Derin Noktalar
Beş Yüz Elli Üçüncü Bölüm: 22.08.2005 tarihli HALKA VE OLAYLARA TERCÜMAN gazetesinde çıkan “Peşmerge Terörü” başlıklı bir haberde, The Washington Post'un haberine göre Kuzey Irak'ta Kürtler, Türkmenler ve Araplar üzerinde büyük baskı kurdu. Yüzlerce kişi kaçırıldı. 500 civarında masum kişi 5 ayrı cezaevine tıkıldı. ABD'de yayımlanan The Washington Post gazetesi, Kuzey Irak'ta peşmergelerin, güneyde de Şiiler'in bulundukları bölgeleri kontrol altına almak için diğer etnik ve siyasi gruplar üzerinde terör estirdiklerini yazdı.
Siyasi liderler, insan hakları grupları ve yakınları tutuklananların ifadelerine dayanan The Washington Post, peşmergelerin Kuzey Irak'ta Türkmen, Sünni Arap ve diğer toplumlardan yüzlerce kişiyi kaçırdıklarını ve bölgedeki beş cezaevinde tuttuğunu belirtti. Gazeteye bilgi veren insan hakları grupları, kaçırılanların Musul'da toplandıklarını, ardından Kuzey Irak'taki Erbil, Süleymaniye, Dohuk, Akra ve Şaklava kentlerinde bulunan cezaevlerine hapsedildiğini anlattı. Peşmergelerin kaçırarak hapsettiği kişilerin sayısının 500 civarında olduğu tahmin ediliyor. The Washington Post ayrıca, peşmergelerin 'Kürt çıkarlarına aykırı davrandığını düşündükleri' yetkilileri ve siyasi liderleri de dövdüğünü ve tehdit ettiğini yazdı.
Görgü tanıklarına dayanılarak verilen bir örnekte, yüzü gözü kanlar içindeki bir yetkilinin bu halde bir kamyonetin arkasında bir kasabada 'ibret olsun' diye dolaştırıldığı belirtildi. Betnahreyn adlı insan hakları grubunun yöneticisi Nahreyn Toma, Kürt peşmergelerinin tutumunun ABD'nin güvenilirliğini zedelediğini belirtti. Toma, 'Saddam Hüseyin ile Kürtler'in uyguladığı yöntem arasında fark görmüyorum. Artık kimse ABD'lilerle çalışmak istemiyor. Neden? Çünkü ABD'liler gücü Kürtlere ve Şiiler'e verdiler. Başka hiç kimsenin bir hakkı yok' dedi. Iraklı Kürt yetkili Kerim Sincari ise Kürt cezaevlerinde hapsedilenlerin terör sanıkları olduğunu, tutuklamaların ABD desteğindeki Irak hükümeti tarafından başlatıldığını iddia etti. ABD sorumluluk almadı ABD'li yetkililer ise, yargısız tutuklamalarda ABD'nin bir rolü olmadığını ve bu uygulamanın sona ermesi gerektiğini söyledi. The Washington Post, Güney Irak'ta da Şiiler'in siyasi ve etnik rakiplerine karşı peşmergeler gibi davrandığını ve bazı kişilerin öldürüldüğünü kaydetti. Bu arada ABD Karakuvvetleri Komutanlığı'ndan alınan bilgeye göre ABD, Irak'ta en az 4 yıl daha büyük bir kuvvet olarak kalmanın hesaplarını yapıyor.
Beş Yüz Elli Dördüncü Bölüm: 22.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, DEP eski milletvekillerinin önümüzdeki ay resmen partileştirecekleri Demokratik Toplum Hareketi´nin (DTH) programında terörist başı Abdullah Öcalan´ın da içinde olduğu tüm PKK´lı teröristlere af ve siyasal yaşama katılma vaadinde bulunuluyor. Bu durum ´Apo, ilerde genel başkan mı olacak?´ sorusunu akla getiriyor. Kürtçe eğitimi de hayata geçirme, Kürt dili ve edebiyatının okutulduğu üniversiteler kurma iddiasındaki partide, Apo´nun önerisi doğrultusunda ´eş başkanlık´ sistemi uygulanacak. Kapatılan DEP´in eski milletvekilleri Leyla Zana, Orhan Doğan, Selim Sadak ve Hatip Dicle´nin hapisten çıktıktan sonra başlattıkları parti çalışmasında sona gelindi. 22 Ekim 2004 tarihinde yapılan basın toplantısıyla Demokratik Toplum Hareketi (DTH) adındaki oluşumun partileşeceğini duyuran eski DEP´liler, geçen süre zarfında bölge toplantılarıyla partinin nasıl bir yapıda olması gerektiği konusunda çalışmalar yaptı. Terörist elebaşısının talimatı doğrultusunda kurulma çalışmalarına başlandığı iddia edilen partinin, kuruluş aşamasında terör örgütü lideri Apo´nun avukatlarından Doğan Erbaş ve Aysel Tuğluk da görev aldı.
