Derin Noktalar

Beş Yüz Kırk İkinci Bölüm: 10.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, Başbakan Erdoğan, "aydın"lar heyetini Başbakanlık Konutu’nda kabul etti. Başbakan, ilk konuşmayı yaptığı görüşmede, Türkiye gibi büyük bir ülkenin dünden miras aldığı ve bugün bunlara küreselleşme ile yenileri eklenen sorunları aşma gücünün her zaman var olduğunu bildirdi. Erdoğan, bir süre önce yayınladıkları bildiriyle terör örgütü PKK’ya "silah bırakma" çağrısı yapan bildiriyi imzalayan ve kendilerine "aydın" diyen bir grubu başbakanlık yeni binada kabul etti. Kabulde, İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Gencay Gürsoy, yazar Adalet Ağaoğlu, gazeteci-yazarlar Ali Bayramoğlu, Ahmet Hakan Coşkun, Oral Çalışlar, Mustafa Karaalioğlu, Nuray Mert, eski İstanbul Barosu Başkanı Yücel Sayman, Yılmaz Ensaroğlu, Osman Kavala, Tayfun Mater, Hakan Tahmaz, hükümet tarafından ise Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Devlet Bakanı Beşir Atalay, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış, milletvekilleri Ömer Çelik, Hüseyin Besli, İhsan Arslan, Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer, Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Hasan Fendoğlu, Başbakanlık İnsan Hakları Kurulu Başkanı Vahit Bıçak, Başbakan Danışmanları Nabi Avcı, Yalçın Akdoğan ve Akif Beki yer aldılar.

Başbakan Erdoğan, hükümet olarak toplumun her kesimiyle diyalog içerisinde olmaya görev geldiklerinden bu yana özel bir önem verdiklerini kaydetti. Özellikle demokrasi ve toplumsal barış konusunda inisiyatif alan bir grup düşünce adamı ve aydınların temsilcilerini Başbakanlık’ta ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti: ’’Türkiye gibi büyük bir ülkenin dünden miras aldığı ve bugün bunlara küreselleşme ile yenileri eklenen sorunları aşma gücü her zaman var, millet olarak var ve dayanışma içerisinde, birlik ve beraberlik ile ortaya koyduğumuz güç olarak var. Tüm bu sorunları aşarken ise demokratikleşme ve toplumsal barış ve ilke bütünlüğümüzü esas aldığımızı ifade etmek istiyorum. Hükümetimiz, dinamik bir demokratikleşme projesini esas alan ve kurucu bir hükümet olarak göreve başladı. Türkiye’nin kendi insanını daha iyi yaşam şartlarına kavuşturması ve dünyadaki gelişmelerin merkezinde yer alması için değişimin kaçınılmaz olduğuna inanıyoruz. Demokrasiyi, temel hak ve özgürlükleri esas alan bir değişim programını kararlılıkla uygulamaya devam ediyoruz.

Türkiye’deki her türlü sorunun çözümünün de daha çok demokrasi ve daha çok refah perspektifinden geçtiğine inanıyoruz. Bu yaklaşımımızla Türkiye’nin tüm sorunları için yeni ve beyaz bir sayfa açtık.’’ "Şiddete başvurmak ve şiddet ortamını meşru göstermenin kabul edilemeyeceğini" kaydeden Erdoğan, demokratik yollarla yapılacak çalışmalara hiçbir zaman karşı olmadıklarını söyledi. Bu çerçevede barış inisiyatifi alan aydınlarla gurur duyduğunun belirten Erdoğan, Türkiye’nin dünden miras aldığı sorunlara, küreselleşme sorunlarının da eklendiğini anlattı. Türkiye’nin dünden miras aldığı sorunlar ile bunlara küreselleşme ile eklenen sorunları aşma gücü olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, bu sorunları aşarken, toplumsal barış, demokrasi ve ülke bütünlüğünü esas aldıklarını vurguladı. Yaşanan sorunları yok sayma anlayışında olmadıklarının altını çizen Başbakan Erdoğan, adı ne olursa olsun, her türlü sorunun daha fazla reform, daha fazla demokrasi ve daha fazla refah ile çözüleceğine inandıklarını kaydetti.

