sorarlar!..

Kardeşim, sen bunun böyle olacağını bilmiyor muydun? Bölgeye 250 bin kürdü göstere göstere getirmediler mi? Türkmenlere silahlı peşmerge ve ABD askerlerinin nefes aldırmadığını iddia eden siz değil miydiniz?.Kürtleri İsrail'in gayrimenkul alması ve yapması için milyon dolar dağıttığı haykıran siz değil miydiniz?

Sonuç : Hüsran!..Rezalet!..Onur kırıcı...

Bundan sonra sesini çıkartana haklı olarak sorarlar:
"Kardeşim seçime neden girdin" diye?

Geçti Bor'un pazarı, sür eşşeğini Niğde'ye...

AKP, ABD'nin istediğini başarıyla uygulamamıştır.

Tereyağından kıl çeker gibi operasyon tamamlanmıştır.Kerkük'e Kürt vali atandı bile..Türkmenler de koyun gibi kendilerini teslim etmiş oldular.Artık kimse onların şikayetlerini dinlemez.Tek yol vardır, o da silahlı mücadele başlatmaktır.Irak 'ta tarih yeniden ancak böyle yazılabilir. Bu iş belki AKP, ABD, KDP, KYB ve bazı Türkmenler için bitmiş sayılabilir. Ama benim için bitmemiştir. Bu çorba soğuk içilecektir.Kimsenin kuşkusu olmasın... Bir onur kırıcı durum da 3-5 milyon oy'un aradan 12 gün geçmesine karşı sayılmamış olmasıdır. İşlerine geldiği gibi bir sonuç çıkartacakları o kadar açık ki Saddam bütün Irak'ı seçime soktuğunda bile iki günde istediği sonucu ilan ediyordu... AKP, Türkmenleri oyuna getirip seçime sokması gerçekten büyük bir skandaldır. Genç ve vatansever yeni nesil bunları bir gün ortaya bir bir çıkaracaktır.

Mahsun Kırmızıgül ve Ali Kırca... Geçenlerde Ali Kırca, Ana Haber Bülteni'ne Mahsun Kırmızıgül'ü çıkartmış soruyor. "Mahsun, Musul ve Kerkük'te yaşananları nasıl değerlendiriyorsun?". Diyarbakırlı Mahsun Kırmızıgül cevap veriyor ama önce lafı dolandırıyor:." Azerbaycan'da konser vermiştir. Orada Haydar Aliyev'in bir sözü var; "bir millet iki devlet " diye. Şimdi Türkler ve Kürtler et ve tırnak gibi olmuşuz. Türkmenler kardeş imiz diyorsak, oradaki Kürtler için de aynı şeyi söylememiz lazım. Türkiye tek taraflı politikasını bırakmalıdır.Bu çok can sıkıcı bir durum yaratıyor.İki milleti de kucaklamalıyız".Bundan sonra birkaç söz daha ekledi... Ali Kırca'da eksik olmasın fönlü saçları, manikürlü elleri ile tek bir söz söylemedi... Mahsun Kırmızıgül'ün şu sözlerine katılıyorum "Türkler ve Kürtler etle tırnak gibi olmuştur"...

Ama benim askerime kukuleta geçirenin yanında muhafızlık yapan, Türk bayrağını yakan, ''Burası Türk askerine mezar olacak'' diye slogan atan, "Türkiye akıllı olsun, ayağını denk alsın" diye tehditler yağdıran, Türkçe kitap gazete ve mecmua bulunduranları yollardaki kontrol noktalarında gözaltına alan silahlı bazı Kürtler bizim kardeşimiz falan değildir. Ali Kırca'nın suratına böm böm bakıp bir soru sormadığı Mahsun Kırmızıgül'e ve onun gibi düşünenlere sözüm şudur: " Eğer yukarıda yazdıklarımı yapanları kardeş olarak görüyorsanız alın başınıza çalın. Türk bayrağını yakan bir zihniyet bizim kardeşimiz olamaz.İstemiyoruz da.Çok seviyorsan defol git Türk bayrağını yakanların yanında ol.Biz de hangi tarafta olduğunu bilelim.Bu ülkenin bayrağı, bu ülkenin toprağı, suyu ve havası demektir.Toprağımızı, suyumuzu ve havamızı kirletme!.. Mantar gibi çoğalarak coğrafyaya sahip olunacağını zanneden zavallılar da büyük bir yanılgı içindedir.Türk milletinin bölünmez bütünlüğüne arkadan vuranlara en güzel cevap dağlarda verilmiştir.Unutma ki tarih tekerrürden ibarettir.Bizi geçekten parçalamak isteyenlerin gazına gelme.AB aklını şaşırtmasın!..".

