Derin Noktalar

Altı Yüz Yirmi İkinci Bölüm: 22.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Amerikan Dışişleri Bakan yardımcılarından Daniel Fried, Kuzey Irak´taki PKK varlığına karşı askeri bir operasyon düşünmediklerini söyledi. Fried, Kerkük´ün statüsünün de, herkesin çıkarını hesaba katacak şekilde belirlenmesi gerektiğini vurguladı. New York´ta ki Rice-Gül görüşmesine katıldıktan sonra soruları cevaplayan Daniel Fried, Kuzey Irak´ta ki PKK varlığı ile ilgili olarak Türkiye´nin endişelerini anladıklarını, PKK´ya karşı baskıyı artıracaklarını söyledi. Türk halkının istediği bir askeri operasyon yapabilecek durumda olmadıklarını belirten Fried, “derhal bir askeri saldırı başlatabilecek durumda değiliz. Ancak Türk halkı, bu konuda işbirliğinin artmasını bekleyebilir. Ama baskıyı artırmaya ve yapabileceğimiz şeyleri yapmaya kararlıyız” dedi. Irak´ın teröristlerden arındırılmasını istediklerini belirten Daniel Fried, "PKK´ya da terörist diyoruz ve noktayı burada koyuyoruz. Türk halkı bundan şu sonucu çıkarabilir:

PKK´nın Türkiye´de ve Irak´ta tümüyle ortadan kaldırılmasını istiyoruz. Oldukları her yerde yok edilmeliler" dedi. Türkiye ile ABD´nin Irak´ın geleceği konusunda ortak görüşleri paylaştığını vurgulayan ABD Dışişleri Bakan yardımcılarından Fried, Kerkük´ün statüsüne de değindi. Fried, “Kerkük´ün statüsünün, herkesin çıkarını hesaba katan ve Irak´ın birliğine hizmet edecek şekilde belirlenmesini istiyoruz” dedi. Daniel Fried Kıbrıs konusunda da net mesajlar verdi. Kıbrıs Türk halkının üzerine düşeni yaptığını vurgulayan bakan yardımcısı Fried, "Türkiye´nin Kıbrıs´ta ki çözüm sürecini ilerleten, çok yararlı ve yapıcı rolünü unutmuş değiliz" dedi. Fried, Ada’da çözümsüzlüğün Türkiye´nin ya da Kıbrıs Türklerinin kabahati olmadığını da vurguladı. Fried, “onlar üzerlerine düşeni yaptılar, biz de bunu unutmadık. Tabii bunu yansıtan bir dizi jestte de bulunduk. Biz bölünmeden değil, Ada’nın birleşmesinden yanayız. Kıbrıs Türk halkına saygıdan yanayız. Bu pozisyonumuz çok açıktır. Bu söylediklerimin aynısını Kıbrıs Rumlarına da söyledim” dedi. ABD Dışişleri Bakan yardımcılarından Daniel Fried, "Kıbrıs´ta çözüm"ün asıl adresinin de Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan olduğunu sözlerine ekledi.

Altı Yüz Yirmi Üçüncü Bölüm: 27.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, koruculuk sisteminin uygulanmaya başlamasından bugüne kadar geçen 20 yıl içinde 4 bin 972 geçici köy korucusunun suç işlediğini, bunlardan 853´ünün tutuklandığını açıkladı. Aksu, 22 ilde 57 bin 757 geçici köy korucusunun görev yaptığını, en çok geçici köy korucusu bulunan ilin Hakkari olduğunu söyledi. Aksu, CHP İzmir Milletvekili Türkan Miçooğulları´nın soru önergesine verdiği cevapta, geçici köy korucularının aylık ortalama 365 YTL maaş aldığını söyledi.

Yapılan açıklamaya göre; koruculuk sisteminin uygulanmaya başlandığı 26 mart 1985 tarihinden bugüne kadar terör suçlarıyla ilgili 2 bin 384, mala karşı işlenen suçlarla ilgili 934, şahsa karşı suçlarla ilgili bin 234, kaçakçılık suçlarıyla ilgili 420 olmak üzere, toplam 4 bin 972 geçici köy korucusu suç işledi, 853 geçici köy korucusu tutuklandı. Korucular, ihtiyacı olan ilköğretim, lise, yatılı bölge okulu ve pansiyonlu ilköğretim okullarında ´hizmetli´ olarak çalışacak. Avrupa Birliği uyum yasaları ile birlikte kaldırılması gündeme gelen ancak tüm geçimleri ´koruculuk maaşı´na bağlı olan yaklaşık 71 bin geçici ve gönüllü köy korucusu için hükümet çıkış yolu aradı. Ancak tam olarak bir çözüm bulunamazken korucuların okullarda hizmetli olarak görevlendirilmeye başladığı belirtildi. Geçtiğimiz eğitim-öğretim sezonunda başlatılan uygulamayla çok sayıda korucu okullarda işbaşı yaptı.

