Derin Noktalar
Altı Yüz Dördüncü Bölüm: 16.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ’’Türkiye ile Irak arasında tam bir mutabakat söz konusu. Ellerinden gelen desteği vereceklerini söylüyorlar’’ dedi. Irak Devlet Başkanı Celal Talabani ile gerçekleştirdiği görüşmeyi gazetecilere değerlendiren Başbakan Erdoğan, ’’Türkiye ile Irak arasında tam bir mutabakat söz konusu. Ellerinden gelen desteği vereceklerini söylüyorlar. Özellikle güvenlik güçlerimizle irtibat halinde olma konusunda beyanları var. Bunun dışında da Türkiye ile her konuda müşterek hareket etme arzusu içinde olduklarını söylüyorlar. ’Bu konuda ne yapılması gerekiyorsa, biz buna da hazırız’ diyorlar. Bu istikamette olumlu bir görüşme oldu’’diye konuştu.
Altı Yüz Beşinci Bölüm: 16.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Irak’taki koalisyon güçleri, Suriye sınırı yakınında, direnişçilerin sığınak ve cephanelik olarak kullandığı bir binaya hava saldırısı düzenledi. Saldırıda 9 direnişçi öldürüldü.. Amerikan ordusundan yapılan açıklamada, Karabile kasabasında, direnişçilerin sığınak olarak kullandığı boş bir okula dün gece güdümlü bombalarla saldırı düzenlendiği, saldırıda 9 direnişçinin öldürüldüğü, bir aracın tahrip olduğu kaydedildi. Açıklamada, Karabile yakınında direnişçilerle aşiretler arasındaki çatışmaların arttığı, direnişçilerin kasabanın kontrolünü ele geçirmeye çalıştığı da belirtildi.Iraklı ve Amerikalı yetkililer, yabancı direnişçilerin, ülkenin batısındaki Fırat Nehri vadisini, ülke genelindeki saldırıların başlangıç noktası olarak kullandığını kaydediyorlar. Öte yandan bir Amerikalı yetkili, Amerikan güçlerinin desteklediği Irak güçlerinin Suriye sınırı yakınındaki Telafer’de sürdürdüğü operasyonlarda 500 direnişçinin öldürüldüğünü yada yakalandığını söyledi.
Altı Yüz Altıncı Bölüm: 17.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Brüksel´deki konferans öncesi Kürt kökenli siyasetçilere çağrı yapan AB - Türkiye Karma Parlamento Komitesi Eşbaşkanı Joost Lagendijk, "Geçmişle ve Öcalan´la ilişkinizi kesin, Türk siyasetine girin" dedi. AB - Türkiye Karma Parlamento Komitesi Eşbaşkanı Joost Lagendijk, Avrupa Parlamentosu´nda (AP) gelecek hafta yapılacak Kürt konferansı öncesinde, Türkiye´deki Kürt kökenli siyasetçilere önemli bir çağrı yaptı. Lagendijk, "Geçmişle ve Abdullah Öcalan´la bağınızı kesin, Türk siyasetine girin" dedi.
AB Türkiye Temsilciliği´nce düzenlenen seminer kapsamında Türk gazetecilerle görüşen Lagendijk, "geçmişte Avrupa´da PKK´ya karşı büyük sempati olduğunu" kabul etti, ancak "son birkaç yıldır silahlı mücadeleye devam etmek isteyenlerin destek bulamadıklarını, ama Kürt siyasi partilerin büyük destek gördüğünü" söyledi. Uzun vadede dağdaki PKK´lı teröristlerin dönmesi için af düzenlemelerine ihtiyaç duyulacağını savunurken "Bunlar bir günde olacak şeyler değil. Müzakereler başlayınca PKK tamamen izole olacak. 5 - 10 yıl içinde ya geri dönecekler ya da dağda kalarak, Kosova Kurtuluş Ordusu´nda olduğu gibi suç örgütlerine karışacaklar" diyen Lagendijk, şu görüşleri dile getirdi:
Kürt radikalleri, PKK ve Türk milliyetçileri, birbirlerini provoke ediyor. Durumu büyüterek Avrupa´da "hükümet kontrol sağlayamıyor" havası yaratmak istiyorlar. Kürtler, tek çıkar yollarının şiddeti bir kenara bırakıp siyasi sistemde yer almak olduğunu kavrayacak kadar akıllılar. AB süreci, genel olarak Kürtlere yararken PKK´nın hiç işine gelmiyor. Bu, PKK´nın sonu demektir. Silahlı mücadeleye devam etmek isteyen PKK, artık Avrupa´da destek bulamıyor. Öcalan´la bağlarını kesmeliler. Kürtler içinden şiddete bulaşmayıp Türk demokrasisi içinde mücadele edecek yeni liderler, yeni siyasi partiler çıkmalı. Hatip Dicle geliyor, geçen hafta Osman Baydemir buradaydı. Hepsi potansiyel lider adayı olmalarına rağmen şu ana kadar liderliği ele alacak adımları atmaya ya korktular ya da istemediler.