Yüz Yetmiş Beşinci Bölüm: 12.02.2005 tarihli haberde, Gazeteci Aydın CANDABAKOĞLU’nun “ABD Büyükelçiliği'nin 'düzmece' açıklaması” adlı yazısını sunuyoruz. Tartışmayı başlatan ve ABD Büyükelçiliği'ni açıklama yapmak zorunda bırakan çıkış, Batman'dan gelmişti. DEHAP İl Başkanı Avukat Mehdi Öztüzün, mert ve Anadolu insanına yakışan bir dürüstlükle, kapısını aşındıran Batılı heyetlerin sinsi tezgâhını deşifre etmekle kalmamış, isyan etmişti: "Bizi Türkiye'ye karşı kışkırtıyorlar!" Av. Öztüzün'ün arkadaşımız Erhan Öztürk'e yaptığı açıklamanın ardından, son yerel seçimlere DEHAP'la ortak listeyle giren SHP Lideri Murat Karayalçın da, İl Başkanı'nı ziyaret eden son heyette ABD'nin Adana Konsolosu'nun bulunduğunu bildiğini söylemişti.

Buna karşılık ABD Büyükelçiliği; kimliği, sıfatı ve statüsü belli açıklama sahiplerinin ifadelerine dayalı haberlerin "düzmece" olduğunu iddia ediyor. Şimdi, haberler mi düzmece, ABD Büyükelçiliği'nin açıklaması mı düzmece, ona bakalım. Ama ondan önce, "düzmece" kelimesinin ne anlama geldiğini irdeleyelim isterseniz. Kelimenin anlamı çok açık ama olsun, herkes dağarcığını bir kez daha tazelesin... Türk Dil Kurumu'nun sözlüğü var önümde. "Düzmece"nin karşılığında şunlar yazıyor: Gerçek olmayan, düzme, sahte. Gazetecilik dilinde biz bunun yerine "asparagas"ı kullanırız. Olmayan bir şeyin haber yapılması. Tamamen gerçek dışı, hayali olayların haber yapılması yani. Gelelim, ABD Büyükelçiliği'nin "düzmece" dediği haberlere... 5N, 1K kuralıyla devam edelim.

NE: Batılı heyetlerin sinsi oyunu
NEREDE: Güneydoğu'da
NE ZAMAN: Yakın geçmiş, yani geride bıraktığımız aylar
NASIL: Ziyaretler yaparak
NEDEN: Kürt-Türk ayrışmasını sağlamak
KİM: DEHAP Batman İl Başkanı, SHP Genel Başkanı

Bütün unsurlar yerli yerine oturuyor. Bir haberde bulunması gereken bütün unsurlar, bu haberlerde var. Konuşanlar belli, ziyareti yapanlar, ziyaret edilen yerler her şey ayan beyan ortada. O halde, bu haberlere "düzmece" demek, sadece haberciliği bilmemekle izah edilebilir mi? Hiç sanmıyorum. Pentagon'un açıklamalarından biliyoruz ki, ellerinde "satın aldıkları" veya "kiraladıkları" pek çok gazeteci var. Hatta sahte isimle basın kartı verip Beyaz Saray'a akredite ettirip Bush'a soru sordukları "eleman gazeteciler" istihdam ettirdikleri de ortaya çıktı. Dolayısıyla neyin "düzmece", neyin "çevir kazı yanmaca" olduğunu gayet iyi bilirler. Tercüman'da yer alan haberler düzmece olmadığına göre, ABD Büyükelçiliği'nin dün yaptığı açıklama "ne mece" oluyor o halde?

