Derin Noktalar
Beş Yüz Seksen Sekizinci Bölüm: 08.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Strasbourg’da Avrupa Birliği Türkiye Karma Parlamento Komisyonu’ndaki Avrupalı parlamenterlere davet edilerek bir konuşma yapan Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, PKK ve TSK’nın aynı anda silah bırakması gerektiğini söyledi. Askerlerle girdikleri çatışmalarda öldürülen teröristleri belediye araçlarıyla taşıtan, ailelerine başsağlığına giden Baydemir, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır’da yaptığı açıklamaların çok önemli olduğunu söyledi. Baydemir ayrıca "Son bir yıldır Türkiye’de çeşitli toplumsal sorunlarda sivil nüfus karşı karşıya geliyor. Bir Türk-Kürt kavgası çıkmasından endişe ediyoruz" dedi. Türkiye’de çok önemli bir nüfusun terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’a büyük sempatiyle baktığını, ama bir o kadarının da antipati beslediğini söyleyen Baydemir son birkaç gündür meydana gelen sokak gösterilerinin de Öcalan’ın kötü sağlık durumuna dayalı haberlerden kaynaklandığını savundu.
Bu günkü yazımızı burada sonlandırıyor ve bir sonraki yazımızda yarım kaldığımız yerden yeni bilgiler ışığında konumuza devam etmek dileklerimizle.Sağlıcakla kalın. Not: Türkiye’de son aylarda örtülü bir çok provokasyon vakası meydana gelmekte olduğunu ve bununda Türk Milletinin tepkisel analizini çıkarmaya yönelik olduğunu sizlere söyledikten sonra daha önceki yazılarımızda da üzerine basa basa ve üzerini kırmızı keçeli kalemle çizmenizi tavsiye ettiğimiz PKK’nın diskalifiye edileceğini, fakat bu konu üzerinde AB ile ABD arasında görüş ayrılığı olduğunu tekrar söylemek istiyoruz. AB, PKK konusunda APO’yu desteklemekle ve mevcut PKK militanlarına her türlü yardımı sunmakla ABD’ye karşı bir güç oluşturma hesapları yapmaktadır.
ABD ise, artık PKK’yı oyun dışı bırakarak, fakat bunu da zamana yayarak küçük kopmalarla PKK’nın gücünü yitirmesini ve kopmaların yönünü de Barzani’ye çevirmeye çalışmaktadır. Dikkat edin Talabani değil “BARZANİ”. Çünkü Barzani İsrail’in adamı ve Irak’ta ki silahlı gücü. Talabani tam tersine ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir kişi. Fakat, durum bugün için biraz değişmiş görünmektedir. Onu da Talabani’nin bugünkü durumu değiştirmiştir. Yani Talabani’nin ağzına bir parmak bal çalarak etkisizleştirmişlerdir. Bizim için önemli olan Barzani’nin ileri de hangi pozisyona getirtileceğidir. Bu cümleyi kırmızı kalemle üzerini çiziniz.Çünkü zamanı geldiğinde cevabı size lazım olacaktır. Bugünden sonra Türkiye bu ne olduğu belli olmayan AKP hükümetiyle nereye sürüklenmek istenir ve hangi zor durumların içerisine sokulur onun cevabı aslında kendini gösteriyor fakat bunu sizlere bırakıyoruz. Fakat şu bir gerçektir ki bu ülke de hainlik pirim yaptığı sürece bu millet daha çok acı çekmeye, daha çok kemer sıkmaya, daha çok gelecekten ümidini kesmeye, daha çok hor görülmeye,itilip kakılmaya ve zenginlik içerisinde fakirlik çektirilmeye devam edecektir.
Çünkü, biz millet olarak gözümüzü açmazsak, siyasi partileri işçi bulma kurumu gibi görmeye devam edersek, batılının her söylediğini doğru telakki etmeye devam edersek, beyinlerimizi batıya ipotek ettirirsek, kendi işimizi başkalarının eline bırakarak yapmalarını beklersek, Yüce dinimiz İSLAMİYETİ kendi menfaatleri uğruna şeyhlerin, şıhların, hoca efendilerin verdikleri fetvalarla özdeşleştirip onların sözlerini doğru telakki edersek, Gerçek Atatürk’ün kim olduğunu ve hayatı boyunca neyi yapmak istediğini çocuklarımıza ve Türk Milletine anlatmazsak,…vb. bizler daha ne beter durumlarla karşılaşırız gerisini siz düşünün artık. Bu ülke de bir çok kalifiye insanımız öldürüldü. Uğur MUMCU sizce kimler tarafından öldürüldü? Gaffar OKAN kimler tarafından öldürüldü? Eşref BİTLİS Paşa kimler tarafından öldürüldü? Ahmet Taner KIŞLALI kimler tarafından öldürüldü? Üzeyir GARİH kimler tarafından öldürüldü? Ermeni ASALA örgütü tarafından öldürülen diplomatlarımız niçin öldürüldüler? İsrail’de MOSSAD tarafından öldürülen subayımız niçin öldürüldü?
