Derin Noktalar
Altı Yüz Yetmiş Beşinci Bölüm: 15.11.2005 tarihli HÜRRİYET gazetesinde çıkan ANKA/ANKARA kaynaklı “Gül: Irak’ta Türk-Kürt Düşmanlığı Senaryosu Var” başlıklı bir haberde, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, önümüzdeki dönemin hem Irak hem de bölge için önemli riskleri bulunduğunu, bunlardan birinin de Irak’ta bir Türk-Kürt karşıtlığı hatta düşmanlığı senaryosu olduğunu söyledi. Gül, "Gerçekte bugün böyle bir olgu yoktur ve yarın da olmayacaktır" dedi. Gül, Türkiye’nin Irak’lı Kürtlere karşı tutumunu daha önce güvenlik ve esenliklerine katkıda bulunulan Kürt liderler tarafından bilindiğini de ifade etti. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda bakanlığının bütçesi görüşülürken, son siyasi gelişmelerle ilgili de bilgi verdi. Gül, son yıllarda Türkiye’nin bölgesinde ve ötesinde istikrar ve güvenlik üreten bir ülke olarak, uzun zamandır olmadığı kadar olumlu gündem oluşturan ve konuşulan bir ülke haline geldiğini vurguladı.
Bakan Gül, Irak halkına yaptıkları katkıların ve yardımların azımsanmayacak bir düzeye eriştiğini söyledi. Gül, Irak’ta yeni bir anayasanın kabul edildiğini ancak bu belge üzerinde tam bir mutabakat zemini oluşmadığını da ifade ederek, önümüzdeki dönemde Irak’ın ülke bütünlüğü içinde sağlıklı bir uzlaşı ortamı yaratmak bakımından zorlu bir dönemden geçeceğini kaydetti. Gül, önümüzdeki dönemin hem Irak hem de geniş anlamda bölge için önemli risklere gebe olduğunu ancak Türkiye’nin Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasına yönelik siyasetinin süreceğini de bildirdi. Gül, şunları söyledi: "Bu risklerden biri de bazı çevrelerin ısrarlı şekilde, Irak’taki gelişmelerden yola çıkarak bir Türk-Kürt karşıtlığı hatta düşmanlığı senaryosunu gündeme getirmekte olmalarıdır. Gerçekte, bugün böyle bir olgu yoktur ve yarın da olmayacaktır.
Türkiye, Irak’taki tüm kesimleri kucaklamaktadır. Kürt kökenli Iraklı akrabalarımızla tarih boyunca nasıl bir arada yaşadıysak, yine barış ve uyum içinde yaşamaya devam edeceğiz. Bu gerçeğin, yıllarca güvenlik ve esenliklerine katkıda bulunduğumuz Kürt kökenli toplumlar ve liderleri tarafından da biliniyor ve takdir ediliyor olması gerekir." Gül, Türkiye’nin yıllarca Irak’taki Kürt toplumu ve tüm kesimleri kucakladığını vurgulayarak, bu gerçeğin Kürt liderler Irak Devlet Başkanı Celal Talabani ve KDP lideri Mesut Barzani tarafından da bilinmesi gerektiğini ifade etti. Gül, Irak’lı Türkmenler içinde ellerinden gelen çabayı gösterdiklerini, onların da vatandaşlık bağıyla bağlı oldukları Irak devletinde hak ettikleri yeri almak için çaba göstermesi gerektiğini vurguladı. Türkmenlerin, özellikle 15 Aralık seçimlerinin yaklaşmakta olduğu bu dönemde kendi aralarındaki bölünmüşlüğe son vermeleri gerektiğini vurgulayan Gül, "Bütün telkinlerimize rağmen bu derece bölünmüş olmaları Türkmenlerin ağırlığını ve temsil gücünü önleyen en büyük etkendir" diye konuştu. Gül, doğal kaynakları ve nüfus yapısı bakımından Irak’ın küçük bir modeli olan Kerkük’ün geleneksel çoğulcu yapısının korunmasının da öncelikle takip ettikleri konular arasında geldiğini bildirdi.
Gül, PKK/Kongra-Gel’in Kuzey Irak’taki durumu konusunda etkin önlemler alınmasının Irak geçiş hükümetlerine ve ABD’ye en üst düzeyde iletildiğini de belirterek, "İkili kanallardan sürdürülen görüşmelerin yanılıra Türkiye, ABD ve Irak arasında üçlü bir diyalog süreci de başlatılmıştır. Son dönemde masum halkımıza ve güvenlik görevlilerimize yönelik sinsice saldırılarına yeniden hız kazandıran terör örgütleriyle mücadelenin, verilen sözler ve niyet beyanlarının ötesine geçerek, sahada alınacak etkin önlemlerle, somut bir çerçeve içine oturtulmasını hassasiyetle takip etmekteyiz. Bu aşamada, bu alanda yeni bir işbirliği sürecinin başladığını söyleyebilirim" dedi. Gül, Türkiye’nin uluslararası itibarının en önemli boyutlarından birinin de, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ulusal barışı ve asayişi koruma misyonlarındaki ve insani yardım operasyonlarındaki seçkin rolü olduğunu bildirdi. Gül, Kosova’dan Afganistan’a, Filistin’den Afrika’ya kadar bir çok hassas noktada görev alan birlikleri kendisinin de ziyaret ettiğini belirterek, "Söz konusu birliklerimiz, gerek profesyonel yetenekleriyle, gerek yerli halk ve yönetimler ile olan insani ilişkilerindeki başarılarıyla temayüz etmektedir. Böylece, TSK’nın yetenek ve nitelikleriyle, demokratik, modern ve uluslararası barış ve güvenlik bakımından sorumluluklarının bilincinde bir ülkenin ordusu olarak dünya çapında takdir topladığını ve iftihar ve gurur kaynağı olduğunu bir kez daha vurgulamak isterim" dedi.