HEP, DEP, ÖZDEP ve HADEP gibi ´Kürt partisi´ kurmak istemeyen Zana ve arkadaşları, Saadet Partisi´nden (SP) istifa eden Mehmet Bekaroğlu ile CHP´den istifa eden Celal Doğan´a da teklif götürdü. Olumlu cevap alamayan eski DEP´liler, yollarına HEP, DEP, ÖZDEP ve HADEP´te görev alan kişilerle devam etmek zorunda kaldı. Artan terör olayları nedeniyle gelecek tepkiden çekindiklerinden partiyi resmen kurmayı bilinçli olarak geciktirdikleri belirtilen DEP´liler, Başbakan Erdoğan´ın açıklamalarını fırsat bilerek çalışmalarına hız verdi. Eylül ayı içinde resmen kurulması planlanan partinin başında kim olacağı ise henüz netlik kazanmadı. Edinilen bilgiye göre, terörist elebaşısının terör örgütü PKK/KONGRA-GEL için önerdiği eş başkanlık modeli, yeni partide uygulanacak. Terörist elebaşısının, geçen sene avukatları ile yaptığı görüşmelerde eş başkanlık için DEP eski milletvekillerinden Hatip Dicle ve Bağlar Belediye Başkanı Yurdusev Özsekmenler´i işaret etmişti. Parti yönetimin de bu doğrultuda şekillenmesi bekleniyor.
Ancak halen DEP´lilerin siyaset yapıp yapamayacakları konusunda bir belirsizlik yaşanıyor. Orhan Doğan´ın siyasi haklarının tespiti için mahkemeye başvurmasının ardından diğer DEP´liler de mahkemeye müracaat etmeye hazırlanıyor. Çıkacak kararın olumsuz olması durumunda bir çıkmaza girecek olan DEP´liler, kendi aralarında yaptıkları değerlendirmede, umutlu olduklarını ifade ediyor. Aksi halde ´partinin ölü doğacağını´ düşünen DEP´liler, böylece Erdoğan´ın açıklamaları ile başlayan sürecin de sona ereceği kanısında. Kararın olumlu çıkması halinde ise DEP´lilerin 4´ü de parti yönetiminde görev alacak. Leyla Zana ile anılan partide Zana´nın dış politikadan sorumlu genel başkan yardımcısı olması bekleniyor.
Partinin tüzük ve programı da netleşmeye başladı. Partinin programında Apo´nun yanı sıra tüm PKK´lı teröristlere af vaadinde ve siyasal yaşama katılmaları vaadinde bulunuluyor. Bu durum akla ´Apo, ilerde genel başkan mı olacak?´ sorusunu getiriyor. Programda, konu ile ilgili olarak, “Çerçevesi, ilgili tüm çevreler ve kamuoyuyla birlikte belirlenmek üzere Toplumsal Barış ve Demokratik Katılım Yasası düzenlenerek, silahlı çatışma dönemi nedeniyle tutuklanmış bulunanların, yurtdışına çıkmak zorunda kalmış tüm sürgünlerin ve silahlı grupların demokratik siyasal yaşama katılmaları sağlanacaktır” deniliyor. Programda ayrıca Yargıtay´ın Eğitim-Sen´i kapatma kararına neden olan Kürtçe eğitim de yer alıyor. Halen taslak aşamasında olan programda, konu ile ilgili olarak, “Temel eğitimde Kürtçe eğitim dili olarak kullanılacaktır. İsteyen herkesin, çocuklarını bu okullarda okutmasının koşulları yaratılacaktır. Liselerde, müfredata Kürt dili ve edebiyatı, Kürt kültürü dersleri konulacaktır.
Üniversitelerde ise, Kürt dili ve edebiyatı, kültürü ve tarihi ile ilgili yüksekokullar kurulacaktır” ifadelerine yer veriliyor. Tüzükte ise Apo´nun önerisi olan ´eş başkanlık´ anlatılıyor. Bunun, Türkiye´de demokratik siyaset geleneği açısından son derece yeni özellikler taşıyan bir öneri olduğu belirtilerek, “İnceleyebildiğimiz kadarıyla daha çok Alman Yeşiller Partisi´nde düzenlenmiş bulunan bu modelin DTH´nin temel siyasal ve örgütsel öncelikleri ve hedefleri açısından gerekli olduğu tartışmasızdır. Yeşiller Partisi örneğinde ´bir kadın-bir erkekten oluşan eş başkanlık´ sistemi aslında salt bir cinsiyet eşitliğine dayalı olarak değil, yönetim ve temsil organlarında ´çok sesliliği-çoklu iradeyi´ yaşama geçirmeyi de öngörmektedir. Biz bu çalışmada, mevcut düzenleme ve uygulamada bir kişiye dayalı olarak düzenlenmiş bulunan ´genel başkanlık´ modeli yerine bir kişinin bütün pozisyonunu ´iki kişi olarak´ ele aldık” deniliyor.