Daha bunlar gibi niceleri hangi amaçlar için öldürüldüler bunları hiç düşündünüz mü? Artık düşünün! Cevaplarını bulduğunuz gün güneşin bir başka doğduğunu göreceksiniz.İşte o zaman sizin hareket zamanınız gelmiştir. Çanakkale’de Destanlar yazan bir neslin çocukları olarak 57. Alay Şehitliğine gidip Çanakkale’de 15 yaşında ki Türk gençlerinin ne için öldüklerini öğrenmeniz sizin için bir görevdir. Ezineli Yahya Çavuşun düşmanın üzerine ne ile hücum ettiğini öğrenmeniz sizin için bir görevdir. Savaş meydanında yaralanarak yarasına eliyle topraktan yolduğu otu tıkayıp düşmanın üzerine atılan MEHMETÇİĞİN ne için ölüme koştuğunu öğrenmek sizin için bir görevdir. Edremit Havran’lı Seyit Onbaşının 215 okkalık (275 kilo) top mermisini ne için sırtlandığını öğrenmek sizin için bir görevdir. Şanlı Ay Yıldızlı bayrağımızın nasıl meydana geldiğini ve onun için nasıl ölüme koşulduğunu öğrenmek sizin için bir görevdir. Bundan öte yeni bir söze gerek yoktur.
08.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bazı siyasi liderlerin terörden nemalanmaya çalıştıklarını belirterek, bu konuda partiler üstü dayanışmanın gerektiğini söyledi. Her şeyden önce siyasetin bu konuda duyarlı olması gerektiğini belirten Erdoğan, "terörden nema beklemek kimseye bir şey kazandırmaz" dedi. Bazı siyasi liderlerin halkı sokağa dökmeye yönelik açıklamalarda bulunduğunu söyleyen Başbakan Erdoğan, bu tip yaklaşımları ’çok çirkin ve siyasetten nasibini almamak’ olarak nitelendirdi. Erdoğan, "siyasette yer almış arkadaşlarımızı bu hatırlatmayla uyarmak istiyorum. Partiler üstü bir anlayışla güvenlik güçlerini yalnız bırakmama gereği ortadadır" diye konuştu. Başbakan Erdoğan, medyanın da terör konusundaki tavrını eleştirdi. Erdoğan, "terörü ekranlarda göstermek teröre karşı mücadelede bize bir şey kazandırmaz kaybettirir" dedi. Son günlerde PKK terör örgütü ile ilgili yaşanan gerginlikler üzerine Ankara’dan üst üste açıklamalar yapıldı. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, geleneğini bozarak Yargıtay çıkışında konuyla ilgili bir açıklama yaptı. Sezer, "halkımıza sağduyu çağrısında bulunuyorum. Güvenlik güçlerimiz her türlü olayı önleyecek güçtedir" dedi.
İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu da 6 eylülde yaptığı açıklamada, vatandaşları, son günlerde yaşanan provokatif olaylar karşısında soğukkanlı olmaya çağırdı. Konuyla ilgili yazılı açıklama yapan Aksu, ’’laik cumhuriyetimize, cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e ve ülkemizin bölünmez bütünlüğüne yönelik eylemlerin sonuca ulaşması mümkün değildir. Ve mümkün de olamayacaktır’’ dedi. Diyarbakır Büyükşehir ve alt kademe belediye başkanları da aynı gün ortak açıklama yaparak, halkı duyarlı olmaya davet etti. Açıklamada belediye başkanları, ’Türkiye’nin birçok kentinde son günlerde gelişen saldırı girişimlerinin kendilerini derinden kaygılandırdığını, karşılıklı olarak geliştirilen şiddet kültürünün, bir bütün olarak bu ülkede yaşayan herkesi olumsuz etkileyeceğini’ ifade etti. İkinci Ordu Komutanı Orgeneral Şükrü Sarıışık da terör olaylarına yönelik provokasyonlar konusunda halkı duyarlı olmaya çağırmıştı. Orgeneral Sarıışık, Diyarbakır Valisi Efkan Ala’yı ziyaretinin ardından yaptığı açıklamada, "provokasyonlar var. Üç-beş kişi bu işleri yönlendiriyor. Bunlara müdahale edecek insanlar bu ülkede çok. Bu bakımdan bunların arayışı içerisindeyiz. İnanıyorum ki sağduyu sahibi halkımız en doğru kararı verecektir’’ demişti.
Beş Yüz Doksanıncı Bölüm: 09.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, İçişleri Bakanlığı, toplumsal olaylar ve provokasyonlarda güvenlik güçlerinin alması gereken önlemlerle ilgili bir rehber hazırladı.. Kitapçıkta son günlerdeki olaylarla ilgili idari birimlere şu uyarılar var: İçişleri Bakanlığı Strateji Merkezi Başkanlığı’nın, ’’Toplumsal Olay ve Provokasyonları Önleme Rehberi’’ adıyla hazırladığı kitapçığın önsözünde İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, bu olaylarla muhatap olabilecek personele rehberin olumlu katkısı olacağını bildirdi. Aksu, mülki amir ve kolluk yöneticilerinin, bu rehberi tüm personele dağıtmalarını ve okunmasını sağlamalarını istedi.