Bakan Gül, 2005 yılının Türkiye açısından en önemli gelişmesinin 3 Ekim’de AB ile tam üyelik müzakerelerine başlaması olduğuna dikkat çekerek, müzakere sürecinin kolay olmayacağını herkesin bilmesi ve buna hazırlıklı olması gerektiğini de vurguladı. Gül, AB ile kırk yıllık geçmişinde olduğu gibi yine inişli-çıkışlar yaşanacağını ve bunun 27 üyeli bir entegrasyon sürecinin yapısal ve kurumsal özellikleri çerçevesinde doğal olduğunu, İspanya ve Portekiz gibi ülkelerin de aynı güçlüklerle karşılaştıklarını söyledi. AB’ne tam üyelik hedefine sadece resmi kurumların çabalarıyla ulaşılamayacağını da kaydeden Gül, toplumun bütün kesimlerinin bu sürece olumlu katkıda bulunmasını beklediklerini bildirdi. Gül, katılım müzakerelerinde yegane hedefin tam üyelik olduğunu, özel statü gibi seçeneklerin kabul edilmesinin mümkün olmadığını da vurguladı. Gül, "AB’yle ilişkilerimizi hiçbir zaman çatışmacı bir üslup içinde yürütmeyeceğiz. İşbirliğini ve ortaklık ruhunu esas edinen bir yaklaşım ve haklılığımızdan güç alan bir olgunluk içinde olacağız" diye konuştu.
Bakan Gül, Kıbrıs’taki son gelişmelere değinirken, bütün arzu ve yapıcı tutumlarına rağmen yıl içinde sorunun adil ve kalıcı bir çözüme kavuşturulması yönünde önemli bir mesafe katedilemediğini de ifade etti. Gül, adil, yaşanabilir ve Kıbrıs Türk halkının haklarını koruyacak bir çözüm için çabalarının devam ettiğini ve böyle bir çözümün tek adresinin de BM olduğunu söyledi. Gül, çözüme ilgi duyan tüm üçüncü tarafların da Kıbrıs Rum Yönetimi üzerinde gerekli telkin ve baskıda bulunmalarını ve çözüm sürecini teşvik edecek adımlar atmalarını beklediklerini de vurguladı. Gül, "Herhangi bir başka hedef uğruna Kıbrıs Türkünün hak ve menfaatlerinden fedakarlık yapabileceğimiz şeklindeki kanaat ve yorumlar temelsizdir" dedi. Bakan Gül, Ermeni soykırım iddialarına karşı hükümet olarak bu yıl yoğun bir kampanya yürüttüklerini ve Ermenistan hükümetine tarihe ışık tutmak amacıyla ortak bir komisyon kurulmasını önerdiklerini de anımsattı. Gül, ancak Ermeni Hükümetinin bu öneriye henüz yeterince açık bir şekilde olumlu yanıt vermediğini ve böylece sürecin ilerletilmesine imkan tanımadığını da kaydetti. Gül, tüm ülkelerden ve parlamentolardan tarihi gerçeklerden yoksun, sorumsuzca kararlar almak yerine, Türkiye’nin bu önerisine destek vermelerini ve Ermenistan’ı bu yönde teşvik etmelerini beklediklerini de vurguladı.
Altı Yüz Yetmiş Altıncı Bölüm: 16.11.2005 tarihli çıkan bir haberde, Amerikan ordusu, geçen yıl sonunda Irak’ın Felluce kentine yönelik askeri operasyonu sırasında beyaz fosfor bombası kullandığını doğruladı. İngiliz yayın kuruluşu BBC’nin sorusunu yanıtlayan Pentagon sözcüsü Yarbay Barry Venable, "Savaşan düşmana karşı yangın silahı olarak kullandık" derken, beyaz fosfor bombasının konvansiyonel bir silah olduğunu, kimyasal silah olmadığını söyledi. Fosfor bombasını özellikle duman tabakası yaratmasından ötürü perdeleyici veya hedefleri aydınlatıcı bir etki yarattığı için de kullandıklarını belirten Pentagon yetkilisi, kullanılması yasadışı olmayan bu silahın aynı zamanda düşmana karşı yangın bombası olarak da kullanılabileceğini savundu İtalyan devlet televizyonu RAİ, Irak’ta Amerikan ordusunun sivillere karşı yangına sebebiyet veren beyaz fosfor bombası ve askeri hedeflere karşı da napalm bombası benzeri yangın bombası kullandığını iddia etmişti. Televizyonun yayınlandığı belgeselde, Amerikan güçlerinin Kasım 2004’te Felluce kentinde yaptığı operasyondan sonra toplanan cesetler gösterilerek, bunun kemiklerine kadar yanan kadın, erkek ve çocuklara karşı beyaz fosfor bombası kullanıldığını kanıtladığı belirtilmişti.