Beş Yüz Elli Beşinci Bölüm: 22.08.2005 tarihli HALKA VE OLAYLARA TERCÜMAN gazetesinde çıkan “Aydar: Emirleri İmralı’da Aldık” başlıklı bir haberde, Bölücübaşı Abdullah Öcalan'ın İmralı Cezaevi'nde yatması bir şeyi değiştirmiyor. Örgütü İmralı adasından yönetiyor. Bu gerçeği PKK/KONGRA-GEL'in Başkanı Zübeyir Aydar itiraf etti. Sığınma statüsü aldığı İsviçre'de rahatlıkla hareket eden Zübeyir Aydar, terör örgütü paralelinde gelişen tüm sürecin mimarlığını İmralı Cezaevi'nde kalan Öcalan'ın yaptığını söyledi. Eski DEP Milletvekili olan Aydar, PKK'ya yakınlığıyla bilinen Mezopotamya Haber Ajansı'na yaptığı açıklamasında, Brüksel'de barış içerikli mesaj vermek istediklerini öne sürdü. Aydar, barış çağrıları 1 aylık eylemsizlik kararıyla boşa çıkarılan aydınlardan hükümetin niyetini sorgulamalarını isteyerek şunları söyledi: '1993, 1995, 1998'de ateşkes yaptık, 1999'da güçlerimizi sınır dışına çektik. Bu süreçlerin mimarı önderliğimiz Öcalan'dır.' Kendilerine barış çağrısı yapan aydınların bu konuda hükümetin niyetini sorgulamaları gerektiğini vurgulayan Aydar, 'Barış çağrısını yineliyoruz. Üzerimize düşeni yapacağız. Esas olarak adım atması gerekenler karşımızdakilerdir' şeklinde konuştu. Aydar, çağrıcı aydınların da bu süreci izlemesi gerektiğini ifade etti.
Beş Yüz Elli Altıncı Bölüm: 23.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın, Türkiye’deki etnik temele dayanan sorunların aşılması için mutabakata varılması gerektiğini belirterek, ’’Türkiye çeşitli gerçeklikler arasında Kürt gerçekliğini de görmeli’’ dedi. Gazetecilerin sorularını cevaplayan Karayalçın, dün İzmir’in Seferihisar İlçesi ve Trabzon’da meydana gelen olaylara ilişkin yaptığı değerlendirmede, hızla yaygınlaşan bu tür olayların son derece vahim olduğunu ve ülkenin birliği, bütünlüğü için en temel tehdit haline gelmiş durumda bulunduğunu söyledi. Karayalçın, Türkiye’nin bu tür sorunları aşması için mutlaka kendi içinde bir mutabakata varması gerektiğini savunarak, şunları kaydetti: ’’Diyoruz ki, Türkiye çeşitli gerçeklikler arasında Kürt gerçekliğini de görmeli, kabul etmeli. Bu, Kürt kökenli yurttaşlarımızın azınlık olması, azınlık statüsü verilmesi anlamına gelmemektedir. Bir gerçekliğin saptanmasıdır, inkarcılıktan, asimilasyondan vazgeçilmesi demektir. Bunun karşılığında da Kürt gerçekliğinin, bizim Cumhuriyetin kutsal üçlemesi diye adlandırdığımız, devletimizin tekliğini, ulusumuzun tümlüğünü ve yurdumuzun bölünmez bütünlüğünü içine sindirmesi gerekiyor’’ dedi.
Beş Yüz Elli Yedinci Bölüm: 23.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, ABD Başkanı George W. Bush, Irak anayasa taslağının üç günlük gecikmeye rağmen, Irak Parlamentosu’na sunulmasından memnun olduğunu açıkladı. Beyaz Saray sözcüsü Scott McClellan yaptığı yazılı açıklamada, ’’Irak’ın anayasa sürecinde ileriye doğru bir adım niteliğini taşıyan gelişmeleri memnuniyetle karşılıyoruz" dedi. Son bir haftada çarpıcı bir ilerleme elde edildiğini ve maddelerin çoğu üzerinde müzakere, diyalog ve tavizle fikir birliği sağlandığının belirtildiği açıklamada, demokrasinin ’zor ve uzun’ bir süreç olduğu vurgulandı. Açıklamada, anayasadaki gecikmelere dolaylı şekilde atıfta bulunulurken, taslağın perşembe gece yarısına yetiştirilmesi dileği iletildi. Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice da yazılı açıklamasında, ’’ABD, demokratik, güvenli ve müreffeh bir Irak için barışçı biçimde çalışan bütün Iraklıların cesaretini takdirle karşılıyor. Onlara yardım etmeyi sürdüreceğiz’’ dedi. Irak’ta anayasa taslağının, planlandığı gibi geçtiğimiz pazartesi tamamlanamaması üzerine Parlamento, dün gece yarısına kadar bir haftalık ek süre vermişti. Taslak, anayasa komisyonunca dün gece yarısına doğru Parlamento’ya sunuldu, ancak Parlamento Başkanı yapılması öngörülen oylamayı üç gün erteleyerek, taslak üzerinde yeni değişiklikler yapılabilmesi için fiilen yeni bir ek süre verdi.
Taslak metne göre: Irak cumhuriyetçi, parlamenter ve federal bir devlet olacak. İslam, yasamanın temel kaynağı olacak, İslama aykırı yasalar yapılamayacak. Şu andaki petrol gelirleri merkezi yönetim tarafından paylaştırılacak. Kürtlerin, kendi kaderini tayin hakkı maddesi ise taslak metinde yer almıyor. Sünni gruplar, özellikle metne federalizm maddesinin girmesine itiraz ediyor. Anayasanın Meclis’te onaylanması için üçte ikilik çoğunluk aranacak. Şii ve Kürtler bu oy oranına sahip. Sünnilerse, Meclis’te kabul edilmesi durumunda, 15 ekimdeki referandumda geçici anayasanın reddedilmesi için kampanya başlatmaya hazırlanıyor.
