Derin Noktalar

Altı Yüz Seksen Altıncı Bölüm: 20.11.2005 tarihli çıkan bir haberde, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, Irak’ta bağımsız bir Kürt devletinin ayakta kalamayacağını söyledi. Talabani, bu hafta Viyana’da yaptığı temaslar sırasında verdiği demeçte, "Geleceğin ne getireceğini bilmiyorum. Ama, Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığını ilan ettiğini bir düşünün. Komşularımız derhal sınırlarını kapatacaktır. O zaman nasıl ayakta kalabiliriz? Ortadoğu’daki bütün ülkeler Kürdistan’ın bağımsızlığına karşı. Hepsiyle aynı anda savaşamayız" dedi. "Kendisini Türkiye’deki PKK ile dayanışma içinde hissedip hissetmediği" sorusu üzerine, bu örgütün "Kürt halkına zarar verdiğini" söyleyen ve "terörist yöntemlerini" eleştiren Talabani, "Ankara’daki hükümete karşı savaşmanın, Türkiye’nin demokratik bir gelişme göstermesini istemeyenlerin çıkarına olduğunu" belirtti. Kendisinin siyasi yaşamı boyunca "bağımsızlık için değil, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkı için savaştığını" kaydeden Talabani, "Ben hep gerçekçi oldum ve bu zamanda bağımsızlığın mümkün olmadığını anladım" dedi.

Irak’ta terörle mücadele için yalnız askeri faaliyetlere değil, medyaya, ekonomik ve sosyal reformlara da dayanan bir plana ihtiyaç duyulduğunu belirten Talabani, "huzursuzluk bölgelerindeki yerel halkın desteğinin kazanılması gerektiğini, halkın teröristlerden nefret ettiğini ve Irak güvenlik güçleriyle işbirliği yapmaya hazır olduğunu" söyledi. Talabani, bir soru üzerine, Avrupa ülkelerinin terör tehlikesini küçümsediği endişesini dile getirdi. Irak’ta eylem yapanların bütün Arap ülkelerinden geldiğini kaydeden Talabani, "Teröristlerin yüzlercesinin yakalandığını, bunların Mısır, Suriye, Ürdün, Filistin, Fas, Cezayir, Yemen ve Suudi Arabistan gibi ülkelerden geldiklerini belirlediklerini" söyledi.

22.11.2005 tarihli çıkan bir haberde, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, ’’Irak’taki bütün cinayetlerin sorumlusunun ABD olduğunu’’ söyledi. Tahran’daki temaslarını sürdüren Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, Hamaney ile görüştü. Hamaney, Talabani ile görüşmesinde, İran ve Irak halkının dini, kültürel ve tarihi bağları bulunduğunu belirterek, ’’Irak’ın ilerlemesi, güvenliği, bağımsızlığı ve gücünün İran’ın da yararına olduğunu’’ kaydetti. Irak’taki terör saldırıları nedeniyle üzüldüğünü kaydeden Hamaney, ’’Irak’taki bütün cinayetler ve halkın çektiği sıkıntıların sorumlusu ABD’dir. Irak’taki yabancıların varlığı da Irak halkı için zararlıdır. Bu nedenle Irak halkı ve hükümeti, işgalcilerin ülkeden çıkarılması için bir süre belirleyebilirler. Elbette ABD ve İngiltere, sonunda acı bir tecrübeyle Irak’tan ayrılmak zorunda kalacak’’ ifadesini kullandı. ABD’yi, Irak’ın komşularıyla, özellikle İran ile ilişkilerini ’’yalan ve iftiralarla’’ bozmak istemekle suçlayan Hamaney, Irak hükümetinin bu konudaki tutumunu olumlu bulduklarını kaydetti.....

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın da hazır bulunduğu görüşmede, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, ’’dini lider Ayetullah Hamaney ile görüşmekten duyduğu memnuniyeti’’ dile getirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerin stratejik ve kalıcı olduğunu belirten Talabani, ’’İran’ın bize yaptığı yardımları hiçbir zaman unutmayacağız’’ dedi. Bu bölümle ilgili olarak, Talabani, “İran’ın bize yaptığı yardımları hiçbir zaman unutmayacağız” demiş. Tabii ki unutmayacaklar, İran ile İsrail zamanında az mı yardım etmişlerdi Irak’ta ki Kürtlere. İsrail’de, İran’da Irak’ta ki Kürtleri Irak yönetimine karşı az mı kışkırtıp ayaklanmalarını sağlayıp Irak güçlerinin üzerine saldılar.