Burada yapılacak konferansta aynısını Kürt siyasetçilere söyleyeceğim. Aralarında Kürtleri başka yönlere sevk edebilecek insanlar da var. Bu yeni Kürt liderlerini izole etmeyerek değişme hakkı tanımalıyız. Türk hükümeti, orduyu kontrol etmeye çalışmalıdır. Çünkü burada da sorunun çatışmadan başka yolla çözülemeyeceğini düşünen insanlar var. Umarım işler kontrolden çıkmadan bu konu çözülür. Diyarbakır´da özel bir televizyonun Kürtçe yayın yapması, reformların kâğıt üzerinde kalmadığının somut göstergesi olacak. Avrupa´ya verilecek olumlu mesajın yanı sıra şiddet yanlısı Kürtlerin pasifize edilmesini de sağlayacak.
Meclis´e Kürtlerin haklarını koruyacak bir siyasi partinin girişine imkân sağlayacak değişiklikler de yapılırsa, işler normalleşecek ve tansiyon düşecek. Ancak siyasi arenaya katılabilmeleri yüzde 10´luk baraj yüzünden imkânsız. Lagendjik´ın, "Türkiye´de 1 milyon Ermeni ve 30 bin Kürdün katledildiği" sözleri üzerine Orhan Pamuk hakkında "Türklüğü alenen aşağılamak" iddiasıyla açılan dava için "aptalca" ifadesini kullanması şaşkınlık yarattı. AB Komisyonu´nun genişlemeden sorumlu komiseri Olli Rehn´in, davanın ilk duruşması için AB zirvesinin yapılacağı 16 Aralık tarihinin belirlenmesini "provokasyon" sayan sözlerini yanlışlıkla Dışişleri Bakanı Abdullah Gül´e mal eden Lagendjik, şunları söyledi: "3 Ekim öncesinde yapılabilecek en aptalca şey Pamuk hakkında dava açmaktı. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül´ün sözlerine katılıyorum. Bu bir provokasyondur. Türkiye´de Avrupa ile müzakerelerin başlamasını istemeyenler var. Yaptıkları, AB içindeki Türkiye karşıtlarına fırsat veriyor. Akıllı bir oyun oynanmakta, AB karşıtlarına cephane verilmekte."
Avrupa Parlamentosu´nun yazar Orhan Pamuk hakkında açılan davaya ilgisi giderek artıyor. Türkiye - AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk, Pamuk davasının AP tarafından yakından izlenmesini istedi. Lagendijk, bu bağlamda AP Başkanı Josep Borrell´e bir mektup yazarak, 16 Aralık´taki duruşmanın bir parlamenter heyeti tarafından izlenmesini talep etti. Lagendijk, Borrell´e yazdığı mektupta Pamuk hakkındaki suçlamaların, ifade özgürlüğünün, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi´nin ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi´nin açık bir ihlali olduğunu kaydetti.
Altı Yüz Yedinci Bölüm: 17.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Başbakan Erdoğan, Kuzey Irak’ta PKK varlığına karşı bir askeri operasyon ihtimali konusunda, “Gerekli şartlar çıkarsa gereken adımları atarız” dedi. Birleşmiş Milletler zirvesi için bulunduğu New York’ta, basın toplantısı düzenleyen Erdoğan, “Kuzey Irak’taki PKK varlığına yönelik bir askeri operasyon gündemde mi?” sorusuna karşılık olarak, güvenlik güçlerinin yapılması gerekeni yaptığını, 23 Eylül’de Terörle Mücadele Yüksek Kurulu’nu toplantıya çağırdığını söyledi. New York’ta bir basın toplantısı düzenleyen Başbakan Erdoğan, Ermeni soykırımı tasarısını kabul eden ABD Kongresi’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi’ni eleştirerek, kararı bilimsellikten uzak, siyasi bir karar olarak niteledi.
Erdoğan, “İlgisi olmayan ülkeler neye dayanarak bu kararı alıyor. Eğer bu böyle devam ederse bu ülkelere yönelik olarak da kampanyalar başlatılabilir. Bu kararlar tamamen siyasi, bilimsel değil. Dünya barışına hizmet etmeye yönelik bir adım değil. Bu iş duygusallıkla götürülmez” dedi. Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Sezer’in Papa 16. Benedikt’i 2006’da Türkiye’ye davet etmesiyle ilgili tartışmaları da değerlendirdi. Erdoğan, “Tarihleri davet edilenler belirlemez. Davet eden belirler. Kendisinin de sanıyorum ona göre takviminde uygun yeri vardı. Bu takvime de davet edilen uyar diye düşünüyorum. Protokolün gereği de budur” dedi. Başbakan Erdoğan İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın basına yansıyan iddiaların aksine, kendisine “Nükleer altyapımızı sizinle paylaşmaya hazırız” şeklinde bir teklif getirmediğini söyledi. Erdoğan, “İran Cumhurbaşkanı ‘Biz enerji ajansı ile işbirliği içinde ve kendi enerji açığımızı kapatmak için bunları yapıyoruz’ dedi. Ben de şeffaf olmaları gerektiğini söyleyerek, ‘Eğer bu kitle imha silahı olarak alglanırsa, sizin ve bölge ülkeleri için iyi olmaz’ dedim” diye konuştu.