Altı Yüz Yetmiş Yedinci Bölüm: 16.11.2005 tarihli MİLLİYET gazetesinde çıkan CNN TÜRK/LONDRA kaynaklı “Irak’ta Yeniden İşkence Şoku” başlıklı bir haberde, Irak'ın başkenti Bağdat'ta 170’den fazla tutuklunun Irak güvenlik güçleri tarafından aç bırakılıp dövüldüğü ortaya çıktı. Tutuklular, ABD güçleri tarafından İçişleri Bakanlığı'na ait bir binanın yeraltı sığınağında bulundu. Iraklı yetkililere göre tutukluların çoğu aç bırakıldı, dövüldü ve işkence gördü.Irak Başbakanı İbrahim Caferi konuyla ilgili soruşturma başlatılmasını emretti. Başbakan Yardımcısı Hüseyin Kemal ise “zalimce dövülmekten kaynaklanan işkence izlerini gördüm. Tutuklulardan bir iki tanesi felç olmuş, bazılarının ise vücutlarının değişik yerlerinde derileri yüzülmüş durumda'' dedi. Kemal, "son iki yıldan bu yana Bağdat'ta bu kadar kötü bir durumla karşılaşmadım. Bu en kötüsü ve inkar edilemez" sözleriyle durumdan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Tutukluklar geçtiğimiz pazar gecesi ABD askerlerinin kayıp bir genci ararken yaptıkları baskın sonucunda bulundu. İşkence nedeniyle vücudunda morluklar oluşan bir başka mahkum Yeraltı sığınağında bulunan tutukluların çoğunun, Şii ve Kürt ağırlıklı hükümete karşı Sünni direnişini desteklemek suçlamasıyla gözaltına alındıkları anlaşıldı. ABD askeri kaynakları, askerlerin haftalardır yemek verilmemiş ve dövülmüş tutuklularla karşılaştıklarında şok geçirdiklerini bildirdi. Uluslararası Af Örgütü ve Kızılhaç, konuyla ilgili ayrıntıların kamuoyuna açıklanmasını istedi.
Altı Yüz Yetmiş Sekizinci Bölüm: 16.11.2005 tarihli MİLLİYET Gazetesinde çıkan “Pişman Olan PKK’lı Karı-Koca Devlete Sığındı” başlıklı bir haberde, Pişman olan PKK’lı karı-koca, Habur Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye giriş yaparak devlete sığındı. Muş’a getirilen bu 2 terörist, devletin şefkatli kollarında olmanın mutluluğunu ifade ederek, arkadaşlarına "rahatlıkla dönebilirsiniz" çağrısında bulundular. AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Muş Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin sürdürdüğü çalışmalar neticesinde Irakta bulunan 2 terörist, Habur Sınır Kapısından Türkiye’ye giriş yaparak teslim oldular. Muş Emniyet Müdürü İsmet Türkmen’in makam odasında basınla tanışan teröristler, örgüte nasıl katıldıklarını, duydukları pişmanlığı ve teslim olduktan sonra karşılaştıkları şefkati duygusal bir şekilde anlattılar. Almanya’dan 1994 yılında örgüte katıldığını söyleyen "Savaş" kod adlı N.T. ile ailesi tarafından zorla evlendirilmek istendiği için 1992 yılında Şırnak’ın İdil İlçesi’nden örgüte katılan "Peyman" kod adlı H.D, isimli bayan terörist, uzun yıllardan beri örgüt içerisinde faaliyette bulunduklarını ve Irak’ta evlendiklerini bildirerek, gençlerin kandırılıp örgüte katıldıklarını, kendilerinin pişmanlık yasasından faydalanmak için gelip teslim olduklarını söylediler.
Şemdinli’de yaşanan olayla ilgili olarak açıklamalarda bulunan N.T, burada yaşanan olayların hiç kimseye fayda getirmeyeceğini belirterek, halkın sağduyulu olması gerektiğini söyledi. Vatandaşların Şemdinli’de yaşanan olaylardan uzak durması gerektiğini vurgulayan N.T, şöyle konuştu: "Günümüzde Şemdinli’ye bakıyoruz. 10 gündür Şemdinli’de olaylar oluyor. Bu olaylar kim olursa olsun hiç kimseye fayda getirmez. Ne PKK’ya fayda getirir ne başka bir şeye. Olaylar halka zarar verir. Halka sesleniyoruz: Şimdiye kadar Şemdinli’de belki 20 tane patlama olmuştur. Bu olaylarla PKK’nın eline geçecek hiç bir şey yoktur. En fazla kendilerini yıpratırlar. Şemdinli’de gelişen olayların durulmasını istiyorum. DEHAP’tır, İnsan Hakları Derneğidir, her kimlerse olayların durulmasını istiyorum. Üsttekiler insanları kandırıyorlar ve kanlarını emiyorlar. Biz bunu gördük, yaşayan bilir."