Altı Yüz Seksen Sekizinci Bölüm: 22.11.2005 tarihli AÇIKİSTİHBARAT web sitesinde çıkan Hasan DEMİR’in “ABD Artık PKK’dır” başlıklı haberinde, Bölücü terör Şemdinli'den Diyarbakır'a, Diyarbakır'dan İstanbul'a kadar C4'ler, Öcalan posterleri ve PKK sembolleriyle sokakları doldurup güvenlik güçlerine saldırabiliyor, "TC şaşırma, sabrımızı taşırma!" diye meydan okuyabiliyor; asker, polis şehit edip, trenleri havaya uçuruyor, Güneydoğu halkını parmakları arasındaki bir tespih gibi istediği yöne evirip çevirebiliyorsa; üstelik bütün bu gelişmeler örgüt başının teslim alınıp, Suriye'nin PKK'dan elini ayağını çektikten ve terörün sıfırlanmasından sonra ve fakat ABD'nin Irak'ı işgali ile hortlamışsa, bunun bir tek anlamı vardır, o da Irak'ın kuzeyindeki Karayılan'ın başının ta ABD'de, Beyaz Saray'da olduğudur…

ABD dünden bugünden değil tâ Sevr'in metne geçirilmesinden beri bölgededir. Hadi o kadar uzağa gitmeyelim, 1970'li yıllardaki Amerika'nın bölge ile ilişkisinin bir kısmını "Haydut Devlet”in yazarı William Blum'un kalemi ile, "İstihbarat Komisyonu Özel Raporundan birlikte okuyalım: "Çok önemli bir müttefiki olan İran Şahı'na yardımcı olmak isteyen Başkan Nixson ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger, İran'ın eksi düşmanı Irak'ta otonomi elde etmek için savaşan Kürtlere askeri yardım sağladılar. Askeri yardımın amacı 16 milyon dolardı ve Kürtlerin bilmediği asıl amaç Kürtlerin otonomi elde etmeleri değil, Irak'ın kaynaklarını zayıflatmak ve dikkatlerini İran'dan başka yöne çevirmekti. 1974 yılına ait bir CIA andıcı şöyle diyordu: ''Kürtlerin yarı otonomiden vazgeçmeyi reddetmesiyle, Irak'ın köklü bir biçimde zayıflatıldığı bir pat durumunu İran da bizim gibi yararlı görüyor. Ne İran ne de bizler sorunun şu yada bu biçimde çözüldüğünü görmek istemiyoruz.'' Daha sonra Kongre'de CIA'i soruşturan Pike Komitesi şu yorumu yaptı: ''Bu politika, savaşmaya teşvik edilen Kürtlere açıklanmamıştı. Örtülü harekât kapsamında bile olsa, bencilce ve çıkarcı bir iştir.”

Özetlersek, 1974'lü yıllarda ABD'nin arası İran'la iyi fakat Irak'la kötüydü. CIA, dostu İran ve tabii kendisi için Irak'ı zayıf düşürmek amacıyla Kürtlere, ''İsyan edin, bağımsız olun'' aklı verip cebine de 16 milyon dolar koyuyor, fakat aslında Kürtlerin asla bağımsız olmasını da istemiyordu. Zaten 1975 yılındaki petrol politikaları İran'la Irak arasındaki buzları eritti ve ABD, İran'la birlikte isyan ettirdiği Kürtleri terk etti, Bağdat Kürtleri ezdi geçti. Kürtler daha dün ceplerine 16 milyon dolar koyarak isyanlarının kuvvetle arkasında olduğunu söyleyen Kissinger'a yalvardılar fakat artık ABD Kürtlere sağırdı. Bağdat Kürtleri ezdi geçti ve yüzlerce ileri gelenini idam etti.

1970'lerin ortasından sonra çok şey değişmiş, CIA'nın da desteği ile ASALA devre dışı bırakılarak PKK servise verilmiştir. Suriye'de Öcalan'a şemsiye olan Hafız Esad'dan ziyade Beyaz Saray'da oturanlardı. Nitekim caniyi paketleyip teslim eden de onlar oldu. Yani, ABD Kürtlerden ve bölgeden elini çekmemişti. Zaten Sevr'in altında imzası bulunan ama Lozan'ı imzalamayan, özetle, Türkiye'nin mevcut sınırlarını tanımayan ABD, bugün fiilen Irak'tadır ve Kürtlerle CIA'siz, doğrudan, et ve kemik olarak temas halindedir. Onlar adına Irak'ın kuzeyindeki Özel Harekât bürolarını basmış, onların kamera kayıtları altında Mehmetçiğin başına çuval geçirmiş, Kürtlerin arasında başı çuvallı Mehmetçikleri geçirerek, "Korkacak bir şey yok, cesur olun!" mesajı vermiş, Ankara'dakiler de, Amerikalıları haklı çıkarırcasına, "Büyük devlettir, yapar" siyaseti güderek işte bugünkü Şemdinli'leri, Diyarbakır'ları, Mersin ve İstanbul'ları kendi iradeleri daha doğrusu iradesizlikleriyle hazırlamışlardır.

