Derin Noktalar

Yüz Yirminci Bölüm: 04.02.2005 tarihli haberde, BARZANİ’NİN Irak’ta hükümet başkanı olmasını istediği Talabani meydan okudu: “Erdoğan’ın açıklamalarından hoşlanmadım. Türkler Kerkük üzerinde hak iddia ederse, Kürtler de Diyarbakır üzerinde hak iddia eder.” IRAK Kürdistan Demokratik Partisi lideri Mesut Barzani, IKYB lideri Celal Talabani’nin Irak hükümet başkanı olmasını dilediklerini söyledi. Selahaddin kentindeki ikili görüşmenin ardından gazetecilere açıklama yapan Barzani Irak parlamentosunda Kürtlerin güçlü yer alması için Talabani’nin liste başı olduğu 165 kişilik bir liste belirlediklerini belirterek şöyle konuştu: ‘’Resmi seçim sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte daha önce 2 ayrı parlamentosu olan Kürtler de tek bir parlamento oluşturacak ve tek yönetim olacak. Biz, Talabani’nin hükümet başkanı olmasını diliyoruz.’’ Talabani ise 111 kişiden oluşan yerel Kürt parlamentosunda hükümet başkanının Neçirvan Barzani olacağını belirterek, 2 büyük Kürt partisi olan IKDP ile IKYB arasında herhangi bir sorun bulunmadığını söyledi. Talabani, “IKDP lideri Barzani’nin de, Süleymaniye, Erbil ve Dohuk’tan oluşan özerk Kürdistan bölgesinin başkanlığına aday olduğunu” açıkladı.

Talabani şöyle devam etti: ‘’Kerkük Kürtler için çok önemlidir. Bunun için orada tek liste ile seçime gittik. Kerkük’teki resmi olmayan seçim sonuçları yüzde 75 bizim lehimizedir. Kerkük yöresinde 4 milyon Türkmen var deniliyordu. Oysa, seçimlerde öyle olmadığı ortaya çıktı. Kerkük’te kimse kimseyi etkilemedi. Ortaya çıkan sonuç gerçek sonuçtur.’’ Talabani, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Kerkük’e ilişkin açıklamalarına yönelik gazetecilerin sorularını ise şöyle yanıtladı: ‘’Ben Erdoğan’ı tanıyorum. İyi bir siyasetçidir. Sanırım, bu açıklamanın tercümesinde bir yanlışlık var. Bu açıklamadan hoşlanmadık. Bu ülkenin sınırları vardır. Bir başka ülkenin içişlerine müdahale etmeye kimsenin hakkı yoktur. Eğer Türkler, Kerkük üzerinde hak iddia ederse yarın Araplar da Antakya üzerinde ve diğer Kürtler de Diyarbakır üzerinde hak iddia eder. Şu unutulmamalı ki, Irak’ta Kürtler olmazsa demokrasi de olmaz. Seçim sonuçlarına göre, ortaya çıkacak durumda tüm siyasi partilerle görüşerek, Irak için en iyi olan bir hükümeti kurmaya çalışacağız. Ne görev verilirse yaparız.’’

Bu bölümle ilgili olarak, Mesud Barzani ve Celal Talabani’nin bu sözleri yadırganmaktan çok normal görülmelidir.Nedeni de, Çünkü bu insan kılığına bürünmüş yavru ejderhalar, ağabeyleri ve hamileri olan büyük ejderhalar tarafından her zaman destek görmüşlerdir ve sırtları sıvazlanmıştır.Ayrıca bu büyük ejderhalar yavru ejderhalara bir bahçe tahsis edeceklerini her zaman taahhüt etmişlerdir.Tahsis edecekleri bahçede diledikleri gibi uçabileceklerini, istediklerini yapabileceklerini de her fırsatta sözlerine eklemişlerdir.Bu sözleri alan bu yavru ejderhalarda sevinçlerinden kol kola girip halaylar çekmişler, sevinçlerinden sarhoş olmuşlar ve kendilerini büyük görmeye başlayarak çevrelerindekilere de hırlamaya, kafa tutmaya başlamışlardır.Bu iki yavru ejderha sarhoş olduklarından gerçekleri görememekte ve daha kendi ellerine geçmeyen bölge üzerinde hakimiyetlerini ilan etme gafletine düşmektedirler.Bu iki yavru ejderhaya yapılacak tek şey, ikisini de soğuk bir duşun altına sokarak zor kullanarak ayılmalarını sağlamaktır.Mesajı aldınız umarım.

Yüz Yirmi Birinci Bölüm: 04.02.2005 tarihli haberde, ABD Başkanı Bush, İran ve Suriye’yi açıkça hedef gösterdi. İran halkını isyana çağırdı, Irak’tan çıkmayacaklarını ilan etti. ABD Başkanı, “terörist” diye nitelediği İran ve Suriye’yi açıkça hedef aldı. Bush, “Mısır ve Suudi Arabistan demokrasiye geçsin” dedi. ABD Başkanı George W. Bush, ABD Kongresi’nde her yıl yaptığı “Birliğin Durumu” konuşmasında, 20 Ocak’taki yemin töreni konuşmasında olduğu gibi, özgürlüklerin dünyada yayılmasının ABD’yi daha güvenli yapacağının altını çizerek İran ve Suriye’yi açıkça uyardı. ABD Başkanı konuşmasında, “Geniş Ortadoğu’da barışı desteklemek için teröristleri barındıran ve kitle imha silahları arayışındaki ülkelerin karşısına çıkmalıyız. Suriye halen topraklarının ve Lübnan’ın bazı bölümlerinin, bölgede barış şansını yok etme arayışındaki teröristlerce kullanılmasına izin veriyor” dedi.