Erdoğan, ’’Bu sorun ve şu anda adını saymadığımız tüm siyasal, ekonomik ya da kültürel sorunlar, ülkenin genel prensiplerinden ayrıştırılmamalıdır. Hepsi, büyük demokratikleşme şemsiyesi altında, demokratik cumhuriyet prensipleri içerisinde ve Anayasal düzen dairesinde ele alınmalıdır’’ diye konuştu. Erdoğan, yaptığı konuşmada, Türkiye’nin tüm sorunlarının çözülmesi için yeni bir sayfa açtıklarını söyledi. Erdoğan, hükümetin işbaşına gelişinin de aynı zamanda tüm sorunlar için ’’yeni bir başlangıcın tarihi’’ olduğunu dile getirdi. Demokrasinin, tüm toplumsal sorunların çözüm mekanizması olarak var olduğunu ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti: ’’Türkiye’de dinamik bir demokrasinin işlediği inancındayız. Bu nedenle herhangi bir toplumsal sorunu bahane ederek şiddete başvurmak ya da şiddet ortamını meşru göstermeye çalışmak, hiçbir şekilde kabul edilmeyecek bir yaklaşımdır.

Her türlü toplumsal talep, demokratik cumhuriyet ve Anayasal düzen ilkeleri içinde çözüm arama hakkına sahiptir ama Anayasal düzenle ya da demokratik cumhuriyet düzeni ile çakışan bir hak arama yolu ya da mekanizması olamaz. Herhangi bir toplumsal hakkı şiddet yoluyla aramaya çalışanların, en çok temsil ettiklerini iddia ettikleri toplumsal kesimi ve haklarını zarara uğrattıkları açıktır. Terör örgütü hiç bir şekilde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bir kısmının ya da demokratik haklarından bazılarının temsilcisi olarak kabul edilemez. Bugün, kürt kökenli vatandaşlarımıza en büyük zarar, bu örgüt tarafından maalesef verilmektedir. Bu kürt kökenli vatandaşlarımızla kesinlikle birbirinden ayrıştırılması gerektiğini bir kere daha söylüyoruz. Kürt kökenli vatandaşlarımıza ya da geçmişte başka toplumsal gruplara dönük olarak yapılmış olarak kimi siyasi ya da idari yanlışlıkların yok sayılması ne kadar yanlışsa, bunlar bahane edilerek şiddet, terör ortamı oluşturulması da o kadar yanlıştır.’’

Türkiye gibi büyük bir tarihin mirasçısı olan bir devlette hayatın doğal işleyişi içerisinde pek çok etnik, kültürel, siyasi ve ekonomik sorunun çıkabileceğini dile getiren Başbakan Erdoğan, fakat tüm bu sorunların ayrışmanın değil daha çok kaynaşmanın vesilesi olarak ele alınması gerektiğini belirtti. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ’’Bu bakımdan her soruna illaki bir ad koymak gerekiyorsa, kürt sorunu da bu ülkede ayrılıkçılık, şiddet ya da toplumsal barışı bozan yöntemler yoluyla ele alınabilecek bir sorun değildir. Bu sorun ve şu anda adını saymadığımız tüm siyasal, ekonomik ya da kültürel sorunlar, ülkenin genel prensiplerinden ayrıştırılmamalıdır. Hepsi, büyük demokratikleşme şemsiyesi altında, demokratik cumhuriyet prensipleri içerisinde ve Anayasal düzen dairesinde ele alınmalıdır.

