Derin Noktalar
Beş Yüz Altmış Dokuzuncu Bölüm: 26.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, İngiltere’de yayımlanan siyaset ve ekonomi gazetesi Financial Times, El Kaide’nin, Asya’da yatırımcıların güvenini kırmak amacıyla Tokyo, Sydney ya da Singapur gibi finans merkezlerine saldırı hazırlığı içinde olduğunu yazdı. Fransa’nın en yetkili terör araştırmacısı olan Yargıç Jean Louis Bruguiere ile özel röportaj yapan gazeteye göre, bazı Asya ülkeleri, olası bir terör saldırısına karşı ABD ya da Avrupa’dan daha hazırlıksız. Son 20 yıl içinde yüzlerce terör zanlısının yakalanmasında büyük rol oynayan Bruguiere, "El Kaide örgütünün Güneydoğu Asya’yı istikrarsızlaştırma kapasitesini ya da arzusunu bir şekilde göz ardı ediyoruz. Başta Japonya olmak üzere, bu bölgedeki ülkelerin hedef alınabileceğini düşünmemize neden olan birkaç istihbarat var" dedi. Bazı Asya ülkelerin ’İslamcı teröristler’ konusunda ABD ve Avrupa ülkelerinden daha deneyimsiz olduğunu savunan Bruguiere, bu nedenle söz konusu Asya ülkelerinin, saldırı riski karşısında daha ’rahat’ davrandığını öne sürdü.
Fransız yargıç, Sydney’i de Asya kapsamında değerlendirerek, Tokyo ya da Sydney gibi Asya finans merkezlerinde gerçekleştirilecek bir saldırının, El Kaide için sembolik önemi olacağına ve böyle bir saldırıyla, bölgenin son dönemdeki ekonomik patlamasına gölge düşürülmesinin amaçlanacağına değindi. Bruguiere, "Japonya’yı hedef alan bir saldırının çok ciddi etkileri olacaktır. El Kaide’nin, stratejisini keskinleştirdiğini unutuyoruz. Örgüt artık yumuşak hedeflerden ziyade, ekonomi ve finans merkezleri üzerinde yoğunlaşıyor" dedi. Bu bölümle ilgili olarak, Bu El Kaide ne örgütmüş ki her yerde eylem yapabilme imkanına sahip.Sizlere diğer örgütleri de incelemenizi ve hareket sahalarını ve eylem imkanlarını araştırmanızı önermemizle birlikte El Kaide örgütü ile kıyaslamanızı ve karşılaştırmanızı salık veririz.Bakalım hangi örgüt daha geniş saha da eylem imkanına sahipmiş görelim. ABD, çok büyük ve çok güçlü bir ülkeymiş vesselam.
Öyle ki bir türlü Bin Ladin’i ve de Irak’ta Zerkavi’yi yakalayamıyor. Sizce Bin Ladin hala Afganistan’da mı? Yoksa Pakistan’da, Mısır’da mı? Size tavsiyemiz Bin Ladin’i hiç o kadar uzakta aramayın.Çünkü kendisi ABD’de CIA’nin misafiri olarak tatil yapmakla meşgul. El Cezire televizyonuna ve de web sitesine gelince de, Bu televizyon ABD,İsrail ve İngiltere tarafından destekli ve yönlendirilen bir kanaldır.Sizlere tavsiyemiz bunu da bir zahmet araştırırsanız seviniriz. Irak’ta ki direnişin Zerkavi önderliğinde El Kaide örgütünün yaptığını insanların kafalarına vura vura sokmaya çalışan ABD bakalım kendisinin kurduğu ve yönettiği bu sözde örgütü bitirebilecek mi?
Beş Yüz Yetmişinci Bölüm: 28.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Richard Myers, Irak’taki Amerikan askerlerinin şimdi çekilmesi durumunda bölgenin anında büyük bir istikrarsızlığa sürükleneceğini ve aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bir dizi ülkede radikal İslamcıların iktidara gelerek hilafet sistemini yeniden kuracaklarını ileri sürdü. Irak ve Afganistan’a yaptığı 18 günlük gezinin ardından gazetecilere konuşan Myers, Irak’ta tehlikenin büyük olduğunu ve ABD’nin zamansız çekilmemesi gerektiğini söyledi. General Myers, "Eğer El Kaide’nin parçası olan Ebu Musab El Zerkavi’nin, yani El Kaide’nin Irak’ta kazanmasına izin verilirse, bu onların gözünde, hayalini kurdukları hilafetin başlangıcı anlamına gelecek
Bu da, bölge için büyük bir tehlike olur. Böyle bir durumda Suudi Arabistan’da, Basra Körfezi ülkelerinde, belki İran’da, Suriye’de, Türkiye’de anında istikrarsızlık ortaya çıkar. Sadece ekonomik açıdan bakıldığında bile bu, bütün dünyayı etkileyecek bir istikrarsızlık olur. Bütün dünyada terör olayları görürüz" dedi. Oğlu Irak’ta ölen Amerikalı anne Cindy Sheehan’ın başlattığı Irak’tan çıkalım kampanyasının yol açacağı risklere işaret eden Orgeneral Myers, bu tehlikelerin 3 alanda görüleceğini söyledi. Irak’tan çıkılması halinde ABD’nin en çok arananlar listesinde El Kaide lideri Usame Bin Ladin’den sonra 2. sırada bulunan Ürdünlü terörist Ebu Musab El Zerkavi’nin zafer ilan edeceğini kaydeden Myers, ardından Ortadoğu’daki mevcut rejimlerin yıkılacağını, dünya çapında ekonomik istikrarsızlığın patlak vereceğini ve çok yaygın terör saldırılarının başlayacağını iddia etti.