Bush, “Bugün İran, dünyada teröre devlet desteği sağlayan başlıca ülke. Bir taraftan kendi halkını hak ettiği özgürlükten mahrum ederken, diğer yandan nükleer silah arayışında. Avrupalı müttefiklerle çalışarak İran rejiminin uranyum zenginleştirme ve plütonyumun yeniden işlenmesi sürecini, ayrıca teröre desteğini kesmesini sağlamaya çalışıyoruz” diye konuştu. ABD Başkanı Bush, İran halkına açıkça seslenerek, şöyle dedi: “Kendi özgürlüğünüz için ayağa kalktığınızda Amerika sizin yanınızda olacak. Özgürlüklerin özellikle Ortadoğu’da ilerletilmesine yönelik sözümüz şimdi Irak’ta test edildi ve onaylandı. Irak’ta özgürlüğün zaferi, terörizme karşı savaşta yeni bir müttefiki güçlendirecek, Şam ve Tahran’daki demokratik reformculara esin verecek ve zorlu bir bölgeye umut ve gelişmeyi getirecek.”

ABD Başkanı, Irak’tan Amerikan askerlerinin çekilmesiyle ilgili takvim açıklamayacaklarını da vurguladı. Bush, konuşmasında ayrıca Fas, Ürdün ve Bahreyn’de reformların başladığını belirterek, Suudi Arabistan ve Mısır’a da demokrasi çağrısında bulundu. ABD’nin, kendi yönetim şeklini başkalarına zorla kabul ettirme amacı taşımadığını belirten Bush, ancak baskıcı rejimlerin, dünyada “baskı imparatorluğu” kurmaya çalıştığını savundu. Yan yana barış içinde yaşayan İsrail ve Filistin’in iki demokratik devlet olması amacına ulaşılabileceğini ifade eden Bush, ABD’nin, bu amacın kazanılmasına yardım edeceğini kaydetti. Bush, Filistinliler’e 350 milyon dolar yardım yapılacağını da söyledi. Bush konuşmasında, gençlerin çetelere katılmasını engelleyecek ve genç erkeklere, şiddetten uzak durmayı, kadınlara saygılı davranmayı gösterecek kuruluşlara yardım edilmesine yönelik 3 yıllık bir girişim başlattığını da açıkladı. ABD Başkanı, bu girişimin başına da eşi Laura Bush’u getirdiğini bildirdi.

Bush’un konuşmasını değerlendiren Financial Times’de farklı bir yorum yer aldı. Brown Tniversitesi’nden Tarih Profesörü Stephen Graubard, “Tarihe yol gösteren Bush fantazileri” başlığıyla Bush’u eleştirdi. Bu arada ABD yönetimi, Kuzey Kore’nin nükleer faaliyetlerinin dünya barışı için tehdit olduğunu açıkladı. Beyaz Saray Basın Sekreteri Scott McClellan, yaptığı açıklamada, “Kuzey Kore’nin nükleer silah programı ve uranyum zenginleştirme faaliyetleri, dünya barışı ve güvenliği için tehdittir” dedi. Bush konuşma yaparken aynı saatlerde Irak’ta radikal Şii lider Mukteda El Sadr, pazar günü yapılan genel seçimlere katılan dini ve siyasi grupların, Amerikalı ve diğer yabancı askerlerin ülkeyi terketmesi çağrısında bulunmasını istedi. İşgal altında seçime gidilmesine karşı çıkan Sadr, yayınladığı açıklamasında, “Seçimlere katılan ya da katkıda bulunan dini ve siyasi güçlere, işgalcilerin ülkemizi terketmesini ya da en azından işgal için bir takvim belirlenmesini talep etmeleri çağrısında bulunuyoruz” dedi.

ABD Başkanı George W. Bush’un konuşmasını en ön saflardan dinleyen eşi Laura Bush sol tarafına Afganistan seçiminde oy kullanan bir kadını, sağ tarafına da Irak Kadın Politikacılar Konseyi Başkanı Safia Taleb El Suhail’i oturttu. Hazırlanan bu gösteride askerler ve oğullarını geçen yıl Irak’ta kaybeden Norwood Ailesi de yer aldı. Grup, Bush’un konuşmasını sık sık alkışlarken gösterinin en dikkat çekici yanı oğlunu Irak’ta kaybeden Janet Norwood ve El Suhail ‘in kucaklaşması oldu. Uzun süre birbirlerine sarılan iki kadının gözyaşları da görüntülenerek tarihe yazıldı. Bu arada Bush, sosyal güvenlik, hâkim atamaları, vergi politikası gibi konularda konuşurken, salonun sol tarafında oturan Demokrat Partililer tarafından hiç alkışlanmadı.