Sadece Şırnak ve Hakkari´de rahatsızlıkları bulunan ve yaşları operasyonlara katılmaya müsait olmayan yaklaşık 300 köy korucusunun okullarda hizmetli olarak ´koruculuk görevi saklı kalmak´ şartıyla görevlendirildiği belirtildi.

Köy korucularının illere göre dağılımı şöyle:

Diyarbakır: 5187
Şırnak: 6756
Batman: 2887
Bingöl: 2511
Bitlis: 3730
Mardin: 3323
Muş: 1860
Siirt: 4661
Van: 7320
Hakkari: 7614
Tunceli: 368
Adıyaman: 1485
Ağrı: 1838
Ardahan: 91
Elazığ: 2083
Gaziantep: 555
Iğdır: 362
Kilis: 33
Kahramanmaraş: 2236
Kars: 558
Malatya: 1365
Şanlıurfa: 934

Altı Yüz Yirmi Dördüncü Bölüm: 27.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Irak’ta şu anki durumun pek de arzu edildiği gibi gelişmediğini vurgulayarak, ’’Sadece, Kürtler ile Şiiler arasında değil, Kürt, Şii, Türkmen, Sünni ve Arabı kapsayan bir anayasa olması lazım’’ dedi. Umman’daki temasları çerçevesinde Türkiye-Umman İş Konseyi Toplantısı’na katılan Erdoğan, burada yaptığı konuşmada, yatırımların başlaması ve ticaretin gelişmesi için iş adamlarından destek istediğini, kendisinin de üzerine düşen görevi yerine getireceğini söyledi.

Çifte vergilendirmenin önlenmesi anlaşmasının imzalanacağını ve doğrudan uçak ile deniz seferlerinin bir an önce başlayacağını belirten Erdoğan, şunları kaydetti: ’’Türkiye’de yatırımı olmayan iş dünyası temsilcileri, AB ile üyelik müzakerelerinin sonuçlanması öncesinde eğer ülkemizde yatırım yaparlarsa inanıyorum ki, çok kazançlı çıkacaklardır. Türkiye, ekonomik olduğu kadar siyasi alanda da son dönemde önemli reformlar gerçekleştirmiştir. Temel hak ve özgürlükler, demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi kazanımlarda yapılan düzenlemeler etkin bir şekilde uygulamaya konulmuştur. Bu kapsamlı reformlar içerisinde AB’ye tam üyelik için de gerekli olan kriterler eksiksiz olarak yerine getirilmiştir.’’ Irak’taki gelişmelere de değinen Erdoğan, ’’Irak’a komşu bir ülke olarak üzerimizde önemli bir yük var’’ dedi. Erdoğan, ’’Irak’ta şu anki durum, pek de arzu edildiği gibi gelişmiyor. Anayasa için yapılan hazırlıklar çok da beklenen, arzu edilen gelişme noktasında değil. Bunu başarabilmek için özellikle komşu ülkelerin bir araya gelmesi lazım’’ diye konuştu.

Altı Yüz Yirmi Beşinci Bölüm: 27.09.2005 tarihli SABAH gazetesinde çıkan “El Kaide’nin Irak’ta ki 2’nci Adamı Öldürüldü” başlıklı bir haberde, Irak'taki El Kaide yapılanmasının iki numaralı ismi Ebu Azzam, Bağdat'ta Irak ve Amerikan askerlerinin ortak operasyonuyla pazar günü öldürüldü. Iraklı ve Amerikalı yetkililer, Filistin kökenli Ebu Azzam'ın yapılan bir ihbar üzerine Bağdat'ta saklandığı çokkatlı bir binaya düzenlenen operasyonla öldürüldüğünü belirttiler. Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Muvaffak El Rubai, Irak'a nisanda sızan Ebu Azzam'ın çoğu araçlara yerleştirilen bombalı saldırılarda hayatını kaybeden 1200 kişinin ölümünden sorumlu tutulduğunu söyledi. New York Times gazetesi de Irak'taki El Kaide lideri Ebu Musab El Zerkavi'nin mali ve dini yardımcısı Ebu Azzam'ın öldürüldüğü operasyonda Merkezi Haberalma Teşkilatı'nın (CIA) da rol aldığını yazdı, ancak bu doğrulanmadı. Ebu Azzam'ın öldürülmesi Irak'taki El Kaide yapılanmasına karşı büyük bir darbe olarak niteleniyor.