Beş Yüz Elli Sekizinci Bölüm: 23.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, Terör örgütü PKK’nın elebaşlarından Murat Karayılan, silah bırakma çağrısına, "Operasyonlar olmazsa, İmralı’daki Abdullah Öcalan’ın koşulları normale dönerse buna karşılık veririz" dedi. Karayılan, PKK’nın yayın organı konumundaki Roj TV’ye yaptığı açıklamada, Türkiye’de birçok kesimin kendileri ile diyalog kurulmasına karşı çıktığını belirterek şöyle dedi: "Sadece bizi muhatap alın demiyoruz. Halkın seçtiği, güvendiği, bizim uygun görebileceğimiz temsilciler olabilir. Bunlar, bizimle diyaloğu sürdürebilir. Bir aylık eylemsizlik kararından sonra durumu değerlendireceğiz, tutumumuzu belirleyeceğiz. Operasyonlar olmazsa, İmralı’daki koşullar yumuşar, yani Abdullah Öcalan’ın koşulları normale dönerse, buna karşılık veririz" dedi.
Beş Yüz Elli Dokuzuncu Bölüm: 23.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, Anlaşmanın tam olarak sağlanamadığı Irak Anayasası’nın ana hatları belli oldu. Resmi dil Arapça ve Kürtçe oldu. Yasamanın kaynağı İslam dini olarak tarif edildi. Irak’ta dün akşam meclise sunulan, ancak anlaşmazlık noktalarının henüz giderilemediği bildirilen anayasa taslağı ana hatlarıyla şöyle:
-’’Irak rejimi; cumhuriyetçi, federal, demokratik ve çoğulcu bir rejimdir. -Federal Irak devleti; başkent, bölgeler ve adem-i merkeziyetçi vilayetlerden oluşur.
-İki veya birkaç bölge, referandum sonucunda birleşebilir.
-Bölgesel hükümetler, federal yetkililere verilen yetkiler hariç, yasama, yargı ve yürütme güçlerini kullanma hakkına sahiptir.
-Bölgesel yasama erki, bölge halkının seçtiği tek meclisten oluşur.
-Federal mecliste yasama dönemi 4 yıldır. Meclisteki sandalyelerin en az dörtte biri kadınlara ayrılmıştır.
-Devlet başkanı, doğuştan Iraklı olmalı, kendileri de Iraklı olan anne babadan doğmalı, 40 yaşını doldurmalıdır.
-Meclis üyeleri, devlet başkanını kendi aralarından üçte iki çoğunlukla dört yıllığına seçer.
-Din: İsteyen istediği dine intisap edebilir, herkes inancının gereklerini yerine getirmekte serbesttir.
-İslam; devletin dinidir, yasamanın esas kaynağıdır.
-Demokratik kurallara aykırı kanun çıkarılamaz.
-Dil: Arapça ve Kürtçe resmi dillerdir.
-Petrol ve gaz, Irak halkının malıdır. Federal hükümet, petrol ve doğalgazı, bölge ve vilayetlerle işbirliği halinde yönetir. Petrol ve doğalgaz gelirleri, nüfus dağılımına göre adil şekilde dağıtılır.’’
Beş Yüz Altmışıncı Bölüm: 24.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, Irak’ı demokrasi getirme bahanesiyle işgal eden ABD’den itiraf gibi bir açıklama geldi. Amerikan Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, yeni anayasanın Irak’taki sorunları ve şiddeti sona erdirmeyeceğini söyledi. Rumsfeld, Irak’taki anayasal sürecin kısa bir süre ertelendiğini belirterek, "Ancak demokrasi hiçbir zaman hızlı, etkili ve mükemmel olarak tanımlanmamıştır" diye konuştu. Rumsfeld, Sünni Iraklıların "anayasa iç savaşa neden olabilir" yönündeki açıklamalarını da reddetti. ABD’nin Vietnam’da olduğu gibi Irak’ta da bir bataklığa sürüklendiği iddialarına değinen Rumsfeld, iddiaların gerçekleri yansıtmadığını, yapılan kamuoyu yoklamalarının, Irak’taki direnişçilerin yarattığı istikrarsızlığa karşı tepkinin arttığını gösterdiğini bildirdi
Beş Yüz Altmış Birinci Bölüm: 24.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, Japonya’nın Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Genel Sekreteri Adayı Dr. Sawako Takeuchi, Türkiye’nin, jeostratejik konumu nedeniyle küresel bir güç olduğunu belirterek, OECD içinde de çok etkin bir rol oynayabileceğini söyledi. Türkiye’nin, enerji kaynaklarının iletim yolları üzerinde bulunan çok önemli bir ülke olduğunu vurgulayan Takeuchi, şunları söyledi: ’Dünyada enerji kaynakları yetersiz ve bunların paylaşımı gereksinimi, Avrupa ile Asya’yı daha çok bütünleşmeye itiyor. Çünkü Asya’daki enerji kaynaklarının Avrupa’ya ulaştırılması gerekir, işte burada enerji kaynaklarının dağıtım yolu üzerinde bulunması Türkiye’ye çok önemli bir stratejik avantaj sağlıyor. Türkiye, enerji koridorundaki stratejik konumu nedeniyle çok önemli bir küresel güçtür.’’