Açıklamanın "düzmece" olduğunu söyleyebilir miyiz peki?

Hayır, haber kurallarına göre bence ABD Büyükelçiliği'nin açıklaması da düzmece değil. Kimin yaptığı, neden yaptığı, ne zaman yaptığı, nasıl yaptığı, nerede yaptığı belli... Ama içeriği "yemece..."

Neden "yemece" anlatalım?

Ziyaretleri inkar edemiyorlar. İsmi deşifre olan konsolosu yok sayamıyorlar. Ama ziyaretlerde, "Kürtler'in kışkırtıldığı" iddiasını reddediyor, her zaman yaptıkları gibi, "PKK/KONGRA-GEL'in terör örgütü olduğunu kabul ettiklerini" tekrarlıyorlar.

"Yersen" yani...

ABD'nin artık Türkiye'ye karşı kartlarını açık oynama zamanının geldiğini düşünüyoruz. Tarihte Türk-Amerikan ilişkilerinin, meşhur "Johnson Mektubu" vakasının yaşandığı dönem dahil olmak üzere, hiç bu kadar gerginleştiği bir zaman diliminin yaşandığına tanık olunmamıştır. Türkiye ve Türk kamuoyunun çok büyük bir çoğunluğu, dünyada "Amerikan nefreti"nin dorukta olduğu dönemlerde dahi, ABD'yi dost bilmiştir. Bugün anketler, bu dostluğun yerini düşmanlığa değilse bile, kaygıya dönüştürdüğünü gösteriyorsa, bunun nedenleri üzerinde asıl durması gereken ABD yönetimidir. Şunu herkesin de bilmesi gerekir ki, ister kaygı, ister nefret ne derseniz deyin, duyulan neyse, Amerikan halkına değil, Amerikan yönetiminedir. Haklı-haksız işgaller, kan dökmeler, işkenceler, tehditler, üstüne üstlük dostlukla hiçbir şekilde bağdaşmayan kaypak politikalar, bu olayların yaşandığı bölgeye en yakın Türkiye'de yaşayan insanları herkesten fazla etkilemektedir.

Şu anda Washington'da temaslarda bulunan Türk-Amerikan Parlamentolar arası Dostluk Grubu Başkanı Egemen Bağış'ın da vurguladığı gibi, Türkiye'deki Amerikan karşıtlığı; Fransa, Almanya, Yunanistan ya da İngiltere'dekinden farksızdır. Adı geçen veya sayılmayan diğer dünya ülkelerinde nasıl tepkiler oluşuyorsa, Türkiye'de de olması kaçınılmazdır. Tepkilerin daha yoğunluklu olması da çok normaldir. Türkiye'ye yönelik gizli hesaplar, kaypak politikalar, bir milletin gururunu ve onurunu ayaklar altına almaya yönelik girişimler, üstelik "dost bilinen" bir ülkeden gelince, tabii ki reaksiyonun dozajı daha büyük olacaktır. SONUÇ olarak, bir dost tavsiyesinde bulunmak isteriz. ABD, bozulan imajını "yemece" açıklamalar veya "yiyici" köşe bazlarla düzeltemez. İmaj düzeltmenin yolu; düzgün, dürüst ve dost politikalardır. NOKTA: Bataklık üzerine kurulan sur duvarı yükseldikçe, yıkılma ihtimali o kadar artar.

15.02.2005 tarihli haberde, Iraklı Kürtler, işgalci Amerikan güçlerine verdikleri desteğin karşılığını almaya başladı. Tartışmalı bir seçimden sonra ülke yönetiminde söz sahibi olan Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Kuzey Irak'a yabancı yatırımcıların akın ettiği ifade edildi. Bölgenin ekonomik kalkınmasında patlama yaşandığını yazan Fransız gazetesi Le Figaro gazetesi, "Kuzey Irak'a dolar yağıyor" başlığıyla yayınladığı haberde, bölgenin Batılı diplomatların ve Suudi Arabistanlı işadamlarının uğrak mekânı haline geldiğini belirtti. Delphine Minoui imzalı habere göre, yurtdışındaki Iraklı Kürt işadamları da bölgeye yatırım yapmaya başladı, süpermarket, hastane, süt imalathanesi ve restoranlar açıldı, Süleymaniye'de ise bir Amerikan üniversitesi inşa ediliyor. Yeniden yapılan Sheraton Oteli ise göze batan binalar arasında.