Altı Yüz Yirmi Altıncı Bölüm: 27.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesut Barzani, yeni Irak anayasasının Kürtler’in Ankara, Şam ve Tahran’da büro açma hakkı tanıdığını belirterek, "Çıkarlarımızın gerektirdiği an o büroları açarız. Yasal olarak bunu engelleyemezler" dedi. Barzani, bağımsız devlet kurma zamanının da henüz gelmediğini söyledi. ’Kerkük-Kürdistan’ internet sitesine demeç veren Mesut Barzani, 15 Ekim’deki referandumdan ’Evet’ oyu çıkması halinde Kürtler’in, Araplar karşısında pozisyonlarını güçlendireceklerini ve haklarını garanti altına almış olacaklarını savundu. Barzani, anayasanın kabul edilmemesi halinde, yeniden genel bir seçimin yapılması gerektiğine dikket çekerken, Iraklı Sünni Arapların yeni seçime katılımıyla Kürtlerin Irak parlamentosundaki gücünün zayıflayacağını, Kürtlerin bu anayasadan daha iyisini yapabilme şansının ortadan kalkabileceğini anlattı. IKDP lideri şöyle devam etti:

"Eğer başka bir milletle birlikte tek bir devlette yaşamaya karar vermişseniz bundan daha iyisi mümkün değil. O nedenle iki seçenek var; ya ayrılıp kendi bağımsız devletinizi kuracaksınız, ki daha bunun zamanı gelmemiştir ya da bir devlette başka milletlerle birlikte yaşayacaksınız. İkinci şıka göre bundan daha fazlasını da yapamazsınız." Mesut Barzani, yeni Irak anayasasının tam istedikleri gibi olmadığını, eksiklikleri bulunduğunu söylerken, "Şunu çok iyi bilmemiz gerekiyor. Bu anayasayı tek başımıza yapmadık, bizden farklı düşünen taraflarla yaptık. Onların da hakkı, hukuku var. Burada mesele tarafların analaşabilmesidir; bir konunun temel meselesi analaşma olunca da, her şey sizin veya istediğiniz şekilde olamaz.

Ancak tüm taraflar bu anayasada, aslan payının Kürtlere düşmüş olabileceğini itiraf ediyor" diye devam etti. Barzani, yeni anayasada çok açık biçimde ’kendi kaderini belirleme hakkından’ söz edildiğini vurgularken, şöyle konuştu: "Bu anayasaya bağlı kalınarak, ancak Irak’ın bütünlüğünün korunacağı şartı yazılmıştır. Bunun anlamı çok açıktır, ama bunu ille de anlamak istemeyen birileri varsa ne yapsanız boşunadır. Yani anayasada kendi kaderini belirleme hakkına net vurgu yapılmıştır ve bunun içinde çok zorlu bir mücadele verildi. Kuşkusuz ’Kürdistan Anayasası’nda, Irak anayasasının eksikliklerine dikkat çekilecek ve kendi kaderini belirleme hakkı çok daha net dile getirilecektir.

Tüm taraflar bu anayasaya bağlı kalırlarsa, Irak bölünmez yok eğer taraflar anayasaya bağlılıkların sürdürmezlerse o zaman Irak parçalanır."Barzani, yeni Anayasada Kerkük’ün referandumla Kürt bölgesine katılmasının yolunun açıldığını, 31 Aralık 2007 tarihine kadar bu meselenin halledilmesi ve Kerkük’ün Kürt bölgesine iade edilmesi gerektiğini, peşmergelerin durumunun da anayasada net olarak yer aldığını savundu. Kürt lider, Irak’taki petrolün tüm Irak halkının olacağını, bundan sonra bulunup çıkarılacak petrol veya gazın bölge hükümetinin idaresinde bulunacağını bildirdi. Yeni anayasada Kürtler’in Ankara, Şam ve Tahran’da resmi olarak kendi kültürel, sosyal ve ticari temsilciliklerini açma hakkı bulunduğu hatırlatılınca Barzani, "Çıkarlarımızın gerektirdiği an o bürolarımız açarız. Kürdistan büroları, Irak elçiliklerinin bir parçası olacak, yasal olarak bunu engelleyemezler" dedi.