Rehberin giriş bölümünde son yıllarda Türkiye’de, yoğun sosyal ve kültürel değişimler, ekonomik krizler, dalgalanmalar, iç göçler, kent merkezlerinde artan insan hareketlerinin getirdiği sorunlar yaşandığı ifade edilerek, ’’Zaman zaman bu sorunlar istismar edilerek ülkenin istikrarını bozmak amacıyla provokatif toplumsal olayların gerçekleştirildiği ve ülke geneline yaygınlaştırılma çabası içine girildiği gözlenmektedir’’ denildi. Yakın dönemde kent merkezlerinde beklenmeyen provokatif eylemlerin gerçekleştiği ve bu olayların kolluk birimleri tarafından başarıyla önlendiğinin de altı çizildi. Rehberde, ’’Milli değerlere sürekli olarak saldırıldığına dair haber ve adli süreçle cezalandırılması gereken kimseleri kendi elleri ile cezalandırmaya teşebbüs’’ edilebileceği ifade edilerek kalabalıkların ve grupların oluşumu, özellikleri anlatılıyor.
Provokatif eylemlerin belli bir grubun ya da yabancı bir devletin çıkarları doğrultusunda, istikrar ve güven ortamının sarsılması, insanların birbirleri veya devlete olan güvenlerinin sarsılması, korku ve endişe psikolojisine itilmesi, yönetimin hukuksuz el değiştirmesi, milli ve dini konularda toplumun sosyal yapıyı bozacak ölçüde aşırı tepki vermeye zorlanması gibi yüzlerce nedene dayanabileceği vurgulandı. Provokasyon düzenleyen ekiplerin bir kanadının toplumsal olay zeminine çekilecek insanlar üzerinde çalışırken, provokasyoncuların diğer kanadının ise zıt akımlar içerisinde olayları tetikleyeceği ifade edilen rehberde, bilinçsiz kalabalıkların provokasyon açısından daha riskli olduğu ifade edildi.
Kolluk güçlerinin tahrike kapılarak hata yapmalarının provokatörlerin en çok arzu ettiği durum olduğu belirtilen kitapçıkta, toplumsal olaylarda kadın, yaşlı ve çocukların kolluk kuvvetleri arasındaki ’’sıcak bölgeye’’ sokularak kolluğun zor durumlarda kalmasının sağlanmaya çalışılacağına dikkat çekildi. Provokatörlerin ateşli silah, patlayıcı kullanarak kitleleri harekete geçirebileceği uyarısında da bulunulan kitapçıkta, kitlelerin kontrolden çıkarılmasının ardından çevrenin tahrip edilmesi ve yağmaların olabilmesi olasılıklarına da işaret edildi. Toplumsal olaylar ve provokatif eylemlerde etkili kolluk davranışları ve görevlerinin nasıl olması gerektiği anlatılan rehberde, kolluğun öncelikli görevinin kamu düzenin yeniden sağlanması olduğu vurgulanılıyor. Toplumsal olaylarda kolluğun duyumları titizlikle değerlendirmesi, provokatif olmayan toplumsal olaylarda kitlenin başındaki liderle diyaloga geçilmesi, kolluk personelinin duygusal davranmaması gerektiği vurgulanılarak, ’’Kolluk personeli profesyonel kamu gücü olduğunu unutmamalıdır’’ deniliyor.
Personelin emir-komuta zinciri içerisinde soğukkanlı davranarak, bilgi akışına önem vermesine dikkat çekilen rehberde, provokatörlerin en çok çekindiği konunun kolluk gücünün profesyonelce hareket etmesi olduğunun altı çizildi. Kolluk personelinin kitleye hitaben yapacağı konuşmalarda dolgun, yüksek ve sakin bir ses tonuyla seslenmesi gerektiği de vurgulanılarak, sadece bir kolluk personelinin sağduyudan uzak davranışının diğer kolluk görevlilerinin olumlu davranışını silebileceğine işaret edildi. Kalabalığın sık sık sakin olmaya davet edilmesi, kitleleri provokatörlerden uzaklaştırarak kolluğun yanına çekmesi gerektiği ifade edilen rehberde, karşılıklı tartışmalardan kaçınılması istendi. İki zıt grubun yer aldığı durumlarda öncelikle bu grupların birbirinden uzaklaştırılmasının, gruplara kolluğun eşit ve tarafsız yaklaşımda bulunulmasının gerekliliğine dikkat çekilerek, kitleleri tahrik eden kişi ya da provokatörlerin uygun bir yöntemle uzaklaştırılmasının olayları önleyeceği kaydedildi.
Kolluk gücünün, gerginliğin, endişenin ve paniğin olduğu ortamda, ciddiyeti zedelemeyecek şekilde sempatik ve güler yüzlü yaklaşım sergilemesinin olumlu etki yapacağı belirtilerek, toplumsal olaylarda görev yapan medyayla sağlıklı iletişim kurulması ve onların görevlerini yerine getirmeleri için yardımcı olunması da istendi. Toplumsal olaylarda fiziki güç kullanımının en son çare olması gerektiği vurgulanılan rehberde, zor kullanmanın ölçüsünün ’’minimum’’seviyede olması gerektiği, gereksiz ve orantısız tepkilere ve tahriklere yol açabileceğine dikkat çekildi.