Yüz Yirmi İkinci Bölüm: 05.02.2005 tarihli haberde, ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, 4. Piyade Tümeni nin Türkiye üzerinden Irak a girememesinden dolayı Kuzey Irak taki Sünnilerin savaştan etkilenmediğini ve direnişi örgütleyenlerin Sunniler olduğunu ileri sürdü. Rumsfeld, Bana göre tümenin kuzeyden Irak a girememesi talihsizlik dedi. Türkiye'yi suçlayan Rumsfeld, CNN'e yaptığı açıklamada, "1 Mart Tezkeresi'nin TBMM'de reddedilmesi işimizi zora soktu. Amerikan birlikleri, Türkiye üzerinden Irak'a kuzeyden giremedi, bu durumda da Saddam Hüseyin, Sünni ağırlıklı seçkin birlikleri örgütleyerek karşımıza dikti" şeklinde konuştu. Aynı habere ilişkin 06.02.2005 tarihli haberde de, Aradan 2 yıl geçti ama ABD yönetimi ‘1 Mart Tezkeresi’nin TBMM’de reddedilmesinin acısını hálá unutmadı. O günden beri öfkeyle yaşadıklarını bizzat Savunma Bakanı Rumsfeld, ‘Bugün Irak’ta direnişle karşılaşmalarının faturasını tezkereye bağlayarak’ açıkça gösterdi... ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld baklayı ağzından çıkardı. Meğer Amerikan yönetimi, 1 Mart 2003’ten beri, Amerikan askerlerine Türkiye topraklarına konuşlanma ve Irak’a kuzeyden cephe açma imkanı sağlayacak tezkerenin TBMM’de reddedilmesinin acısıyla yaşamış...

Aradan 2 yıl geçmesine rağmen Bakan Rumsfeld önceki gün çıktığı CNN International kanalında öfkesini ortaya koydu. Yaptığı açıklamalarla ABD’nin Irak’taki başarısızlığını, 1 Mart tezkeresinin reddedilmesine bağladı. ABD’nin Irak’ta ikinci bir Vietnam yaşadığı, giderek bataklığa saplandığı, yapılan seçime rağmen direnişin azalmayacağı şeklindeki yorumlara karşılık, ABD’li Bakan Türkiye’yi suçladı.

Irak direnişi ve Türkiye Rumsfeld, CNN’e açıklamasında, 1 Mart tezkeresinin TBMM’de reddedilmesi üzerine ABD’nin 4. Piyade Tümeni’nin Türkiye üzerinden Irak’a kuzeyden giremediğini, bu durumda da savaştan etkilenmeyen Saddam Hüseyin’in Sünni ağırlıklı seçkin birliklerinin şimdiki direnişi örgütlediğini ileri sürdü. Rumsfeld şöyle konuştu: ‘Savaşta yolunda gitmeyen işlerden biri, bizim 4. Piyade Tümeni’nin, Türkiye üzerinden kuzeyden Irak’a girememesi oldu. Bu yüzden de Bağdat’ın kuzeyindeki Sünniler, gerçek anlamda hiç savaşa girmedi. Ülkenin o bölgesinde bu kişilerin yetersiz bir kısmı yakalanabildi ve öldürülebildi. Yani bunlar, ABD ordusunun gerçek gücünü görmedi. Bugün Irak’ta mevcut direnişi birçok durumda ortaya çıkaranlar, işte bu kişiler. Dolayısıyla bana göre 4. Piyade Tümeni’nin kuzeyden Irak’a girememesi talihsizlik oldu’ dedi.

Oldu bittiye getirmişlerdi ABD Ordusu, henüz tezkere TBMM’de oylanmadan, sanki kabul edilmiş gibi Türkiye’ye çeşitli teçhizat ve asker sevk etmeye başlamıştı. Bazı kaynaklara göre Sabiha Gökçen Havaalanı’nı 20 milyon dolara, İskenderun limanını yaklaşık 700 milyon dolara kiralamıştı. ‘Demir Atlar’ diye bilinen 4. Piyade Tümeni’nin bir kısmını taşıyan gemiler ise Akdeniz’e demir atmış, tezkerenin kabulünü beklemişti.

Askeri uzmanların görüşü farklı Askeri uzmanlar ise, Rumsfeld’in görüşünde değil. The Washington Institute kuruluşunun uzmanı Mike Eisenstadt, bugünkü Sünni direnişinin temelini oluşturan Saddam’ın seçkin birliklerinin yeraltına indiğini belirtti. Eisenstadt, bu durumda 4’üncü Piyade Tümeni kuzeyden Irak’a girse bile, bu Sünni birliklerinin de savaşmadan kayıplara karışmış olacağını belirtti. Eisenstadt, dolayısıyla bunların her durumda kayıp vermeyeceği için, durumun değişmeyeceğine işaret etti.

DONALD RUMSFELD KiMDiR ABD’nin Alman asıllı Savunma Bakanı. Bush yönetiminin işbaşı yaptığı 2000’den beri bu görevde. ”Güzel bir söz ve elinde bir silahla elde edebileceklerin, sadece güzel sözle elde edebileceklerinden çok daha fazladır” diyen kişi. Aslında bu, mafya babası Al Capone’un sözü ama Rumsfeld bir mafya babasının sözünü söylemekten çekinmeyen bakan. Irak’taki Ebu Garib cezaevinde yaşanan işkence skandalından sorumlu tutulan kişi. CNN televizyonunda Larry King’e konuk olduğunda, işkence skandalından kendini sorumlu tuttuğunu söyledi. Kendisini hedef alan eleştiriler sonucu Başkan Bush’a iki kez istifasını sunduğunu ancak Bush’un her defasında bunu geri çevirdiğini anlattı.