Altı Yüz Sekizinci Bölüm: 17.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Kuzey Irak´ta Mesut Barzani´nin liderliğini yaptığı Irak Kürdistan Demokrat Partisi´nin (IKDP) sözcüsü Fadıl Mirani, Abdullah Öcalan´ın cep telefonu olduğunu iddia etti. Beyrut´ta yayımlanan El- Mustakbel gazetesine konuşan IKDP Sözcüsü Mirani, PKK´nın sadece dağlarda değil, Türkiye ve Avrupa´da da yayıldığını söyledi. Mirani, "ABD, Irak, İran ve Suriye, bu dağılmış partiden (PKK) bazı kalıntıların kaldığını, Irak, İran ve Türkiye arasındaki dağlarda olduklarını biliyorlar... Kuşkusuz Türkiye bunları biliyor... Ancak PKK sadece buralarda değil. Örneğin Bingöl´de de mevcut ve Diyarbakır ile Türkiye´nin başka bölgelerinde de eylemler yapılıyor" dedi.
Türkiye´nin PKK varlığını gerekçe göstererek Kuzey Irak´a girmesi konusunda Mirani, "ortada hukuki bir engel var. Uluslararası hukuk, içişlerine müdahale edilmesine izin vermez" diye konuştu. ABD´nin Irak´ta hala 140 bin askeri bulunduğunu söyleyen Mirani, hukuki açıdan da Irak´ın uluslararası sınırından ABD´nin sorumlu olduğunu belirtti. "Bu tehditlerin uygulanması kolay bir şey değil. Koşullar buna müsait değil" diyen Mirani, siyasi sonuçlara dikkat çekti ve "belki de bu Türk- Avrupa ilişkilerini vurur. Bana göre eğer planlı ve açık bir şekilde bir tek Türk askeri bile Irak´ın uluslararası sınırını aşarsa, bu durum Türkiye´nin AB´ye katılım sürecini yakacaktır" dedi.
Altı Yüz Dokuzuncu Bölüm: 18.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Celal Doğan ile eski DEP’lilerin yeni bir parti kurma konusunda anlaştıkları bildirildi. Eski Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Celal Doğan ile Demokratik Toplum Hareketi (DTH) adı altında çalışmalarını sürdüren eski DEP milletvekilleri arasında bir süredir devam eden yeni parti görüşmelerinde uzlaşma noktasına gelindi. AB - Türkiye Karma Parlamento Komitesi Eşbaşkanı Joost Lagendijk’in "Kürt siyasetçiler Abdullah Öcalan ile bağlarını kesmeli. Kürtler demokrasi içinde mücadele edecek yeni liderler çıkarmalı" sözleri tartışılırken, Celal Doğan’ın da PKK yandaşı eski DEP’lilerle işbirliği yaparak, sırtını AB’ye yaslamaya çalıştığı ifade ediliyor
Altı Yüz Onuncu Bölüm: 18.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Son günlerde Şiilere yönelik saldırılarla sarsılan Irak’ta bu kez de bir Kürt milletvekili öldürüldü, bir diğeri de yaralandı. Irak parlamentosu sözcüsü, Irak Kürdistan Yurtsever Birliği (IKYB) üyesi milletvekili Faris Hüseyin’in dün Duceyl kasabasından Bağdat’a giderken silahlı kişilerce öldürüldüğünü açıkladı. Saldırıda milletvekilinin kardeşi ile şoför de yaşamını yitirdi. Irak Kürdistan Yurtsever Birliği milletvekillerinden Haydar Kasım ise saldırıda yaralandı. Öte yandan Irak’ta 19 Mayıs’ta kaçırılan işadamı Ali Muşluoğlu da serbest bırakıldı. Sağlık durumu iyi olan Muşluoğlu’nun 250 bin dolar karşılığında serbest bırakıldığı açıklandı.
Altı Yüz On Birinci Bölüm: 19.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, bir Fransız kanalında yer alan Türkiye belgeselinde sözde Kürdistan haritasına yer verilmesiyle ilgili olarak, ’’Genellikle program güzeldi, ama şiddetle reddedeceğimiz hususlar da vardı’’ dedi. Bakan Koç, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda ABD’deki Smithsonian Enstitüsü bünyesindeki Sackler ve Freer galerisinde düzenlenecek, ’’İpek ve İktidar/Osmanlı Türkiyesi’nin Saray Kıyafetleri’’ konulu sergiyle ilgili basın toplantısında, gazetecilerin sorularını cevapladı.
Bakan Atilla Koç, bir gazetecinin, ’’Bir Fransız kanalındaki Türkiye belgeselinde Türkiye topraklarının bir bölümü Kürdistan olarak yer aldı. Sizin de destek verdiğiniz belgeselle ilgili bir tepkiniz oldu mu?’’ sorusu üzerine, ’’Bizim yanlış bir huyumuz var. Her şeyin, canımızın istediği gibi olmasını istiyoruz. Oraya bakanlık olarak yardım ettik. Genellikle program güzeldi, ama şiddetle reddedeceğimiz hususlar da vardı’’ dedi. Demokratik bir ülkede tepkinin de demokratik ölçüler içinde verilebileceğini belirten Koç, ’’O program, güzel bir programdı. O çirkinlik hayati olabilir. Hayati olarak tepki koyduk, koyuyoruz. Bazı çirkinliklerin, görüntülerin dışında, o programa yardım etmekten pişmanlık duymuş da değilim’’ diye konuştu. Bakanlık olarak nasıl bir tepki verdikleri sorusunu cevaplarken de Koç, şöyle konuştu: ’’Kültür Bakanlığı olarak tepki konulmaz.