Altı Yüz Yirmi Yedinci Bölüm: 27.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Türkiye’nin Danimarka’dan yayınlarının durdurulmasını istediği PKK’nın yayın organı konumundaki Roj TV’nin ekranı karardı.PKK çizgisindeki kanal, olarak daha önce ‘Yedek kanal’ olarak açılan ‘Mezopotamya TV’nin-(ME-TV)‘ frekansı ile yayınını sürdürmeye başladı.Türkiye’nin yanı sıra Avrupa ve Ortadoğu’daki 72 ülkeden izlenebilen Hotbird uydusundan yayın yapan Roj TV’nin yayınlarından şikayetçi olan Türkiye, bu kanala yayın ruhsatı veren Danimarka’ya terör örgütünün çizgisinde yayın yaptığına ilişkin dosya iletirken, Roj TV’nin yayınlarından duyulan rahatsızlığı defalarca dile getirdi. Danimarka’nın yayın ruhsatı verdiği, Belçika’nın başkenti Brüksel’den ‘11585 V 27500’ frekansından yayın yapan Roj TV’nin ekranı karardı. Ancak, Roj TV, yine Danimarka’dan aynı uydu için alınan ruhsatla yayın yapan Mezopotamya TV’nin frekanslarını kullanarak yayına devam etmeye başladı. Daha önce Kürtçe müzik-kültür kanalı olarak yayın yapan Mezopotamya TV’nin Roj TV’nin kapatılma olasılığı nedeniyle kurulduğu biliniyordu.

PKK çizgisinde daha önce de İngiltere’nin yayın ruhsatı verdiği ’Med TV’, bunun ardından ’Medya TV’, ve ‘CTV’ terörü körüklediği ve Avrupa’da terörist örgütler arasında kabul edilen PKK çizgisinde yayın yaptığı gerekçesiyle Türkiye’nin girişimleri ile peş peşe kapatılmıştı. Bu arada, Avrupa’daki PKK çizgisindeki Avrupa Kürt Dernekleri Konfederasyonu, yaklaşan 3 Ekim müzakereleri öncesi Brüksel’de yürüyüş organize etti. Roj TV aracılığıyla sık sık yapılan çağrılarda Kürtlerin Brüksel Yürüyüşü’ne katılması istendi. Yayınlarda ‘1 Ekim Brüksel Yürüyüşünde Buluşalım’, ‘AB Müzakerelerinde Kürtler de Muhataptır’, ‘Abdullah Öcalan Siyasi İrademizdir’, ‘Özgürlük ve Demokrasi Yürüyüşümüz Hep Sürecek’ sloganları kullanılırken, yürüyüşün 1 Ekim Cumartesi Günü Brüksel’de yapılacağı kaydedildi.

Altı Yüz Yirmi Sekizinci Bölüm:

28.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Irak’ta görev yapan Amerikan askerlerinin, bir internet sitesindeki pornografik resimlere ulaşmak karşılığında öldürdükleri Iraklıların cesetlerine ait resimleri aynı siteye gönderdikleri iddia edildi. Söz konusu skandal konusunda Amerikan ordusunun soruşturma başlattığı bildirildi. Amerikan medyasında yer alan haberlere göre, söz konusu iddialar ABD’de faaliyet gösteren sivil toplum örgütü Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi (CAIR) tarafından dile getirildi.

Altı Yüz Yirmi Dokuzuncu Bölüm: 28.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Karen Hughes ile görüşmesinde Irak’taki PKK varlığı konusunda ABD’den "somut adımlar" beklediklerini vurguladı. Mısır ve Suudi Arabistan’dan sonra Ankara’ya gelen ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Karen Hughes’e Türkiye’nin PKK ve Kıbrıs gibi önemli konulara ilişkin beklentileri iletildi. Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Hughes ile görüşmesinde Türkiye’nin Irak’taki PKK varlığı konusunda ABD’den "somut adımlar" beklediğini vurguladı. İlk yurt dışı gezisi kapsamında Türkiye’yi ziyaret eden Halkla İlişkilerden sorumlu ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Karen Hughes, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ali Tuygan ile yaptığı görüşmenin ardından Dışişleri Konutu’nda Dışişleri Bakanı Gül ile biraraya geldi. Abdullah Gül, görüşme sırasında Türkiye’nin ABD ile ilişkilerine çok büyük önem verdiğini, başlıca stratejik konularda önemli ilişkilerin sürdürüldüğünü belirtti. Afganistan ve terörle mücadelede yapılan işbirliğini örnek gösteren Gül, Türkiye’nin demokratik ve diğer evrensel değerlerin bölgede yerleşmesi için ABD’ye destek verdiğini vurguladı.