Beş Yüz Doksan Birinci Bölüm: 11.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Amerikan işgali altındaki Irak´ın Telafer şehrinde dört gün önce başlattığı operasyonlarda Türkmenleri hedef alan ABD askerleri ve işbirlikçisi peşmergeler, "direnişçi avlıyoruz" bahanesiyle kadın, çocuk demeden katliam yapıyor. Türkmenleri zorla evlerinden çıkarıp açlığa mahkûm eden, şehirde kalanların üzerine ise kimyasal bomba ve kurşun yağdıran gözü dönmüş caniler, adeta kentte ölüm kusuyor. Bombalardan kaçarak Türkiye’ye sığınan Türkmen öğrencilerden Özgür Ferhat, Paşa Ferhat ve Ömer Korayoğlu, Türkmenlerin yaşadığı korku ve dehşeti haykırdı. Türkmen öğrenciler, ABD’nin şehrin belirli noktalarına yerleştirdiği keskin nişancılar, sokakta gördükleri her canlıyı çocuk, kadın demeden öldürdüklerini söyledi. Özgür Ferhat, “Bizim oturduğumuz mahallede kurşunlanmamış ev kalmadı. Komşu eve giderken 8 yaşındaki Mahir adlı bir çocuk ABD’li keskin nişancılar tarafından öldürüldü. Behçet Cevher isimli bir çocuk ise evine ekmek götürürken vuruldu” diye konuştu. Şehirde elektrik ve su bulunmadığını dile getiren Paşa Ferhat ise şunları söyledi: “İnsanlar temizlik ihtiyaçlarını karşılamakta, ekmek bulmakta zorlanıyor.” Irak Demokrat Türkmen Partisi Genel başkan Yardımcısı Kasım Ömer ise, "Türkmenler ölecekler, ama şehri terk etmeyecekler” dedi.
Beş Yüz Doksan İkinci Bölüm: 12.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Irak Savunma Bakanlığı, Amerikan ordusunun Iraklı güçlerle birlikte ’’terörist unsurlara karşı’’ operasyon düzenlediği Telafer’de terörist olduğundan şüphelenilen 157 kişinin öldürüldüğünü açıkladı. Savunma Bakanlığı yetkilisi Abdülaziz Cesim, başkent Bağdat’ta düzenlediği basın toplantısında, operasyonun sürdüğünü ve ’’direnişin merkezi’’ olan Saray bölgesine girildiğini belirterek, kentin batısındaki bölgelerin neredeyse denetim altına alındığını söyledi. Cesim, operasyonun başladığı cumartesi gününden bu yana Telafer’de 157 kişinin öldürüldüğünü, 291 kişinin gözaltına alındığını ifade ederek, operasyonda Irak ordusunun bir kayıp verdiğini, 6 sivilin hayatını kaybettiğini bildirdi. Bu arada, Irak İçişleri Bakanı Bayan Cabur, gazetecilere yaptığı açıklamada, hükümetin, operasyondan sonra kentin yeniden inşası için 50 milyon dolar ayırdığını bildirdi.
Beş Yüz Doksan Üçüncü Bölüm: 13.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, ABD’nin yıl sonuna kadar Irak’tan 50 bin askerini çekebileceğini söyledi. Talabani, ülkenin bir bölümünü kontrol etmeye yetecek Irak güvenlik gücü bulunduğunu belirterek, ’’Amerika’nın güçlerinin bir bölümünü çekebileceğini ve yerlerine kendi güçlerimizi koyabileceğimizi sanıyorum. Benim görüşüme göre, 40 bin ila 50 bin Amerikan askeri yıl sonuna kadar çekilebilir’’ dedi. Talabani, Beyaz Saray’da bugün Başkan George Bush ile yapacağı görüşmede de bu konuyu gündeme getirmeyi planladığını belirterek, ABD’nin derhal askerlerinin bir bölümünü çekmeye başlayabileceğini düşündüğünü kaydetti. Beyaz Saray danışmanı Dan Bartlett de yaptığı açıklamada, Talabani ile aynı görüşü paylaştıklarını belirterek, Iraklıların ülkelerini savunma kapasiteleri arttıkça, görevi tamamlamak için daha az Amerikan askerine gereksinim bulunacağını söyledi. Amerikan Başkanı Bush, Irak’tan asker çekme için tarih vermeye yanaşmıyor.