ABD Genelkurmay Başkanı, böyle bir süreçte fanatik İslamcıların pan İslamcı bir yönetim oluşturacağını ve bunun da hilafetin yeniden canlandırılması anlamına geleceğini vurguladı. Myers, "Zerkavi’ler başarılı olursa hilafet başlar, bölgenin ödeyeceği bedel çok büyük olur. Bu nedenle şu an için bizim açımızdan en önemli şey Irak’ta teröre karşı üstün gelme azmimizi kaybetmemek. Bunun Amerikan kamuoyuna anlatılması ABD yönetiminin boynunun borcu" diye konuştu. Irak ve Afganistan’da çarpışan Amerikan ordusunun moralinin "çok yüksek" olduğunu anlatan Myers, buna karşılık Amerikan halkında artan moral bozukluğundan ve Irak’tan çekilme isteklerinden hayal kırıklığı duyduğuna işaret etti. Görev süresini tamamlayarak emekliye ayrılacak olan Myers’ın yerine, önümüzdeki haftalarda ABD Genelkurmay Başkan Yardımcısı General Peter Pace geçecek.
Beş Yüz Yetmiş Birinci Bölüm: 28.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, Irak´ta anayasa taslağını hazırlamakla görevli komisyon tarafından tamamlanan ve imzalanan metin Meclis´e sunuldu. Anayasa taslağı, okunduktan sonra Meclis oturumu sona erdi. Taslağa onay vermeyen Sünni azınlık, taslağı reddettiklerini belirten bir açıklama yaptı ve Arap Birliği ile Birleşmiş Milletler´i duruma müdahale etmeye çağırdı. Haftalardır devam eden tartışmalarda bir uzlaşma sağlanabilmesi için son girişim Amerika Birleşik Devletleri´nden geldi. Washington´un özel Irak temsilcisi Zalmay Halilzad, taraflar arasındaki anlaşmazlıkların çözüme ulaştırılabilmesi için görüşmelerde bulundu. Ancak Iraklı Sünnilerin taslak anayasaya olan itirazları giderilemedi. Bu aksaklığa rağmen, taslağı hazırlamakla görevli komisyonun üyelerinin büyük çoğunluğu metne imza koydu. Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, anayasanın hazır olduğunu ve referanduma sunulacağını bildirdi. Anayasa komitesinin oy çokluğuyla anayasa taslağını kabul ederek meclise sunmasının ardından açıklama yapan Talabani, öngörüldüğü gibi anayasanın 15 ekimde düzenlenecek referandumda halkoyuna sunulacağını belirtti. Ancak Sünnilerin taslak metne olan itirazları nedeniyle anayasanın referandumdan onay almasının güç olduğu görüşü hakim.
ABD Başkanı George Bush´un, Irak´ta önde gelen bir Şii lideri telefonla arayıp Şii müzakerecilerin anayasa pazarlıklarında, Sünnilerin kabul etmedikleri bölümler konusunda daha esnek olmalarını telkin ettiği ortaya çıktı. Beyaz Saray, Bush´un Iraklı Şiilerin lideri Abdulaziz el Hekim´le görüştüğünü doğruladı, ancak görüşmenin ayrıntılarına ilişkin bilgi vermedi. Anayasa taslağı üzerinde pazarlıklar sürerken, cuma günü binlerce kişi, taslağı protesto etmek üzere düzenlenen eylemlere katıldı. Bakuba kentindeki protestocular ellerinde Saddam Hüseyin´in fotoğraflarını taşırken, yeni anayasada yasaklanması öngörülen Baas Partisi´ni destekleyen sloganlar attılar. Yüzlerce Sünni Arap da, Kürtlerin özerk bölgenin parçası olduğunu iddia ettikleri, Kuzey´deki petrol zengini kentlerden Kerkük´te bir miting düzenledi. Daha önce Kürtler ve Şiilerin üzerinde anlaştıkları ve Sünnileri dışladıkları taslak metin şu maddeleri içeriyordu:
- Irak, cumhuriyetçi, demokratik ve federal bir devlet olacak.
- İslam, yasamanın temel kaynağı olacak, İslama aykırı yasalar yapılamayacak.