Güneydoğu'da PKK'lıların cenazesine resmî araçlarla katılan, PKK flamaları altında terörist mezarlıklarına, "Şehitlerimiz" diye çiçekler bırakan, Ankara'dan, "Anayasa'yı değiştirin, Kürtçe resmi dil olsun, devletin kurucu unsuru çatal kazık haline getirilsin, yani, Türkler-Kürtler ayrımı yapılsın" taleplerinde bulunan, yabancı elçiliklere ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne, "Biz otonom bir yapı istiyoruz" dilekçeleri veren, Avrupa'da "Kürtlere özerklik" toplantı ve konferansları gerçekleştiren belediye başkanları ve sivil toplum mensupları bu cüret ve ekonomik kaynağı nereden temin ediyor dersiniz? Tabii ki, Irak'ın kuzeyinde PKK'lı teröristlere hâmilik yapan, yetinmeyip, Irak'ın tamamında PKK'nın bürolar açması, bayraklar asmasını sağlayan, daha da ileri gidip, Irak'ın yeni anayasasına PKK militanlarını Türkiye'ye teslim etmemek için maddeler koyan ABD'den… Yahu, DEHAP Batman İl Başkanı, "Amerika, Kürtler üzerinden siyaset yapıyor. Elçileri buralara gelip ayrılıklarınızı öne çıkartın akılları veriyor. Bunların tek amacı bir Türk-Kürt çatışması çıkarmak" demedi mi? Adam Amerikalılar tarafından kendine söylenenleri Kürde de Türk'e de, ''gözünüzü açın'' diye anlattı, daha ne yapsın?

Amerikan Başkanı Bush'un ülkesini ziyaret eden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı M. Ali Talat'la görüşmeye reddedip Barzani'yi devlet protokolü ile "Başkan" olarak Beyaz Saray'da ağırlaması da mı gözünü açmıyor Ankara'dakilerin!.. Gerçek şu ki Amerika, Türkiye'deki üslerini ve Türkiye'nin limanlarını kullanarak PKK'yı et ve kemik şeklinde Irak'ta besliyor, terörist ve C4 olarak Türkiye'ye sokuyor, bölgede bir Türk-Kürt çatışması tezgahlamak için Türkiye'deki temsilcileri konsolosları ile gün 24 saat mesai yapıyor…Türkiye'deki Roj TV ve Roj basın yayın organları ise, "Derin devlet" masalları ile gerçek PKK'yı, yani ABD'yi perdeliyor…

Altı Yüz Seksen Dokuzuncu Bölüm: 23.11.2005 tarihli İNTERNETHABER web sitesinde çıkan “Bağdat’ta Sünni Lidere Suikast” başlıklı bir haberde, Irak'ta son zamanlarda Şii ve Sünni liderlere saldırılar artışa geçti. Bağdat'ta bu sabah Sünni ve Arap olan bir aşiret lideri, 4 oğluyla birlikte şafak vakti öldürüldü. Polis, askeri üniforma giyen silahlı adamların Şeyh Fadıl Sarhid Ali'nin Bağdat'ın güneydoğusundaki evini bastıklarını ve Şeyh Fadıl'la çocuklarını öldürdüklerini bildirdi. Silahlı adamların askeri araçlara benzeyen 10 araçla geldikleri ve saldırıdan sonra kaçtıkları belirtildi. Bu bölümle ilgili olarak, Irak’ta Şii ve Sünni liderlere yapılan silahlı saldırıları ABD, İngiltere, İsrail dünyaya Zerkavi denilen El-Kaide terör örgütü mensubu Irak sorumlusu tarafından yaptırıldığını paralar karşılığı dünyaya medya (Yazılı ve Görsel) aracılığıyla yaymaya çalışmaktadır. Bu bilgiler komplo teorisi bilgileri değil, aksine gerçeğin ta kendisidir. Bu Zerkavi denilen sanal şahıs Irak’ta direktifleri ABD’den alarak İngiltere güdümünde olan El-Cezire televizyonundan da direktifler doğrultusunda tehditler savurmaktadır. Tehditleri arasında hiç Kürtlere karşı savaş açtığını söylediğini duydunuz mu?

Tehditleri hep ABD ile iş birliği yapan Sünnilere karşı ve Şiilere karşı. Bu durum aldatmacadan öte bir şey değildir. Yani hedef yanıltmacadır. Eğer Zerkavi ABD ile işbirliği içerisinde olan Sünnilere karşı savaş açtıysa neden Kürtlere karşı savaş açmıyor? Kürtler ABD ile 1960’lı yılların sonlarından günümüze varan bir işbirliği içerisinde olduğunu yoksa bu zat’ı muhterem bilmiyor mu? Yine aynı Kürtlerin İsrail ile 1930’lu yıllara varan bir işbirliği geçmişine sahip olduğunu bilmiyor mu? Artık ABD bu El-Kaide terör örgütü ve onun Irak uzantısı Zerkavi masalını bırakarak Irak’ta Şii ve Sünnilere yapılan suikastleri hem CIA’nin hem de MOSSAD’ın yetiştirdiği Barzani’ye bağlı peşmergelerinin yaptığını, Şiilerin kutsal sayılan Camilerine ve Türbelerine havan toplarıyla yapılan bombalama eylemlerini MOSSAD ve CIA’nin yaptığını, Şiilerin yoğunlukta oldukları yerlerde araçlara yerleştirilen bombaların uzaktan kumandalarla havaya uçurularak bir çok Şiinin ölmesine ve yaralanmasına sebep olan bombalama eylemlerini kendi askerlerinizin ve İngiliz askerlerinin yaptıklarını, Kerkük’te ve Telafer’de bir çok Türkmen’in öldürülmesini yine Barzani’ye bağlı Kürt Peşmergelerin yaptıklarını bu dünyaya açıklamalıdır.