Türkiye’nin, jeostratejik konumu nedeniyle OECD içinde de çok etkin bir rol oynayabileceğine dikkati çeken Takeuchi, AB’nin bölgesel bir entegrasyon olduğunu, ancak OECD’nin küresel bir entegrasyon olarak kabul edildiği belirterek, ’’Böyle bir kurumda Türkiye çok daha etkin hale gelebilir’’ dedi. Türkiye ekonomisindeki gelişmelere de değinen Takeuchi,’’Türkiye ekonomisi, en son mali krizden çok çabuk sıyrıldı ve ekonomik dengeleri yerine oturtmaya başladı’’ dedi.
Beş Yüz Altmış İkinci Bölüm: 24.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, yeni Irak anayasasının sadece bir toplum için değil, bütün Irak halkı için olması gerektiğini bildirerek, ’’Sünnilerin anayasaya ilişkin istekleri karşılanmalı’’ dedi. Irak Parlamentosu Başkanı Hecim El Hasani ile görüştükten sonra açıklama yapan Talabani, Irak Şiileri, Sünnileri ve Kürtleri arasında uzlaşma olmadan ülke istikrarının sağlanamayacağını ifade etti. Talabani, Irak halkına karşı suç işlemiş eski Baas Partisi üyelerinin dışlanması konusunda gruplar arasında birlik olduğunu, yaptığı iş gereği Baas için çalışanların bu gruba girmemesi gerektiğini kaydetti. Sünni olan El Hasani ise anayasa taslağıyla ilgili görüşmelerin yarına kadar devam edeceğini, Sünnilerin prensip olarak federalizme karşı olmadığını, ancak onay ve uygulama sürecinin aşamalı olmasını tercih ettiklerini kaydetti.
Beş Yüz Altmış Üçüncü Bölüm: 25.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, günümüzde Türkiye´nin karşısındaki en önemli sorunun, terörü vasıta olarak kullanan bölücü cereyan olduğunu belirterek, bu sorunun çözümünde, toplumun her kesiminin sorumluluğunu idrak etmesi ve elini taşın altına sokması gerektiğini söyledi. Genelkurmay Başkanı Özkök, ´´TSK Şeref Madalyası ve TSK Üstün Hizmet Madalyası Tevcih Töreni´´nde yaptığı konuşmada şunları kaydetti: 20 yıldır bölücü terörle mücadele, TSK ağırlıklı olarak yapılmaktadır. TSK mensuplarının hemen hemen tamamı bu mücadelede görev almış, tecrübe kazanmıştır. Oysaki bölücü terörle mücadele topyekün bir anlayışla hareket edilmesini gerekli kılmaktadır. Terörün sonunu getirecek başarının, bu mücadelenin devletin tam kadro sorumluluğunda ve karşılıklı güven ve eşgüdüm içerisinde ulusal bir görev olarak yapılmasıyla mümkün olacağı aşikardır. Bu mücadelede TSK´nın hedefi, bölücü terör örgütünün yanlış ve habis politik hedefini ve bu hedefe ulaşmak için uyguladığı terör eylemlerini terk ederek, Türkiye Cumhuriyeti´nin kanunlarına ve ulusun merhametine ram olunmasını sağlamaktır.
Orgeneral Özkök, toplumla ordu arasındaki bağı koparmanın, uluslara nelere mal olabileceğinin son yıllarda çevrede yaşanan acı olaylar sonucunda açıkça görüldüğünü belirterek, ´´Ekonomik bakımdan gelişmiş, bazı ülkelerin bizdekinden farklı olarak, kendi geçmişlerinde çeşitli şekillerde ulus-ordu ilişkilerinde büyük problemler yaşadıklarını görüyoruz´´ dedi. Orgeneral Özkök, ´´Bu, özellikle AB´ye giriş sürecinde olduğumuz bir dönemde, bu ülkelerin TSK´nın toplumdaki olumlu rolünü ve önemini tam olarak algılayamamalarına sebep olmaktadır´´ diye konuştu. TSK´nın, Türk ulusunun yaşadığı toplumsal gelişim ve değişimde de çok önemli bir rol oynadığını belirten Orgeneral Özkök, TSK´nın, Türk toplumunun gönlünde her zaman çok özel bir yer edindiğini ve yıllardır en güvenilir kurumlar sıralamasında daima ilk sırada yer aldığını vurguladı. Orgeneral Özkök, Doğuyla Batının arasındaki kırılgan fay hattını kapsayan coğrafyada ve sürekli değişen karmaşık güvenlik ortamında TSK´nın sahip olduğu olumlu imajı koruyabilmenin kolay olmadığına dikkati çekerek, ´´Bu imaj TSK´nın; ciddi, kararlı, şeffaf, dürüst, pragmatik, çağdaş, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Atatürk ilke ve devrimleri ile örtüşen çizgisi sayesinde ve büyük emeklerle kazanılmıştır´´ dedi.
