Derin Noktalar
Altı Yüz Otuz Yedinci Bölüm: 04.10.2005 tarihli İNTERNETHABER web sitesinde çıkan “Irak’ta Talabani ve Barzani Krizi” başlıklı bir haberde, Irak Devlet Başkanı ve Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği (IKYB) lideri Celal Talabani ile Irak Kürdistan Demokratik Partisi (IKDP) lideri Mesud Barzani, yürütme erkini tekeline almakla suçladıkları Başbakan İbrahim Caferi'yi, hükümetten desteklerini çekmekle tehdit ettiler. IKYB yetkilisi Molla Bahtiyar'ın yaptığı açıklamaya göre, Kürt liderler, Başbakan Caferi'ye bir mektup göndererek,"Eğer bu sorunları bir an önce çözmezseniz, ittifakımız bundan etkilenir" dediler. İhtilaflı konuların görüşülmesi için Bağdat'a bir heyet gönderildiğini belirten Bahtiyar, Kürt liderlerin, Başbakan Caferi'nin hükümetin kuruluşundan önce Şiilerle Kürtler arasında sağlanan ittifak anlaşmasına uymamasından yakındıklarını söyledi.
IKYB yetkilisinin verdiği bilgiye göre, Kürt liderler, Caferi'yi, özellikle kendi denetimlerindeki kuzey Irak'a ekonomik kalkınma olanaklarını sağlamamakla suçluyor. Devlet Başkanı, Meclis Başkanı ve Başbakan arasında toplantı yapılmaması, üst düzey bürokratların atanmasında danışma olmaması veya yurtdışı ziyaretlerde Irak heyetlerinin sadece Şii üyelerden oluşması gibi konularda eleştiride bulunan Kürt liderler, Caferi'den ayrıca Sünnilere yönelik cinayetlerin durdurulmasını istediler. Talabani'nin, Birleşik Irak İttifakı'nı, Kürtlere hükümette adil görev dağılımı sağlamakta başarısız olmakla suçlayarak, Şii Başbakan İbrahim Caferi'den istifa etmesini istediği ileri sürülmüştü.
Altı Yüz Otuz Sekizinci Bölüm: 06.10.2005 tarihli çıkan bir haberde, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Terörle Mücadele Yasası’ndaki (TMY) mevcut terör tanımından ’’cebir ve şiddet’’ unsurunun çıkarılacağına ilişkin değerlendirmelerin doğru olmadığını; terörün tanımında değişiklik yapmadıklarını ve yapmayacaklarını söyledi. TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na, TMY’de yapılan değişikliklere ilişkin bilgi veren Çiçek, Avrupa Konseyi Çerçeve Kararı’nda yer alan terör tanımına ilişkin bölümün, mevcut terör tanımı değiştirilmeden TMY’ye eklenmesinin söz konusu olduğunu, bu konudaki çalışmalarının, AK Parti Başkanlık Divanı’nda karara bağlanacağını söyledi. Gözaltı süresinin 15 güne çıkarılmasının hukuk mantığına ve Anayasa’ya aykırı olduğunu, bu konudaki haberlerin gerçeği yansıtmadığını söyleyen Çiçek, TMY’ye ilişkin yaptıkları çalışmanın tasarı haline gelmediği için maddeler üzerinde bilgi veremeyeceğini belirtti. AB ile tarama sürecinin başlayacağını hatırlatan Çiçek, ’’AB müktesebatı içinde olmayan bir düzenleme, TMY içinde yer alamaz. Artık bu iki fotoğrafın örtüşmesi gerekecek’’ diye konuştu. Çiçek, terörün neden ve sonuçlarının, bir genel görüşme, inceleme, araştırma konusu yapılabileceğini belirterek, ’’O zaman işin hukuki, iskan, ekonomik, sosyal boyutu da konuşulur’’ dedi.