- Irak´ın resmi dili Arapça ve Kürtçe olacak. Türkmence, Türkmenlerin yaşadığı bölgelerde resmi dil olarak kullanılacak.
-Türkmenler ve Süryaniler kendi dillerinde de eğitim alabilecek.
-Petrol ve gaz, Irak halkının mülküdür. Federal hükümet şimdiki petrol yataklarından çıkarılan petrol ve gazları yerel hükümet ve vilayetlerle birlikte yürütecek. Bu ürünlerden elde edilen gelir nüfus dağılımına göre dağıtılacak.
-Irak Cumhuriyeti´nde federal düzen, başkentten, bölgelerden, illerden ve yerel yönetimlerden oluşur.
-Irak Cumhuriyeti´nde bölgeler, bir ya da birden fazla ilden oluşur. Herhangi iki ya da daha fazla il bir araya gelerek bir bölge oluşturabilir.
-Yürütme, Geçici Devlet Yönetimi Kanunu´nda yer alan 58´inci maddenin bütün fıkralarında yer alan şartları yerine getirmek için gerekli adımları atar.
Beş Yüz Yetmiş İkinci Bölüm: 29.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, ABD’de eski Demokrat başkan adaylarından ve NATO’nun eski Avrupa müttefik kuvvetleri başkomutanlarından emekli orgeneral Wesley Clark, bu aşamadan sonra ABD’nin Irak’ta başarı kazanabilmesi için Türkiye dahil, Irak’ın komşularıyla birlikte çalışması gerektiğini söyledi. Clark, şöyle konuştu: ’’Irak’ta başarmak için bu ülkenin komşularıyla birlikte çalışmalıyız, çünkü Irak’ı komşularından tecrit edemezsiniz. Problemin parçası olan Irak’ın komşuları, çözümün de parçası olmak zorunda. Bunun anlamı, Suriye, İran, Türkiye, Kuveyt ve Suudi Arabistan ile konuşmak zorunda olmamız. Bunun en iyi yolu da bölgesel diyalogun olabilmesi için bu ülkeleri aşamalı şekilde bir araya getirmek. Eğer Irak’ta süren siyasi sürecin başına bu bölgesel diyalogu yerleştirebilirsek, belki şansımız olabilir.’’
Beş Yüz Yetmiş Üçüncü Bölüm: 29.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, eski lider Saddam Hüseyin’e idam hükmü çıkarsa bu kararı imzalamayacağını, böyle bir kararın çıkması halinde istifa edeceğini söyledi. El Arabiya televizyonuna konuşan Talabani, ’’İdam kararı önüme geldiğinde, bunu imzalamayacağım. Böyle bir karar çıkarsa, görevimi bırakacağım’’ dedi. Talabani, devlet başkanlığı görev süresi bitmeden önce Saddam Hüseyin ile ilgili mahkeme kararının çıkacağını düşündüğünü de belirtti.
Beş Yüz Yetmiş Dördüncü Bölüm: 29.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, Irak’ta Sünni Arapların devam eden itirazlarına karşın anayasa taslağının 15 Ekim’de referanduma sunulması kararının ardından ABD’de muhalefetteki Demokrat Partinin önde gelen senatörlerinden Joe Biden, Başkan George W. Bush yönetimini ’’Irak’ı yüzüne gözüne bulaştırmakla’’ suçladı. Senato Dış İlişkiler Komitesi’nde kıdemli Demokrat üye sıfatını taşıyan Biden, ABC televizyonunda katıldığı söyleşide, Bush yönetiminin Irak’ta bundan sonrası için herhangi bir planı olmadığını söyledi. Biden, ’’Bu yönetimin, anayasanın referandumda halk tarafından kabul edilmesi için dua etmek dışında hiçbir somut planı yok. Bu da bana göre zor bir iş olacağa benzer’’ dedi. Senatör Biden, ’’Bu yönetim, Irak’ı o kadar yüzüne gözüne bulaştırdı ki herkesin bahsettiği kadar kötü bir durumun içinde olabiliriz’’ diye konuştu.
Beş Yüz Yetmiş Beşinci Bölüm: 29.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, Irak’ın başkenti Bağdat’ta Petrol Bakanlığı’na düzenlenen saldırıda, bakanlık kompleksi içine düşen bir füzenin patlaması sonucu bir çalışanın yaralandığı, bazı araçların hasar gördüğü bildirildi. Polis, iki füzenin bakanlık binası yanındaki ana park yerine düştüğünü, ancak füzelerden birinin patladığını kaydetti.
Beş Yüz Yetmiş Altıncı Bölüm: 29.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Irak´ın yeni anayasasının, ülkedeki bütün gruplar tarafından desteklenmesi gerektiğini bildirdi. Putin, Karadeniz kıyısındaki Soçi kentinde İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, ´´Irak´ta bütün etnik ve dini grupların anayasa üzerinde uzlaşmaya varacağı koşulları yaratmamız gerekiyor´´ dedi. Sünnilerin, Şii ve Kürtlerle özellikle federalizm konusunda anlaşamaması üzerine reddettiği yeni anayasa, 15 Ekim´de halkoyuna sunulacak.