Kuzey Iraklı yöneticiler, bölgenin kalkınmasına yardımcı olmak için yabancı yatırımcılara arsa verirken, beş yıl vergi muafiyeti öneriyor. Le Figaro, Kuzey Irak'a milyon dolarlar harcayarak büyük yatırımlar yapan yabancı işadamlarının amacının yeni bir Dubai yaratarak Körfez'deki, Avrupa'daki ve Bağdat'taki turistleri buraya çekmek olduğunu ifade etti. Bir Kürt işadamının verdiği bilgiye göre de, geçen yıl Haziran ve Eylül ayları arasında bölge 80 bin Iraklı turisti ağırladı.

Yüz Yetmiş Altıncı Bölüm: 14.02.2005 tarihli haberde, Lübnan ın başkenti Beyrut ta eski başbakanlardan Refik Hariri ye suikast düzenlendi. Bomba yüklü bir araçla yapılan saldırıda Hariri hayatını kaybetti. Saldırıda Hariri nin yanı sıra en az 9 kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı. Görgü tanıkları, Aziz George Oteli yakınlarındaki patlamaya bomba yüklü bir aracın neden olduğunu söyledi. Saldırıda Lübnan'ın eski başbakanı Refik Hariri'nin hedef alındığı ve konvoydaki araçların da alev aldığı kaydedildi. Yerel basın, çok sayıda aracın ve binanın zarar gördüğünü duyurduğu saldırıda Hariri'nin korumalarından da ölenler olduğunu kaydetti. Patlama, Hariri'nin konvoyu Beyrut sahilindeki meşhur bulvardan geçerken meydana geldi. Patlamanın etkisiyle ünlü St. George Oteli'nin ön cephesinin büyük zarar gördüğü, çok sayıda balkonun binadan koptuğu belirtiliyor.

Patlamanın meydana geldiği caddede, yaklaşık 20 arabanın ters dönmüş bir şekilde yandığı, çok sayıda binanın da hasar gördüğü bildiriliyor. Lübnan'da 1975 ile 1990 yılları arasındaki iç savaş sonrasında bu tür saldırılar olmuyordu. Ekim ayında da, hükümet ve muhalefet grupları arasında gerilimin tırmandığı bir ortamda, muhalefetten bir politikacı, bomba yüklü bir araçla düzenlenen suikastta öldürülmüştü. Büyük bir servete de sahip olan Refik Hariri, 1990'da iç savaşın sona ermesinin ardından ülkeyi uzun yıllar yönetmişti. Ekim ayında görevden ayrılan Hariri, o günden bu yana muhalefette yer alıyordu. Hariri, Suriye yanlısı Cumhurbaşkanı Emil Lahud ile uzun yıllardır mücadele halindeydi.