Türkiye Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanlığı vardır. Dışişleri Bakanlığı, uluslararası ilişkilerde kimlere, ne kadar tepki koyulacağının belirlendiği yerdir. Kimin, ne kadar, ne dozda tepki koyacağına Dışişleri Bakanlığı karar verir. Kültür Bakanlığı olarak benim görevim, ’Bu iş yanlıştır’ demektir” dedi. Bu bölümle ilgili olarak, Bu bakanın görevi demek ki sadece çevresine bakmak imiş. Böyle bakanlık mı yapılır Allah aşkına. Kim getirdi bu makama bu kukla şahsiyeti?
Altı Yüz On İkinci Bölüm: 19.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Hak ve Özgürlükler Partisi’nin (Hak-Par) yaklaşık 2 yıl önce yapılan 1. Olağan Kongresi’nde Kürtçe konuşarak ve devlet protokolüne Kürtçe davetiye göndererek, Siyasi Partiler Kanunu’na muhalefet ettikleri iddiasıyla yargılanan parti yöneticileri, duruşmada da Kürtçe savunma yaptılar. Ankara 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın duruşmasına, sanıklardan Hak-Par Genel Başkanı Abdülmelik Fırat ile kongre öncesinde parti yöneticisi olan 6 kişi ve avukatları katıldılar. Eski parti yöneticisi Ayşe Demir, savunmasını Kürtçe yaptı. Demir’in savunmasını, Avukat Sebahattin Korkmaz Türkçeye çevirdi.
Demir, davayı hukuki bulmadığını ifade ederek, “Ben Kürt’üm. Kürtçe konuşmak hakkım. Suçlamaları kabul etmiyorum” dedi. Yargıç Abdülhalik Yıldız, Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Güçlü’nün, soruşturma sırasında Cumhuriyet Savcısı’na verdiği Kürtçe yazılı savunmasının Türkçe’ye çevrilmiş metnini okudu. Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) uyarınca sanıkların ekonomik ve sosyal durumlarına ilişkin araştırma yapılması ve kimlik tespiti sırasında gelir ve eğitim durumlarına ilişkin bilgilerin yer alması gerektiğini hatırlatan yargıç Yıldız, Tercüman Korkmaz aracılığıyla, sanıklara bu durumlarına ilişkin soruları yöneltti. Hak-Par Genel Başkanı Fırat, emekli milletvekili olduğunu belirtti ve eğitim durumuna ilişkin soruyu cevaplarken “Kürdistan medreselerinde dil ve din eğitimi aldım” dedi.
Duruşma, eksikliklerin giderilmesi, duruşmaya gelmeyen sanıkların ifadelerinin alınması için ertelendi. İddianamede, Hak-Par’ın 4 Ocak 2004 tarihindeki 1. Olağan Büyük Kongresi’nde Kürtçe konuşulduğu, Kürtçe mesajlar okunduğu ve aralarında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in de bulunduğu devlet protokolüne Kürtçe ve Türkçe’nin bir arada bulunduğu davetiyeler gönderildiği belirtiliyor. Siyasi Partiler Kanunu’nun 81. maddesinin (c) fıkrasında, “siyasi partilerin, tüzük ve programlarının yazımı ve yayımlanmasında, kongrelerinde, açık ya da kapalı salon toplantılarında, mitinglerinde, propagandalarında Türkçe dışında dil kullanamayacaklarının” hüküm altına alındığı anlatılan iddianamede, Fırat ve 12 kişinin, yasanın 81/c maddesine gönderme yapılarak, 117. madde uyarınca 6’şar aydan az olmamak üzere hapisleri isteniyor.
Altı Yüz On Üçüncü Bölüm: 19.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Başbakan Erdoğan, ’’Hiçbir proje, hiçbir provokasyon, hiçbir tahrik, bu milletin dirliğini, düzenini, kardeşliğini yaralayamaz’’ dedi. Başbakan Erdoğan, Karadeniz Teknik Üniversitesi 2005-2006 Dönemi Akademik Yılı açılış töreninde yaptığı konuşmada, dönemsel sorunların gelip geçici olduğunu, kimsenin Türkiye’nin ’’zihni birikimi, entellektüel kapasitesi ve tarihi tecrübesini’’ küçümsememesi gerektiğini söyledi. Erdoğan, şöyle devam etti: ’’Hiçbir proje, hiçbir provokasyon, hiçbir tahrik, bu milletin dirliğini, düzenini, kardeşliğini yaralayamaz. Milletimizin basireti, provokatörlerin hile ve tuzaklarını bertaraf etme noktasında en büyük güvencemizdir. Lütfen özgüvenimizi zedeleyecek, gücümüzü zaafa uğratacak marjinal seslere kulak vermeyelim.
Özellikle içinden geçtiğimiz bu süreçte bütün dikkatimizi emeğe, dayanışmaya, rekabete, dünyadaki gelişmeleri doğru okumaya ayıralım.’’ Eğitim alanında yürütülen çalışmalar hakkında da bilgi veren Erdoğan, 2005 yılında eğitime yaklaşık 20 milyar YTL kaynak ayrıldığını söyledi. Üniversitelere verilen ar-ge ödeneklerinde yaklaşık yüzde 40 artış sağlandığını kaydeden Erdoğan, iyi yetişmiş bilim adamı olmadan hedeflere ulaşılamayacağını vurguladı. Bu bölümle ilgili olarak, Sayın Damat Ferit Paşa hazretleri sözleriyle yaptığı icraatları arasında ne kadar da tezat durumlara düşüyor değil mi? Ayrıca sözleri arasına sıkıştırdığı mesajlar ile de Türk Milletinin milli değerlerinden artık sıyrılması gerektiğini, Milli değerlere sahip çıkmaya çalışan (marjinal) gruplara da itimat edilmemesi gerektiği hususunda telkinde bulunarak Türk Milletinin AB,ABD ve İsrail tarafından dayatılan her şeyi kabul etmesi yönünde de dikte etmeye çalışmaktadır.