Beş Yüz Altmış Dördüncü Bölüm: 25.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, Uluslararası Kızılhaç Örgütü Irak Temsilcisi Peter Hansel, Kandil Dağı'ndaki PKK militanlarına desteği sürdüreceklerini ve terörist başı Apo'yu ziyaret etmek için Türkiye'nin izin vermesini beklediklerini açıkladı. Terör yandaşı bir gazetenin haberine Kızılhaç Örgütü Irak Temsilcisi Peter Hersel, terörist başı Abdullah Öcalan'la görüşmek istediklerini söyledi. Kızılhaç'ın Türkiye sınırlarına girmesi için Türkiye'den izin alması gerektiğini belirten Hersel, diplomatik yollarla bazı görüşmeler yaparak, Türkiye'ye giriş izni almaya çalıştıklarını aktardı. Şu ana kadar giriş izni alamadıklarını kaydeden Hersel, "Türkiye'deki savaş mağdurlarına yardım etmek için Türkiye'nin bizi kabul edeceklerini umut ediyoruz" şeklinde konuştu. Türkiye'den resmi kabulü alır almaz terörist başını ziyaret edeceklerini söyleyen Kızılhaç yetkilisi,"Çünkü O görmemiz gerekenlerin en başında yer alıyor. Birey olarak ben Öcalan'ın hangi koşullarda yaşadığını biliyorum. Onun yaşam koşullarını büyük bir istek ve içtenlikle görmeye hazırız" dedi.
Beş Yüz Altmış Beşinci Bölüm: 25.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, ’’PKK terörü"nü, "Kürt sorunu" olarak tanımlayıp demokrasiyle çözülebileceği şeklindeki sözleri ABD’den kısa sürede destek buldu. ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin demokratikleşme ve insan hakları konularında etkileyici adımlar attığını bildirerek, bu kararlı çabalardan dolayı Türk yetkililerini ve Türk halkını kutladı. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Sean McCormack’in salı günkü basın toplantısında bir gazeteci, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, ’’Kürt meselesinin demokrasiyle çözülebileceği’’ yönündeki sözlerini hatırlatarak, Türkiye’nin insan hakları uygulamaları çerçevesinde bu sözler konusunda ABD’nin görüşünü sormuştu.
Bu soruya cevap, sözcü McCormack tarafından yazılı olarak verildi. Açıklamada, ABD’nin, AB yolunda Türkiye’nin demokratikleşme çabalarını uzun süredir desteklediği kaydedildi. McCormack’in açıklamasında, şöyle denildi: ’’Türkiye, son yıllarda demokratikleşme ve insan hakları konularında etkileyici adımlar attı. Bu da üyelik müzakerelerine başlanması için bir tarih verilmesi yönündeki AB kararına yansıdı. Bu ilerleme, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın yıllık insan hakları raporunda da dile getirildi. Bu kararlı çabalarından dolayı Türk yetkililerini ve Türk halkını kutlarız. Türkiye bu süreci ileriye götürürken Türkiye’yi desteklemeyi sürdüreceğiz.’’ Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 12 ağustosta Diyarbakır’da yaptığı konuşmada her ülkenin geçmişte hatalar yaptığını belirterek ’’geçmişte yapılan hataları yok saymak büyük devletlere yakışmaz’’ demişti.
Beş Yüz Altmış Altıncı Bölüm: 25.08.2005 tarihli SABAH gazetesinde çıkan “Talabani’ye Saldırı” başlıklı AA kaynaklı bir haberde, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani'nin araçlarına, kendisi içinde bulunmadığı sırada, ülkenin kuzeyinde silahlı kişilerce ateş açıldığı, saldırıda 8 korumanın öldürüldüğü bildirildi. Talabani konvoyuna saldırı: 8 koruma öldürüldü Irak Devlet Başkanı Celal Talabani'nin konvoyuna düzenlenen saldırıda 8 koruma öldürüldü. Polis yüzbaşı Ferhad Talabani, Talabani'nin 15 araçlık konvoyunun kuzeydeki Kerkük kentinin 88 kilometre güneyindeki Tuz Harmutu bölgesinin güneyinde silahlı kişilerin saldırısına uğradığını söyledi.Konvoyda bulunan ve adının açıklanmasını istemeyen bir güvenlik görevlisi, saldırıda 8 korumanın öldüğünü, 15'inin yaralandığını belirtti. Talabani'nin konvoyuna saldırının, konvoy kuzey Irak'tan başkent Bağdat'a dönerken yapıldığı, Talabani'nin konvoyda bulunmadığı kaydedildi. Ferhad Talabani, Talabani'nin korumalarının Kerkük'teki Azadi hastanesinde tedavi altına alındığını da söyledi. Polis, daha önceki açıklamasında, saldırıda sadece 4 korumanın yaralandığını belirtmişti.
Beş Yüz Altmış Yedinci Bölüm: 26.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, 30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle bir mesaj yayınlayan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, küreselleşmenin olumsuz etkilerinin toplumun geleceğine olan güvenini sarsıcı sonuçlar doğurduğunu belirterek, "Toplumsal güveni artıracak ve istikrarı kalıcı hale getirecek çözümün, Anayasa’nın ’değiştirilemeyecek hükümleri’ olarak sayılan maddelerine sıkı sıkıya bağlılıktan geçtiğine inanmaktayız" dedi. Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyanın TSK’ya yüklediği görev ve sorumlulukların diğer ülkelerde görülenlerden çok farklı olduğunu kaydeden Orgeneral Hilmi Özkök, "Ülkemizin etrafında gelecekte güvenliğimizi tehdit edebilecek çok sayıdaki potansiyel kriz bölgelerinin ve risklerin varlığı bizi ciddi şekilde endişelendirmektedir. Ancak günümüzde ülkemizin karşısındaki en önemli sorun, yanlış ve gerçekleşmesi olanaksız politik hedefini gerçekleştirmek için terörü vasıta olarak kullanan bölücü cereyandır" diye konuştu.