N.T, terör örgütüne kandırılarak duygusal bir şekilde katıldığını ifade ederek, "Hiç kimse ben bilinçli olarak PKK’ya katıldım diyemez. Biz kandırıldık ve kandırılıyoruz. Çünkü biz bunu eğitimlerde gördük" dedi. "Kimin nasıl yaşadığını, özellikle üst düzeydekilerin kendi zevkleri için bizi kullandığını gördük" diye konuşan N.T., şöyle devam etti: "Niye ’Cuma’ kod adlı Cemil Bayık ile ’Botan’ kod adlı Murat Karayılan Dersim’e gitmiyorlar? Niye Irak’ta kalıyorlar? Gitsinler ve eğer kendilerini bir gün orada tutarlarsa herkes gelip benim yüzüme tükürsün." Terör örgütü PKK içerisinde çözülmelerin yaşandığını ve kararsız olan bir çok insanın bulunduğunu söyleyen N.T, bir çok teröristin teslim olmak için geleceğini ifade etti. N.T, daha sonra şunları söyledi: "İnsanların ölmemesi için, gençlerin ölmemesi için herkese çağrıda bulunuyorum. Ben ilk Silopi’de Habur Sınır Kapısı’na geldiğimde devletin böyle davranacağını gerçekten ummuyordum. Ben bunu hiç bir baskı altında söylemiyorum. Ben bunu özgür irademle söylüyorum. Çünkü ben burada ne bir hakaret gördüm ne bir küfür gördüm. Ben devletin bazı yetkilileri ile temas kurarak Türkiye’ye giriş yaptım. Şimdi ben buradan ne söylesem de gerçekten inanmazlar. Ama günü geldiğinde ve buraya geldiğinde herkes ’ben niye şimdiye kadar gelmedim?’ diye pişman olacaktır."
14 yaşında iken Şırnak’ın İdil İlçesi’nden dağa çıktığını anlatan "Peyman" kod adlı H.D. ise küçük yaşta evlenmekten kurtulmak için dağa çıktığını belirtti. Uzun yıllar terör örgütü içerisinde bulunduğunu ancak pişman olup kendi doğup büyüdüğü topraklara dönmek için teslim olduğunu anlatan H.T. ise şöyle konuştu: "Ailem beni küçük yaşta sevmediğim, istemediğim birisi ile evlendirecekti. Ben de istemediğim için arkadaşlarımın beni yönlendirmesi sonucunda dağa çıktım. Yani Kürt davası için ben dağa çıkmadım. Teslim olmak için uzun süre karasız kaldım. Ancak sonradan kendi topraklarıma, ülkeme dönmek için karar verdim. En azından ölsem de burada öleyim. Çünkü ben bu topraklarda eğitim görmüşüm, büyümüşüm. Samimi olarak söylüyorum. Gelip teslim olduğum zaman hiç beklemediğim bir şekilde karşılandım. Ülkeme gelmişim, devletime gelmişim. Bundan sonra ülkeme, toprağıma nasıl destek vereceğim diye düşünüyorum. Dağdakilere sesleniyorum; hiç korkmadan gelip teslim olsunlar."
H.D. ve N.T’yi makamında ağırlayıp sohbet eden Muş Emniyet Müdürü İsmet Türkmen, H.D. ve N.T’ye terör örgütünün anlattığı gibi teslim olmaları halinde yaşayacakları zorlukların gerçekle bir ilişkisinin olmadığını söyledi. Türkmen, şöyle konuştu: "Arkadaşlarımızın bize inanması ve gelip teslim olması sevindirici bir olaydır. Türk Devleti şefkatli kollarını her zaman için vatandaşına açmıştır. Bu insanlarla temasımızda, kendilerinin Kuzey Irak’tan gelip teslim olacakları ve bizlere her şeyi anlatacaklarını söylediler. Ama bazı engeller vardı. Onlar da bu engelleri aşıp Silopi’ye kadar gelip onları oradan almamızı istediler. Biz de oradan aldık ve burada hür iradeleriyle dağda geçirmiş oldukları tüm işlevi anlattılar." Türkmen, teslim olan bu kişilerin devletin şefkatli kollarında olduğunu yineleyerek, bundan sonraki işlemlerin adli makamlarca belirleneceğini kaydetti.
Altı Yüz Yetmiş Dokuzuncu Bölüm: 17.11.2005 tarihli çıkan bir haberde, Romanya ile ABD’nin, Karadeniz’de Amerikan askeri üsleri kurulması konusunda anlaşmaya vardıkları bildirildi. Romanya Cumhurbaşkanı Traian Basescu, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın anlaşmayı imzalamak için gelecek ay Romanya’ya gelebileceğini söyledi. Basescu, “Karadeniz sahilinde ve muhtemelen ülkenin başka yerlerinde Amerikan askeri tesislerinin kurulmasıyla ilgili görüşmeleri tamamladık” dedi, ancak tesislerin tam yeri konusunda bilgi vermedi. Basescu, daha önceki bir açıklamasında, Amerikan üsleri için muhtemel yerler arasında Babadağ ve Köstence’nin bulunduğunu söylemişti. 10 yıl içinde Avrupa ve Asya’dan 70 bin askerini çekmeyi planlayan Washington, Soğuk Savaş döneminde açılan üsleri kapatarak, Ortadoğu gibi sıcak bölgelere yakın ve küçük üsler kurmaya yöneliyor. Üslerin kurulması, Avrupa Birliği ile arasındaki refah açığını kapatmayı amaçlayan Romanya’nın daha çok yabancı yatırımcı çekmesi hedefi açısından önem taşıyor.