Ayrıca bu Zerkavi neden Süleymaniye’de veya Erbil’de yok? Buralara nüfuz edememiş mi yoksa? Irak’ta her yerde olacaksın ve bombalama eylemleri yapacaksın.Fakat Süleymaniye’de ve Erbil’de olamayacaksın. Yoksa Kürtlerden korkuyor mu bu Zerkavi denilen zat’ı muhterem? Burada İsrail (MOSSAD)’ı da unutmamak gerekiyor. Çünkü Şiilere karşı MOSSAD’da bombalama eylemleri düzenlemektedir. Diğer yorumları sizlere bırakıyorum.

Altı Yüz Doksanıncı Bölüm: 23.11.2005 tarihli çıkan bir haberde, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, İran’a yaptığı üç günlük resmi ziyareti tamamlayarak Tahran’dan ayrıldı.Talabani için düzenlenen uğurlama törenine, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ile diğer yetkililer katıldı. Celal Talabani, Tahran ziyaretinde, dini lider Ayetullah Ali Hamaney, Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, Meclis Başkanı Gulamali Haddad Adil, Düzenin Yararını Teşhis Heyeti Başkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani, Yargı Erki Başkanı Mahmud Haşimi Şahrudi, Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi (UYGK) Genel Sekreteri Ali Laricani ve Dışişleri Bakanı Manuçehr Mütteki ile görüştü. Talabani,Tahran ziyaretini olumlu olarak değerlendirmişti. Talabani, yapılan müzakereler doğrultusunda İran’ın Irak’a 10 milyon dolar hibe, 1 milyar dolar da kredi vereceğini söylemiş, Basra ve Hurremşehr arasında demiryolu yapılmasının kararlaştırıldığını açıklamıştı.Irak Devlet Başkanı Talabani, yaklaşık 40 yıl aradan sonra İran’ı ziyaret eden ilk Irak devlet başkanı oldu.

Altı Yüz Doksan Birinci Bölüm: 24.11.2005 tarihli ANF/MOSKOVA kaynaklı çıkan bir haberde, Rusya’nın başkenti Moskova’da Kürt heyetini kabul eden Danimarka Büyükelçiliği birinci yardımcısı ROJ TV’nin yayınını sürdürmesi için her hangi bir engelin olmadığını söyledi. BDT’de 20’den fazla Kürt kurumlarını bünyesinde bulunduran Uluslararası Kürt Toplumsal Örgütler Birliği YEKİTİ’den bir heyet Moskova’da Danimarka Büyükelçiliğini ziyaret ederek ROJ TV’nin yayın durumu için bilgi istedi. Heyeti kabul eden Büyükelçi birinci yardımcısı ROJ TV hakkındaki iddiaların asılsız olduğuna dair Danimarka hükümetinin resmi görüşünü aktarırken, ROJ TV’nin yayınını sürdürmesi için her hangi bir engelin olmadığını açıkladı. Görüşmede, Türkiye devletini kendi sınırları çerçevesinde Kürt dili ve kültürünü yasaklamakla kalmayıp Danimarka Krallığına da aynı tavrı sergilemesi için baskı uygulama girişimine karşı tepkilerini dile getiren heyet, Danimarka hükümetinin konuyla ilgili sergilediği demokratik tavrıdan dolayı teşekkürlerini sundu.

Daha önce yapılan başvuru üzerine YEKİTİ Başkanı Merab Şamoyev’in başkanlığında ve BDT geneline yönelik yayın yapan DOSTANİ dergisi genel yayın müdürü, Federal Ulusal Kültürel Kürt Otonomisi, Yezidiler Birliği ve Özgür Kadın Organizasyonu temsilcilerinden oluşan heyet Danimarka Krallığı’nın Rusya Büyükelçiliğini ziyaret etti. Büyükelçilik ziyaretinin hemen ardından ANF’ye konuşan YEKİTİ Başkanı Merab Şamoyev ziyaretle ilgili şöyle konuştu: “Türkiye’nin, ROJ TV’nin kapatılması için asılsız iddiaları ve baskılarıyla başlayıp Erdoğan’ın Kopenhag’daki basın toplasında çıkardığı skandalla tırmandırdığı krizin, aslında Ankara’nın hukuk ve demokrasi anlayışının aynası olduğunu aktardık. ROJ TV’nin sadece Kürdistanlılar için değil dünyanın her tarafında yaşayan Kürt diyasporası için de tek objektif bilgi kaynağı ve Türkiye’de bitirilme sınırına getirilen kürt dili ve kültürünün ayakta kalabilmesi için hayati önemde bir araç olduğunun altını çizdik.