Buna rağmen Rumsfeld, işkence skandalından dolayı bazı insan hakları kuruluşlarına göre ‘savaş suçlusu’. New York merkezli bir kuruluş, yasaları yabancıların da yargılanmasına imkan veren Almanya’da, Rumsfeld aleyhinde ‘insanlığa karşı suç işlemek’ gerekçesiyle dava açtı. ABD Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne üye olmadığı için bu dava ABD’de açılamadı. Bu yüzden Rumsfeld, 12-13 Şubat’ta Almanya’da yapılacak ve 40 ülkenin savunma bakanlarının katılacağı 41. Münih Güvenlik Konferansı’na gitmeye çekiniyor. Alman Federal Savcılığı yasaları işlettiği takdirde Almanya sınırları içinde tutuklanması söz konusu. Bunun olmayacağını herkes biliyor. Yine de Rumsfeld protesto gösterilerinin ayyuka çıkmasından çekiniyor. Bu bölümle ilgili olarak, ABD Irak’ta gerçekleştirmek istediği programın süresi uzamaya başladığından ABD’li yetkililer suçlu aramaya ve suçlamaya başladılar. Savunma Bakanı Rumsfeld''in ABD’nin Irak başarısızlığını, Türkiye''nin kuzey cephesini açtırmamasına bağlaması, ABD intikamını gündeme getirmişti. Büyükelçi Edelman''ın ''kin tutsaydık sizinle derin işbirliği yapmazdık'' diye sıraladığı konular, aslında Amerika''nın intikamını hangi yöntemlerle aldığını gözler önüne seriyor.ABD Ankara Büyükelçisi Edelman''ın sizden intikam almıyor, büyük işbirliği yapıyoruz dediği konular:

1.IMF
ABD işbirliğiyle aldığımız borç 30 milyarı aştı.
Ülke IMF''nin emri altına girdi.

2.AB için destek veriyoruz diyen ABD, bizi Fransız referandumuyla baş başa bıraktı.

3.KIBRIS''ta tam destek Annan Planı ile işgal ve Kıbrıs''ı kaybetme harekatına dönüştü.

4.ORTADOĞU''nun kaderini birlikte belirleyeceğiz sözü, Kürt devleti olarak geri döndü.

ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’te yaptığı açıklamada suçu Türkiye’ye atarak Türkiye’nin itibarını zedelemeye ve politik baskı altına alarak Türkiye’nin ABD’nin dümen suyuna (baskılarla) girmesini sağlamaya çalışmaktadır.ABD, bunu daha önce yapmayı denedi ve az da olsa tatmin oldu.ABD’nin daha önce denedi dediğimiz vaka ABD askerlerinin Süleymaniye baskınıdır. 4 Temmuz 2003’te meydana gelen olayda ABD askerleri Irak’ın Süleymaniye kentinde görev yapan Özel TÜRK Timinin ve hizmetlilerin bulunduğu binayı basarak 3 subay ve 8 astsubayımızla bina hizmetlilerini tartaklayarak ve ağır küfürler savurarak ellerini kelepçeleyip başlarına çuval geçirerek tutuklamaları ve bununla birlikte binada bulunan araç-gereçleri, silahları, mühimmatı, haberleşme araçlarını yağmalama ve zarar verme olayıdır.Sizlere daha önceki KÜRT DOSYASI 14 no’lu yazımızda bu vakanın ne maksatla yapıldığını ve neyin amaçlandığını anlatmıştık.Daha önceki anlattıklarımıza bunu da eklediğimiz vakit önümüze ABD’nin gerçek yüzünü saklamak için ne tür maskeleri kullanabildiğini görebilme imkanını elde ediyoruz.

Yüz Yirmi Üçüncü Bölüm: 05.02.2005 tarihli haberde, Avustralya, üst düzey İsrailli bir diplomatı sınır dışı etti. Diplomatın neden sınır dışı edildiğine ilişkin bir açıklama yapılmadı. İsrailli diplomatın, geçen yıl iki Mossad ajanının Yeni Zelanda'da yasadışı pasaport edinmekten sınırdışı edilmesi olayıyla bağlantısı olabileceği ileri sürülüyor. Sydney Morning Herald gazetesinin haberine göre, İsrailli diplomattan birkaç hafta önce ülkeyi terk etmesi istendi. Olayın İsrail Cumhurbaşkanı Moşe Katsav'ın gelecek ay Avustralya'ya yapacağı ziyaret öncesine rastlamasından dolayı gizli tutulduğu kaydedildi.

Yüz Yirmi Dördüncü Bölüm: 05.02.2005 tarihli haberde, Irak Türkmen Cephesi (ITC) Türkiye Temsilcisi Ahmet Muratlı, kendilerine Irak’taki merkezden Kerkük’le ilgili son derece olumsuz bilgiler geldiğini belirtti. Merkezin istemi üzerine bu bilgilerin Türkiye’de ilgili birimlere iletildiğini söyleyen Muratlı, Süleymaniye’den Kerkük’e havan topu, roket atar gibi ağır silahlarla donatılmış kırmızı bereli 2 bin peşmergenin getirildiğini ifade etti. Kerkük’ten ITC Türkiye Temsilciliği’ne ulaşan bilgi notu şöyle: "Kerkük’teki Ulusal Muhafızlar Komutanı Kürt kökenli General Enver, Türkmen ve Araplardan oluşan Kerkük’teki Ulusal Muhafızlar amirlerini değiştirerek yerlerine Kürtleri getirdi. Ağır silahlı 2 bin kadar peşmerge Kerkük’e girdi. Oysa Kerkük güvenlik birimlerinin elinde sadece Kalaşnikof gibi hafif silahlar var."