Altı Yüz Sekseninci Bölüm: 17.11.2005 tarihli çıkan bir haberde, ABD’li yetkililere göre El Kaide terör örgütü nakit sıkıntısı içinde. ABD gizli servisleri tarafından ele geçirildiği iddia edilen, El Kaide örgütünün üst düzey yetkilisi Ayman Zevahiri’nin El Kaide’nin Irak’taki en üst düzey yetkilisi Ebu Musab El Zerkavi’ye göndermek için yazdığı mektubun, örgütün mali problemler içinde olduğunu gösterdiği ileri sürüldü. ABD Hazine Bakanlığı, terörizm ve mali istihbarattan sorumlu bakan yardımcısı Stuart Levey ele geçirilen mektuptaki bir pasajda, Zevahari’nin Zerkavi’ye, “Parasız kaldım. Bana para gönder. Hiç param yok” ifadelerinin yer aldığını belirtti. Levey, “Heritage Foundation” adlı stratejik araştırma kuruluşunda yaptığı konuşmada “Ben bardağın yarısı dolu diyenlerdenim. Bu yüzden işe iyi tarafından bakıyorum: Zevahiri’nin parası tükenmiş. Bardağın yarısı boş diyenler ise ’Zevahiri, Zerkavi’nin o kadar çok parası olduğunu düşünüyor ki bir kısmını ondan almak istiyor’ diyeceklerdir” diye konuştu.
Konu hakkında ayrıntılı bilgi veremeyeceğini belirten Levey, mayıs ayında El Kaide ve Hamas’ın para toplama, para transferi ve fon biriktirmede güçlüklerle karşılaştığının belirlendiğine işaret etti. Levey “El Kaide ve Hamas üzerinde, mali baskı altında tutmak ve yardım sağlayanların onlara para vermesini ve paralarını bu yöne kaydırmalarını caydırma gibi konularda gerçek bir etki sağladığımızı görüyoruz” dedi. ABD’li istihbarat yetkilileri Zevahiri’den Zerkavi’ye yazıldığı öne sürülen bir mektubu geçen ay basına açıklamışlar, ancak mektubun varlığı El Kaide örgütünün Irak kanadınca uydurma olarak nitelenerek reddedilmişti. Zevahiri’nin Zerkavi’ye yazdığı iddia edilen mektupta, “Yeni mali destek kanallarının açıldığı şu sıralarda bir ödeme yapmamız gerekiyor. Bu yüzden eğer bize yaklaşık 100 bin dolar gönderirsen sana müteşekkir oluruz” ifadeleri yer alıyordu.
Altı Yüz Seksen Birinci Bölüm: 17.11.2005 tarihli Avusturya’nın günlük gazetelerinden DİE PRESSE’de yayınlanan gazeteci Von Wieland Schneider ve Christian Ultsch’un Irak Devlet Başkanı Celal Talabani ile yaptıkları röportajı aynen yayınlıyoruz.
Die Presse: Avrupalıların büyük çoğunluğu, halen Saddam’a karşı yürütülen savaşın yanlış olduğunu düşünüyorlar. Bunlar pısırık mı, yoksa haklılar mı?
Celal Talabani: Haklı değiller. Avrupalılar, Iraklıların, kendi halkına karşı savaş yürüten acımasız bir diktatörlük altında inlediklerini anlamıyorlar. Irak’a gelmeliler, Saddam Hüseyin tarafından katledilen suçsuz 400 bin insanın gömülü bulunduğu toplu mezarlıkları görmelidirler. Savaş olmadan Avusturya ve Almanya’nın da Hitler’den kurtulması mümkün olmazdı.
Die Presse: ABD’nin, 11 Ekim 2001’den sonra Saddam Hüseyin’i savaş olmadan devirme planı var mıydı?
Celal Talabani: Bu mümkün değildi. Irak halkı onlarca yıl Kürdistan dağlarında ve Güney Irak’ın çöllerinde bunu denedi; ama başaramadı. Savaş, Saddam’ı iktidardan uzaklaştırmanın yegane ve tek çözüm yoluydu.
Die Presse: Irak’a asker gönderen az sayıdaki Avrupa ülkesi askerlerini geri çekmek istiyor. Avrupalılardan daha fazla destek ister miydiniz?
Celal Talabani: Askeri güç önemli değil. Avrupalılar, Irak’a anti-Amerika gözlüğüyle bakmamalıdırlar. 27 milyon Irak’lının kurtulduğunu ve bu savaştan sonra özgürlük, demokrasi ve insan haklarını tadacaklarını anlamalıdırlar.
Die Presse: Irak’ın savaştan sonra yeniden inşası kuşkusuz başar öyküsü değildir. Birçok yerde elektrik, su bulunmuyor. Şimdiye kadar 26 bin Iraklı, terör saldırılarından dolayı yaşamlarını yitirdi.
Celal Talabani: Son olarak gördüğünüz gibi, Ürdün’de, Mısır’da da insanlar terör saldırılarından dolayı yaşamlarını yitiriyorlar.
Die Presse: Ama bu ölçülerde değil.