Adına ister kökeni kürt vatandaşlarımızın toplumsal talepleri deyin, ister Güneydoğu sorunu deyin, isterseniz kürt sorunu deyin bu olguyla terör arasında bağ kurmaya çalışanlar, karşılarında her etnik kökenden Türk vatandaşını veya Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını, yani topyekün milletimizi bulacaklardır. Bu konuda milletimiz bir ve bütündür. Bu bakımdan iki prensibimizi tüm açıklığıyla ortaya koyuyorum; birincisi, hiç bir sorunu görmezden gelmek, yok saymak, tarihi ve toplumsal dinamiklerinden kopararak karikatürize etmek ve kaba yaklaşımlar içerisinde boğmak gibi bir tutumu asla benimsemiyoruz.

Toplumda var olan sorunları yok saymayı, demokrasinin en büyük düşmanı olan bir siyasal mühendislik çabası olarak değerlendirdiğimizi özellikle ifade etmek istiyorum. Toplumda var olan her sorunu gerçek kabul ediyor ve bu sorunları demokratik cumhuriyet sistemi ve Anayasal düzen içerisinde daha çok demokratikleşme, daha çok reform yoluyla çözülmesi yöntemini benimsiyoruz. Bu bakımdan kürt sorunu ya da daha pek çok başka sorun, bizim için demokratikleşme sorunudur. İkincisi ise toplumda var olan sorunları bahane ederek şiddet ortamı oluşturmaya çalışanlara, masum vatandaşlarımızı katledenlere, kahraman güvenlik güçlerimizi şehit edenlere, hiç bir müsamaha içerisinde olmayacağımızı bir kere daha kararlılıkla ifade ediyoruz.’’

Hükümet olarak bölge milliyetçiliğini, AK Parti’yi kurdukları andan itibaren kırmızı çizgilerden biri olarak kabul ettiklerini ifade eden Erdoğan, terörle mücadele ederken terörün istismar ettiği demokratikleşme eksikliklerini ve ekonomik dengesizlikleri beraber ele aldıklarını söyledi. Başbakan Erdoğan, bunun yanında etnik milliyetçiliğin de her zaman karşısında olduklarını belirterek, ’’bu konuda yıllar içerisinde alınmayan mesafeyi bir kaç yılda alan işler gerçekleştirdiğimizi de bütün belgeleriyle açıklamaya hazırız’’ dedi. Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin, mevcut sorunları ile yüzleşebilecek tarihsel ve siyasal cesarete ve öz güvene sahip bir ülke olduğunu vurgulayarak, ’’Bu sorunları yok sayarak değil, bunları milletimizin engin basireti ile aşarak geleceğe emin adımlarla yürüme azmindeyiz’’ diyerek sözlerini tamamladı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabul edilen grubun sözcüsü Gencay Gürsoy, herhangi bir grubun, eylem çerçevesinin aracısı olmadıklarını iddia etti. Gürsoy, Başbakanlık’ta yapılan toplantıda, ’’Türkiye’de tırmanan şiddet olaylarına karşı bir önlem alınabilir mi?’’ motivasyonuyla hareket eden bir grup olduklarını öne sürerek şunları söyledi: ’’Kendilerini aydın olarak niteleyen bir grup değiliz. Bu ifade bizim dışımızda kullanılmıştır. Biz sadece bu tırmanışa karşı endişelerini dile getirmek ve bunu sizlerle, hükümetle paylaşmak üzere oluşmuş bir yurttaşlar grubuyuz. Bizim girişimimiz, bir basın açıklamasıyla başladı. 150 kişinin imzasını taşıyan bir basın açıklamasıydı. Bu sayı, internet çerçevesinde devam ederek bin civarına ulaştı. Bizim girişimimizi izleyen nokta, içerisinde 264 Kürt asıllı yurttaşımızın imzasıyla bizim metnimizin, endişelerimizin paylaşıldığı bir basın açıklaması daha yapıldı. Gerek imza sahiplerinin örgütsel özellikleri dikkate alındığında, gerekse sayının artması dikkate alındığında, daha geniş bir temsiliyetin olduğunu ifade etmek lazım. Demek ki, bizim 150 imzayla sınırlı olmayan endişeyi paylaşan geniş bir kamuoyu, bu girişimin arkasında var.’’