Beş Yüz Yetmiş Yedinci Bölüm: 31.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, Avusturya’da yayımlanan Der Standard gazetesi, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) katılması önünde ciddi ve uzun vadeli engeller olduğunu yazdı. Gazete, Türk polis ve ordusunun PKK’ya karşı düzenlediği operasyonlarda daima sivil can kayıpları olduğunu iddia etti. Gazete şöyle devam etti: "Bu durum üyelik için kesin bir engeldir. Avrupa Komisyonu’nun, Türkiye’nin müzakerelere başlamak için gereken tüm koşullara uyduğu açıklaması da bu durum karşısında acayip kalıyor. Müzakereler 3 Ekim’de başlamalı, ama Türkiye’nin birliğe katılmaya şimdi, ya da yakın gelecekte katılmaya kesinlikle hazır olmadığı yolunda bir açıklama da yapılmalı." Avusturyalı gazete, "Türkiye gün gelip AB’ye katılsa bile, ’geri adımlar atmasının nasıl önleneceği’nin de enine boyuna düşünülmesi" gerektiğini yazdı.
Beş Yüz Yetmiş Sekizinci Bölüm: 31.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, Bağdat´ta düzenlenen bir Şii törenine giden kalabalığa bir intihar bombacısının karıştığı söylentileri üzerine Dicle nehri üzerindeki bir köprüde çıkan izdihamda 640 kişi hayatını kaybetti. Reuters haber ajansı İçişleri Bakanlığı´na dayanarak, El-Ayma köprüsündeki olayda 640 kişinin öldüğünü duyurdu. Olayda 255 kişinin de yaralandığı belirtiliyor. Bir yetkili de, "kaç ölü olduğu bilmiyoruz. Nehirde birçok ceset var" diyerek ölü sayısının yükselebileceğini söyledi. Dini bir törene katılmak üzere Bağdat´ın kuzeydoğusundaki Kadmiya camiine giden kalabalık, bir intihar bombacısının kendini havaya uçurmak üzere olduğu söylentisi nedeniyle paniğe kapıldı. Panik ortamında kalabalığın bir bölümü izdihamda, bir bölümü de boğularak hayatını kaybetti. Görgü tanıkları bölgeye çıkan sokakların dar olduğunu ve kurtarma ekiplerinin ölü ve yaralılara ulaşmasının zor olduğunu belirtiyor.
Bu durumun ölü sayısını artırmasından endişe ediliyor. Şiilerin kutsal mekanlarından biri olan Kadmiya camiine giden kalabalık, dini liderleri Musa El-Kadhim´in şehit olmasının yıldönümünde anma töreni düzenleyecekti. Binlerce kişinin Kadmiya camiine yürüdüğü sırada düzenlenen üç ayrı roket saldırısında da yedi kişi öldü. Irak´ta anayasa taslağının referanduma sunulma sürecinde dini ve etnik gruplar arasındaki tansiyon yüksek. Parlamento anayasa taslağı üzerindeki çalışmalarını geçtiğimiz pazar günü tamamladı. Taslağın önümüzdeki ekim ayının 15´inden önce çoğunluk oyunu alarak onaylanması gerekiyor.
Beş Yüz Yetmiş Dokuzuncu Bölüm: 31.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Batman’daki olayları değerlendirmesine gerek olmadığını belirterek, ’’Her şey ayan beyan ortada değil mi? Herkes sorumluluğunu bilmeli’’ dedi. Başbakan Erdoğan, olaylara hiçbir kamuoyu desteği olmayan toplama bir kalabalığın neden olduğunu ifade etti. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt da ’’Türkiye, Filistin haline getirilmek isteniyor’’ diye konuştu. Orgeneral Hilmi Özkök, 30 Ağustos Zafer Bayramı ve Türk Silahlı Kuvvetleri Günü dolayısıyla Gazi Orduevi’nde resepsiyon verdi. Özkök, bir gazetecinin, ’’Batman’daki olayları nasıl değerlendiriyorsunuz?’’ sorusu üzerine, ’’Batman’daki olayları benim değerlendirmeme gerek var mı? Her şey ayan beyan ortada değil mi? Herkes sorumluluğunu idrak etmeli. Oyunun bütün aktörleri ne yaptığının farkına varmalı. Bu çok önemli bir konu. Benim bir şey söylememe gerek yok. Zaten herkes takip ediyor’’ diye konuştu. Başbakan Erdoğan da Batman’daki olayların hatırlatılması üzerine, yorum yapmak istemediğini belirterek, ’’Toplama, bindirilmiş kalabalık. Hiçbir kamuoyu desteği arkasında yok. Terörle mücadele sürecek’’ dedi.