Bu habere ilişkin 16.02.2005 tarihli ABD ile ilgili haberde de, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Lübnan eski başbakanı Refik Hariri'nin (yanda) öldürülmesinin ardından Suriye'deki büyükelçisini geri çekti. ABD Dışişleri Bakanlığı, büyükelçinin Suriye hükümetine Hariri suikastıyla ilgili endişelerini dile getiren bir nota verdikten sonra Washington'a çağrıldığını belirtti. Sözcü, Amerika'nın Hariri'nin ölümünden doğrudan Şam yönetimini sorumlu tutmadığını ifade etti; ancak, olayın, Suriye'nin Lübnan'daki askeri varlığının yarattığı tahribatı vurguladığını söyledi. Sözcü, ABD'nin ayrıca, Suriye topraklarının İran ve Irak'taki isyancılar tarafından kullanılmasından da kaygı duyduklarını belirtti.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Suriye birliklerinin Lübnan'dan çekilmesi hakkında daha fazla ilerleme sağlanması çağrısında bulundu. Annan, Suriye devlet başkanı Beşar Esad'a bir mektup göndererek, kendisinden Şam yönetiminin Lübnan'a yapılan dış müdahalelere son verilmesi ve yabancı askerlerin Lübnan topraklarından geri çekilmesi çağrısı yapan Birleşmiş Milletler kararına uymasını istediğini söyledi. Annan'ın açıklamalarının ardından, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi de Refik Hariri'nin öldürülmesini oybirliğiyle kınayan ve suçluların adalet önüne çıkarılması çağrısında bulunan bir toplantı gerçekleştirdi. Konsey, yayımladığı bir yazılı açıklamada, saldırının Mayıs ayında yapılacak olan Lübnan seçimlerine muhtemel etkileri hakkında derin kaygıları bulunduğu ifade etti. Ayrıca, yine 16.02.2005 tarihli bir başka haberde de, Amerika Suriye'yi topun ağzına koydu. Refik Hariri'nin öldürülmesinden Suriye'yi sorumlu tutan ABD önce büyükelçisini geri çekti, ardından çok sert bir nota verdi. Yakın Ortadoğu İşlerinden Sorumlu ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı William Burns, Suriye'ye, askerlerini 'tamamen ve hemen' Lübnan'dan çekmesi çağrısında bulundu.

BÜYÜKELÇİ GERİ ÇEKİLDİ

ABD, Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri’nin öldürülmesinden sonra Şam büyükelçisini geri çekme kararı aldı. Suriye’yi, “istikrarı bozan ülke” olarak tanımlayan Washington, Lübnan’daki Suriye birliklerinin, güvenliğe hiçbir katkısı olmadığını ifade etti. İsminin açıklanmasını istemeyen bir diplomat, Büyükelçi Margaret Scobey’in, Suriye hükümetine sert bir nota verdiğini belirtti.

İKİ ÜLKE ABD'YE KARŞI İTTİFAK KURDU

İran ve Suriye, zorluklara ve tehditlere karşı "ortak bir cephe" kuracaklarını bildirdiler. İttifakın iki ülkeye karşı bazı meydan okumalara karşı yapıldığı kaydedildi. İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed Rıza Arif, Tahran'da bulunan Suriye Başbakanı Naci Otri ile görüşmesinden sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, "Tehditlerle mücadele için her yerde Suriye'ye yardım etmeye hazırız" dedi. Otri de "Bu hassas zamanda yapılan görüşmenin, özellikle Suriye ve İran'ın bazı meydan okumalarla karşı karşıya olması nedeniyle önemli olduğunu" söyledi. Yine bu konuya ilişkin olarak 17.02.2005 tarihli haberde de, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Mısır Dışişleri Bakanı Ahmed Ebul Geyt ile Washington''da görüşmesi sonunda yaptığı açıklamada, ''Suriye hükümeti ne yazık ki, bizimle ilişkileri düzeltme yoluna gitmedi, tam tersi ilişkiler kötüleşti'' dedi.

Lübnan'da ki 14 bin Suriye askerinin bu ülkenin istikrarını bozduğunu ve Şam'ın askeri kuvvetini çekmesi çağrısını yinelediğini belirten Rice, Refik Hariri suikastıyla ilgili kimseyi suçlamadıklarını, ancak Lübnan'ın içişlerine Suriye'nin karıştığını ifade etti.Suriye'nin Washington Büyükelçisi İmad Mustafa ise ABD'nin Şam Büyükelçisi'ni geri çağırmasını fazla önemsemeyerek, ülkesinin de zaman zaman bu yönteme başvurduğunu belirtti. Aynı Amerikan Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Suriye'nin "büyük problem" oluşturduğunu söyleyerek, uluslararası toplumdan bu ülkenin durdurulmasını istedi. Rice, Senato Dış ilişkiler Komitesi'nde yaptığı konuşmada, Suriye'nin diğer ülkelerin içişlerine karışmaktan vazgeçmesi gerektiğini söyledi. Uluslararası toplumu birleşmeye davet eden Rice; "Suriye hem kendi topraklarını hem de güney Lübnan'ı terörizmi desteklemek için kullanıyor" dedi.