Danimarka’nın Rusya büyükelçisi birinci yardımcısı başta bize Danimarka hükümetinin resmi pozisyonunu açıklayarak, ROJ TV’nin Danimarka’dan yayın yapması önünde hiç bir hukuki engelin olmadığı sonucuna varıldığını dile getirdi ve Türkiye’nin ROJ TV hakkındaki iddiaların asılsız olduğunun tespit edildiğini söyledi.” DOSTANÎ dergisi genel yayın yönetmeni Kamiz Cebrayılov ise bir buçuk saat süren görüşme sırasında Büyükelçi yardımcısına, BDT Kürt diyasporası adına Danimarka hükümetine iletilmek üzere bir dosya sunduklarını, ayrıca başta Danimarka Krallığı olmakla AB’nin Türkiye’de Kürt sorunun çözümü için sorumluluklarını yerine getirmesini beklediklerini ilettiklerini dile getirdi.

Altı Yüz Doksan İkinci Bölüm: 25.11.2005 tarihli DİHA/ANKARA kaynaklı çıkan bir haberde, Demokratik Toplum Partisi (DTP) Eş başkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, Danimarka Başbakanı Anders Fogg Rasmussen'e Türkiye'nin ROJ TV'nin kapatılması talebine ilişkin mektup göndererek, bu durumun Kürtlerde kaygı ve endişeye neden olduğuna işaret etti. Mektupta TRT'de yapılan Kürtçe yayınların hem sınırlı hem de güncelden uzak olduğuna vurgu yapılarak girişimlerin haber alma hakkını engellemeye yönelik olduğu kaydedildi.DTP Eş başkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk Danimarka Başbakanı Anders Fogg Rasmussen'e Türkiye'nin kapatılmasını istediği

ROJ TV ile ilgili mektup gönderdiler. Tuğluk ve Türk mektuplarında ROJ TV'nin kapatılma isteğinin Kürtlerde kaygı ve endişeye yol açtığına dikkat çekti. DTP eş başkanları mektupta, Türkiye'nin kapatılması için girişimlerde bulunduğu, en son Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "ROJ TV muhabiri var" diye ortak basın toplantısına katılmamasına ilişkin düşüncelerini paylaşmak istediklerini kaydetti. Türkiye'de 20-25 milyon civarında Kürt'ün yaşadığına işaret edilen mektupta, "Yakın zamana kadar varlıkları reddedilen, dil ve kültürleri baskı altında tutulan Kürtlere yönelik olarak son dönemlerde, gerek Kürt halkının yürüttüğü demokrasi mücadelesi ve gerekse Avrupa Birliği süreci nedeniyle bazı açılımlar yapılmıştır. Örneğin Kürtçe dil kurslarına izin verilmiş, devletin resmi televizyonu TRT'de haftada iki gün yarımşar saat Kürtçe yayına başlanmıştır" denildi.

Atılan adımların yetersiz olduğu, TRT'de yapılan yayınların hem sınırlı hem de güncelden uzak olduğuna vurgu yapılan mektupta, özel girişimcilerin Kürtçe televizyon açmalarının fiili olarak engellendiği, insan hakkı olan anadilde eğitim hakkı tanınmadığını, üniversitelerde Kürt dili ve kültürüne yönelik herhangi bir çalışmanın yapılmadığı aktarıldı. Mektupta, "Kürt halkı, kendi diline, kültürüne duyduğu ihtiyaçtan dolayı ROJ TV'yi izlemektedir. Türkiye'nin ROJ TV'nin kapatılması talebi Kürt halkında kaygı ve endişelere yol açmaktadır" görüşüne yer verilirken, küçük topluluklara ait dil ve kültürlerin koruma altına alındığı, desteklendiği günümüzde, 20-25 milyonluk bir halkın dilini, kültürünü geliştirmeye yönelik kurumlarının kapatılmasının istenmesinin kabul edilebilir bir tutum olmadığı belirtildi.

'Haber alma hakkını engellemeye yönelik' Tuğluk ve Türk'ün Danimarka Başbakanı Rasmussen'e yazdığı mektupta devamla şu ifadelere yer verildi: "ROJ TV'nin kapatılmak istenmesi, her şeyden önce Kürt halkının kendi dilinde haber alma hakkını engellemeye yönelik bir girişimdir. Bu girişimi basın ve ifade özgürlüğüyle bağdaştırmak mümkün değildir. Bir yandan Avrupa Birliği'yle müzakerelere başlayan, Avrupa'nın demokrasi standartlarını kabul etmeye hazır olduğunu belirten bir ülkenin, diğer yandan bir televizyon kanalının kapatılmasını istemesi çelişkidir. Türkiye, ROJ TV'nin kapatılmasını istemek yerine, çok kimlikli ve çok kültürlü yapısına uygun düzenlemeler yapmalı, kendi yurttaşları olan Kürtlerin dil ve kültürleri önündeki engelleri kaldırmalı, üyesi olmak istediği Avrupa Birliği'nin demokrasi kriterlerini eksiksiz olarak yerine getirmelidir. Ayrıca ROJ TV'nin, Süryanice, Lazca vb. kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan dillerde yaptığı yayınlarla bu dillerin varlığını sürdürmesine; Türkçe, Arapça ve Farsça yaptığı yayınlarla da halklar arası hoşgörü ve kardeşliğin yerleşmesine katkıda bulunduğu da bir gerçektir".