Altı Yüz Otuz Dokuzuncu Bölüm: 06.10.2005 tarihli çıkan bir haberde, Batman’da belediye tarafından düzenlenen 3’üncü Batman- Hasankeyf Kültür ve Sanat Festivali etkinlikleri için kiralanan otomobilde, terör örgütü PKK’ya ait çeşitli dokümanlar ile PKK lideri Abdullah Öcalan’ın posterleri ele geçirildi. Otomobilde bulunan Belediye Koruma Amiri Şirin Kurt ile 2 görevli tutuklandı. Batman Belediyesi’nin Kültür ve Sanat Festivali etkinlikleri için kimliği açıklanmayan bir kişiden kiralanan ve konser alanına malzeme taşıyan otomobilde, ihbar üzerine güvenlik güçlerince arama yapıldı. Araçta, PKK’ya ait çeşitli dokümanlar ile Abdullah Öcalan’ın posterleri ele geçirildi. Arama sırasında otomobilde bulunan Belediye Koruma Amiri Şirin Kurt ile Belediye görevlileri M. Zahit Kırkat ve Mücahit Yürek gözaltına alındı. Emniyet Müdürlüğü’ndeki sorgularının ardından mahkemeye çıkarılan 3 Belediye görevlisi tutuklanarak cezaevine konuldu. Avukatların, 3 görevli ile ilgili yaptığı tutuksuz yargılama talebi mahkeme tarafından reddedildi. Konuyla ilgili açıklama yapan Belediye Başkan Yardımcısı İsmail Acar, “Kiraladığımız araç saat 17.00’dan sonra serbest bırakılıyordu. Söz konusu dokümanlar ve posterlerin araca nasıl konulduğunu bilmiyoruz” dedi.
Altı Yüz Kırkıncı Bölüm: 06.10.2005 tarihli çıkan bir haberde, ABD Başkanı George Bush, Irak’taki Amerikan askerlerinin, direnişçilerin, gelecek hafta bu ülkede yapılacak yeni anayasa referandumunu engellemesinin önüne geçmek için saldırıda kalacağını söyledi. Bush, ABD Savunma Bakanı Donald H. Rumsfeld ve Pentagon yetkililerin Beyaz Saray’da verdiği brifingin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, direnişçilerin, anayasal süreç ve demokrasinin gelişimini durdurmaya çalışacaklarını belirterek, ’’Askerlerimiz, gerektiği sürece orada kalacaklar’’ dedi. ABD Başkanı Bush, ’’Iraklılar düşmanla savaşta daha yetkin olduklarında, Amerikan askerlerinin kendi ülkelerine dönebileceklerini’’ sözleri ekledi.
Altı Yüz Kırk Birinci Bölüm: 06.10.2005 tarihli çıkan bir haberde, Terör örgütü PKK’dan ayrılan bir grubun kurduğu internet sitesinde, "PKK militanları, yanlarına bol miktarda C-4 patlayıcı alarak, Kandil Dağları’ndan İran ve Suriye’ye kaymaya başladı. Bazı PKK’lılar da, Türkiye sınırına yakın bölgelere taşınıyor. Kandil Dağları’ndaki kamplarda ise 600 kadar PKK militanı bırakıldı. Özellikle Türkiye, İran ve Suriye sınır kapılarının hedef seçileceği, C-4 patlayıcıları ile de eylemler yapılacağı gözlenmektedir. PKK’lılar, adı geçen bölgelerde kargaşa yaratmak, korku ve dehşet saçmak, aynı zamanda ülkelerin güvenliğini zayıflatmak amacı ile hareket edecekler" ifadesi yer aldı.
Haberde ayrıca, "Bugüne kadar Türkiye, Kandil Dağları’ndaki PKK’lıların yok edilmesi konusunda ABD ile sürekli olarak temasta bulunmuştu. ABD’liler, PKK’nın bir terör örgütü olduğunu, zamanı gelince de PKK’lılara karşı gerekenin yapılacağını vurgulamışlardı. Ancak, bugüne kadar ABD’nin PKK’lılara karşı kılını dahi kıpırdatmadığını gördük. Şimdi ise Kandil Dağları’ndan gruplar halinde kopmaya başladılar. Hem de yanlarına bol miktarda patlayıcı madde alarak eylem hazırlığı için Türkiye, İran ve Suriye’ye kayıyorlar. Bütün bu hareketlilik ABD’nin gözleri önünde oluyor. PKK’lılar Türkiye, İran ve Suriye’de bombalı eylemlerini artıracaklardır. Özellikle Kürtler’in yoğun olduğu bölgelerde, ayaklanma gibi tehlikeli girişimler içine gireceklerdir. Kitlelerin yoğun olduğu yerlerde bombalı eylemlerle korku ve dehşet saçmaya çalışacaklardır" denildi.