Şiddet ortamının durmasının temel koşulu olarak eylemlerin durması gerektiğini ifade ettiklerini hatırlatan Gürsoy, silahlı eylemlere ön koşulsuz ve derhal son verilmesi gerektiğinin altını çizdiklerini belirtti. Gürsoy, ’’İkinci vurgu yaptığımız nokta, şiddet eylemlerinin durmasıyla birlikte, doğal olarak gereksiz hale gelecek asayiş tedbirlerinin hemen arkasından siyasi otoritenin bu sorunu geniş çerçevede çözmek, sizin buyurduğunuz gibi demokratikleşme çerçevesini genişleterek çözmek, toplumsal hayata mümkün olduğu kadar yasal olanaklar çerçevesinde katılımı artırmak üzere girişimlerde bulunulması hükümetten talebimiz’’ diye konuştu. Aynı konuya ilişkin 11.08.2005 tarihli AA kaynaklı bir haberde de; Kapatılan DEP'in eski milletvekilleri Leyla Zana ve arkadaşları, ''Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Kürt sorununu yok saymıyoruz' çıkışını, cesur, gerekli, anlamlı ve önemli bulduklarını'' kaydetti. Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Selim Sadak, yaptıkları ortak yazılı açıklamada, hükümetin, ''kalıcı barışın sağlanması ve herkesin demokratik toplumsal hayata katılabilmesine yönelik çağrısının'' dün Başbakanlık'taki görüşmede yeni bir anlam ve önem kazandığını ifade etti.

Zana ve arkadaşları, Başbakan Erdoğan'ın, ''Türkiye kendi sorunlarıyla yüzleşecek özgüven ve cesarete sahiptir. Kürt sorununu yok saymıyoruz. Kürt sorununun bir demokratikleşme sorunu olduğuna inanıyoruz'' tespitinin, Cumhuriyet tarihinde geleneksel devlet politikalarındaki bir ''ezberi bozduğunu'' düşündüklerini dile getirdi. Ancak geçmişte, yöneticilerin olumlu söylemlerine rağmen yaşanan acıların unutulmadığını ifade eden Leyla Zana ve arkadaşları, Erdoğan'ın, ''Kürt sorununu yok saymıyoruz'' çıkışını, cesur, gerekli, anlamlı ve önemli bulduklarını bildirdi. Leyla Zana ve arkadaşları, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözülmesinin, Türkiye'nin toprak bütünlüğünü ve ortak değerleri koruyacağını, kardeşlik, dostluk ve sevgi duygularını pekiştireceğini kaydetti.

Beş Yüz Kırk Üçüncü Bölüm: 10.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, Terör örgütü PKK’nın yöneticilerinden Mustafa Karasu, ABD’nin Irak’ta kendilerine karşı yer alamayacağını, bir kayıp verdiklerinde bunu kendi kamuoyuna izah edemeyeceğini öne sürdü. Karasu, Kuzey Irak’ta hiç kimseden izin almadan 20 yılı aşkın süreden bu yana faaliyetlerini sürdürdüklerini, bölgedeki Kürt grupların onayı olmadan Türkiye’nin Kuzey Irak’a harekat yapamayacağını iddia etti. Karasu, PKK çizgisinde Avrupa’da yayın yapan "Özgür Politika" gazetesine konuştu. Karasu, Kürt sorununun eskisi gibi ele alınamayacağını ileri sürerken, Başbakan Erdoğan’ın aydınlarla görüşerek, Diyarbakır’a gitmesinin ardından ekonomik sorunların gündeme getirileceğini iddia etti. Son gelişmeleri "aldatmaca" olarak nitelendiren Mustafa Karasu, Diyarbakırlıların cuma günü Başbakan Erdoğan’a ilgi göstermemesi gerektiğini savundu. Karasu, ABD, Türkiye ve Irak Hükümeti’nin ikinci kez yapılan üçlü görüşmeye ilişkin, şöyle dedi:

“ABD’nin ve Irak’ın, hareketimiz üzerinde pazarlık yapma yerine, Kürt sorununun demokratik çözümü yönünde pozitif rol almasını doğru buluyoruz. Pazarlıklardan hiçbir sonuç çıkmaz. Türkiye ABD’nin desteğini alsa da sınır ötesi operasyon yapamaz. Irak Kürdistan Demokrat Partisi ve Kürdistan Yurtsever Birliği’ni yanına alırsa belki böyle bir operasyona girişebilir. Ancak, sınırlı bazı harekatlar ve hava saldırıları yapabilir. ABD, bizi karşısına alarak herhangi bir kayıp verdiğinde bunu kendi kamuoyuna izah edemez. 20 yıldan fazladır burada, kimseden izin almadan kalıyoruz."

Beş Yüz Kırk Dördüncü Bölüm: 10.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, Irak’ta Kerkük Ulusal Meclisi gündemini uzun süre meşgul eden sandalye krizi, Kürt, Arap ve Türkmen milletvekillerinin bir araya gelmesiyle çözüme kavuştu. Valilik binasındaki görüşmede sağlanan anlaşma ile Türkmen ve Arap milletvekilleri, Meclis’e geri döndü. 41 sandalyeli Meclis’te Türkmenlerin koltuk sayısı yine azınlıkta kaldı. 26 sandalye ile çoğunluğu Kürt milletvekilleri oluştururken geri kalan 15 sandalyeyi Türkmen ve Arap milletvekilleri paylaştı.

Beş Yüz Kırk Beşinci Bölüm: 10.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, ABD Başkanı George Bush, Amerikan Senatosu’nun tatilde olmasından faydalanarak, anayasal yetkisini kullandı ve ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Eric Edelman’ı ABD savunma bakan yardımcılığına resmen atadı. ABD Başkanı Bush’un atamasıyla Edelman, ABD Savunma Bakanlığı’nın ’’üç numarası’’ konumundaki Douglas Feith’ın yerine geçecek. Edelman, Ankara’da Temmuz 2003 ile Haziran 2005 arasında büyükelçilik yapmıştı. Bundan önce ise Edelman, ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin ulusal güvenlik konularındaki yardımcısıydı.

Beş Yüz Kırk Altıncı Bölüm: 10.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, PKK’ya silah bırakma çağrısı yapan aydınlarla bir araya gelen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ’’Kürt sorunu, ayrılıkçı şiddet ya da barışı bozma suretiyle ele alınacak bir sorun değildir’’ dedi. Toplumsal sorunları bahane ederek şiddete başvurmanın çözüm olmayacağını vurgulayan Erdoğan, "bütün sorunlar demokrasi şemsiyesi altında anayasal düzen içinde ele alınmalı" dedi. Başbakanlık yeni binada yapılan Başbakan Erdoğan-aydınlar toplantısında da bir konuşma yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, PKK’yı kastederek, "toplumsal hakkı şiddet yoluyla arayanlar, toplumsal kesimleri ve hakları zarara uğratır" dedi. Erdoğan, Türkiye’de dinamik bir demokrasinin varolduğunu vurgulayarak, Kürt sorunu ile terör arasında bağ kurmaya çalışanların, karşılarında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını ve milleti bulacaklarını söyledi.

’Hükümet olarak hiçbir sorunu görmezden gelmek, yok saymak tutumları benimsemediklerini’ vurgulayan Erdoğan, "toplumda varolan her sorunu gerçek kabul ediyoruz. Hükümet olarak bölge milliyetçiliğini kırmızı çizgilerimizden kabul ediyoruz" diye konuştu. Toplumda varolan sorunları bahane ederek şiddet oluşturanların, masumları katledenlerin ve askerleri şehit edenlerin karşısında olduklarını vurgulayan Başbakan Erdoğan, "Kürtlere en büyük zararı PKK örgütü vermiştir" dedi. Erdoğan, etnik milliyetçiliğin her zaman karşısında olduklarını da kaydetti. Başbakan Erdoğan’ın konuşmasının ardından grup adına söz alan İstanbul Tabipler Odası Başkanı Gencay Gürsoy ise, imzaladıkları bildiriyi hatırlatarak PKK’yı silah bırakmaya çağırdıklarını söyledi. "Türkiye’de bir Kürt sorunu olduğunu kabul etmek lazım" diyen Gürsoy, sorunun çözümünün demokratikleşme çabaları içinde gerçekleşmesi gerektiğini belirtti. Gürsoy, "bu 150 imzayla sınırlı kalmayan, endişemizi paylaşan geniş bir kamuoyu var. Ancak hayati çağrımıza şiddet eylemi sahiplerinden ciddi bir cevap gelmedi" ifadelerini kullandı.