Sayın Erdoğan hazretleri siz önce partiniz içerisinde bulunan TBMM’de PKK Terör Örgütü başı 30 bin insanın katili APO’yu kastederek “Asamadınız! Asamayacaksınız!” diye bağıran AK Parti Genel Başkan Yardımcınız Şeyh Sait’in torunu Mir Dengir Mehmet FIRAT’ı, Amerikalı yetkililerin “PKK işini Irak’la çözün” sözlerine destek vererek bir gazeteye verdiği röportajda “Barzani’yle çıkarlarımız at başı gidiyor. Böyle bir ittifak Türkiye’yi Ortadoğu’da güçlü kılar.Yakın geçmişte TSK ile birlikte PKK’ya karşı çok ciddi bir mücadele vermişti.Bence Barzani her zaman böyle bir mücadeleye hazır.Türkiye’nin Barzani’yle ittifakı en iyi çözüm olacaktır” ve yine aynı gazeteye bir önceki günkü yaptığı röportajda da “Türk Silahlı Kuvvetleri insan hakları ihlalleri işlemektedir” diyen
Aydınlık dergisine verdiği mülakatta “Son İslam devletini, hilafet makamını ve onun müesseselerini ortadan kaldıran ve yegâne politikası İslama düşmanlık ve onu yok etme esası üzerine kurulan bir zihniyet ve otoriteye karşı girişilen tüm isyan ve başkaldırıları alkışlamak gerekirken, kimi Müslümanlar olarak, zulme seyirci kalmış, Kürt halkı söz konusu olunca zalim ve İslam düşmanı güçlerin lehine tercih yapabilmiş ve halen de yapagelmekteyiz” diyen Şeyh Sait hayranı AKP Diyarbakır Milletvekiliniz İhsan ARSLAN’ı, İç İşleri Bakanınız Abdülkadir AKSU’yu, AKP Bitlis Milletvekili Bayındırlık eski bakanı Zeki ERGEZEN’i, Danışmanınız BİM marketleri sahibi, Osmanlı Devletine karşı ayaklanan Bedirhan aşireti mensubu ve Kürt hareketinin İngiltere ve İsrail aracılığıyla dünyada duyurulmasıyla birlikte tanınmasını sağlayan ve Irak’ta Molla Mustafa Barzani’nin tanınmasıyla birlikte İsrail tarafından silah,mühimmat,para ve MOSSAD askeri ajanları tarafından askeri eğitim almalarını sağlayan,
Türk Düşmanı İngiliz istihbaratı ajanı Noel’e bölgede istihbarat yaparak bilgiler veren, Fransa’da Kürt Enstitüsünün kurulmasını sağlayan Dr. Kamuran Ali BEDİRHAN’ın akrabası, Kürt Teali Cemiyeti’nin kurucu üyesi, Kürt Hevi Cemiyeti’nin kurucusu, “Kürdistan’da Kürtten başka hiçbir millet yoktur” diyen ve “Şeyh Sait’in öcünü alıyorum,aldım.Şeyh Sait ve taraftarları gerçek şehittirler” diyen Abdurrahim ZAPSU’nun torunu olan, Halası PKK’nın ve APO’nun akıl hocası öldürülen Musa ANTER’in karısı olan, ABD’nin Irak işgalini komuta ettiği 9 merkezden biri olan Florida TAMPA’da ABD Askeri Komuta Merkezinin bulunduğu Mac Dill Hava Üssü’ne sık sık uğrayan Cüneyt ZAPSU’yu ne amaçla partinize kabul ettiğinizi Türk Milletine bir açıklayın. Gerçi sizde; “Türkiye yalnızca Türklerin değildir. Bu düzenin koruyucusu olmamız mümkün değil. Ata’ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok. Bu hukuku hazırlayanlar bu düzenin kaldırılmasının maşası olacak” diye sözler söylemiştiniz değişik zamanlar içerisinde.Öyleyse, Sayın Erdoğan siz ve sizler kimsiniz?
Altı Yüz On Dördüncü Bölüm: 19.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, TBMM Başkanı Bülent Arınç, Türkiye´nin Avrupa Birliği üyeliğini iç politika malzemesi yapan ülkeleri, bu tek taraflı ve önyargılı davranışlardan vazgeçmeye çağırdı. Litvanya Parlamentosu´nda çeşitli temaslarda bulunan Meclis Başkanı Bülent Arınç´ın gündemindeki ağırlıklı konu Türkiye´nin Avrupa Birliği´ne üyeliğiydi. Türkiye´nin Kopenhag kriterlerinin tamamını yerine getirdiğini ve 3 Ekim´de müzakerelere başlayacağını belirten Arınç, Türkiye´nin hiçbir zaman ayrıcalık istemediğini, diğer üyelere tanınan hakların kendisine de tanınmasını talep ettiğini söyledi. Bülent Arınç, Türkiye´nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı çıkan ülkelere de şu çağrıyı yaptı : "Türkiye´nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı çıkan ve bunu maalesef iç politika malzemesi yapan bir kısım ülkelerin bu taraflı ve önyargılı tutumlarından vazgeçmesini diliyorum" dedi.