Bütün bunların çok güçlü ittifak ilişkilerin birer kanıtı olduğunu ifade eden Gül, PKK sorununa değinirken de ABD’nin PKK’yı kesin ifadelerle kınayan ilk ve yegane ülke olduğunu vurguladı. Buna karşın Gül, ABD’nin PKK’nın Irak’taki varlığı konusunda "somut adımlar" beklendiğini vurguladı. Abdullah Gül, KKTC’nin izolasyonunun sona erdirilmesi konusunda da "somut adımlar" beklentisini dile getirdi. Gül, ABD’nin bu konuda açıklamaların ötesine geçerek "somut adımlar" atmasının Türk kamuoyunu açısından olumlu etkilerin olacağına dikkat çekti. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Hughes ise, bölgede ABD politikalarına duyulan tepkinin farkında olduklarını, bu nedenle bu gezinin düzenlendiğini, ilk başka dost ülkeleri ziyaret etmeyi uygun gördüğünü belirtti. Yanında çok değişik kuruluşlardan 20 kadar gazeteciyi getirdiğini anlatan Hughes, bunun amacının gazetecilerin Türkiye’yi anlamalarını sağlamak olduğunu ifade etti. ABD halkının zaman zaman bölge ile ilgili bilgisizliğinin olduğunu kaydeden Hughes, gazeteci ve işadamı gibi, toplumun çeşitli kesimleri arasında değişim programlarını öngördüklerini anlattı. Görüşme sırasında ABD’nin tepki gösterdiği Suriye ve İran’ın de özel olarak gündeme gelmediği öğrenildi.

Altı Yüz Otuzuncu Bölüm: 28.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Türkiye, Almanya’dan 172 adet kullanılmış Leopar-2 tankı alıyor. Yıllardır Türkiye’ye satacağı silahlara, ’Güneydoğu’da kullanılmaz’ şartı koyan Almanya, ilk kez bu tavrından da vazgeçti.Alman Savunma Bakanlığı’nın satış onayı verdiği Leopar-2 tanklarının alımıyla ilgili görüşmeler geçtiğimiz aylarda tıkanmıştı. Ancak yeniden başlayan görüşmelerde, satışla ilgili pürüzler büyük ölçüde aşıldı. 172 adet Leopar-2 tankının alımını içeren görüşmelerde sadece fiyata ilişkin küçük bir pürüz kaldığı belirtiliyor. Bu arada, İsrail’le M-60 tanklarının modernizasyonu projesi devam ediyor. ABD’den Abrahams A-1 tanklarının alımı için yürütülen görüşmeler ise, bu tankların teknik yetersizliği nedeniyle sona erdirildi.

Altı Yüz Otuz Birinci Bölüm: 28.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Terörle Mücadele Yüksek Kurulu’nun Dışişleri Bakanı Abdullah Gül başkanlığındaki 4.5 saat süren toplantısı sona erdi. Başbakanlık Merkez Binası’nda saat 16.10’da başlayan toplantıdan sonra yapılan açıklamada, "terörle mücadelenin, hükümet gündeminin en öncelikli maddesini oluşturduğu ve bu tespit doğrultusunda çalışmaların titizlikle sürdürüldüğü" bildirildi. Yazılı açıklamada, "Toplantıda, son zamanlarda meydana gelen terör olaylarının bütün boyutlarıyla değerlendirilerek terörle mücadele için yürürlükte bulunan yasal ve idari tedbirler ile bunların etkin bir biçimde uygulanıp uygulanmadığı ve teröre karşı önümüzdeki dönemde izlenmesi gereken strateji ve hareket tarzlarının gözden geçirildiği" belirtildi.
Açıklama şöyle devam etti:

"Terörle mücadele, hükümet gündeminin en öncelikli maddesini oluşturmakta ve bu tespit doğrultusunda çalışmalar titizlikle sürdürülmektedir. Ülkemizin genel güvenliği, bölünmez bütünlüğü, devletin demokratik ve laik yapısı, toplumsal huzur ve halkımızın can ve mal emniyetinin korunması için mevcut bütün imkan ve kabiliyetler seferber edilmiş bulunmaktadır. Terörün, iç ve dış güvenliğimiz için oluşturduğu tehditler göz önünde bulundurularak nereden gelirse gelsin, her türlü terörle mücadele bundan sonra da görevli tüm kurum ve kuruluşlar arasında tam bir işbirliği ve koordinasyon biçiminde ve kararlılıkla sürdürülecektir. Toplantıda, gerek tespit, gerekse öneri olarak gündeme getirilen bütün konular titizlikle ve ayrıntılı olarak değerlendirilerek, gerekli kararlar alınmıştır" denildi.

Altı Yüz Otuz İkinci Bölüm: 30.09.2005 tarihli İNTERNETHABER web sitesinde çıkan MİLLİYET gazetesi kaynaklı “Kürdistan Airlines Türk Semalarında” başlıklı bir haberde, Avrupa ile Kuzey Irak arasında ilk doğrudan hava ulaşım köprüsü Türkiye üzerinden kuruldu. 19 Eylül'de başlayan seferler Türk hava sahası kullanılarak gerçekleştirildi. Haftada bir pazartesi günleri yapılan Frankfurt - Erbil uçuşları, 13 Ekim'den itibaren perşembe günleriyle birlikte ikiye çıkacak. Uçuşları "Kurdistan Airlines" (Kürdistan Havayolları) acentesi olan Frankfurt merkezli "Irak Reisen" adlı şirket organize ediyor. Şirket, gidiş dönüş 780 euroya 3 ay süreyle geçerli bilet satıyor. Biz de şirketin ikinci seferinde Erbil'e uçmak üzere Frankfurt Havaalanı'na gidiyoruz.