Altı Yüz Kırk İkinci Bölüm: 06.10.2005 tarihli çıkan bir haberde, Irak’ın güneyindeki Hille şehrinde Şiilerin gittiği İbn-i El Nama Camii girişinde düzenlenen bombalı saldırıda 25 kişi öldü, 87 kişi yaralandı. Bu arada Irak polisinden patlamayla ilgili çelişkili açıklamalar geliyor. Polis sözcüsü Yüzbaşı Mutenna Halid Ali, patlamaya cami girişine yerleştirilen bombanın neden olduğunu belirtirken, bazı polis kaynakları ise cami önünde toplanan Şiilere bombalı araçla intihar saldırısı düzenlendiğini kaydetti.
Altı Yüz Kırk Üçüncü Bölüm: 07.10.2005 tarihli çıkan bir haberde, Amerikan şirketi Yours Solutions’ın, Irak’ta bakanlıkları, petrol şirketlerinin yapılanmalarını ve özel çıkarları denetlemek üzere güvenlik ajanı olarak görev yapacak 165 Honduraslı ve 105 Şililiyi Honduras’ta eğittiği ortaya çıktı. Honduras basını, şirketin bu 270 kişiyi yasadışı olarak Honduras’ta dağlık bir alanda eğittiğini ve Honduras yetkililerinin buna göz yumduğunu yazdı. Irak’ta 6 ay görev yapacak ve ayda 910 dolar kazanacak bu kişilerin bugün bu ülkeye gideceği belirtildi. Adının açıklanmasını istemeyen Honduraslı güvenlik ajanlarından biri, Amerikalı ve Honduraslı eğitmenler tarafından adam öldürmek için eğitim aldıklarını belirterek, ’’Birini öldürmek zorunda kaldığımızda, bu çocuk bile olsa, o ruha sahip olmamız gerektiğini söylediler’’ dedi. Aynı kişi, ’’Bize gittiğimiz yerde, Amerikalıları olduğu gibi bizi de öldürmek isteyen düşmanlarımız olduğu söylendi’’ diye konuştu.İsrail Moran adlı kişi de, ’’aileleri ekonomik olarak daha iyi yaşayacağı için, gitmekten memnun olduklarını’’ belirtti. Yours Solutions, daha önce de Irak’a gönderilmek üzere bazı Honduraslıları yetiştirmişti. Şirket, bu ay sonuna kadar Irak’a 553 güvenlik ajanı göndermeyi hedefliyor.
Altı Yüz Kırk Dördüncü Bölüm: 09.10.2005 tarihli çıkan bir haberde, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, romancı Orhan Pamuk aleyhine açılan davanın düşeceğinden emin olduğunu söyledi. Fransa’nın Canal+ televizyonuna konuşan Gül, "daha önce de benzer suçlamalarla açılan bir davada mahkeme, davayı düşürdü ve herkesin ifade özgürlüğü olduğuna karar verdi. Pamuk davasında da aynı şeyin olacağına kuşkum yok" dedi. AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn de, dün Orhan Pamuk’u ziyaret ederek, ifade özgürlüğüne herkesin saygı duyması gerektiğini söylemişti. Romancı Pamuk’un evinde yaklaşık 1.5 saat kalan Olli Rehn daha sonra Pamuk’la birlikte binanın kapısına çıkarak basın mensuplarına açıklamada bulunmuştu. Konuşmasına, ’’kitaplarını okuduğum dostum Orhan Pamuk ile görüştüm’’ diye başlayan Rehn, Pamuk’un kitaplarının tarihi ve modern Türkiye’nin real ve sürreal hayatlarına işaret eden kitaplar olduğunu söylemişti. Rehn, Orhan Pamuk’la Türk edebiyatı, Türk toplumu ve Türk tarihini konuştuklarını belirtmişti. Pamuk da Olli Rehn ile edebiyattan, hayattan ve çocuklardan konuştuklarını söyledi. Pamuk, ’’Rehn, kitaplarımı sevdiğini, belki Kars’a gitmek istediğini, her romanımı çok sevdiğini söyledi. Türkiye’nin AB yolunda yaptığı özel çabalar ve Türkiye’nin AB kapısının açılması için gösterdiği emekler için, bir yazar ve vatandaş olarak bana teşekkür etti’’ demişti. Romancı Pamuk, bir İsviçre gazetesine, "bu topraklarda 30 bin Kürt ve 1 milyon Ermeni öldürüldü. Benden başka kimse bundan bahsetmeye cesaret edemedi" şeklinde konuşmuştu. Bunun üzerine Pamuk hakkında "Türklüğe hakaret" davası açılmıştı. Pamuk’un davanın duruşmasına gelmemesi halinde "polis zoruyla" getirilmesi için de karar çıkarılmıştı.