Altı Yüz On Beşinci Bölüm: 19.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, üniter yapıyı tartışmaya açanlarla mürteci grubun her zamanki gibi karşılarında Türk Silahlı Kuvvetleri’ni bulacaklarını bildirdi. Orgeneral Özkök, Gaziler Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, gazilerin, ulus olma bilincini oluşturan temel değerlerin ve ulus olarak sahip olunan şanlı geçmişle arasında olması gereken güçlü bağın en önemli halkalarından birini oluşturduğunu vurguladı. Özkök,’’Özellikle ’etnik milliyetçilikle’ ulusal kimliğimizin ve üniter yapımızın ayrıştırılmaya ve bizleri bir arada tutan ortak değerlerimizin aşındırılmaya çalışıldığı bir ortamda, siz gazilerimizin varlığı ve ifade ettiği anlam, bizlere ayrı bir güç vermektedir’’ dedi. Vatanın, ’’Hiçbir kayıt ve şart altında ayrılık kabul etmez bir kütle’ olarak kabul edildiğini’’ belirten Orgeneral Özkök, mesajında şu görüşlere yer verdi:
’’Bu mutlu günde şunu önemle ifade etmek isterim ki, ulusun ve ülkenin bütünlüğünü ve üniter devlet yapısını tartışmaya açan çevrelerle; son günlerde yaşanan gelişmeleri fırsat bilerek, gerçek dinle hiçbir alakaları olmadığı halde, İslam dinini sapık amaçları için kötüye kullanarak halkımızı yanıltmaya çalışan ve hatta daha da ileri giderek kendilerini Türkiye Cumhuriyeti ile açık bir hesaplaşma içinde gösteren mürteci grup, her zamanki gibi karşılarında bütün toplumsal güçleri ve Türk Silahlı Kuvvetlerini bulacaklar ve hiçbir zaman habis emellerine ulaşamayacaklardır’’ dedi.
Altı Yüz On Altıncı Bölüm: 19.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, İşgalci ABD, katliamlara imza attığı Türkmen kenti Telafer’e yardım götüren Kızılay’ı bölgeden kovdu. Kenti esir kampına çeviren ABD’nin bahanesi ’operasyon sürüyor’ oldu.ABD, operasyonlardan zarar görenlere yardım için Kuzey Irak’taki Türkmen kenti Telafer’e giden Türk Kızılayı’na "Bölgeyi terk et" uyarısında bulundu. Kızılay yetkilileri, yardımlar kent merkezine ulaştırılamayınca, bir bölümü Telafer dışında kurulan çadır kente indirildi. Ancak yardımların yağmalanması üzerine Kızılay yetkilileri ile bir araya gelen ABD’li askeri yetkililer, malzemelerin kendilerinin gösterdiği yerlerde depolanmasını ve dağıtımın Amerikan askerlerince yapılmasını önerdi. ABD’li yetkililer, bu öneriyi kabul etmeyen Kızılay ekibinin malzemeleri bırakarak birkaç saat içinde bölgeyi terk etmesi uyarısında bulundu.
Kızılay’dan yapılan yazılı açıklamada, "Irak halkının ve Telaferli kardeşlerimizin bu yaklaşımından rahatsız olanlar, Cenevre konvansiyonları ve uluslararası insancıl hukuka aykırı olarak, ekibimizi zaman zaman taciz etmiş, hukuk dışı uygulamalara maruz bırakmıştır" denildi. Açıklamada, Kızılay’ın 10 TIR, 2 haberleşme aracı ve 18 personelden oluşan insani yardım ekibinin, gerekli yardım malzemelerini dağıtmak üzere Telafer’e ulaştığı hatırlatıldı.Telafer’de, Kızılay’ın önceki yardımlarda verdiği 700 çadırdan oluşan çadırkentte yaşayan 5 bin kişinin ’’kabul edilemez koşullarda, en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamadığının’’ görüldüğü belirtilerek, gıda, su ve temel ihtiyaç paketlerinin, çadırkentte kalan ihtiyaç sahiplerine dağıtıldığı ifade edildi.
200 çadırın daha ihtiyaç sahiplerine ulaştırıldığı, halka direkt olarak dağıtılamayacak büyük çadırlar ve ilaçların ise Irak Kızılayı’nın Telafer’deki deposuna indirildiği belirtildi. Açıklamada, şunlar kaydedildi:’’Ekibimizden alınan bilgiler, bütün dünyanın bir an önce Irak’ta yaşananlar karşısında hareket geçmesi gerektiğini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Türkiye’nin ve Türk Kızılayı’nın Telafer halkı için ne anlama geldiği, ekibimizin kampa girişinde bölge halkının gösterdiği, sevgi gösterileriyle bir kez daha görülmüştür.Irak halkının ve Telaferli kardeşlerimizin bu yaklaşımından rahatsız olanlar, bütün koordinasyon ve işbirliğine rağmen Cenevre konvansiyonları ve uluslararası insancıl hukuka aykırı olarak, ekibimizi zaman zaman taciz etmiş, hukuk dışı uygulamalara maruz bırakmıştır.