23.55'teki uçuşumuz için havaalanına geldiğimizde "check - in" işlemlerini bir Alman şirketinin yaptığını, Irak Reisen'in Alman müdiresi Balsam El Fauzen ve yardımcısı Udeh Merfat dışında ortalıkta Kürt veya Irak vatandaşı olmadığını görüyoruz. Yani üzerinde "Kurdistan Airlines" ibaresi olan ve sarı - kırmızı - bordo renkli bir uçak fotoğrafı bulunan bilet dışında, hiçbir belge veya ekranda "Kürt" ibaresine rastlanmıyor. Frankfurt Havaalanı'nın 2. terminalinin en ucundaki parkta, bordasında "Hamburg International" yazılı uçağa ulaşmak için sıkı bir aramadan geçiyoruz. Yolcular Frankfurt'tan Avrupa dışı hedeflere uçan yolcuların kabul edildiği, diğerlerine göre daha sıkı denetlenen kapıdan alınıyor. Bu sırada, "Irak havaalanlarına ancak gündüz iniş izni verildiği"nden, uçağın rötarlı kalkacağı anons ediliyor. Özel bir Alman havayolu şirketi olan Hamburg International'dan kiralanan Boeing 737 tipi 144 yolcu kapasiteli uçakla gecikmeli olarak Frankfurt'tan kalkıyoruz.

Uçağın kaptan pilotu, ilk seferi de gerçekleştiren Jürgen Keil. Yolcuların çoğu, çeşitli Avrupa ülkelerinden gelen Iraklı Kürtler. İlk kez "Kürt Havayolları" ile ülkelerine gitmenin şaşkınlığını yaşıyorlar. Çoğu daha önce Türkiye üzerinden Irak'a gittiklerini, şimdi pahalı olmasına rağmen doğrudan uçuşu tercih edeceklerini söylüyor. 110 yolcunun içinde bazı Alman girişimcilerle ABD'li askerler de var. ABD'liler konuşmamayı tercih ederken, uçakta biri Fransa, diğeri Almanya'dan gelen 2 Türk buluyoruz. 3 bin 216 kilometrelik yolculuk 4.5 saatten fazla sürüyor ve yerel saatle 7.20 sıralarında Erbil Havaalanı'na iniyoruz. İniş, pistin kısalığı nedeniyle biraz sert gerçekleşmesine rağmen, yolcular pilotu alkışlıyor. Türk inşaat şirketi Mak - Yol'un yaptığı havaalanında inşaatın sürdüğünü ve "uluslararası" sözünün sadece tabelada kaldığını görüyoruz. Terminal binasında göndere sadece "Kürt" bayrakları çekilmiş, Irak bayrağı yok.

Dubai'ye gidip Erbil'e uçacak ve aynı gün Frankfurt'a dönecek uçak için yakıt ikmali yapılırken, yolcular terminal binasına yürüyor. Kürt güvenlik görevlileri, alan boyunca bize eşlik ediyor ve fotoğraf çekmemize izin vermiyor. İniş sonrası kaptanı bekliyor ve uçuş monitöründe görünen rotanın doğru olup olmadığını soruyorum. Kaptan Keil, "Coğrafyan zayıf mı? Görmüyor musun?" diye şaka yollu çıkışarak Türkiye üzerinden uçtuğumuzu teyit ediyor ve "Aksi mümkün değil" diyor. Keil, ilk seferinde de Türkiye üzerinden Erbil'e indiklerini söylerken, 30 yolcusu olan uçağın inişinin televizyon ekiplerince haber yapıldığını öğreniyoruz. Pasaport işlemleri için 2 kontuar var. Birine yanaşıp pasaportumuza "Rebuplic of Iraq, Iraq Kurdistan Region/Arbil International Airport" mührü vurduruyoruz. Fiilen yapılmayan gümrük denetiminden sonra otobüslerle havaalanı dışındaki bir bölgeye aktarılıyoruz. Toz toprak içinde, boş bir arsada bekleşen yolcuların bir kısmı yakınları tarafından alınıyor. Benim de aralarında olduğum diğer grup, taksiyle şehre ulaşmaya çabalıyor.