Altı Yüz Kırk Beşinci Bölüm:
10.10.2005 tarihli YENİÇAĞ gazetesinde çıkan Sevil KÜÇÜKKOŞUM’un “Koltuk Rüşveti” başlıklı bir haberinde, IRAK Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile Başbakanı İbrahim Caferi arasında yaşanan “istifa” gerginliğinde 200 milyon dolar karşılığı sular duruldu. Caferi, Kerkük’e geri dönüşler için Kürt grupların talep ettiği paraya onay verdi.Talabani’nin, Caferi’nin istifasını istediğinin açıklanmasından sonra yaşanan gerilim, Bağdat’ta tarafların biraraya gelmesiyle şimdilik giderildi. Talabani’nin, İngiltere Başbakanı Tony Blair ile bir araya geldiği günlerde Irak’ta da bir toplantı gerçekleştirildi. Toplantıda bir araya gelen, Kürt heyetinden, Fazil Mirani ve Kosret Resul Ali ile Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi (SCIRI) lideri Abdulaziz El Hekim, İbrahim Caferi, Devlet Başkan Yardımcısı Adil Abdulmehdi ve Ahmet Çelebi, devletin zirvesinde yaşanan gerginliğini görüştüler. Görüşmede, Irak Geçici İdari Yasası’nın 58’inci maddesinin uygulanarak, Kerkük’e geri dönüşlerin sağlanması için Kürt grupların talep ettiği bütçe masaya yatırıldı. Caferi’nin, “Hükümetin kurulmasından bu yana 5 ay geçmesine rağmen Kerkük’e dönüşler işini ağırdan aldığı” iddiasında bulunan Kürt gruplar amacına ulaştı. Caferi, Irak Maliye Bakanı’na, Kerkük için 200 milyon dolar ayrılması talimatını verdi.
Altı Yüz Kırk Altıncı Bölüm: 10.10.2005 tarihli DİHA kaynaklı “Öcalan Davası Avrupa Konseyi Gündemine Taşınıyor” başlıklı bir haberde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) temyiz niteliğindeki büyük dairesinin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile ilgili mayıs ayında aldığı karar, çarşamba günü Avrupa Konseyi'nin (AK) büyükelçiler seviyesinde toplanan Delegeler Komitesi'nin gündemine gelecek. AİHM kararlarının yerine getirilmesini denetlemekten sorumlu Delegeler Komitesi, haziran ayında ilk kez kendi gündemine gelen davanın, ekim ayından sonra ele alınmaya başlamasına karar vermişti. Delegeler Komitesi'nin çarşamba günü yapacağı toplantıda bir karar çıkması beklenmiyor. Konuyla ilgili bilgi veren diplomatik kaynaklar, Delegeler Komitesi'nde şu anda bir gelişme olmayacağını öne sürüyorlar. Büyük daire, mayıs ayındaki kararında, AİHM'nin Öcalan'ın Türkiye'de adil yargılanmadığı yolunda aldığı kararı teyit etmiş, tekrar yargılanması yada dava dosyasının yeniden açılmasını tavsiye etmişti. AİHM'nin Abdullah Öcalan ile ilgili aldığı kararın Delegeler Komitesi'nde görüşülmesinin, iki yıldan önce tamamlanması beklenmiyor.