Genelkurmay Başkanı Özkök şöyle devam etti: "Bu sorunun çözümünde toplumun her kesimi sorumluluğunu idrak etmeli ve elini taşın altına sokmalıdır. Yirmi yıldır bölücü terörle mücadele, TSK ağırlıklı olarak yapılmaktadır. TSK mensuplarının helen hemen tamamı bu mücadelede görev almış, tecrübe kazanmıştır. Oysa ki bölücü terörle mücadele, topyekün bir anlayışla hareket edilmesini gerekli kılmaktadır. Terörün sonunu getirecek başarının, bu mücadelenin devletin tam kadro sorumluluğunda ve karşılıklı güven ve eşgüdüm içerisinde ulusal bir görev olarak yapılmasıyla mümkün olacağı aşikardır." Özkök, mesajında Anayasa vurgusu yaptı. Özkök, küreselleşmenin olumsuz sonuçlarının Anayasa’nın değiştirilmeyecek hükümlerine sıkı sıkıya bağlılıktan geçtiğini ifade etti. Mesajında 30 Ağustos Zaferi’nin ardından geçen 83 yıl boyunca ulus olarak "çok zor ve çalkantılarla dolu" bir süreçten geçildiğini ifade eden Özkök, "Bu süreçte, bizi ilerlemekte olduğumuz yoldan çıkarabilecek çok sayıda engelle karşılaştık. Zaman zaman özgüvenimizi yitirmek üzere olduğumuz noktalara yaklaştık. Ancak her defasında da ulus olarak bu engelleri başarıyla aşarak, Büyük Atatürk’ün gösterdiği istikamette kalmayı başarabildik" dedi.
Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyada çeşitli iç ve dış problemlerle karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Özkök, "Ancak, bu durum hiçbirimize karmaşık ve çözümsüz görünmemelidir. Karşı karşıya kaldığımız problemleri içinden çıkılmaz ve çözümsüz olarak görenlere 83 yıl öncesini bir kez daha okumalarını, o günkü hal ve şartlarla günümüzdekileri karşılaştırmalarını ve ulaşılan başarının itici gücünü keşfetmelerini öneririm. Bu onlara özgüven ve cesaret verecektir" diye kaydetti. Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu en büyük tehdidin, "içeriden ve dışarıdan maksatlı olarak yapılan menfi psikolojik harekat uygulamaları" olduğu uyarısında bulunan Özkök, benzer uygulamaların 83 yıl önce de olduğunu hatırlatarak, "Ancak, 83 yıl önceki kadro, ülkü birliğini sağlayıp, farklılıkları bir yana koyarak mükemmel bir ekip çalışması sergileyerek ve doğru hedefe kilitlenerek bu psikolojik saldırıları tümüyle etkisiz kılmıştı" dedi.
Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştiren kadroların, o günlerde karşılaşılan sorunlar için "soğukkanlı, akılcı ve her ihtimali inceden inceye düşünerek" çözümler ürettiğini belirten Özkök, kısıtlı haberleşme imkanlarına rağmen, toplumun sürekli bilgilendirilerek, çözümlerin halkla birlikte uygulandığına dikkat çekti. Atatürk’ün, "Bir milletin ki siyasi terbiyesinde, sosyal terbiyesinde, vatan sevgisinde noksan vardır, öyle bir millet, egemenliğini lüzumu derecede kuvvetle elinde tutamaz" sözünün gelecek nesillere ışık tutması gerektiğini belirten Özkök Türk Kurtuluş Savaşı’nın diğer uluslara da örnek olduğunu kaydetti. 30 Ağustos Zaferi’nin Türk tarihinin en görkemli zaferlerinden birisi olduğunun altını çizen Özkök, "30 Ağustos Zaferi; ’bağımsızlık’ hedefine kilitlenmiş bir ulusun, yokluk içinde olmasına rağmen, azim ve kararlılıkla, karşısındaki büyük gücü eriterek askeri açıdan ulaştığı son noktayı ifade etmektedir" dedi.
Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasının ardından çağdaş Türkiye’nin temellerinin atıldığını kaydeden Özkök, "Zedelenen ulusal onur bu zaferle tekrar onarılmış ve Türk ulusunun çağdaşlaşma yolunu aydınlatan ve ulusu modern çağın gerektirdiği siyasi, hukuki, ekonomik ve sosyal alandaki reformlarla buluşturan Türk Devriminin meşalesi yakılmıştır" dedi. Son dönemde artan terör olayları nedeniyle şehitler verdiklerini, her bir şehidin acısının içlerinde olduğunu söyleyen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök, "Bu mücadelede TSK’nın hedefi, bölücü terör örgütünün yanlış ve habis politik hedefini ve bu hedefe ulaşmak için uyguladığı terör eylemlerini terk ederek, Türkiye Cumhuriyeti’nin kanunlarına ve ulusun merhametine ram olmasını sağlamaktır" dedi.