Yiyeceklerde "domuz eti yoktur" ibaresi var, ancak uçakta da Irak veya "Kürdistan Federasyonu'na" ait hiçbir işaret görülmüyor. Anonslar İngilizce ve Almanca yapılıyor, Tunus asıllı bir hostes ayrıca Arapça anonsla uçuş talimatlarını veriyor. Uçak yere inerken bir yolcu mikrofonla, ilk kez Kürt Havayolları ile Avrupa'dan doğrudan uçtuğu için sevinçli olduğunu söylüyor. Kaptan Keil, kameralı ve zırhlı kokpitten hiç çıkmadığı gibi, hiçbir selamlama veya anons da yapmıyor. KDP heyetinin, Türk hava sahasını kullanmak için Türkiye'ye yaptığı başvuru kesin bir dille reddedilmişti. "Kürdistan Havayolları" adıyla Türkiye üzerinden "asla" uçuş yapılamayacağını anlayan KDP heyeti, "Alman uçaklarıyla uçuş" formülünü geliştirdi. Almanya'dan Alman vatandaşlarınca yapılan başvuruda "6 veya 7 ticari uçuş için izin" istendi. Başvuruda ve uçakların üzerinde "Kürdistan Havayolları" veya benzeri bir ifade bulunmadığı için izin verildiğini belirten yetkililer şunları söyledi: "Bizim hassasiyetimizi bilerek Türkiye üzerinden Alman şirketi olarak uçmuş olabilirler. Sonuçta Almanların istediği müsaadeyle, Almanya'dan yapılan bir ticari uçuşu, meşru bir gerekçe göstermeden engellemek mümkün değil" denildi.

Altı Yüz Otuz Üçüncü Bölüm: 30.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Irak Planlama ve Kalkınma Bakanı Dr. Berham Salih, bölgenin en genç demokrasisi olan Irak’ın Türkiye’ye bir ortak ve müttefik olarak baktığını söyledi. Dışişleri Bakanlığı’nda Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile bir araya gelen Salih, Gül ile verimli bir görüşme yaptıklarını belirterek, Türkiye ile Irak arasında çeşitli alanlardaki ilişkilere yönelik görüş alışverişinde bulunduklarını söyledi. Gül’e Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile Başbakanı İbrahim Caferi’nin iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmenin önemine işaret eden mektuplarını ilettiğini belirten Salih, ikili ilişkilerin geliştirilmesi ve bölge istikrarı için birlikte çalışmayı hedeflediklerini belirtti. Salih, terör örgütü PKK ile mücadele konusunda Gül ile istikrarın korunabilmesi için bölge ülkelerinin birlikte hareket etmeleri gerektiği üzerinde durduklarını belirtti. Irak topraklarından Türkiye dahil komşularını hedef alabilecek herhangi silahlı tehdide izin vermeyeceklerini, bunun kabul edilemez olduğunu söyleyen Salih, bu konuda kararlı olduklarına dikkat çekti. Kerkük’ün ise Irak’ın iç meselesi olduğunu ifade eden Salih, Kerkük’ün Irak’taki tüm etnik unsurların birlikte barış içinde yaşacağı bir yer olarak görüldüğünü söyledi.

Türkiye ile Irak arasında açılması beklenen ikinci sınır kapısına ilişkin Salih, tarafların önceleri farklı yerler üzerinde durduklarını, ancak iyi niyetleri ve ortaklaşa uygun bulacakları bir yer üzerinde görüş birliğine varılmasının beklendiğini ifade etti. İki ülke ticaret hacminin beş yıl içinde 2 milyar dolardan 8 milyar dolara çıkarılmasının hedeflendiğini belirten Salih, bu nedenle birden fazla sınır kapısına ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Salih, Türkiye’yi önemli bir ticaret ortağı olarak gördüklerini söyleyerek, altyapının geliştirilmesi gibi ticari ilişkileri geliştirecek alanlarda işbirliğinin artırılması için Ankara ile yakın temas içinde olacaklarını kaydetti. ABD, Türkiye ve Irak arasındaki üçlü görüşme süreci ile ilgili olarak da, yeni bir toplantı için kesin bir tarihin bulunmadığını belirten Salih, Talabani’nin Türkiye’ye daveti konusunun gündeme gelmediğini söyledi.