Altı Yüz Kırk Yedinci Bölüm: 11.10.2005 tarihli çıkan bir haberde, Barzani yönetiminin Türkiye’deki Kürtlere Kürdistan damgalı nüfus kâğıdı ve pasaport dağıttığı ortaya çıktı. Gizli yürütülen dağıtımda listenin başında PKK’nın sözde yöneticileri var. Tempo Dergisinin istihbarat birimlerinden elde ettiği bilgiye göre, nüfus kâğıtları ve pasaportlar, büyük gizlilikle ve bir öncelik sırasına göre dağıtılıyor. Dağıtım listesinin en başında PKK’nın üst düzey sözde yöneticileri yer alıyor. Onları PKK yandaşı olan Kürt aşiretleri izliyor. Arkadan da sınır ticareti yapan bazı işadamları geliyor. Kürdistan pasaportları yurtdışında da ‘denenmek’ isteniyor. Bir Türk istihbarat yetkilisi geçen günlerde üst düzey bir PKK yöneticisinin üzerinde taşıdığı Kürdistan pasaportu ile Almanya’ya giriş yapmak istediğini belirtiyor. Ancak Alman gümrük yetkilileri pasaportu geçerli kabul etmeyerek, bu kişiyi geri çevirdi. Tempo dergisinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde görüştüğü ve aralarında milletvekillerinin de bulunduğu birçok isim, nüfus kâğıdı ve pasaport dağıtımının yapıldığını duyduklarını söylüyorlar. Sayıları az da olsa gördüğünü söyleyen de var.
Bu arada Irak’ta sık sık saldırıya uğraşan TIR şoförlerinin de ‘korunma’ amacıyla bu pasaportlara sahip olmak istedikleri söyleniyor. Kürdistan nüfus kâğıdı ve pasaportları konusu TBMM’ye de yansıdı. AKP Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, Nisan 2005’te İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun cevaplaması için verdiği soru önergesinde şöyle dedi: “Hakkâri ve civarında yaşayan vatandaşlarımıza, Irak’ın kuzeyinde yaşayan peşmergelerin liderlerince, sözde Kürdistan Devleti kimliği verilmekte olduğu bilgileri doğru mudur? Bu bilgi doğruysa, şu ana kadar kaç kişiye verilmiştir? Bu çalışmaların arkasındaki güçler kimlerdir? Bu tip çalışmaların önüne geçmek için neler yapacaksınız?´´ AKP Milletvekili Turhan Çömez’in verdiği bu soru önergesinin üzerinden yaklaşık 6 ay geçti, ancak hiçbir cevap yok. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Vekil Çömez’in bu sorusunu cevaplamadı.
Altı Yüz Kırk Sekizinci Bölüm: 11.10.2005 tarihli çıkan bir haberde, Suriye’nin resmi Teşrin gazetesi, ABD’nin Ortadoğu politikasındaki başarısızlıklarını örtbas etmek için Suriye’yi eleştirdiğini yazdı. Gazetenin başyazısında, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı David Welch’in Mısır’da Suriye ile ilgili yaptığı açıklamalar eleştirildi. Yazıda, ABD’nin Ortadoğu politikasındaki başarısızlık nedeniyle başkalarını suçladığı belirtildi. Başyazıda, ABD’li yetkililerin Suriye hakkında iddialar ve hikayeler uydurmada ısrarlı tutumunun sürdüğü ve ABD’nin Irak işgaliyle Ortadoğu’da ortaya çıkan istikrarsızlığın sorumlusu olduğu ifade edildi. ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı David Welch, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın liderliğindeki hükümetin, Irak, Lübnan ve Filistin ile ilgili tutumunun değişmesine ilişkin çağrılara kulak asmadığını söylemişti. Suriye ile ABD arasındaki ilişkiler, 14 şubatta eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri’nin öldürülmesi ve Şam yönetiminin Irak’taki ABD karşıtı direniş hareketini desteklediğine ilişkin iddialar nedeniyle gerilmişti.
Suriye, söz konusu iddiaları kabul etmiyor. ABD’de yayımlanan haftalık Newsweek dergisi de, Washington yönetiminin Irak’a teröristlerin sızmasını engellememekle suçladığı Suriye’ye karşı askeri bir saldırıyı tartıştığını yazdı. Konunun üst düzey yöneticilerin 1 ekimde yaptığı bir toplantıda ele alındığını belirten dergi, Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın böyle bir adımı önlediğini vurguladı. Newsweek’e göre Rice’ın Washington’ı iknasında, geçtiğimiz şubat ayında uğradığı suikast sonucu yaşamını yitiren Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri’nin öldürülmesini soruşturan BM Komisyonu’nun raporunu yakında yayımlanacak olmasının etkisi büyük. Raporda yüksek ihtimalle Şam yönetiminin suçlanması bekleniyor.