Öte yandan Ankara, Kerkük’le ilgili dile getirdiği hassasiyetlerin Washington yönetimince yeteri kadar dikkate alınmaması üzerine, İngiltere’yi devreye sokmaya başladı. Bir süredir İngiltere ile gizli mekik diplomasisi yürüten Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi Osman Korutürk, bu ülkenin Ankara Büyükelçisi Peter Wastmacott ile görüştü. Bu görüşmede Kürdistan Yurtsever Birliği (KYB) lideri Celal Talabani ile Irak Kürdistan Demokrat Partisi (IKDP) lideri Mesut Barzani’nin Türkiye’yi hedef alan açıklamaları ile Kürtlerin Kerkük’ü bir ‘Kürt şehri’ne dönüştürme çabaları ele alındı. Korutürk, Türkiye’nin Kerkük’le ilgili hassasiyetlerinde son derece ciddi olduğunu belirterek, Kürt grupların bölgeyi ateşe sürükleyecek söylem ve girişimlerden kaçınmaları gerektiğini ifade etti. Westmacott da, Irak’ın toprak bütünlüğü konusunun ABD ve İngiltere açısından son derece hayati önem taşıdığını bildirdi ve bu konuda gereken mesajların Kürt gruplara iletildiğini söyledi. Korutürk geçen hafta da Londra’da iki gün boyunca Dışişleri ve Savunma Bakanlıkları’nın Irak uzmanlarıyla temaslarda bulunarak, Türkiye’nin seçimler ve Kerkük’e ilişkin hassasiyetlerini iletmişti.

Yüz Yirmi Beşinci Bölüm: 05.02.2005 tarihli haberde, Irak seçimlerinde, ülke genelindeki oy merkezlerinin % 35'inde kullanılan 3 milyondan fazla oy sayıldı. Şii liderlerin desteklediği Birleşik Irak İttifakı önde gidiyor. Gözlemciler büyük farkla önde giden Şii ittifakının İran ile yakın bağına dikkat çekiyor ve Sünni Arapların çoğunun sandık başına gitmediğini bildiriyor. Şu ana kadar sayılan 3 milyon 300 oydan 2 milyon 200'ünü Birleşik Irak ittifakının aldığı açıklandı. Irak dışında kullanılan oyların çoğunu da Kürt ittifakı aldı. Irak Türkmen Cephesi ise seçimlerin Kerkük bölümüyle ilgili itirazları Yüksek Seçim Kurulu'na bildirdiklerini açıkladı.

Yüz Yirmi Altıncı Bölüm: 05.02.2005 tarihli haberde, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Armitage, görevinden gizlice ayrıldı. Dışişleri Bakanlığı sözcü yardımcısı Adam Ereli, Armitage'ın ''artık görevinin başında olmadığını'' doğruladı. Armitage, Kasım 2004'te Powell ile aynı zamanda görevinden ayrılacağı açıklamasında bulunmuştu. Powell yerine Condoleezza Rice'ın gelmesiyle görevinden ayrılırken, Armitage yerine atanan ABD ticaret temsilcilisi Robert Zoellick'in Kongre onayını beklemeden görevinden ayrılmış oldu.

Yüz Yirmi Yedinci Bölüm: 05.02.2005 tarihli haberde, İller Bankası Genel Müdürü Hidayet Atasoy, "İller Bankası Mensupları Sosyal Yardımlaşma ve Emeklilik Vakfı"nın 2005 yılı ajandasına konulan ve Türkiye topraklarının bir bölümünü Kürdistan, bir bölümünü de Ermenistan olarak gösteren haritayla ilgili bir basın toplantısı düzenledi. İller Bankası'nın hizmetlerinin yazılması yerine gerçek dışı bir harita yayınlanarak kurumun yıpratılmaya çalışıldığını öne süren Atasoy, haberin "sansasyonel" olduğunu, ajandayı yaptıran vakfın da İller Bankası'yla doğrudan ilgisinin bulunmadığını ifade etti. Atasoy'un açıklaması şöyle: "Dün ulusal bir gazetemizin manşetten girdiği 'provokatif' bir haberle İller Bankası haksız bir şekilde yıpratılmaya çalışılmıştır. 'Bu ne rezalet!' başlıklı sözkonusu haber; kurumumuzdan hiçbir yetkiliye sorulmadan, danışılmadan, görüşlerimiz alınmadan, tek taraflı bir şekilde yayına sokulmuştur. Maalesef bu 'sansasyonel' haber, internet ortamında bazı haber siteleri tarafından da alıntılanmış, üstelik sözkonusu harita yerine tamamen farklı bir harita kullanılarak kamuoyu yanıltılmıştır.

Dünden beri tüm yatırım çalışmalarımızı, projelerimizi bir kenara bırakarak adeta 'bir delinin kuyuya attığı taşı çıkartmaya' çalışıyoruz. Oysa biz isterdik ki; bu haberi yayınlayan gazetemiz ve alıntılayan haber sitelerimiz, bitme noktasından atılım noktasına gelen İller Bankası'nın dev projelerini de haber yapsınlar. Biz isterdik ki; kredi faizlerini yüzde 9’a kadar düşürerek, son 20-25 yılda ülkemizde ilk defa bankaların uyguladığı faiz oranlarının yüzde 10’un altına çekilmesinin sağlanmasının altında yatan ekip çalışmasını vurgulasınlar. İsterdik ki; hiçbir partizanlık yapılmadan ve ne kadar borçları olursa olsun tüm belediyelerimize paylarının en az yüzde 60’ını göndermemizi de anlatsınlar. Gönül isterdi ki; çevre konusunda yaptıklarımızı da kamuoyuna duyursunlar. Doğal su kaynaklarının korunması için sağladığımız hibe krediler ve atıksu arıtma tesislerinin enerji giderlerinin yarısını karşılamamızı da anlatsınlar. Ama ne yazık ki; biz yaptığımız bu yenilikleri ve projelerimizi tanıtmak için basın toplantısına hazırlanırken, bu 'üzücü' konuda basın toplantısı yapmak zorunda kaldık. Abartılarak bir bardak suda fırtına kopartılmaya çalışılan olayın aslı şöyledir; İller Bankası Mensupları Sosyal Yardımlaşma Ve Emeklilik Vakfı tarafından bastırtılan 2005 yılı ajandasında yer alan bir firmaya ait tanıtım sayfasında maalesef gerçekdışı bir harita tasarımı yayınlanmıştır. Provokatif amaçlı bu tasarım, TC Devleti kurumları, vatandaşlar ve bankamız tarafından kesinlikle kabul edilemez niteliktedir.