Amerikalı yetkililer, açıkça suçlamamakla birlikte, eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin öldürülmesinin arkasında Suriye'nin bulunduğunu ima ediyor. Hariri, Suriye askerlerinin Lübnan'dan çekilmesini istiyordu. Amerikan yönetimi, Hariri'nin ölümünün ardından Suriye'deki büyükelçisini danışmada bulunmak üzere Washington'a çağırmıştı. Bu haberlerin devamı olarak, 18.02.2005 tarihli haberde de Condoleezza Rice Rusya ve Suriye’ye çattı. ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, ''Rusya'nın, daha demokratik bir yola girmesi gerektiğini'' söyledi. ABD Kongresi'nde yaptığı konuşan Rice, daha demokratik bir yola girmemesi halinde Putin yönetiminin Avrupa ile yakınlaşmasının riske gireceğini belirtti. Rice, Avrupa ülkelerine yaptığı ziyaretler sırasında Rusya'nın durumunun da ele alındığını ve kaygılarını Avrupalı liderlere ilettiğini ifade etti.

Rice, ''Rusya yönetimi, eğer daha demokratik bir yola geri dönmezse, Avrupa ülkelerine, demokrasiler toplumuna daha derin bir entegrasyonunun riske gireceğini anlamak zorunda'' dedi ve Rusya'yı bu nedenle "izole etmenin" hata olacağını da belirtti. Suriye'nin de "büyük problem" oluşturduğunu belirten Rice, uluslararası toplumdan, başka ülkelerin iç işlerine karışan Suriye'nin durdurulmasını istedi. ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi'nde ABD Dışişleri Bakanlığı'nın 2006 bütçesine ilişkin düzenlenen oturuma katılan Rice, ''Suriye'nin büyük bir problem olduğu konusunda kuşku yok'' dedi.

Suriye'nin Lübnan'ın işlerine karışmaktan vazgeçmesi gerektiğini söyleyen Rice, Suriye'nin, Lübnan'da istikrarsız bir ortam yarattığını iddia etti. Bu bölümle ilgili olarak yoruma ilişkin yapılacak olan açıklama, ABD’nin Irak’ta ki genel seçimlerden çıkan sonuçlara çok sinirlenmiş olduğu ve şuan nereye bağırıp çağıracağını bilememesinden kaynaklanan hedef bunalımı yaşadığı anlaşılmaktadır. ABD’nin Irak’ta ki planları tam anlamıyla tutmamış ve projenin işleyiş sürecinde aksamalar meydana gelmesiyle projenin sonuçlandırılması için belirlenen sürenin uzaması söz konusu olduğu içindir ki Suriye’ye, İran’a, Rusya’ya ve K.Kore’ye karşı sert söylemler içerisine girmiştir. Bunun yanında da ABD Irak’ta da boş durmayarak Şiilere karşı saldırılarını daha da sıklaştırmıştır. Bunu da seçimlerden sonra Irak’ta Şii camilerine düzenlenen bombalı intihar saldırılarından anlıyoruz. Çünkü Şiiler genel seçimlerde beklenenin üzerinde oy alarak birinci olmuşlardır. Diyebilirsiniz ki bu intihar saldırılarını ABD mi düzenlettiriyor. Evet bu intihar saldırılarını CIA ve MOSSAD aracılığıyla Kürt peşmergelerden oluşturulan intihar timlerine yaptırıyorlar. Bu timleri sizlere daha önceki yazılarımızda tanıtmıştık. Umarız işaretleri almışsınızdır.

 

Meclisdeki Hainler

Meclisdeki Hainler


Şemdinli Gerçegi

Şemdinli Gerçegi


Abdullah Öcalan gerçeği

 


© 2002 - 2008  www.Yalniz-Kurt.com