Altı Yüz Kırk Dokuzuncu Bölüm: 12.10.2005 tarihli SABAH gazetesinde AA kaynaklı “Bombacıları İran Eğitiyor” başlıklı çıkan bir haberde, İngiliz Daily Mirror gazetesi, Irak'ın güneyinde konuşlanmış İngiliz askerlerine karşı bombalı saldırılar düzenleyen Iraklı militanların İran tarafından eğitildiğini iddia etti. Gazete, adı açıklanmayan İngiliz bir yetkiliye dayanarak verdiği haberde, ''İngiliz hükümetinin, İran Devrim Muhafızları'nın Iraklı Şii militanlara zırh delici bombaların nasıl yapılacağını öğrettiğini düşündüğünü'' bildirdi. Gazetede haberde, yetkilinin, ''Eğitim kamplarının İran, Lübnan ve belki Suriye'de olduğu yönünde deliller var. Buna göre her bir seferde 10 Iraklı İran'a geçerek eğitim alıyor ve döndükten sonra kendileriyle aynı görüşte olan 50 kişiyi eğitiyor'' şeklindeki sözlerine yer verildi. Irak'ta ilk kez 2 adet patlamamış bomba bulunduğunu ileri süren yetkili İngiliz askerlerinin bombaların nerede yapıldığını anlamak amacıyla soruşturma yürüttüklerini ifade etti. Görüşüne başvurulan İngiltere Savunma Bakanlığı sözcüsü ise söz konusu haber hakkında henüz bir yorumda bulunmayacaklarını belirtti.
Altı Yüz Ellinci Bölüm: 12.10.2005 tarihli MİLLİYET gazetesinde çıkan “1 Milyar Dolarlık Vurgun” başlıklı haberde, Irak'ta 2004 Haziran'ında işbaşına geldikten sonra 14 ay görevde kalan Başbakan İyad Allavi'nin başkanlığındaki geçici hükümetin, boyutları bir milyar doları aşan bir yolsuzluğa bulaştığı ortaya çıktı. Hükümet, Savunma Bakanlığı kasasından büyük miktarda parayı zimmetine geçiren 27 eski görevli hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkardı. Aralarında eski Savunma Bakanı Hazım Şaalan'ın da olduğu eski yetkililerden bazılarının Irak dışında olduğu, bu nedenle Interpol'den yardım istendiği belirtildi. BBC'nin haberine göre, ABD tarafından atanan geçici hükümet, özellikle silah ve mühimmat alımı sırasında çok büyük çaplı yolsuzluk yaptı. Demode silahları fahiş fiyatlara satın alan Irak Savunma Bakanlığı, ödenen parayı da nakit olarak ülke dışına çıkardı. Şimdiki Maliye Bakanı Ali Allavi, "Savunma Bakanlığı'nın satın alma bütçesinin yüzde yüzü boşaltılmış durumda. Paraların akıbeti belli değil" dedi. BBC, hakkında tutuklama kararı çıkarılan eski yetkililer arasında çalışma, ulaştırma, elektrik ve konut bakanlarının bulunduğunu bildirdi.
Altı Yüz Elli Birinci Bölüm: 13.10.2005 tarihli çıkan DİHA kaynaklı “Finlandiya Meclis Başkanı Paavo Lipponen: Kürt Sorunu İzleme Alanımızda” başlıklı bir haberinde, DEHAP Lideri Bakırhan ile görüşen Finlandiya Meclis Başkanı Paavo Lipponen, Kürt sorunun kendi izleme alanı içerisinde olduğunu kaydederek müzakere sürecinde reformların devam etmesi gerektiğini vurguladı. Görüşme sırasında Kürt sorunun artık AB sorunu olduğunu kaydeden Bakırhan da, AB'nin sorunun çözümü için en az Kıbrıs ve Ermeni meselesi kadar hassas davranması gerektiğini vurguladı. AB müzakere sürecine ilişkin incelemelerde bulunmak üzere Türkiye'ye gelen Avrupa Sosyalist Partisi (PES) Yüksek Danışma Kurulu üyeleri DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ile görüşerek Kürtlerin taleplerini sordular. Türkiye ile AB arasında başlayan müzakere sürecine ilişkin çeşitli temaslarda bulunmak üzere Türkiye'ye gelen PES Danışma Kurulu üyeleleri Sharaton Otel'de DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Genel Başkan Yardımcısı Aleeddin Erdoğan ve Genel Başkan Yardımcısı Nazmi Gür ile görüştüler.