Celal Talabani: Buralarda değil, ama terör saldırılarından dolayı Cezayir’de yaşamlarını yitirenlerin sayısı, Irak’takinden daha fazla. Irak, şu an için teröre karşı mücadelenin ana merkezi durumunda. Bu yüzden de dünyadaki bütün aşırı uçlar, tüm güçlerini Irak üzerinde toplamış bulunuyorlar. Halkımıza karşı mücadele etmek için Irak’a geliyorlar. Bunlar direnişçi değil, terör gruplarıdır. Askerlere karşı savaşmıyor; aksine kadın ve çocuklara karşı acımasız savaş yürütüyorlar. Okulları, camileri, çocuk yuvalarını yakıp-yıkıyorlar.
Die Presse: Hangi ülkelerden geliyorlar söz konusu terör savaşçıları?
Celal Talabani: Bütün Arap ülkelerinden geliyorlar. Bunlardan yüzlercesini esir almış durumdayız. Mısır’dan, Suriye’den, Ürdün’den, Filistin’den, Fas, Cezayir, Yemen, Suudi Arabistan’dan.
Die Presse: Size göre bu terör nasıl durdurulabilir?
Celal Talabani: 15 Aralık tarihinde yapılacak olan Parlamento seçiminden sonra, yeni Irak hükümeti, sorunu çözmek için geniş kapsamlı bir plan ortaya koyacak. Teröristlerin komşu ülkelerden geliş-gidişleri mutlaka ortadan kaldırılacaktır.
Die Presse: Irak’ta teröre karşı kapsamlı mücadele somut olarak nasıl olacak?
Celal Talabani: Sadece askeri destekle değil, aksine medya, ekonomi ve sosyal reformları içeren bir plana ihtiyacımız var. Huzursuzluğun bulunduğu yörelerdeki insanların desteğini kazanmak zorundayız. Onlar, teröristlerden nefret ediyorlar ve Irak güvenlik güçleriyle ortak çalışmaya hazırlar.
Die Presse: Avrupa, bu terör gruplarından gelen tehditleri küçümsüyor mu?
Celal Talabani: Korkarım evet. Avrupalılar, Amerika’ya yöneldikçe, bunların ne derece tehlikeli olduğunu unutuyorlar. Avrupa’daki bazı insanlar, Amerika’ya kör gibi bakıyorlar. Diğer tüm şeyleri ihmal ediyorlar. Bu, tüm Avrupa için tehlikelidir. Avrupalılar, aşırı gruplar karşısında yatıştırıcı politika yürütmeye çalışırlarsa, kendileri için son derece önemli olan çıkar alanlarına zarar verirler.
Die Presse: ABD askerleri, İçişleri Bakanlığı’nın binasında gizli bir hapishane keşfettiler. Tutuklu bulunanlara açık bir şekilde işkence yapıldığı ortaya çıktı. Sizin uğruna savaştığınız yeni Irak bu mu?
Celal Talabani: Hayır. Böylesine uygulamalara karşıyız ve bunları yapanlar, ağır cezalarla cezalandırılacaklardır. Anayasamız, işkenceyi kesinlikle yasaklıyor, aynı zamanda hakim kararı olmadan insanların tutuklanmasını da.
Die Presse: Bütün yaşamınız boyunca bağımsız Kürdistan için savaştınız. Bu hayaliniz ortadan kalktı mı?
Celal Talabani: Kürt halkının bağımsızlığı için mücadele etmedim, aksine Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkı için mücadele ettim. Her zaman için gerçekçi oldum ve bu zaman içinde bağımsızlığın mümkün olmadığını kavradım. Sloganımız her zaman için “Irak’a demokrasi, Kürdistan için kendi kaderini tayin hakkı“ oldu. Bugün için Irak’ta demokrasi ve federalizm inşa edildi. Kürt halkının bağımsız olma hakkı vardır. Ama bunu korumak mümkün değildir.
Die Presse: Ama bu an için mümkün değil?
Celal Talabani: Geleceğin ne getireceğini bilemiyorum. Ama düşünebiliyor musunuz; Irak Kürdistan’ı bağımsızlığını ilan etti. Komşular sınırlarını hemen kapatacaklardır. Daha sonra nasıl yaşayacağız? Ortadoğu’daki tüm devletler bağımsız Kürdistan’a karşıdırlar. Tümüne karşı birden savaşmamız mümkün değildir.
Die Presse: Kendinizi, PKK ile dayanışma içinde hissediyor musunuz?
Celal Talabani: Hayır. PKK Kürt halkına zarar veriyor. Terörist yöntemlerle mücadele ediyor ve Kürt halkının kurtuluş mücadelesini bataklığa çekiyor. Türkiye’de yeni bir dönem başladı. Hükümet ilk kez Kürt halkının varlığını tanıyor. O, Kürt sorununu demokratik biçimde çözeceği yönünde söz verdi. Ankara’daki bugünkü hükümete karşı savaş, Türkiye’nin demokratikleşmesini istemeyenlerin çıkarınadır.
Die Presse: Irak’taki saldırıların çoğu Şiilere yönelik oluyor. Teröristler, Irak’ta bir iç savaşın çıkmasını amaçlamaktalar. Sünni Arapları politik ortama yeniden nasıl çekeceksiniz?