Beş Yüz Doksan Dördüncü Bölüm: 13.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Irak koordinatörü James Jeffrey, "Yakalanacak PKK’lıların listesi bizde var. Elimize düştükçe çaresine bakacağız. Türkiye ile istihbaratı paylaşıyoruz" dedi. ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın üst düzey danışmanlarından Jeffrey, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda, Irak konulu bir brifing düzenledi. Jeffrey, PKK konusundaki sorulara karşılık, ABD’nin "terör örgütü PKK’yı El Kaide’den ve terör örgütünün başı Abdullah Öcalan’ı da El Kaide lideri Usame bin Ladin’den daha farklı görmediği" yönündeki görüşü tekrarladı ve "Bizim umudumuz PKK’nın ortadan kaybolması, yok edilmesi. Sizin çıkarınız bizim de çıkarımıza. Bu adamları dikkatle izliyoruz, elimizdeki istihbaratı Türkiye ve Irak hükümetiyle paylaşıyoruz. Ama şimdi Irak’ta elimiz dolu" dedi. Şu sırada Irak’ta herkesin önceliğinin isyancıların "temizlenmesi" olduğunu belirten Jeffrey, PKK konusunda ABD’nin de endişeli olduğunu ve Türkiye’nin endişelerini "meşru" gördüğünü kaydetti.
Jeffrey, Irak hükümetinin de PKK’yı terörist örgüt olarak kabul ettiğini söyledi. Irak Devlet Başkanı Celal Talabani’nin, PKK’dan terörist örgüt olarak bahsetmediği yönündeki bir soruya karşılık Jeffrey, siyasi liderlerin söyledikleriyle hükümet politikası arasında zaman zaman farklılıklar olabileceğini, ancak Irak’ın PKK konusundaki pozisyonunun çok açık olduğunu belirtti. Türkiye’nin yıllardır PKK’ya karşı ülke içinde başarılı bir kampanya yürüttüğünü belirten Jeffrey, Türkiye’nin PKK eylemlerini durdurmak için sınırötesi bir operasyona girişmesininse iyi olmayacağını savundu. ABD Dışişleri Bakanlığı Irak koordinatörü Jeffrey, "Türkiye, Irak’ın hayat yolu. Ticaret, malzeme, yakıt, elektrik ve uluslararası destek Türkiye yoluyla geliyor" dedi.. James Jeffrey, ABD’nin Telafer’deki önemli operasyonlarını hafta sonunda gerçekleştirdiğini ve kilit bölgelerde çatışmaların bittiğini, amacın teröristlerin sızmasını önlemek olduğunu kaydetti.
Beş Yüz Doksan Beşinci Bölüm: 13.09.2005 tarihli Halka ve Olaylara Tercüman gazetesinde çıkan “Türkler Girer Korkusu” başlıklı bir haberde, Irak Devlet Başkanı, ABD askerlerinin Irak'tan kısa sürede çıkması halinde ülkesinde iç savaş başlayacağını ve böylece Türkmenler'i savunmak isteyen Türkiye'nin Irak'a gireceğini savundu. IRAK Devlet Başkanı Celal Talabani, ABD askerlerinin yarın Irak'tan çıkması halinde, Irak'ta iç savaş başlayacağını savunarak, 'Türkiye'nin Türkmenler'i savunmak iddiası ile ülkenin kuzeyine girmesine kim engel olacak? Suriye'ye kim engel olacak?' dedi. Talabani, Rus İnterfaks ajansına verdiği demeçte, bir soru üzerine, Rusya'nın Irak ile ilişkilerine ABD çerçevesinden baktığını belirterek, 'Ancak Rusya'nın doğrudan Irak hükümeti, parlamentosu, siyasi partileri ve siyasi gruplarıyla ilişki kurması gerekiyor' ifadesini kullandı.
Rusya'nın Amerikan askerlerinin Irak'tan çıkmasını istediğini belirten Talabani, açıklamasını şöyle sürdürdü: 'ABD askerlerinin yarın gittiğini düşünün. Sizce bu Irak'ta iç savaşı başlatmaz mı? Türkiye'nin Türkmenler'in hakkını savunma iddiasıyla ülkenin kuzeyine girmesini kim engelleyecek? Suriye'yi kim engelleyecek? Hayır, Rusya'nın mevcut politikası gerçekçi değil. Alın parlamento seçimlerini. Rusya ülke halkının yüzde 60'ının katıldığı seçimleri tanımak yerine ülkenin batısında seçimlerin boykot edildiğini söyledi. Bu pozisyonunun daha çok dost olmayan bir görüntüsü var. Bu şüpheli yaklaşmamıza neden oluyor. Zaman çok hızlı geçiyor. Sizse (Rusya) zemin kaybediyorsunuz.'
Celal Talabani, Rus şirketlerinin hükümetlerinin Irak'a yönelik tutarlı bir politika izlemediği sürece, dönemeyeceklerini (Irak piyasasına) anlamaları gerektiğini de sözlerine ekledi. Rus petrol devi Lukoil'in Irak'taki anlaşmaları konusuna da değinen Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, 'Lukoil Saddam ile anlaşmıştı. Bizimle değil. Halk tüm bunlara iğretiyle bakıyor. Milletvekilleri önceki dönemde yapılmış tüm anlaşmaların geçersiz sayılması konusunu parlamentoda bile gündeme alıp tartıştı' diye konuştu.