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt da, ’’Türkiye Filistin haline getirilmek isteniyor’’ dedi. Batman’daki cenazede çıkan olaylara dikkati çeken Orgeneral Büyükanıt, ’’Kim yapıyor? Oyunun parçası yasal bir parti. Basit bir oyun değil. Türkiye’de bir oyun oynanmak isteniyor. Kimse bu oyuna alet olmamalı’’ diye konuştu. Büyükanıt, Türkiye’nin NATO’da müttefiki olan Danimarka’da terör örgütü PKK’nın yayın organı bir televizyonun yayın yaptığına dikkati çekerek, bir müttefikin topraklarından terörü destekleyen böyle bir yayına nasıl izin verdiğini sordu. Orgeneral Büyükanıt şöyle devam etti: ’’Bu televizyon operatif bir yayın yapıyor. Bir birliğimiz bölgede operasyon yaparsa, bu televizyon yayınını kesip, haber veriyor. Müttefikimiz olan bir ülkede bu yapılıyorsa tabii ki hazmedemiyoruz. Bütün dünyanın teröre karşı tavır aldığı bir ortamda, neden müttefikimiz yardımcı olmuyor? Geldiğimiz nokta, eskiye oranla çok daha büyük oranda. Hepsi bizim vatandaşımız. Kimseye ayrımcılık yapmamamız mümkün değil. Ama birileri ajite ediyor, kalkışmaya çeviriyorsa, ona başka yerlerden reaksiyon gelirse, o Türkiye’nin felaketi olur.’’ TSK’nın görevinin silahlı teröristle mücadele olduğuna işaret eden Orgeneral Büyükanıt, ’’Dağdaki terörle mücadele etmek en kolay yolu. Öyle bir noktaya geldik ki teröristleri etkisiz hale getirmek isteyen TSK, etkisiz hale getiriliyor. TSK, hedef haline getiriliyor’’ dedi.
Beş Yüz Sekseninci Bölüm: 01.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Danimarka Başbakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı Orgeneral Büyükanıt’ın açıklamaları konusunda kendilerine resmi bir bilgi ulaşmadığını açıkladı. Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen’in basın danışmanı Mechael Heboe, “PKK bir terör örgütü olduğuna göre eğer Danimarka’da yayın izni verilmiş ise ve buradan bir yayın yapılıyorsa, bu da Terör Yasası’na aykırı bir davranış sayılır" dedi. Hoboe konunun sorumluluğunun polis ve Adalet Bakanlığı’na ait olduğunu söyledi. Danimarka Dışişleri Bakanlığı Türkiye Masası Şefi Ulrik Vestergard ise, “konu Dışişleri’nden çok Kültür Bakanlığı’nı ilgilendirir. Çünkü ülkemizde radyo ve televizyonlara yayın iznini Kültür Bakanlığı veriyor. Ancak General’in bu açıklamasıyla Danimarka ve Türkiye’nin ilişkilerine zarar gelmez" ifadesini kullandı. Vestergard, konuyu Danimarka’nın Ankara temsilciliği nezdinde araştıracaklarını söyledi. Danimarka Kültür Bakanlığı da Roj TV ile ilgili iddiaları araştıracaklarını bildirdi. Başbuğ da çağrı yapmıştı Orgenaral Büyükanıt 30 ağustosta Gazi Orduevi'nde düzenlenen resepsiyonda, "PKK’nın televizyonu Danimarka’dan yayın yapıyor.
Bu sadece televizyon yayını değil. Birliklerimizden biri kafasını çıkartsa, televizyon yayınını kesip bunu bildiriyor. Buna hakları yok. Hazmedemiyorum. Bütün dünya terörle mücadele ederken Danimarka bunu nasıl yapıyor" demişti. NATO üyesi bir ülkenin bunu yapmasını eleştiren Büyükanıt, “müttefik olduğumuz bir ülke de yayın yaparsa tabi ki ikaz edeceğim" şeklinde konuşmuştu. Geçtiğimiz temmuz ayında Danimarka'ya bir çağrı da Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'dan gelmişti. Başbuğ, "örgütün propagandasını yapan sivil toplum örgütleri, gazete ve televizyonlar var. Danimarka üzerinden yayın yapan bir televizyon kanalı terör örgütünün propagandasını yapmakta. Danimarka AB kurallarına göre bu yayını durdurmalı" demişti.
ROJ TV Türkiye'nin baskısı sonucu kapatılan Med TV yerine kurulan Medya TV'nin ardından PKK çizgisinde Roj TV kuruldu. Kanal Kürtçe'nin yanı sıra Arapça, Türkçe de yayın yapıyor. Saat 13.00'te başlayan yayın 12 saat sürüyor. PKK'nın televizyonu' olarak bilinen Roj TV'de siyaset dışında programlar da yayınlanıyor.