Toplantıda konuşan DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Kürtlerin ve DEHAP olarak kendilerinin Türkiye ile müzakerelerin başlamış olmasından memnuniyet duyduklarını belirtti. Sürecin başlamasına rağmen Kürtlerin taleplerinin karşılanmadığına vurgu yapan Bakırhan, "Bununla birlikte Kürt sorunu artık Türkiye'nin sorunu olmaktan çıktı, sizinde sorununuz oldu. AB sorunudur. Aynı zamanda hepimizin sorunudur" dedi. Sorunun çözümü konusunda AB'deki sosyalistler ile daha fazla diyalog içerisinde olacaklarını dille getiren Bakırhan, çözüm konusunda demokratik tavrın acilen ortaya konulması gerektiğini vurguladı. Kürt sorunun çözülmesi için AB'nin en az Kıbrıs ve Ermeni sorunları kadar hassas davranması gerektiğine dikkat çeken Bakırhan, şunları söyledi: "Başbakanın Diyarbakır'da ortaya koyduğu çerçeveyi biz de önemsiyoruz. Başbakan'ın Kürt sorunun varlığını gerçekliğini kabul etmesi bunun demokrasi sınırları çerçevesinde çözüleceğini vurgulaması önemliydi. Müzakere süreciyle birlikte adı konulan sorunun çözümü için projelerin üretilmesi gerekiyor. Kürtlerin bu konuda taleplerinin alınması bizim isteğimizdir."
AB'de Kürt sorunun demokratik yollardan çözülmesinden yana olan çevrelerin çaba içerisinde olması gerektiğini isteyen Bakırhan, cezaevlerinde yaşanan "tecrit" uygulamalarına karşı duyarlılığın sergilenmesi gerektiğini söyledi. Müzakere Çerçeve Belgesi'ni de eleştiren Bakırhan, "Türkiye'nin AB'ye girişini bu kadar savunan Kürtlerden ve Kürt sorunundan tek kelime bahsedilmemesi Kürtleri üzdü" diye konuştu. Türkiye'de yaşanan çatışmalara da dikkat çekerek, dünkü çatışmalarda 5 askerin yaşamını yitirdiğini hatırlatan Bakırhan, operasyon ve çatışmaların sona ermesi gerektiğini vurguladı. Kürt sorunun şiddetle, tecritle ve partilerine dönük baskılarla çözülemeyeceğinin altını çizen Bakırhan, sorunun çözümünün diyalog ve demokratik yollardan geçtiğini belirtti. Bakırhan, "Kürt sorunu bir güvenlik sorunu olarak algılanmamalı. Cumhuriyet'ten daha yaşlı olan bu sorunun çözülmesi için daha kapsamlı çalışmalar yapılmalı" dedi.
Bakırhan konuşmasının ardından Heyet Başkanı Paavo Lipponen, Kürt sorunun kendi izleme alanı içerisinde olduğunu kaydederek, hükümetin doğru yolda adımlar attığını belirti. Lipponen'in DEHAP'ın PKK ile ilişkileri konusunda suçlandığını da belirterek Bakırhan'ın bu konuda ne düşündüğünü sorusunu Bakırhan, "PKK ve Öcalan Kürt sorunun çözümsüzlüğünün bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. PKK ve Öcalan sebep değil sonuçtur" şeklinde cevapladı. DEHAP'ın PKK ile direk ya da dolaylı bir ilişkisinin olmadığına vurgu yapan Bakırhan, "Malesef Türkiye de resmi sınırlar dışında ortaya konulan bütün düşüncüler PKK ile özdeşleştiriliyor. PKK ve Öcalan bir gerçekliktir. Bu sorununda Kürt sorunuyla birlikte ele alınıp çözülmesi gerekiyor" dedi. Bakırhan, Kürt sorunu çözülmediği müddetçe PKK ve benzeri örgütlerin her zaman varlığını koruyacağını vurguladı. Ardından Yunanistan eski Dışişleri Bakanı George Papadreou'nun AB yolunda Türkiye'nin attığı en önemli adımın ne olduğu ve Kürt sorunun çözümü konusunda hükümetin önceliklerinin ne olması gerektiği sorunu cevaplayan Bakırhan, "Atılan en önemli adım Başbakan tarafından Kürt gerçekliğinin kabul edilmesidir. Bu çıkarılan uyum yasalarından daha önemlidir" dedi.