IRAK Savunma Bakanlığı, Amerikan ordusunun Iraklı güçlerle birlikte 'terörist unsurlara karşı' operasyon düzenlediği Tel Afer'de terörist olduğundan şüphelenilen 157 kişinin öldürüldüğünü açıkladı. Savunma Bakanlığı yetkilisi Abdülaziz Cesim, başkent Bağdat'ta düzenlediği basın toplantısında, operasyonun sürdüğünü ve 'direnişin merkezi' olan Saray bölgesine girildiğini belirterek, kentin batısındaki bölgelerin neredeyse denetim altına alındığını söyledi. Cesim, operasyonun başladığı cumartesi gününden bu yana Tel Afer'de 157 kişinin öldürüldüğünü, 291 kişinin gözaltına alındığını ifade ederek, operasyonda Irak ordusunun bir kayıp verdiğini, 6 sivilin hayatını kaybettiğini bildirdi. Abdülaziz Cesim, direnişçilerin operasyona çok hazırlıklı olduklarını da belirterek, kentte 41 silah deposu ve gelişmiş bir tedavi merkezinin bulunduğunu kaydetti. Bu arada, Irak İçişleri Bakanı Bayan Cabur, gazetecilere yaptığı açıklamada, hükümetin, operasyondan sonra kentin yeniden inşası için 50 milyon dolar ayırdığını bildirdi.
Öte yandan El Kaide örgütünün Irak'taki lideri olarak tanıtılan Ebu Musab Zerkavi, Irak'ın kuzeyindeki Tel Afer'de son günlerdeki çatışmalarda ABD ve Irak güçlerinin zehirli gaz kullandığı suçlamasında bulundu. Dincilerin kullandığı bir internet sitesinde , 11 Eylül saldırılarının 4. yıldönümünde Zerkavi'ye atfen yayımlanan ses bandında, 'Amerikan güçlerinin Tel Afer'de en yıkıcı ve öldürücü silahları ve en zehirli gazları kullandığı' ileri sürüldü. Washington'un Irak'taki arananlar listesinin başındaki kişi olan Zerkavi'ye atfen yayımlanan ses bandında, 'Irak'taki yabancı güçlerin ağır kayıpların ardından umutsuz biçimde ülkeden ayrılmak istediğini ve sonunda da kaçınılmaz olarak burada bozguna uğrayacakları' ifade edildi. Bu arada Irak Başbakanı İbrahim Caferi, Tel Afer kentini ziyaret etti. Başbakanlık Sözcüsü, Caferi'nin operasyonu yerinde görmek amacıyla kentte bulunduğunu açıkladı.
Beş Yüz Doksan Altıncı Bölüm: 15.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Irak’ın kuzeyindeki Telafer ve çevresindeki ABD operasyonu nedeniyle 5 binden fazla aile Musul’a kaçtı. Aileler zor koşullarda yaşam mücadelesi veriyor. Irak Türkmenleri Cephesi (ITC) Musul İl Temsilciliği’nin verilerine göre Ağustos 2004’ten bu yana süren çatışmalar nedeniyle Telafer’den Musul’a kaçan ailelerin sayısı 5 bini geçti. Son 2 ay içinde yoğunlaşan çatışmalar nedeniyle kaçan ailelerin bazıları kendilerine kalacak bir yer bulamayınca, çareyi inşaat halindeki binalara sığınmakta buldu. İnşaatlara sığınan aileler, kapısı, penceresi, sıvası, elektriği ve suyu olmayan binalarda yaşam mücadelesi veriyor. 8 çocuk annesi, 32 yaşındaki Fahriye Kamber (32) inşaatta yaşamayı şöyle anlatıyor: "Burada yaşamımız çok zor. Burada kesinlikle barınamıyoruz. Yatıyoruz, sabaha kadar titriyoruz. Bütün çocukların ağrısı var. Aylık bütçemizi bilmiyoruz. Paramızı hastanelere mi verelim, gıda mı alalım, elbise mi alalım bilmiyoruz. Yani halimiz çok zor ve zahmetli."
Göçmenler çevreden gelen yardımlarla yaşantılarını sürdürmeye çalışırken, içinde yaşadıkları inşaatların sahipleri de içinde bulundukları zor durum nedeniyle ailelere ses çıkarmıyor. Ailelerin en büyük endişesi ise evlerine dönemeden kış mevsiminin gelmesi. Kendilerine sadece ITC’nin yardım ulaştırdığını söyleyen aileleri 2 gün önce Irak Mülteciler Heyeti’nden müfettişler de ziyaret etmiş. Hükümetten tek istediklerinin evlerine geri dönmek olduğunu belirten Abdülgafur Zeynel mihrap, devletin ilgisizliğinden yakınırken şöyle dedi: "Hükümetimiz bizi yerimize, evimize geri götürsün. Biz evimizi sağ salim geri istiyoruz. Benim gibi bir fukara gidip bakacak, hiçbir eşyası kalmamış. Ben ne yaparım, onları nasıl geri getiririm? Milyonlarca dinara geri gelmez eşyalarım. Evden üzerimdeki gömlekle çıktım. Bütün eşyalarım geride kaldı. Baktınız evime, gördünüz. İçinde bir şey kalmadı."