Beş Yüz Seksen Birinci Bölüm: 01.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Trabzon'un Maçka İlçesi'nde ölü ele geçirilen Suriye uyruklu teröristin cenazesinin Mardin'in Nusaybin İlçesi Sınır Kapısı'ndan geçişi sırasında düzenlenen cenaze yürüyüşüne katılan Demokratik Halk Partisi (DEHAP) İlçe Teşkilatı Başkanı ve 6 üyesi ile Mavi ve Kent yerel gazetelerinin genel yayın yönetmeni, çıkarıldıkları mahkemece tutukladı. Mahkeme bitiminde adliye önünde toplanan yaklaşık 50 kişilik grup, basın açıklaması yaparak durumu protesto etti.
Trabzon'un Maçka İlçesi'nde 3 polisin yaralanması olayına karışan ve daha sonra güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada ölü ele geçirilen terör örgütü PKK üyesi 'Ferhat' kod adlı Suriye uyruklu Mesut Hısso için Nusaybin'de 3 gün önce cenaze yürüyüşü düzenlenmişti. Şehir merkezinde yapılan yürüyüşün emniyet kamerası kayıtlarını inceleyen Nusaybin Savcılığı, cenaze yürüyüşüne katıldıkları tespit edilen DEHAP İlçe Teşkilatı Başkanı Nazım Kök ve DEHAP üyeleri Seyithan Kaya, Hülya Kök, Azize Yağız, Murat Bal, Ahmet Çağlın, Engin Tokay, "PKK'nın propagandasını yapmak", "toplantı ve gösteri yürüyüşüne muhalefet etmek" suçlarından, yerel yayın yapan Mavi ve Kent Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Tekin ise, "suçu ve suçluyu övmek, toplantı ve gösteri kanununa muhalefetten" gözaltına alındı. Şahıslar, sorgularının ardından çıkarıldıkları Nusaybin Sulh Ceza Mahkemesi'nde tutuklanarak, Mardin E Tipi Cezaevi'ne konuldu.
Mahkeme bitiminde adliye önünde toplanan yaklaşık 50 kişilik grup, basın açıklaması yaparak arkadaşlarının tutuklanmasını protesto etti. Grup adına açıklama yapan Alaattin Sineyiç, tutuklanan arkadaşlarının suçsuz olduğunu ileri sürerek, "Arkadaşlarımızın tutuklanmasını protesto ediyoruz. Mahkemenin verdiği karar, yanlış bir karardır. Hukuka aykırıdır. Yasaların çiğnendiğini görüyoruz" dedi. Konuşmasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a da seslenen Sineyiç, "Diyarbakır'da demokrasi nutukları atarken acaba devamında bunların geleceğini biliyor muydu? Başbakan bu açıklamaları yaptığında biz gerçekten bir samimiyet görmüştük ve üzerimize düşeni yapacaktık. Ancak Başbakan'ın açıklamalarından sonra art arda gelen antidemokratik uygulamalar, bizi çok zor durumda bırakmaktadır. Bu tür baskılar bu halkı yıldırmadı ve yıldırmayacak" şeklinde konuştu. Grup, basın açıklamasının ardından slogan atarak dağıldı.
Beş Yüz Seksen İkinci Bölüm:
01.09.2005 tarihli CNNTURK kaynaklı “Arınç da Kürt Sorunu Tanımını Yaptı” başlıklı bir haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ardından Meclis Başkanı Bülent Arınç da 'Kürt sorunu' nitelemesini kullandı ve sorunun çözümü için ciddi ve cesur adımlar atılması gerektiğini söyledi. Dünya Barış Günü nedeniyle sivil toplum örgütlerini kabulünde konuşan Arınç, "Kürt sorunu adına takılmadan çözülmesi gerekiyor. Sorun ciddi bir sorundur. Siyasi istismar ve politik malzeme yapmadan çözülmesi gerekiyor" dedi. Sorunun çözümünde muhatabın terör örgütü ve lideri değil, Türkiyeli Kürt kökenli vatandaşlar' olduğunu söyleyen Arınç, çözüm için cesur adımlar atılması gerektiğini söyledi. Meclis Başkanı Arınç, Kürt sorununun yanı sıra inanç özgürlüğü konusunun da Türkiye için önemli bir problem olduğunu ifade etti.
"İnanç hürriyeti konusunda da cesur adımların atılması gerekir. Bugün binlerce insan bu yüzden mutsuz, huzursuz. Onlar için de ciddi adımlar atılması gerekir" diyen Arınç, ülkenin ve milletin geleceği için sorunlara tek tek çözüm bulunması gerektiğini vurguladı. “Kürt sorunu” nitelemesi Erdoğan'ın nitelemesiyle başlayan ve Milli Güvenlik Kurulu gündemine giren 'Kürt sorunu' konusundaki süreç şöyle işledi:
10 Ağustos 2005: Açıklamanın üzerinden bir hafta bile geçmeden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, PKK’ya ‘silah bırak’ çağrısı yapan aydınlarla biraraya geldi.
12 Ağustos 2005: Ardından Erdoğan'ın Diyarbakır gezisinde söylediği ‘Kürt sorunu herkesin, herkesten önce de başbakan olarak benim sorunumdur’ sözleri geldi.