Altı Yüz Doksan Üçüncü Bölüm: 25.11.2005 tarihli MİLLİYET gazetesinde çıkan “Talabani’nin Türkiye’yle İşbirliği Kabul Ettiği İddia Ediliyor” başlıklı bir haberinde, CNNTURK Türkiye'nin, PKK kamplarının kapatılması karşılığında Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin partisine maddi yardım yapacağı iddia edildi. Kürdistan Observer' adlı internet sitesinde yayınlanan habere göre, Irak lideri Talabani ve bazı Türk yetkililer arasında bu konuya ilişkin gizli görüşmeler yapıldı.Talabani bu temaslarda, partisinin Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması ve terör örgütü PKK konusunda tam destek olacağına dair Türk hükümetine güvence verdi ve maddi yardım karşılığında Kuzey Irak’taki PKK kamplarının kapatılması için Türk ordusuyla işbirliği yapılmasını kabul etti. Haberde, aynı konuda Kürdistan Demokrat Parti lideri Mesud Barzani ile de görüşüldüğü ancak uzlaşma sağlanamadığı ileri sürüldü.

Irak Devlet Başkanı Celal Talabani bu ay yaptığı bir açıklamada, Irak'ta bağımsız bir Kürt devletinin ayakta kalamayacağını söylemiş ve "Irak Kürdistanı'nın bağımsızlığını ilan ettiğini bir düşünün. Komşularımız derhal sınırlarını kapatacaktır. O zaman nasıl ayakta kalabiliriz?" demişti. Terör örgütü PKK'nın Kürt halkına zarar verdiğini söyleyen Irak lideri, ''Ankara'daki hükümete karşı savaşmak, Türkiye'nin demokratik gelişme göstermesini istemeyenlerin çıkarına" ifadesini kullanmıştı. Kendisinin siyasi yaşamı boyunca 'bağımsızlık için değil, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkı için savaştığını' kaydeden Talabani, ''ben hep gerçekçi oldum ve bu zamanda bağımsızlığın mümkün olmadığını anladım'' demişti. Mesud Barzani ise Türkiye'deki Kürt sorununun silahla değil, siyasi yollarla çözülebileceğini savunuyor ve 'barış çerçevesinde Kürt sorunun çözümü için destek olacaklarını' belirtiyor.

Kürtlerin bir ulus olduğunu vurgulayan Barzani, "bizi parçaladılar. Şimdi farklı ve özel bir ortamda hayatımızı sürdürüyoruz. Türkiye ve Kürtlerin yaşadığı diğer ülkeler, sorunu barışçıl ve demokratik bir şekilde çözmeli" diyor. Türkiye, PKK'nın tamamen ortadan kaldırılabilmesi için Kuzey Irak’tan diğer ülkelere yönelen örgüt faaliyetlerinin engellenmesini istiyor. Türkiye, bu nedenle örgüte son darbeyi vurmak üzere Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyon olasılığını bile gündemine aldı. ABD bu plana ‘Irak’ın bağımsızlığı’nı gerekçe göstererek itiraz ediyor ve Türkiye'den 'sabırlı olmasını' istiyor. Körfez Savaşı yıllarında oluşan kaos ortamından yararlanarak Kuzey Irak'taki yapılanmasını sağlamlaştıran PKK'nın bu topraklardaki varlığını önemli bir avantaj olarak kullandığı biliniyor.

Altı Yüz Doksan Dördüncü Bölüm: 25.11.2005 tarihli MİLLİYET gazetesinde çıkan Namık DURUKAN/Erbil kaynaklı “İşte Kürt Anayasası” başlıklı bir haberinde, Sevr Antlaşması'na atıfta bulunulan 'Kürdistan Bölgesel Anayasa Taslağı'nda, 'Sevr'deki açık hükümlere rağmen, Güney Kürdistan'ın halkın iradesine bakılmaksızın Irak'a bağlanması' eleştiriliyor. Irak Federal Kürdistan Bölgesi Parlamentosu, "Kürdistan Bölgesi Anayasa Taslağı"nı tamamladı. Kürtlerin, Sevr Antlaşması'nda kabul görmesine rağmen yaşama geçirilmeyen self - determinasyon (kendi kaderini tayin) hakkını kullanabilecek nitelikte bir ulus olduğu savunulan taslakta, Sevr'deki açık hükümlere rağmen "Güney Kürdistan"ın 1925'te halkın iradesine bile bakılmaksızın, Irak'a bağlanması eleştirildi.