Sözkonusu vakfın İller Bankası Genel Müdürlüğüyle organik, idari ve mali hiçbir bağı yoktur. Her şeyiyle bağımsız tüzel kişiliğe haiz bir vakıftır. Ancak, bazı basın yayın kuruluşlarında yayınlanan haberlerde kurumumuz, bilgi eksikliği nedeniyle sözkonusu vakıf ve bu vakıfça bastırılan ajandadaki haritayla ilişkilendirilmiştir. Zaten bu haberler yayınlanmadan önce gelen bilgiler ışığında gerekli hassasiyet gösterilerek öncelikle bu ajandanın toplatılması sağlanmış ve Bankamız Teftiş Kurulu Başkanlığınca 28 Ocak 2005 tarihinde yani bu haber yayınlanmadan tam 5 gün önce gerekli inceleme başlatılmıştır. Zira, kurumumuzun ismini taşımakta olan bu vakıf, bizle ilişkisi olmamasına karşılık her şeye rağmen çalışanlarımızın kendi aralarında kurdukları bir vakıftır. Bu yüzden gerekli hassasiyet zamanında yani hemen gösterilmiştir. İller Bankasına yakışan da zaten bu tavırdır. Çünkü İller Bankası bundan tam 72 yıl önce 1933 yılında Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuştur. Temellerini Atatürk’ün attığı bu bankayla “bölücülük” sıfatının yan yana gelmesi hayal bile edilemez.

Ayrıca, haberlerin farkına varmamızla birlikte hemen bir açıklama metni hazırlanarak, başta sözkonusu gazete ve haber siteleri olmak üzere tüm medyaya gönderilmiş, bu metin kurumumuzun www.ilbank.gov.tr adresli web sayfasında da yayımlanmıştır. Bu açıklamamızı hemen yayınlayan haber sitelerine teşekkür ediyoruz. Kurumumuzu ve camiamızı derinden yaralayan bu provokatif tavır ve provokatif haberle ilgili yasal her türlü hak arama yoluna gidilecek ve olayın sorumluları hukuk önünde hesap vereceklerdir. Türkiye’nin alt ve üst yapısında birçok imzası bulunan kuruluşumuzun hedefi, bu tür 'yıpratma' kampanyalarıyla yıpranmayacak kadar büyüktür. İller Bankası, geleceğin Türkiyesi için yüksek nitelikli hizmet vermeyi sürdürecektir."

Yüz Yirmi Sekizinci Bölüm: 06.02.2005 tarihli haberde, Birleşmiş Milletler (BM) ile AB'nin kurduğu Seçim Enformasyon Ağı (EIN) gözlem örgütü, Irak seçimlerinin Musul hariç genelde adil geçmiş kabul edilebileceğini kaydetti. Seçimde 8 bin gözlemcinin yaklaşık 5 bini aşkın sandık merkezindeki tespitlerine göre, Musul ve çevresinde seçmenler yıldırma hareketlerine maruz kaldı. EIN'in açıkladığı raporda şöyle denildi: "Musul ilinde yeterli oy pusulası sağlanmaması yüzünden Sincar ve Şekhan'da 17 bin 500 kişi oy kullanamadı. ABD işgali ve Saddam rejiminin devrilmesiyle oluşan tedhiş ortamı göz önüne alındığında seçim düzensizliklerinin ülke genelinde 'hafif' kaldığına hükmedilebilir" denildi.

Yüz Yirmi Dokuzuncu Bölüm: 06.02.2005 tarihli haberde, Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği (IKYB) lideri Celal Talabani, ''Ülkede ağırlığa oturmayacağız; Türkmenlerin, Sünni Arapların haklarına saygılı olacağız'' dedi. 30 Ocak seçimlerinden sonra Irak'ın yeni devlet başkanı adayı olan Celal Talabani, ülkede uzlaşı ve güven ortamı için tüm kesimlerle işbirliği içinde olacaklarını belirtti. Irak'ın % 60'ını oluşturan Şiilerin iyi örgütlendiklerini ve iyi para kaynaklarına sahip olduklarını belirten Talabani, ''Kürtler devlet başkanlığını alırsa Şiiler başbakanlığı, Sünniler de meclis başkanlığını alabilir'' dedi. Talabani, Irak Kürt nüfusunun da Sünni olduğunu hatırlatarak, Arap Sünnilerinin ABD'nin devirdiği Saddam rejiminden sonra terör unsurlarından arınmamasının en büyük hata olduğunu ileri sürdü.

Talabani, Irak Kürdistan Demokrat Partisi (IKDP) lideri Mesud Barzani ile uyum içinde olduklarını da belirterek, bölgede yönetimi güvenle kendisine bırakacağını, kendisi devlet başkanı olursa kuzey Irak'taki yokluğunda bundan hiçbir endişe duymayacağını, çünkü Barzani'nin Bağdat hükümetiyle konuşmadan kendi başına asla iş yapmayacağına inandığını söyledi. Talabani, ''Ben de Barzani ile işbirliği yapmadan, onunla eşgüdüm sağlamadan bir şey yapamam'' dedi. Talabani, Bağdat hükümetinde istedikleri üst düzey yetkileri elde edemezlerse sorun, kargaşa çıkarmayacaklarını da belirtti.