11 - 18 Ağustos 2005: Eski DEP milletvekilleri Leyla Zana, Hatip Dicle, Selim Sadak ve Orhan Doğan’ın oluşturduğu Demokratik Toplum Hareketi ise, ‘Erdoğan’ın yaptığı açılımın yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu’ belirterek, PKK’yı koşulsuz ve süresiz silah bırakmaya çağırdı.
19 Ağustos 2005: Çok geçmeden terör örgütü PKK’dan bir aylık eylemsizlik kararı geldi. Örgüt, kararın Erdoğan’ın son dönemdeki girişimlerine cevap niteliğinde olduğunu belirtti.
Ancak 1993, 1995 ve 1998 yıllarında da tek taraflı eylemsizlik kararları alan, daha sonra bu kararları bozan PKK'nın son kararı, siyasal hak elde etmek ve İmralı’da bulunan Abdullah Öcalan’ın serbest kalmasını sağlamak için atılan bir adım olarak görülüyor.
21 Ağustos 2005: PKK'nın eylemsizlik kararı eleştiri oklarını bir kez daha Erdoğan’a yöneltti. Tepkiler artınca Başbakan ‘Kürt sorunu’ ve ‘PKK terörü’ arasındaki ayrıma dikkat çekti ve ikisini birlikte ele almanın mümkün olmadığının altını çizdi. Tartışmalar sürerken önce Bakanlar Kurulu, ardından da Milli Güvenlik Kurulu toplanarak terör ve Kürt sorunu konularını masaya yatırdı.
22 Ağustos 2005: Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası açıklama yapan Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, Türkiye'nin üniter bir devlet olduğunu, Erdoğan'ın Diyarbakır'daki konuşmasının bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
"Başbakan'ın konuşması anayasanın 3'üncü ve 66'ıncı maddeleri kapsamında değerlendirilmeli" diyen Çiçek, muhalefeti 'gölgeye taş atmak'la suçladı.
23 Ağustos 2005: Milli Güvenlik Kurulu'ndan çıkan bildiride ise PKK'nın adı telaffuz edilmedi, ancak terörle mücadeledeki kararlılığa dikkat çekildi. Bildiride, "cumhuriyet hükümetlerinin öncelikli hedefi anayasada öngörülen görevleri yerine getirerek bu amaca ulaşmaktır. Ulusun bağımsızlığı ve tümlüğü ile ülkenin bölünmezliğinin korunarak bu hedefe ulaşılacağı da kuşkusuzdur" denildi.
Beş Yüz Seksen Üçüncü Bölüm: 05.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, Arap ülkelerinin kaygılarını gidermek için, anayasa taslağında değişiklik yapılması konusunda diğer Kürt liderlerle mutabakata vardıklarını söyledi. Talabani, Mesud Barzani ile birlikte, İslam ve Arap dünyası açısından hayati olan bazı değişiklikleri kabul etmeye karar verdiklerini, çünkü Irak’ın Arap Birliği’nin kurucu üyesi olduğunu bildirdi. Ancak Talabani, taslağın lafzında yapılacak değişiklik konusunda ayrıntılı bilgi vermedi.
Beş Yüz Seksen Dördüncü Bölüm: 05.09.2005 tarihli MİLLİYET gazetesinde çıkan Namık DURUKAN’ın Ankara kaynaklı “Pasaporta Kürdistan Mührü Vuracaklar” başlıklı bir haberinde, Yeni Irak anayasasında yer alan "devletin federal olması" yönündeki düzenleme Kürtleri harekete geçirdi. Habur'un karşısındaki İbrahim Halil Sınır Kapısı'nın denetimini elinde tutan Mesud Barzani'nin liderliğindeki Irak Kürdistan Demokratik Partisi (KDP), pasaportlara "Kürdistan" mührü vurma kararı aldı. Uygulama için hazırlık yapılırken, kararın, "Kürdistan diye bir devleti tanımadığını" açıklayan Türk makamlarına aktarıldığı belirtildi.
"Nasname" adlı internet sitesinin, K. Irak'ta yayımlanan Avro gazetesine dayanarak verdiği haberde, pasaportlara "Kürdistan mührü" vurma kararının Türk hükümetince kabul edildiği ileri sürüldü. Yolcuların, pasaportlarına 'Kürdistan' mührü vurulduğu için gümrüğün Türk kesiminde zorluklarla karşılaştıkları belirten gazete, Türk hükümetinin resmi kabulünden sonra kontrollerde zorlanmayacaklarını yazdı. Şu anda Habur Sınır Kapısı'ndan Kuzey Irak'a giriş yapanlara, Halil İbrahim Gümrük Kapısı'nda mühür vurma yerine yazılı vize veriliyor. Kürtçe ve İngilizce yazılı belgede, Irak Kürdistan Bölgesi yazısına yer verilirken vize Irak topraklarını terk edenlerden geri alınıyor.