77 maddelik taslağın girişinde, "Kürtler, tıpkı dünyanın diğer ulusları ve halkları gibi, self-determinasyon hakkını kullanabilecek niteliklere sahip bir ulustur. Self - determinasyon hakkı, Birinci Dünya Savaşı sonunda açıklanan ve uluslararası hukukun temeli haline gelen Woodrow Wilson İlkeleri'nin 14. maddesinde kabul edilen bir haktır" denildi. Kürtlerin bugüne kadarki Irak hükümetlerinin ihanetine uğradığının iddia edildiği taslakta şöyle denildi: "Geride bıraktığımız 10 yıl uluslararası korumanın değerini göstermiş ve Kürdistan halkına, baskının ve zulmün olmadığı, güvenli, özgür bir ortamda, kendi özgürlüklerini ve ulusal haklarını hayata geçirme imkânı sağlamış bulunuyor. Bu yüzden nihai, adil, kalıcı ve uluslararası güvencelere dayalı bir anlaşmaya varılıncaya kadar, böyle bir korumanın devam etmesi hayati öneme sahip bir gereklilik olarak görülmektedir."

Kerkük, Kürt başkenti Kürt federe bölgesi anayasa taslağının genel hususlar bölümünde "Federal Kürdistan"ın sınırları, bayrağı ve başkentiyle ilgili maddelere yer verildi:

Madde 1: Kürdistan Bölgesi, Federal Irak Cumhuriyeti'nin bir bölgesi olarak, çokpartili, demokratik, parlamanter ve cumhuriyetçi bir siyasal sisteme sahip olacak.

Madde 2: Kürdistan Bölgesi, 1970 öncesindeki sınırlarıyla Kerkük, Süleymaniye, Erbil ve Duhok vilayetleriyle Akra, Şeyhan, Sincar bölgelerinden, Musul Vilayeti'ndeki Zummar alt - bölgesinden, Diyala Vilayeti'ndeki Hanekin ve Mandali bölgelerinden ve Kut Vilayeti'ndeki Badra bölgesinden oluşur.

Madde 3: İktidar halka aittir, iktidarın meşruluğunun kaynağı halktır.

Madde 4: Kürdistan Bölgesi'nin halkı Kürtlerden ve diğer ulusal azınlıklarından oluşur (Türkmen, Asuri, Keldani ve Arap) ve bu anayasa söz konusu azınlıkların haklarını tanır.

Madde 5: Kerkük şehri Kürdistan Bölgesi'nin başkenti olacak.

Madde 6: Irak Federal Cumhuriyeti'nin bayrağına ek olarak, Kürdistan Bölgesi özel bir bayrağa sahip olacak ve durum yasayla düzenlenecek.

Madde 7: Kürdistan Bölgesi'nin resmi dili Kürtçedir.

Kürdistan yemini
Madde 41: Kürdistan Bölgesi'nin Devlet Başkanı, sorumluluklarını üstlenmeden önce, Kürdistan Bölgesel Meclisi'nin önünde şu yemini eder: Kürdistan halkının haklarını ve çıkarlarını koruyacağıma, Irak Federe Anayasası ile Kürdistan Bölgesi Anayasası'na riayet edeceğime, görevimi sadakatle, tarafsızca ve samimiyetle yerine getireceğime Yüce Tanrı adına yemin ederim.

Madde 75: Kürdistan Bölgesel Meclisi'nin onayı alınmadan, Irak Federe Cumhuriyeti'nin mevcudiyeti ve siyasal sistemi değiştirilemez. Buna ters düşen herhangi bir uygulama Kürdistan Bölgesi'nin halkı için self-determinasyon hakkı doğurur.

Altı Yüz Doksan Beşinci Bölüm: 28.11.2005 tarihli MİLLİYET gazetesinde çıkan “AKP’li Ünsal: ROJ TV’ye Ben de Açıklamalarda Bulundum” başlıklı bir haberde, AK Parti Adıyaman Milletvekili Ahmet Faruk Ünsal, Roj TV’ye kendisinin de açıklamalarda bulunduğunu bildirdi. Ünsal, yaptığı açıklamada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın söz konusu kanala gösterdiği tepkinin ardından, CHP Hakkari Milletvekili Esat Canan’ın Şemdinli olaylarıyla ilgili bu TV kanalına yapmış olduğu açıklamaların kamuoyunda tartışmaya yol açtığını anımsattı.