Yüz Otuzuncu Bölüm: 06.02.2005 tarihli haberde, İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Hamid Rıza Asefi, ''Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması gerektiğine inanıyoruz. Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması kararı, Irak'a komşu ülkelerin yaptığı toplantılarda defalarca vurgulanmıştır. Ayrıca İran'da yaşayan Kürtlerle ilgili herhangi bir kaygı taşımıyoruz'' dedi. Asefi, düzenlediği basın toplantısında Kerkük'teki gelişmelere de değinerek şöyle konuştu: ''Türkiye'nin bu konudaki rahatsızlığı kendisini ilgilendirir. Irak'ta yapılan seçimleri Irak halkı adına kazanılmış bir zafer olarak görüyoruz. Seçimlerin bu ülkede güvenliğin sağlanmasına yarayacağını düşünüyoruz.''

Yüz Otuz Birinci Bölüm: 06.02.2005 tarihli haber, Kerkük'teki bölgesel seçimlere katılan Türkmen ve Arap partileri, Kürtlerin yolsuzluk yaptıklarını savunarak, seçimlere itiraz ettiler. Kerkük'te Türkmen partilerinin bu sabah yapılan toplantısının ardından AFP'ye açıklama yapan Sadeddin Arkac, ''bu seçimlerin geçerliliğinin, önemli yolsuzluklar yapılması ve uluslararası gözlemcilerin bulunmaması nedeniyle tartışmalı olduğunu'' belirtti. Kürtlerin ortak listesinin il konseyi seçimlerinde oyların yüzde 63'ünü aldığı yolunda yerel medyada verilen haberlere değinen Arkac, Seçim Komisyonu'nu oy sayma işlemini tekrarlamaya ve Arap ile Türkmen partilerinin şikayetlerini değerlendirmeye çağırdı. Arkac, ''Kürtlerin bu komplosunu kabul edemeyeceklerini'' belirtti ve ''Kürtlerin şişirdiği seçim sonuçlarının büyük felaketlere yol açacağını'' söyledi. Arap aday Abdürrahman Munşid El Asi de, seçimleri ''komplo'' alarak nitelendirdi. El Asi, 30 Ocak'ta Süleymaniye ve Erbil'den binlerce Kürdün yeniden oy kullanmak için Kerkük'e akın ettiğini söyledi. Sonuçların geçersiz olduğunu belirten El Asi, her türlü seçeneği değerlendirdiklerini, bölgesel mecliste sandalyelerin üçte ikisinin Kürtlere gitmesi nedeniyle gerçek bir temsil olanağı bulamayacaklarını belirtti.

Yüz Otuz İkinci Bölüm: 06.02.2005 tarihli haberde, ABD'nin Irak politikası yüzünden oldukça gerginleşen Türk-Amerikan ilişkileri, dün akşam saatlerinde Ankara'ya gelen ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın ziyareti ile yumuşamaya başladı. Rice, Türkiye'nin Kerkük hassasiyetleri konusunda 'Kerkük, bütün Irak'a ait bir şehir olarak kalacak' diyerek, Ankara'ya güvence verdi. Bürokratlar karşıladı ABD'nin yeni Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, göreve geldikten sonra başladığı bölge turu çerçevesinde dün akşam saatlerinde Ankara'ya geldi. Çalışma ziyareti için Türkiye'ye gelen Rice'ı Esenboğa'da bakanlar değil, Dışişleri bürokratları karşıladı. Rice, dün akşam önce Başbakan Erdoğan tarafından kabul edildi. Endonezya'ya gitmek üzere yola çıkmaya hazırlanan Erdoğan, Rice ile Esenboğa Havaalanı'nda yaklaşık 45 dakika görüştü. Ortadoğu ve Kuzey Afrika için demokratikleşme süreci ile ilgili ABD'nin hedeflerini Erdoğan'a anlatan Rice, son zamanlarda Irak politikası ile ABD'yi eleştiren Erdoğan'a, 'Türkiye'nin Irak ile ilgili endişelerini dikkate alıyoruz. Irak'ın toprak bütünlüğü korunacak' mesajı verdi.

Türkiye'nin özelilkle Irak seçimlerinin ardından giderek artan Kerkük endişesi, Rice-Erdoğan görüşmesinde önemli yer tuttu. Erdoğan, Rice'a 'Irak'ın toprak bütünlüğü korunmalı. Yoksa bölgedeki bütün dengeler altüst olur' görüşünü iletti. Rice'ın Erdoğan'a yanıtı, Türk tarafını oldukça memnun etti. Rice, 'Türkiye'nin Irak kaygılarını gayet iyi anlıyoruz. Irak'ta hiçbir grubun diğeri üzerinde egemenlik kurmasına izin verilmeyecek. Irak seçimleri de zaten bunun için yapıldı. Kerkük, bütün Irak'a ait bir şehir olarak kalacak. Kentte aşırılıklara izin vermeyeceğiz' dedi. Erdoğan, Rice'a referandumda 'evet' diyen Kıbrıslı Türklerin izolasyondan kurtarılması için ABD'nin yapmayı planladığı açılımları hızlandırmasını istedi. Rice, Kıbrıslı Türkleri rahatlatacak önlemler konusunda çalıştıklarını söyledi.