Orgeneral Özkök karşı karşıya oldukları bu sorunlar yumağının TSK personelinin her açıdan daha uyanık, eğitimli, kararlı ve güçlü olmasını gerektirdiğini belirtti. Özkök, "TSK personelinin son zamanlarda çok daha yoğun olarak, aileden ve sosyal çevreden uzakta, görev odaklı, ağır stres altında, yüksek konsantrasyonlu ve tempolu bir çalışma içinde olduğunu biliyorum. Ancak unutmayınız ki ülkemiz bu özverili çalışma sayesinde bu zor coğrafyada bekasını muhafaza ederek bugünlere ulaşabilmiştir" diye konuştu. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök daha sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çeşitli kademelerinde ve yurdun her kesiminde ifa ettikleri hizmetlerle silah arkadaşları arasında temayüz eden Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na, Orgeneral Fevzi Türkeri’nin Jandarma Genel Komutanlığı’na geçen yıl atandıklarını, bu görevlerinde birer yılı üstün başarıyla tamamlayarak Türk Silahlı Kuvvetleri Şeref Madalyası ile ödüllendirilmeye layık görüldüklerini bildirdi. Ayrıca Korgeneral Ergin Saygın, Koramiral Muzaffer Metin Ataç ve Korgeneral Aydoğan Babaoğlu’nun Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çeşitli kademelerinde özverili ve başarılı çalışmalar yaptıklarını ve bir üst rütbeye yükseltilerek TSK üstün Hizmet Madalyası’yla ödüllendirildiklerini belirten Özkök komutanlara madalyalarını verdi.
Beş Yüz Altmış Sekizinci Bölüm: 26.08.2005 tarihli YENİÇAĞ gazetesinde çıkan “Barzani’nin Kürt Devleti Rüyası” başlıklı bir haberde, ABD'nin desteğinde Kuzey Irak'ta bağımsız bir Kürt Devleti kurma hayallerinin gerçekleşeceği günü iple çektiğini belirten Barzani, isteğinin vasiyeti niteliğinde olduğunu açıkladı. Barzani, bunu yaşadığı süre içinde görmenin en büyük isteği olduğunu belirtti. İşgalci güç ABD'nin Irak'ta kalması gerektiğini savunan Barzani, "Amerikan ordusu, Irak’tan çekilmesi durumunda ülke harabeye döner" dedi. Irak'ı işgal ederek yüzbinlerce masum insanın kanına giren Amerika ile işbirliği içinde çalıştıklarını söyleyen Barzani, onların yardımı sayesinde savaşta başarılı olduklarını anlattı. Irak Anayasası’nın İslami esaslara göre olmayacağını anlattan Barzani şunları söyledi: "Bizim düşüncelerimize saygı gösterilmesi için çaba sarf ediyoruz. Hiçbir geri adım atmayız ve Irak’ın İslami bir devlet olmasını kabul etmeyiz"
Washington yönetiminin, bir numarılı adamlarından Kürt aşiret reisi Barzani hayalini bu sözlerle dile getirerek, işgalci güç ABD ile sağlam temeler üzerinde işbirliği yaptıklarını söyledi. Emperyalist güç ABD'den aldığı destekle Kuzey Irak'ta bağımsız Kürt devleti kurmayı hayal eden Irak Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesut Barzani, İtalyan gazetesi Rebublica'ya vasiyet niteliğinde açıklamalarda bulundu. "Umut ediyorum ki yaşadığım süre içinde bağımsız Kürdistan’ı görürüm" diyen aşiret reis Barzani, Kerkük'ün 'Kürt şehri' olduğunu yineledi. Kürdistan'ın ne zaman kurulcağını bilmediğini ifade eden Barzani, "Hak bildiğimiz hiçbir husus üzerine pazarlık yapmayız" diyerek meydan okudu. Silahlı güçleri peşmergenin dağıtılarak merkezi orduya bağlamayacaklanı söyleyen Barzani, Kürtlerin bağımsızlık için büyük kurbanlar verdiğini savundu. Irak'ın İslami bir devlet olmasını istemediğini savunan Barzani, ABD ile sağlam temeller üzerinde işbirliği yaptıklarını, onların yardımı sayesinde savaşta başarılı olduklarını söyledi.
ÇABULCUNUN KRMIZI ÇİZGİLERİ
1- Bağımsız Kürdistan'dan taviz yok
Iraklı Kürtlerin yüzde 96'sının bağımsızlık istediğini savunan Barzani: Hak bildiğimiz hiçbir husus üzerine pazarlık yapmayız.
2-Peşmerge olmazsa olmaz
Barzani: Peşmergeleri hayali Kürdistan'ın ordusu olarak düşünen Barzani: Peşmergeler kalmak zorundadır. 'Kürdistan’ı savunmak için peşmergelerin kalması şarttır.
3- Kerkük'ten vazgeçilmeyecek
Aşiret reisi: Kerkük, 'Kürdistan’ın bir şehridir. Kürt halkı, ister seçimler olsun, ister referandum olsun tüm imkanlarını Kerkük’ün ’Kürdistan’a katılması için kullanır.
|