Beş Yüz Doksan Yedinci Bölüm: 15.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen, Türkiye’de yaşananları terör olayı olarak tanımlamanın daha doğru olacağını, bu tür hadiselerin Türkiye’nin 21. yüzyılda en önemli ülkelerden biri olmasını hiçbir şekilde engellemeyeceğini düşündüğünü bildirdi. Kürşad Tüzmen, ’’Onlar, Türkiye ileriye doğru hamlesini yaparken, makro ekonomik dengelerini yerli yerine oturturken, önemli ekonomik tasarılara imza atarken, dev bir dış ticaret ülkesi olma yolunda ilerlerken içerden ve dışardan birtakım mihraklarca Türkiye’nin üzerinde oynanan oyunların maşasıdır’’ dedi.
Beş Yüz Doksan Sekizinci Bölüm: 15.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi.Yönetmelikle, 4 Ekim 2004’te yürürlüğe giren Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yö netmelik’in 17. maddesi değiştirildi. Değişikliğe göre, terör ve terörle mücadeleden zarar gören başvuru sahibi, başvuru dilekçesi ile birlikte olayın meydana geliş tarzını açıklayan ve zararın tespit ve ölçümünde dikkate alınabilecek her türlü bilgi ve belgeyi Zarar Tespit Komisyonu’na sunacak. Ayrıca, komisyon, gerekli gördüğü takdirde zararın tespit ve ölçümünde dikkate alınabilecek her türlü bilgi ve belgeyi adli, idari ve askeri mercilerden isteyecek.
Beş Yüz Doksan Dokuzuncu Bölüm: 15.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Türkiye 2003 yılında imzaya açılan ’İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne Ek İhtiyari Protokol’ü imzaladı. Birleşmiş Milletler’de düzenlenen törende Türkiye adına protokole Dışişleri Bakanı Abdullah Gül imza attı. Dışişleri Bakanı Gül, ’Nükleer Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesi’ni de imzaladı. Türkiye 1984 yılında imzaya açılan ’İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne (kısa adıyla ’İşkenceye Karşı Sözleşme’) 1988 yılında taraf olmuştu. İşkence ve kötü muamelenin önlenmesi ve cezalandırılması konusunda ’sıfır hoşgörü’ politikası izleyen Türkiye bu çerçevede, özellikle son dönemde genel reform sürecinin bir parçası olarak yasal düzenlemeler yaptı ve uygulamada kapsamlı ilerleme sağladı. ’İşkenceye Karşı Sözleşme’ye Ek İhtiyari Protokol’ün Türkiye tarafından imzalanması, bu politika çerçevesinde yeni bir adım teşkil ediyor.
Altı Yüzüncü Bölüm: 15.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Uluslararası haber ajansı AP yayımladığı görüntülerle ABD askerleri ve peşmergelerin Telafer´de Türkmenlere nasıl bir zulüm uyguladığını gözler önüne serdi. Gece baskını düzenleyerek Mehmetçiğin başına çuval geçiren ABD askerleri, aynı alçaklığı şimdi Türkmenlere uyguluyor. Telafer’de her türlü zulmü uygulayan ABD askerleri silah tehdidiyle gözaltına aldıkları Türkmenlere terörist muamelesi yapıyor. Kafalarına çuval geçirilerek hücrelere atılan Türkmenler en aşağılık işkencelere maruz kalıyor. Bu vahşet sırasında hayatını kaybedenlerin cenazeleri sokak ortasına atılıyor. Türkmenlere büyük bir soykırım uygulanırken, Türkmen kadınlar kucağında çocuklarıyla gözaltına alınıyor. ABD güdümündeki Irak askerleri tarafından evlerine baskın düzenlenen Türkmen kadınların endişesi gözlerinden okunuyor. AP’nin tüm dünyaya ulaştırdığı fotoğraflarda, kadınların Irak askerleri tarafından nasıl insanlık dışı bir muameleye tabi tutulduğu gözler önüne serildi..
Daha 18’ine bile gelmemiş Türkmen çocukların ise elleri arkadan bağlanarak duvar diplerinde tutulmaları ise zulmün bir başka göstergesi. Telafer’den bu fotoğraflar gelirken, bir taraftan da şehir kimyasal silahlarla vuruluyor. Telafer’de büyük bir soykırıma imza atan ABD askerleri ve işbirlikçileri peşmergeler, Türkmenlerin direnişiyle karşılaşınca, kimyasal silahlara sarıldı. Telafer’de katliamın baş mimarı ABD’li Tümgeneral Rick Lynch’in emriyle Türkmenlerin üzerine napalm bombaları atıldı. Kentte, sokakların yanmış insan bedenleri ve ölmüş hayvanlarla dolu olduğu bildiriliyor.