İran gündeme gelmedi Başbakan Erdoğan, Rice ile yaptığı görüşme sonrasında bir basın toplantısı düzenledi. Rice ile Afganistan, Irak, Ortadoğu ve Kıbrıs konusunda görüştüklerini belirten Erdoğan, 'Bu konuda farklı düşüncelere zaten sahip değiliz. Ve stratejik ortaklığımız noktasında TürkiyeĞAmerika arasındaki ilişkiler nasıl olgun, olumlu bir noktadaysa, aynı olgunluk ve olumlu şekilde sürecini sürdürmektedir. Bu konuyu da taraflar olarak aramızda teyid ettik. Bunu da özellikle bilmenizi istiyoruz' diye konuştu. Erdoğan, gazetecilerin soruları üzerine, görüşmede İran konusunun gündeme gelmediğini söyledi.

IRAK SEÇİMİ BM'YE TAŞINACAK Türkiye, Irak seçimlerinde özellikte Kerkük'te yaşanan usulsüzlükleri BM'ye götürecek. Türk istihbarat birimlerinin elde ettiği bilgiler, Ankara tarafından BM'ye iletilecek. Kerkük'te referandum yapılmamasını ve Mülkiyet Komisyonu'nun çalıştırılmasını isteyen Türkiye, Kerkük'e geri dönüşlerde tapu kayıtlarının esas alınması için komisyonun işletilmesi konusunda BM'den destek isteyecek. BM'ye iletilecek raporda, IKDP ve IKYB kontrolündeki kuzey illerinde sandıkların 1.5 saat önce açılması, 1 saat geç kapatılması, bazı kişilere 5'er kez oy kullandırılması, sokağa çıkma yasağı uygulanmaması, bölgeye gözlemci sokulmaması, kayıtlı seçmenlere oy kullandırılmaması, 80 bin kişinin yaşadığı Arap nüfusun çoğunlukta olduğu Havike Kasabası'na 20 bin oy pusulası gönderilmesi gibi usulsüzlükler yeralacak.

DER SPİEGEL:TÜRKİYE AÇIK SÖZLÜ Almanya'nın Der Spiegel dergisi, 'Irak'taki gelişmeler hakkında en açık şekilde konuşan ülkenin Türkiye olduğunu' yazdı. Dergi, Irak'taki gelişmelerle ilgili haberinde, 'Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, Kerkük'teki Kürtlerin çoğunluk durumunu kendi lehlerine, Türkmenlerin ve Arapların aleyhine değiştirmeye çalıştıklarını söylediği ve bu konuda ABD'nin suskun tavrını eleştirdiği' belirtildi. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün de Kerkük'teki durumu BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a ilettiği kaydedilen Der Spiegel'in haberinde, 'Gül'ün, Türkiye'nin Kuzey Irak'ta toprak peşinde olmadığını belirttiği, 'Ancak bazen şartlar, insanı istemese de bazı şeyleri yapmaya zorluyor' diye konuştuğu' kaydedildi. 'Türkiye'nin aylardır 20 bin asker ile Kuzey Irak'a girme planları bulunduğu şeklinde iddiaların da ortaya atıldığı' belirtilen haberde, 'ABD'nin ise demokrasiyi teşvik eden bir ülke görüntüsünün bozulmaması için Türkiye'nin isteklerine karşılık veremediği' savunuldu. (AA)

Yüz Otuz Üçüncü Bölüm: 06.02.2005 tarihli haberde, Irak seçimleri sırasında Kuzey Irak'ta açılan üç resmi seçim sandığın yanısıra kurulan gayriresmi referandum sandığından 1 milyon 973 bin bağımsızlık oyu çıktığı ileri sürüldü. ''Irak Kürdistan Referandum Yüksek Konseyi'' Genel Sekreteri Asu Kerim, sembolik sandığa oy atan 1 milyon 998 bin 61 kişiden yüzde birinin 'Irak'a bağlı kalmayı', geri kalan yüzde 99'un ise bağımsızlık istediğini iddia etti. Erbil Sheraton Oteli'nde referandum sonucunu açıklayan Kerim, Referandum Yüksek Konseyi'ndeki üyelerin siyasi partilerle ilişkisi bulunmadığını, sadece bölgede yaşayan insanların düşüncelerini ve taleplerini öğrenmek için referandumu yaptıklarını söyledi. Kerim, referandumda vatandaşlara ''bağımsız Kürdistan mı'', ''federal Kürdistan mı'' ve ''Irak'a bağlı olarak mı yaşamak istiyorsunuz'' şeklinde 3 soru yöneltildiğini belirtti.

Kerim, şöyle konuştu: “Hiçbir televizyon radyo veya gazetede bu konuyla ilgili propaganda yapılmadı. Halk, bu referanduma tamamen kendi iradesiyle katıldı. Seçimde oy kullanan vatandaşların yüzde 91'i oy kullandıktan sonra referanduma katıldı. Oy kullanılan sandıkların etrafında sadece polis ve gözlemciler vardı. Kimseyi etkileme gibi bir girişim olmadı. Erbil, Süleymaniye, Kerkük, Musul ve Duhok bölgelerinde toplam 1 milyon 998 bin 61 kişi referandumda oy kullandı. Bunlardan 1 milyon 973 bin 412'si bağımsız bir Kürdistan istediğini ifade ederken, 19 bin 850'si Irak'a bağlı olarak yaşamak istediğini bildirdi. 4 bin 799 kişi de geçersiz oy kullandı. Bu sonuçları, bölgedeki siyasi partiler, başta Avrupa olmak üzere çeşitli insan hakları kuruluşları ve Arap ülkelerine göndereceğiz” diye konuştu.

 

Meclisdeki Hainler

Meclisdeki Hainler


Şemdinli Gerçegi

Şemdinli Gerçegi


Abdullah Öcalan gerçeği

 


© 2002 - 2008  www.Yalniz-Kurt.com