01.10.2005 tarihli İNTERNETHABER web sitesinde çıkan AA kaynaklı “Rica: Irak’taki Misyonu Bırakamayız” başlıklı bir haberde, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rica, ABD'nin Irak'taki misyonunu bırakmasının imkansız olduğunu belirterek

Altı Yüz Otuz Dördüncü Bölüm: Amerikan halkının bu ülkeyi ''acımasız katillere'' teslim etmenin sonuçlarını kavramak zorunda olduğunu söyledi. Rice, Princeton Üniversitesi'nde öğrencilere hitaben yaptığı konuşmada, ABD yönetiminin, Ortadoğu'da demokrasinin yayılması konusuna odaklanmasının hem bir ahlaki yükümlülük, hem de küresel terörizme karşı kararlılıkla verilmiş bir karşılık olduğunu vurguladı. Princeton Üniversitesi'ne bağlık Woodrow Wilson Halk ve Uluslararası İlişkiler Okulu'nun kuruluşunun 75. yıldönümü dolayısıyla yaptığı konuşmada, Kahire ve Ramallah'tan, Beyrut ve Bağdat'a kadar insanların şimdi yeni özgürlük ortamlarına kavuştuklarını ifade eden Rice şunları kaydetti: ''ABD siyasi, ekonomik, kültürel ve askeri olmak üzere dünyadaki tüm nüfuzunu kullanmaktan kaçınmamak zorundadır. Kötülüğün halen yadsınamaz olduğu bir dünyada demokratik prensipler, kuvvetin her biçimiyle desteklenmek zorundadır. Prensiplerin gelişmesine yardımcı olan demokrasi savunucuları, kimlikleri ne olursa olsun, kuvvet kullanmadan, baskı altındaki insanların hayatında bir farklılık yaratamazlar.''

Konuşmasında Irak'ta hayatını kaybeden askerlerin sayısının neredeyse 2000'i bulduğunu hatırlatan Rice, ''Amerikan ulusu her zaman bu askerlerin adlarını ve yaptıkları fedakarlıkları saygıyla anacaktır'' dedi. Rice sözlerine şu şekilde devam etti: ''Giderek artan ölü sayısı, Irak savaşı için ABD'ye verilen destekte erimelere yola açmasına karşın, bu bitirilmeye değer bir görevdir. Onların ve bizim ne için savaşıyor olduğumuz konusunda açık olalım'' dedi.

Altı Yüz Otuz Beşinci Bölüm: 02.10.2005 tarihli çıkan bir haberde, Amerikan ordusunun Telafer´den sonra yaklaşık 1.000 askerle Irak´ın batısında da bir operasyon başlattığı bildirildi. ABD´li yetkililer, Suriye sınırı yakınlarında gerçekleştirilen Demir Yumruk Operasyonu´yla yabancı savaşçıların sınırdan Irak´a sızmalarını önlemeyi amaçladıklarını söyledi. Irak´ta 15 Ekim´de gerçekleştirilecek anayasa referandumu öncesi Suriye´den yabancı savaşçıların ülkeye sızıp saldırılar düzenleyecekleri yönündeki istihbaratlar üzerine operasyonun başlatıldığı iddia edildi. Sabah saatlerinde helikopterlerin saldırısıyla düğmeye basılan operasyon sırasında bombalardan kaçmaya çalışan aileleri taşıyan iki aracın isabet aldığı ve olayda üçü çocuk 10 kişinin öldüğü bildiriliyor.

Altı Yüz Otuz Altıncı Bölüm: 03.10.2005 tarihli çıkan bir haberde, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, Şii Başbakan İbrahim Caferi’den istifa etmesini istedi. Devlet Başkanlığı sözcüsü Azad Cundiyani, "Birleşik Irak İttifakı ile Kürt koalisyonunun, Başbakan Caferi’nin görevinden istifa etmesini düşünme vakti geldi. Bu, siyasi süreç için kazanç" dedi. Cundiyani, Şii ittifakın, Caferi’nin istifası konusunda birşey yapmaması halinde Kürtlerin hükümetten çekilip çekilmeyeceğinin sorulması üzerine, "Bekleyip göreceğiz" şeklinde konuştu. Cundiyani’nin açıklamalarının ardından konuşan Şii meclis üyesi Cevad Maliki, istifa çağrısında bulunulmasını kınadığını söyledi. Maliki, "Eğer Başbakanın görevden alınmasını istiyorlarsa bu, yapılan anlaşmalar uyarınca imkansız. Bu, referanduma ve seçimlere gidildiği bir dönemde ülkenin yararına değil" dedi.

Irak parlamentosunda çoğunluğu elinde bulunduran Birleşik Irak İttifakı’nı, hükümette gücü tekeline almak ve Kürtlerin Kerkük’e dönmeleri konusunda ileri adım atmayı reddetmekle suçlayan Talabani, daha önce, doğrudan olmasa da, taleplerinin karşılanmaması halinde koalisyondan çekilme tehdidinde bulunmuştu.

 

Meclisdeki Hainler

Meclisdeki Hainler


Şemdinli Gerçegi

Şemdinli Gerçegi


Abdullah Öcalan gerçeği

 


© 2002 - 2008  www.Yalniz-Kurt.com