Sorunun çözümü konusunda taleplerini sıralayan Bakırhan şöyle devam etti: Artık AB sorunu olan Kürt sorunun çözümü için operasyonlar ve çatışmalar durmalı, Cezaevlerinde, yurt dışında ve dağlarda olan insanların demokratik sisteme katılımı için Demokratik Katılım Yasası çıkarılmalıdır, Köye geri dönüş sağlanmalı, bunun önündeki engeller kaldırılmalı, Anadilde eğitim-öğretimin önündeki engeller kaldırılmalı ve bunun alt yapısı sağlanmalı, Kürtleri açlık ve yoksullukla terbiye etme politikasından vazgeçilmeli, bölgeye yatırım yapılmalı, Orhan Pamuk ve Hrant Dink gibi insanların düşüncelerinden dolayı ceza almaları engellenmeli, 51 milletvekili çıkarmamıza rağmen meclise giremedik. Seçim Barajı AB ülkelerinde uygulanan düzeye çekilmeli, Koruculuk sistemi kaldırılmalı, demokratik adımların atılmasına devam edilmeli." DEP milletvekillerine siyaset yasağı var mı?'
Daha sonra heyet üyelerinden Caspar Carnero, DEP eski milletvekilerinin siyaset yasağı olup olmadığını, Bakırhan hakında açılan davaları sordu. Bakırhan, DEP'liler öncülüğünde yürütülen ve kendilerinin de içinde olduğu Demokratik Toplum Hareketi'nin bu ay içerisinde partileşeceğini belirterek, kendisi hakkında çoğu düşüncelerini dille getirmesinden dolayı 51 dava açıldığını belirtti. PES üyelerinin SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile görüşerek izlenimlerine ilişkin basın açıklaması yapmaları bekleniyor.
Altı Yüz Elli İkinci Bölüm: 14.10.2005 tarihli çıkan bir haberde, ABD´deki Helsinki Komisyonu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan´a bir mektup göndererek, yazar Orhan Pamuk´a ilişkin davadan vazgeçilmesini istedi. ABD Kongresi´nden 9 Senatör ve 9 Temsilciler Meclisi üyesiyle, ABD dışişleri, savunma ve ticaret bakanlıklarından birer temsilciden oluşan ve 1975 yılında imzalanan Helsinki anlaşmasının uygulanmasını takip eden komisyon bir açıklama yayınlandı. Komisyondan yapılan açıklamada, Cumhuriyetçi Parti´nin Kansas Senatörü Sam Brownback, ´´Türkiye, insan hakları bakımından uzun bir yol katetti. Ancak Pamuk davası ve Birinci Dünya Savaşı´nda Ermeniler´e yapılan muameleye ilişkin tartışmalar, Türk demokrasisi üzerinde bir bulut gibi asılı duruyor´´ dedi. Brownback, Pamuk´un yargılanmasının, Türkiye´nin özgürlük ve demokrasi yönündeki adımları konusunda ´´şüpheci´´ olanların korkularını beslediğini de öne sürdü.
Komisyonun başkan yardımcısı, Cumhuriyetçi Parti New Jersey milletvekili ve sözde Ermeni soykırım iddialarına kişisel destek veren Christopher Smith de Orhan Pamuk´un temize çıkarılmasının, Türkiye´nin, Helsinki anlaşması altında insan hakları konusundaki yükümlülüklerini yerine getirdiğinin bir göstergesi olacağını savundu.
|