Canan’ın, Meclis’te bulunan çeşitli parti mensubu milletvekillerinin de söz konusu kanala açıklamalar yaptıklarını, gerekirse bu isimleri açıklayabileceğini ifade ettiğini anımsatan Ünsal, Canan’ın gerek duymasını beklemeden, "kendisiyle ilgili kısmı kamuoyu ile paylaşmak istediğini" bildirdi. Adı geçen TV kanalına açıklamalarda bulunduğunu belirten Ünsal, şunları kaydetti: "Demokrasi teorisi açısından bir milletvekilinin, fikirlerini ifade edeceği zeminin nasıl olması gerektiğine ilişkin tartışmaları gözden uzak tutmaksızın hatırlatmak isterim ki bu açıklamalarım, sayın Başbakan dahil resmi makamların söz konusu kanala ilişkin kaygı ve tespitlerini ifade etmelerinden yaklaşık bir yıl kadar öncedir. Tamamen kendi kararımla ve herhangi bir şekilde parti yöneticilerinin bilgisi dahilinde olmaksızın yaptığım bu açıklamalarda söylediğim her şeyin hukuki ve siyasi sorumluluğu, dolayısıyla şahsıma aittir. Bu kanala konuşmaktaki amacım, Türkiye’nin son yirmi yılına büyük acılarla damgasını vuran malum problemin çözümüne ilişkin düşüncelerimi söz konusu kanal izleyicilerine doğrudan ifade etmek istememdir."

Konuşmalarının genellikle etnik, mezhebi ve dini azınlıklar ve AB reform sürecinde Türkiye’nin durumuna ilişkin olduğunu kaydeden Ünsal, şöyle devam etti: "Nerede söylendiğine ilişkin spekülasyonlara kurban edilmeksizin söylenen söze ve verilmek istenen mesaja dikkat çekerek, söz konusu kanalı izlemeyenlere burada ifade ettiğim hususları şu şekilde özetlemek istiyorum: Türkiye’yi hukuken ve siyaseten var ve mümkün kılan Lozan Antlaşması’nı yapan ve Misak-ı Milli dahilindeki Türkiye ahalisini temsil eden siyasi heyet, 1980’lerin ortalarından itibaren yaşaya geldiğimiz problemleri o günden öngörerek farklı dil, din ve etnik aidiyetlere mensup vatandaşlarımızın kendilerini ifade edebilecekleri hukuki imkanları bu metinde meşru kılmıştır.

Fakat daha sonra yaşanan bazı olayların da tazyikiyle, devletimiz maalesef bu hakları kullandırmakta, ahalisi içinde eşitlik ve adaleti temin edememiştir. Doğmasına bu adaletsizliğin de yol açtığı etnik problemleri siyasetin temel meselesi olarak görenlerin ihkak-ı hak mantığıyla silaha sarılmak yerine; Lozan’da mevcut hukuki ve siyasi imkanları başlangıç noktası kabul edip bu imkanların geliştirilmesi gayretlerine yardımcı olmaları hem çözümün beşeri ve ekonomik maliyetini düşürecek hem de çözümü daha kolay ve mümkün kılacaktır. Bu bağlamda AB uyum paketleri çerçevesinde Meclisimizin kabul ettiği yasalar, aslında Lozan’la garanti altına alınmış olan hakların geç de olsa yeniden tanınması olarak yorumlanmalıdır. Bu sürecin kazasız ve belasız atlatılması için şiddetten kesinlikle kaçınılması, suhulet ve sükunet içinde siyasi iradenin icraatlarını gerçekleştirmesi beklenmelidir".

Altı Yüz Doksan Altıncı Bölüm: 30.11.2005 tarihli MİLLİYET gazetesinde çıkan “ABD Genelkurmay Başkanı: Beyaz Fosfor Kullanımı Yasal” başlıklı bir haberde, ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Peter Pace, Amerikan ordusunun, Irak'ın Felluce kentinde ''beyaz fosfor'' kullanımının yasal olduğunu söyledi. Beyaz fosforun, hedeflerin açığa çıkartılması ve duman perdesi oluşturulması için kullanıldığını söyleyen Pace, hiçbir ordunun, sivil zayiattan kaçınmaya Amerikan ordusu kadar özen göstermediğini iddia etti. Orgeneral Pace, beyaz fosforun kimyasal silah olmadığını, savaş kanunlarına tamamıyla uygun olduğunu belirtti ve haklılığını, ''Kurşun, derinin içine beyaz fosfordan daha hızlı giriyor'' sözüyle göstermeye çalıştı.

Daha önce yapılan açıklamalarda, beyaz fosforun Irak'taki direnişçilere veya sivillere karşı kullanılmadığını açıklayan ABD, maddenin geçen yıl Felluce'deki direnişi kırmak için kullanıldığını iki hafta önce kabul etmişti. Kendiliğinden yanıcı kimyasal madde olan beyaz fosfor, temas halinde et veya deride yanığa sebep oluyor ve maddenin yoğunluğuna göre yanık kemiğe kadar ilerleyebiliyor. İtalya'da yayımlanan bir televizyon kanalı, ABD'nin, Felluce'deki sivillere karşı beyaz fosfor kullandığını iddia etmiş ve yanık ceset resimleri göstermişti. ABD, bu iddiayı reddetmişti.

ŞEHİTLERİN SESI

 

Meclisdeki Hainler

Meclisdeki Hainler


Şemdinli Gerçegi

Şemdinli Gerçegi


Abdullah Öcalan gerçeği

 


© 2002 - 2008  www.Yalniz-Kurt.com