Celal Talabani: Sünni Araplar, politik sahneye yeniden çıkmaya başladılar. Anayasa çalışmalarına katıldılar. Önümüzdeki parlamento seçimlerine de hazırlanıyorlar. Sünni Araplar içinde değişik gruplar arasında ayırım yapmak zorundayız. Politik süreçte küçümsenmeyecek miktarda birlikte çalışma söz konusu. Teröristler azınlıkta. Ama tüm araçları kullanarak Sünni ve Şiiler arasında bir iç savaş çıkarmaya çalışıyorlar. Ama başaramayacaklar. Şii ve Sünnilerin çoğunluğu Irak’ın bütünlüğünden yanalar.
Die Presse: Başkan Bush, Avrupalılar tarafından çok sert bir şekilde eleştiriliyor. Bush hakkında ne düşünüyorsunuz?
Celal Talabani: Eleştirenler haklı değil. Başkan Bush, Irak’ı kurtardı. Bu, saygın bir davranıştır. Bu sayede tarihe mal olmuştur.
18.11.2005 tarihli çıkan bir haberde, Amerikalı parlamenter John Murtha, Amerikan birliklerinin Irak’tan "derhal" çekilmesine ilişkin ilk önergeyi sundu. Kendisi de Vietnam gazisi olan Temsilciler Meclisi üyesi demokrat Murtha, "ABD’nin Irak’ta askeri bakımdan hiçbir şey yapamayacağını" belirterek, birliklerin "derhal" çekilmesini istedi. Murtha’nın sunduğu önergede, "Amerikan kuvvetlerinin Irak’taki konuşlanışının Kongre kararıyla sona erdiğinin açıklanması" öngörülüyor. Önergede, "bölgeye derhal acil müdahale gücü konuşlandırılması" öngörülürken, Washington yönetiminin, Irak’ın istikrarı ve güvenliği uğrundaki çabalarını "diplomasi yoluyla" sürdürmesi isteniyor. Bu, Irak savaşına son verilmesi konusunda Amerikan Kongresi’ne şimdiye kadar gelen en sert önerge oluyor. Zira şimdiye kadar birçok parlamenter Irak’tan çekilmek gerektiğini söylemiş, ancak çekilme işleminin tedrici şekilde yapılmasını istemişti. Mecliste heyecandan titreyen sesiyle konuşan Murtha şunları söyledi: "Irak’ta Amerikan askerlerinin varlığı, ilerlemeye engel oluyor. Askerlerimiz direnişçilerin ilk hedefi haline geldi. Irak’ta şiddetin katalizörü olduk. Askerlerimiz görevlerini tamamladı, üzerlerine düşeni yaptı. Saddam Hüseyin’i ele geçirdi, onun işbirlikçilerini de yakaladı ya da öldürdü, ama savaş bütün şiddetiyle sürüyor".
Altı Yüz Seksen Üçüncü Bölüm: 18.11.2005 tarihli çıkan bir haberde, Irak´ta başkent Bağdat´ın kuzey doğusunda camii saldırıya uğradı. Gelen haberlere göre, iki intihar eylemcisinin, üzerlerindeki bombaları camilerin içinde patlattıkları belirtiliyor. Hanekin şehrinde cuma namazı sırasında meydana gelen saldırılarda, uluslararası haber ajanslarına ulaşan bilgilere göre en az 65 kişi hayatını kaybetti, çok sayıda yaralı var. Irak´ın başkenti Bağdat´ta 170´ten fazla Iraklı tutsağın işkence görmüş şekilde bulunduğu İçişleri Bakanlığı binası yakınında bu sabah iki intihar saldırısı düzenlendi. Saldırılarda sekiz kişinin öldüğü yaklaşık 40 kişinin de yaralandığı bildiriliyor. Sabah erken saatlerde kısa aralıklarla meydana gelen patlamaların ardından yoğun bir duman bulutu oluştu. Polis yetkilileri, saldırıları düzenleyen iki intihar eylemcisinin, patlayıcı yüklü araçları, İçişleri Bakanlığı yakınında havaya uçurduklarını açıkladı.
Yapılan açıklamada, saldırıda ölenler arasında iki çocuk ve bir kadının da bulunduğu belirtildi. Patlamanın etkisiyle çöken bir binanın enkazı altında kalanlar olduğu da gelen haberler arasında. Ülkedeki yabancı gazetecilerin yaygın olarak kullandıkları bir otelin camlarının da kırıldığı ancak burada ölen ya da yaralanan olmadığı ifade ediliyor. Saldırılar İçişleri Bakanlığı´ndaysa büyük bir hasara neden olmadı. Binada bulunan 170 Iraklı esir konusundaki soruşturma sürerken, bu patlamanın, Şiîler ve Sünnîler arasındaki gerginliği ortaya koyduğu belirtiliyor. Binada bulunan, çoğu Sünnî tutsaklara Şiî güvenlik güçleri tarafından işkence yapıldığı iddia ediliyordu.