Ekibimiz bu uygulamalardan yılmadan yardım faaliyetlerini sürdürmüştür. Kızılay, bu durumu, merkezleri Cenevre’de bulunan Uluslararası Kızılhaç Komitesi ile Uluslararası Kızılhaç Kızılay Dernekleri Federasyonu’na resmi olarakbildirmiştir. Türk Kızılayı insani yardım ekibi, bütün bu olanlara rağmen görevi sonuna kadar başarıyla tamamlamıştır. Telaferli kardeşlerimize Türk halkının merhametini ulaştırmış ve uluslararası hukuktan doğan, acı içerisindeki insanlara yardım yapma hakkını kullanmıştır. Aynı şekilde Telafer halkı da uluslararası hukuktan doğan yardım alma hakkını kullanmıştır.
Türk Kızılayı, insani yardım faaliyetlerini acı içinde ve zor koşullarda yaşayan insanların ihtiyacını karşılayabilmekle yükümlüdür.Türk Kızılayı, bir başkası tarafından faaliyetlerini aksatacak zaman kısıtlamalarını kabul etmez. Bunun açık örneği Telafer’de yaşanmıştır.’’Telafer’deki insani yardım çalışmalarını tamamlayan Kızılay ekibinin, Zaho’da gerekli prosedürlerin yerine getirilmesinin ardından, ülkeye dönmek üzere yola çıkacağı bildirildi. Açıklamada, ’’Irak’ta sivil halkın yaşadıkları karşısında tüm dünya duyarlı olmalı ve bölgeye yardım eli uzatmalıdır’’ çağrısı yapılarak, ’’Türk halkının merhameti ve gönüllü bağışlarıyla hazırlanan yardım malzemeleri Telafer halkına ulaştırılmıştır. 2868 No’lu banka hesapları ile SMS numaralarına bağışta bulunacak halkımızın yardımları, Telafer halkı ile tüm dünyadaki ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmaya devam edecektir’’ denildi.
Altı Yüz On Yedinci Bölüm: 19.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Irak’ta Savunma Bakanlığı bütçesinden yaklaşık 1 milyar dolar çalındığı ve bunun, hükümetin direnişçilerle mücadele gücünü çok olumsuz etkilediği iddia edildi. Irak Maliye Bakanı Ali Allavi, İngiliz The Independent gazetesine yaptığı açıklamada, ’’Bu belki de tarihteki en büyük soygun’’ ifadesini kullandı. Allavi, elektrik, ulaştırma ve içişleri bakanlıkları bütçesinden de 500-600 milyon doların kaybolduğunu söyledi.Gazete haberinde, Savunma Bakanlığı bütçesinden çalınan ve yurtdışına gönderilen 1 milyar dolar ile Polonya ve Pakistan’dan modern silahlar satın alınmasının planlandığı, ancak Irak’ın modern teçhizat yerine ’’müzelik’’ silahlar alabildiği belirtilerek ’’bu soygun nedeniyle’’ yeterli teçhizata sahip olamayan çok sayıda asker ve polisin hayatını kaybettiği kaydedildi.Iraklı yetkililer, bu büyük soygunda Irak ordusu mensuplarının ve Amerikan istihbarat görevlilerinin de rol oynadığını düşünüyor.
Altı Yüz On Sekizinci Bölüm: 20.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Irak’ın en büyük siyasi Sünni örgütü olan Irak İslami Partisi, Iraklılara, 15 Ekim’de referanduma sunulacak yeni anayasayı reddetmeleri çağrısında bulundu. Irak İslami Partisi’nden yapılan açıklamada, partinin Irak’ın bütünlüğünü ve çıkarlarını koruyan bir anayasa için çaba harcadığı, ancak bu çabalarının dikkate alınmadığı görüşü savunuldu. Açıklamada, halka, bu anayasa taslağını reddetmeleri çağrısında bulunuldu. Bu arada, bir başka Sünni grup olan Irak Ulusal Diyalog Konseyi, anayasaya karşı 5 milyon imza toplamayı hedefleyen bir kampanya başlattı. Uzun tartışmaların sonunda hazırlanan anayasa taslağının 15 Ekim’de referanduma sunulması bekleniyor. Taslak, referandumda herhangi 3 vilayette üçte iki çoğunlukla reddedilirse, tamamen reddedilmiş sayılacak. Sünniler, Irak’ın 18 vilayetinin 4’ünde çoğunluk durumdalar.
Altı Yüz On Dokuzuncu Bölüm: 20.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Türkiye, Irak’ın kuzeyinde güç koşullar altında yaşamını sürdürmeye çalışan Telafer halkına ulaştırılmak üzere, Irak’a 10 TIR dolusu insani yardım gönderdi. Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, ’’yaşam şartları ’afet durumu’na gelmiş bulunan Telafer’in mağdur halkına ulaştırılmak amacıyla Hükümetimiz ve Türk Halkı adına Irak’a yaklaşık 400 bin dolar değerinde insani yardım gönderilmiştir’’ denildi. Açıklamaya göre, Dışişleri Bakanlığı, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) ve Türkiye Kızılay Derneği’nin işbirliğiyle, kente karma gıda paketleri, içme suyu, arıtma tabletleri, ilaç, 200 civarında Kızılay çadırı ve bunun gibi malzemelerden oluşan insani yardım gönderildi. Açıklamada, ’’Söz konusu insani yardımların sevkıyatı sırasında Kızılay ekibimizle doğrudan iletişimin yanı sıra yardım malzemesinin teslimatında yer ve dağıtım yöntemleriyle ilgili olarak mevcut yerel şartlardan kaynaklanan bazı sıkıntılar yaşanmıştır.