Beş Yüz Seksen Beşinci Bölüm: 05.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Irak’ta Türkmenlerin çoğunlukta olduğu Telafer kentinde ABD askerleri ve Irak güvenlik güçleri operasyon düzenliyor. Operasyonda 72 kişinin öldüğü belirtiliyor. Türkmen Milliyetçi Hareketi Dış İlişkiler Sorumlusu Turhan Ketene, olaylarla ilgili olarak yaptığı açıklamada, operasyonun 4 gündür sürdüğünü ve en az 72 kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. Yetkililerin arama-tarama operasyonu yürütüldüğünü söylediğini belirten Ketene, kentteki dokuz mahalleden bazılarının tel örgülerle çevrildiğini ve boşaltıldığını belirtti.
Halkın yüzde 70’inin kenti terk ettiğini dile getiren Ketene, "hem havadan bombardıman, hem de aramalar var. Operasyon Sünnilerin ağırlıkta olduğu bölgelerde yoğunlaşıyor. 35’e yakın ev havadan bombalanmış. Evleri basıyorlar. Bazı mahallelerde zaman zaman küçük çaplı çatışmalar da yaşanıyor" dedi. Kenti terk edenlerin başta Musul olmak üzere civardaki kent ve kasabalara sığındığı belirtiliyor. Operasyonun gece hava saldırılarıyla da desteklendiği kaydedildi.
Beş Yüz Seksen Altıncı Bölüm: 07.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, ABD güçlerinin operasyon düzenlediği Irak’ın kuzeyindeki Telafer’de şehirde yaşayan halk ile şehir dışından gelmiş terörist ve direnişçi unsurların karıştırılmaması gerektiğini söyledi. Tan, haftalık basın toplantısında, ’’Irak ve ABD güçlerinin Telafer’de düzenlediği operasyona’’ ilişkin bir soru üzerine, Türkiye’nin, Telafer’deki duruma çözüm bulunması için uzun süreden beri gayret sarf etmekte olduğunu söyledi ve şunları kaydetti:
’’Telafer’deki harekat başlamadan, ABD makamları, Telafer’de çok uluslu güce yönelik, halkın huzurunu da kaçıran silahlı saldırıların bir süreden beri tırmandığı gerekçesiyle, bu kentte belirli hedeflere yönelik sınırlı bir operasyon düzenlemenin, askeri açıdan zaruret haline geldiğini bildirmiştir. Telafer’deki operasyonla ilgili olarak hassasiyetlerimiz bu vesileyle bir kez daha güçlü bir şekilde ABD makamlarının dikkatine getirilmiş ve kentte sivil halkın hiçbir surette zarar görmemesi için azami özenin gösterilmesi istenmiştir.’’ Türkiye’nin Telafer’de şehir halkı ile şehir dışından gelmiş terörist ve direnişçi unsurların karıştırılmaması gerektiğini öteden beri vurgulaya geldiğini belirten Tan, ’’Türkiye, ayrıca şehirde farklı kesimler arasındaki huzursuzluğun kaynağının doğru teşhis edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Hatırlanacağı üzere kısa bir süre önce Sayın Bakanımız, Telaferli aşiret ve grupların liderlerini Ankara’da bir araya getirerek aralarında uzlaşı zemini oluşturulmasına katkı sağlamıştır. Türkiye, bu yöndeki çabalarını sürdürecektir’’ dedi.
Beş Yüz Seksen Yedinci Bölüm: 08.09.2005 tarihli çıkan bir haberde, Irak Türkmen Cephesi (ITC), 15 Ekim’de referanduma sunulacak Irak anayasa taslağının düzeltilmesi çağrısında bulundu. ITC Türkiye Temsilciliği’nden yapılan yazılı açıklamada, Birleşmiş Milletler, insan hakları örgütleri ve siyasi kuruluşlar, taslağın düzeltilmesi için harekete geçmeye çağrıldı. Açıklamada, ’’kaygı verici’’ olarak nitelendirilen anayasa taslağının hazırlanma sürecinin hiçbir aşamasında Türkmenlere danışılmadığı ve Türkmen halkının taleplerinin büyük kısmının dikkate alınmadığı ifade edildi.
Yeni anayasa taslağının, genelde Irak’ın bölünmesine, bir etnik grubun kurulacak yeni devlette imtiyazlı bir ortak olarak yer almasına zemin hazırladığı, özelde ise Türkmenler bir kez daha görmezden gelinerek zaman içinde onları asimile edecek hükümler içerdiği belirtilen açıklamada şunlar kaydedildi: ’’Anayasa taslağı iyice irdelendiğinde görülecektir ki, Türkmenlerin haklarına birkaç yerde değinilmiş olmakla beraber, bu hakların uygulanması birtakım belirsiz şartlara bağlanmış ve hakim güçlerin inisiyatifine bırakılmıştır. Taslakta Türkmenlere söz hakkı ve savunma hakkı yoktur, açıkça zikredilmemekle beraber ’’azınlık’’ olarak görülmektedir.’’
|