Altı Yüz Seksen Dördüncü Bölüm: 18.11.2005 tarihli çıkan bir haberde, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, ’’Birileri, demokrasiyi kendilerinden menkul bir anlayış içerisinde, yine başka odaklardan medet umarak, onları imkan olduğu süre içerisinde gayrı meşru yollarla yönetimi ele geçirmek iddiası içerisinde olmaktadırlar’’ diyerek, halktan başka kimseden medet umulmaması gerektiğini söyledi. Fırat, AK Parti Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’de bir siyasi terör yaşandığını savundu. Fırat, şöyle konuştu: ’’Ülkemizde çok ciddi bir terör faaliyetiyle karşı karşıyayız. Ancak bu, ayrılıkçı terör olayı değildir. Son dönemde giderek artış gösteren Türkiye’deki siyasi hareketler, temel kurumlar yıpratılarak, toplumun umutları karartılmaktadır. Bu da çok ciddi bir terör olayıdır.’’ Türkiye’nin, içerisine çekilmek istenen siyasi terörden kesinlikle kurtarılması gerektiğini kaydeden Fırat şöyle devam etti: ’’Dikkat edilecek olursa, toplumun temel kavramları çarpıtılarak ya da içi boşaltılarak bir toplumsal gündem maddesi halinde topluma sunulmaktadır. Bunların başında cumhuriyetimiz gelmektedir.
Türkiye’de cumhuriyet hiçbir kişinin, hiçbir kuruluşun ve hiçbir siyasi partinin ilgi alanında veya gündeminde veya onun alanı içerisinde mütalaa edilemez. Türkiye’de bir cumhuriyet problemi yoktur. Bundan hiç kimsenin şüphesi yoktur ki Türkiye’de iktidarın kaynağı halktır, millettir, vatandaştır.’’ Laiklikle ilgili değerlendirmelerde de bulunan Fırat, ’’Laiklik bir din değildir. Devlet hiçbir şekilde bunu bir devlet dini olarak fertlere empoze etme durumunda değildir ve bu söylenen şey de laiklik değildir’’ dedi. Fırat, bir gazetecinin, ’’Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın bugün gazetelerde beyanı var. AK Parti’yi yakından takip ettiğine ilişkin. Bu konuda görüşlerinizi alabilir miyiz?’’ sorusuna, ’’Hukuk devletlerinde savcılar herkesin hukuka aykırı hareketleri varsa takip etmek zorundadır. Bu yalnızca AK Parti ile ilgili değildir’’ cevabını verdi. Fırat, aynı gazetecinin, ’Sayın Başbakan halka sağduyu çağrısı yaptı. Ama Siz, partinin başkan vekili olarak kendinizi ’Siyasi terör mağduru’ olarak adlandırdınız. Çok sert bir açıklama yaptınız. Bunun nedeni nedir? sorusuna şu cevabı verdi: ’’Tabii ki Biz toplumu itidale davet ediyoruz. Ama toplumu itidale davet ederken toplumun umutlarının kırılmasına da karşıyız. Bizim iktidarımıza kadar çok kolay bir yöntem olan korkularla yönetme, toplumu sınıflara ayırarak yönetme çok kolay bir yöntemdir. Artık 21. yüzyıldaki Türkiye, AB yolunda ilerleyen demokratik, özgür bir Türkiye bundan kurtulmak zorundadır.’’
Altı Yüz Seksen Beşinci Bölüm: 19.11.2005 tarihli çıkan bir haberde, Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürt devleti kuracağını her fırsatta dile getiren peşmerge lideri Barzani, Washington’a gitmeden önce Türk hükümetinden olumlu sinyaller aldığını söyledi. Barzani AKP Hükümeti ile ilişkilerini geliştirmek için kolları sıvadı. NTV’ye konuşan Barzani, yurtdışı seyahatlerinin genelde Irak’taki, özeldeyse Kürdistan’daki durum konusunda uluslararası ilginin arttığının bir göstergesi olduğunu belirterek. “Seyahatler aynı zamanda, görüştüğümüz kesimlerle ilişkilerimizi en iyi noktaya getirmek için bir fırsat” dedi. Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması ve Kürtlerin Irak’taki konumuyla ilgili bir soruyu cevaplayan Barzani şöyle konuştu: “Irak’taki temel güçler arasında, federal, demokratik ve çoğulcu bir Irak’ın tesisi konusunda tam bir ittifak var. Bu tür bir Irak’ın yaratılması için gerekli tüm çabalar gösterilmektedir. Federal, demokratik ve çoğulcu bir Irak ortaya çıkarmaksızın, Irak’ın toprak bütünlüğü sağlanamaz.
Dolayısıyla mevcut çabaların mutlaka başarıyla neticelenmesi şarttır. Federal, demokratik ve çoğulcu bir Irak kurmayı başarırsak, iç savaş olasılığı bağlamında herhangi bir tehlike de kalmayacaktır”. Federal, demokratik ve çoğulcu bir Irak’ın kurulması durumunda işlerin düzeleceğini belirten Barzani, “Eğer bu durum hayata geçirilemezse herkes için vahim neticeler doğar . Bu nedenledir ki, federal, demokratik ve çoğulcu bir Irak mutlaka kurulmak zorunda. Bu konuda başka alternatif yoktur. Diğer alternatiflerin tümü, korkunç ve de kötü seçeneklerdir.” dedi. Barzani,bağımsız Kürt devleti arzusuyla ilgili bir soruyu ise şöyle cevapladı: “Bu, Kürtlerin en meşru, en doğal hakkıdır”. |