Ancak Bakanlığımızın, Türkiye Kızılay Derneği, Ankara’daki ABD Büyükelçiliği ve Bağdat Büyükelçiliğimiz ile eşgüdüm içerisinde yürüttüğü girişimler neticesinde bu sorunlar zamanında giderilmiştir’’ denildi. Bakanlık açıklamasında, ’’benzer sıkıntıların ileride yapılabilecek insani yardım sevkıyatlarında yaşanmaması hususunda ABD ve Irak makamları nezdinde gerekli girişimlerde bulunulduğu’’ da belirtildi.
Altı Yüz Yirminci Bölüm: 20.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Sadece Kandil Dağı’nda kampları olduğu iddia edilen PKK, Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin bölgesinde de kamp ve kontrol noktaları kurdu. Irak hükümeti ve ABD ’terörist örgüt’ ilan etti, ancak PKK Kuzey Irak’taki faaliyetlerini aynı şekilde sürdürüyor. Süleymaniye’ye bağlı Sengeser kasabası yakınlarındaki Kortek bölgesinde kontrol noktaları kuran PKK üyeleri, araçları durdurarak kimlik kontrolü yapıyor. Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi’ tabelasının asılı olduğu kampta Abdullah Öcalan resimleri dikkat çekiyor. Örgütün kampında giriş yapan tüm araçların kayıtları tutuluyor. PKK araç içindekilerin kimlik belgelerini kontrol ediyor. Araçlar IKYB denetimindeki kasabada Irak Devlet Başkanı Celal Talabani’ye bağlı peşmergeler tarafından denetlendikten sonra Kortek bölgesine girebiliyor.
Burada da terörist PKK mensupları tarafından kontrol ediliyorlar. Terör örgütü PKK, daha önce de Kuzey Irak’ın Kerkük kentinde ana caddelerde imza toplamış, Musul ve Bağdat gibi büyük şehirlerde büro açmıştı.Türkmeneli televizyonu, Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği denetimindeki bölgede kurulan bir PKK kontrol noktasını görüntüledi.
Altı Yüz Yirmi Birinci Bölüm:
22.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, ABD’yi PKK konusunda daha kapsamlı bilgilendirmeye hazırlanan Türkiye, örgütün mali kaynaklarıyla ilgili bir rapor hazırladı. Rapora göre örgütün beş farklı ülkede banka hesabı var. Raporda, örgütün ABD dahil birçok ülkede hangi yapılarla nasıl faaliyet yürüttüğü ve sahip olduğu kuruluşların isimleri de yer alıyor. Ankara, bu ay içinde ABD’den gelecek dışişleri bakanlığı üst düzey yetkilileriyle temasları öncesinde, PKK’nın yurtdışı yapılanması konusunda rapor hazırladı. Örgütün üst ve alt kurullarıyla birlikte geniş bir örgütlenmeye sahip olduğu belirtilen raporda, mali kaynaklar da sıralanıyor.
Rapora göre örgütün para trafiğini ERNK (Kürt Demokratik Halk Birlikleri) düzenliyor. Bu birime bağlı Diplomasi ve Kurumsal Siyasi Çalışmalar Kurulu’nun altında, KNK-KUK isimli Kürt Ulusal Kongresi ve KON-KURD Avrupa Kürt Dernekleri Konfederasyonu var. Bu iki kuruluş da örgüte gelir sağlayıcı çalışmalar yapıyor. Raporda, KON-KURD’un dokuz federasyonu da kontrol ettiğine dikkat çekildi. Örgüte siyasi ve mali destek veren birimler içinde, ABD’de bulunan ve Türkiye’nin çalışmalarını bugüne kadar engelleyemediği AKIN isimli bir kuruluş da var.
Raporda örgütün yurtdışı yapılanması şöyle ifade ediliyor:
İskandinavya Kürt Barış Konseyi
Fransa Kürt Halkı ile Dayanışma Kurulu
Belçika Kürt Halkına Yürütülen Savaşa Hayır Kurulu
İngiltere Londra Kürt İlişkiler Grubu
İngiltere Kürdistan İnsan Hakları Projesi
ABD’de Kürt Enformasyon Ağı-AKIN
Ankara’nın raporunda örgütün mali kaynakları konusunda da bilgiler var. 5 bine yakın PKK yanlısının giderlerinin karşılanması, yayın çalışmaları ve silah alımı için, Almanya’da faaliyet gösteren KARSAZ’a (Kürt İşverenleri Birliği) üye işletmelerin önemli gelir sağladığı belirtiliyor. PKK’nın Kürdistan İslam Hareketi adında bir kuruluşla da hac organizasyonları yaptığı bilgisi raporda yer aldı. Rapora göre örgütün geliri, son yıllarda azalmakla birlikte yılda 150 milyon euroya yakın. PKK’nın uyuşturucu ve insan kaçakçılığı gibi yasadışı gelir kaynaklarından sağladığı desteğin mali boyutu tam olarak bilinmiyor. Ancak terör örgütünün bu yolla en az 50 milyon euro gelir sağladığı, bağış olarak da 100 milyon euro topladığı tahmin ediliyor.Raporda örgütün mali kaynaklarının takibi konusunda İngiltere Jersey Adası, İsveç Belçika, Danimarka ve Güney Kıbrıs Rum yönetimindeki banka hesaplarına dikkat çekildi.
|