Altı Yüz Birinci Bölüm: 15.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Irak’ın başkenti Bağdat’ın güneyindeki Dora bölgesinde bomba yüklü araçla düzenlenen saldırıda ölenlerin sayısının 21’e çıktığı bildirildi. Polis yetkilisi Sair Mahmud, saldırıda, 13’ü polis 21 kişinin de yaralandığı belirtti. Ölenlerden 16’sının polis, 5’inin sivil olduğunu söyleyen Mahmud, polislerin Acil Müdahale Gücü’ne mensup olduğunu kaydetti. Saldırıda 3 polis aracının da hasar gördüğü ifade edildi. Saldırıya ilişkin ilk açıklamada 15 kişinin öldüğü bildirilmişti. El Kaide örgütünün Irak’taki lideri Ebu Musab Zerkavi’nin, Irak’taki Şiilere karşı “topyekün savaş” ilan ettiği bildirildi. Zerkavi, bir internet sitesinde yayımlanan ses kaydında, ”Mezopotamya’daki El Kaide örgütü, Irak’ın tüm bölgelerindeki Şiilere karşı savaş ilan etmiştir” ifadesini kullandı. Açıklamasında Iraklı Sünnileri, “uykularından uyanmaya” çağıran Zerkavi, “Sünnileri yok etme savaşının durmayacağını” ifade etti.
Bu bölümle ilgili olarak söylenecek tek söz var kanısıyla bu El Kaide örgütünün Irak’ta ki lideri Ebu Musab Zerkavi denilen sahte şahsiyet neden ABD’ye karşı silahlı mücadele eden Şiilere karşı top yekun savaş ilan ediyor? Neden Şiilerle birlikte olup ABD’ye karşı mücadele etmiyorlar? Bu Zerkavi denilen sanal insan neden Kürtlere (KDP ve KYB) karşı silahlı mücadeleye girişmiyor da Şiilere karşı top yekun mücadeleye girişiyor? Bu soruların cevapları aslında bu Zerkavi denilen şahsiyet tarafından kendi ağzıyla veriliyor. Artık lütfen bazı durumları görmeye çalışalım. Ayrıca bir başka hususta, artık TSK kendi özüne dönmelidir. Bu vatanın ekmeğini yeyip sonra da yan gelip yatarak olaylara ( Askerlerimizin başlarına çuval geçirilerek gizli bir yerde sorguya çekilmeleri ve turuncu mahkum elbisesi giydirilmeleri ve KIZILAY’ın Irak’tan ABD tarafından kovulması,…vb.) sadece seyirci kalınmasıyla görev yapmış olunmayacağı bilinmelidir.
Altı Yüz İkinci Bölüm: 15.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, ABD Başkanı George Bush´un, BM Zirvesi´ne katılan Irak Devlet Başkanı Celal Talabani ile yaptığı görüşmede, "Türkiye´nin PKK konusunda endişeli olduğunu ve bir şeyler yapması gerektiğini" söylediğini, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan´a aktardığı bildirildi. Bush, zirveye katılan devlet ve hükümet başkanları ile eşleri onuruna Waldorf Astoria Oteli´nde resepsiyon verdi. Resepsiyonda, Erdoğan ile karşılaşan ABD Dışişleri Bakanı Rice da Bush ile birlikte yaptıkları Talabani görüşmesinde, Kuzey Irak´taki PKK varlığından Türkiye´nin duyduğu rahatsızlığı aktardığını söyledi. Erdoğan, Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen´e ise terör örgütü PKK´nın Danimarka´dan yayın yapan televizyonu ile ilgili rahatsızlığını ifade etti. Rasmussen´in bu konuda bilgisinin olmadığını söylemesi üzerine Erdoğan, "Buna bir bakın" dedi.
Altı Yüz Üçüncü Bölüm: 16.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Irak’taki direnişin önemli isimlerinden olan Ebu Musab el Zerkavi’nin bir internet sitesinde yayınlanan "hedeflerinin işbirlikçi Şiiler olduğu" açıklamasının ardından, Kuzey Irak’ta bugün bir Şii camiine intihar saldırısı düzenlendi. Tuz Hurmatu şehrindeki camide namaz kılanların cuma namazından çıktığı sırada bomba yüklü bir otomobil kalabalığa daldı. Saldırıda ilk belirlemelere göre en az 5 kişinin öldüğü ve 19 kişinin yaralandığı açıklandı. Öte yandan Irak´taki en büyük Sünni grup olan İslam Alimleri Heyeti, Irak´taki El Kaide lideri Ebu Musab el-Zarkavi´nin ülkedeki Şiilere karşı toplu savaş başlatılması çağrısını kınadı.
İslam Alimleri Heyeti´nin açıklamasında, "Zarkavi´nin dediği çok tehlikelidir. Bu açıklamalar, ülkeyi bölmek ve mezhep çatışması çıkarmak isteyen işgalcinin ekmeğine yağ sürer" denildi. Grup, Zarkavi´den açıklamasını geri çekmesini istedi. Zarkavi grubu, Bağdat´ta çoğu Şii inşaat işçisi olmak üzere 80 kişinin öldüğü bir bombalı saldırı gerçekleştirmiş ve bunu ABD ve Irak kuvvetlerinin Telafer´deki saldırılarının intikamını almak için yaptığını bildirmişti.
|