Beş Yüz Kırk Yedinci Bölüm: 10.08.2005 tarihli İNTERNETHABER web sitesinde çıkan bir haberde, PKK'nın en azgın dönemlerinde Güneydoğu’da görev yapan Hurşit Tolon, AK Parti'ye sitem dolu mesajlar gönderdi. Tolon'un isyanı şu... Hürriyet Gazetesi'nde yer alan habere göre, PKK terörünün en azgın dönemlerinde Güneydoğu’da görev yapan Orgeneral Hurşit Tolon, 19 Ağustos’ta 1’inci Ordu Komutanlığı’ndan emekli oluyor. Tolon Paşa, ‘Orgeneral üniformamı çıkardıktan sonra üniformasız nefer olarak terörle mücadelenin içinde yer alacağım’ dedi. Birinci Ordu Komutanlığı’ndan 19 Ağustos’ta emekliye ayrılıp Ankara’ya yerleşecek olan Orgeneral Hurşit Tolon, ‘Terör ve teröristle mücadeleyi bugüne kadar üniformalı sürdürdüm. Orgeneral üniformamı çıkardıktan sonra üniformasız nefer olarak terörle mücadelenin içinde yer alacağım’ dedi. Güneydoğu’da PKK terörünün en azgın olduğu dönemlerde görev yapan Tolon, o günkü yetkililerle bugünkülerin karşılaştırılmasının bile yapılamayacağını belirtti.

Abdullah Öcalan’ın 16 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirilmesinden sonra İmralı Adası’nın da sorumluluğunu üstlenen, duruşmaların sağlıklı bir ortam içinde yapılması için her türlü önlemi alan Tolon, Birinci Ordu Komutanlığı’da düzenlenecek törenle 19 Ağustos’ta silah arkadaşlarına veda edecek. Tolon’un, emekliye ayrılacağı gün düzenlenecek devir-teslim töreninde de önemli mesajlar vereceği bildirildi. Hürriyet’te yayımlanan askerlerin kısıtlanmış yetkilerini içeren’Sitemin 7 nedeni’ başlıklı haber için teşekkürlerini ileten Tolon, şunları söyledi: ‘Bu böyle olmaz. Şehit cenazelerinin geldiği bölgede de görev yaptım. O günün koşullarını da, bugünkünü de, yetkileri de biliyorum. Kısıtlanmış yetkililerle mücadele sürdürülmeye çalışılıyor. Yol kontrolü yapamayacaksın, aracın içini arayamayacaksın, operasyona çıkamayacaksın. Türkiye’nin dört bir yanına şehit cenazeleri gidiyor. Yetkileri alınan, ölen insanlardan operasyon yapması isteniyor.’

Genelkurmay Başkanlığı’nda düzenlenen toplantıda, Başbakan Tayyip Erdoğan’a ‘Terörle Mücadele Birimi’ kurulmasının önerildiğini, Başbakan’ın da bunu benimsediğini kaydeden Tolon, şöyle konuştu: ‘Ancak daha sonra böyle bir birime ihtiyaç olmadığı açıklaması yapıldı. Biz hálá ‘terörle mücadele’ ile ‘teröristle mücadele’yi karıştırıyoruz. Terörle mücadele hükümetin alacağı kararlarla yürütülür. Örneğin, Bayındırlık, Sağlık bakanlıklarında terörle mücadele birimi var mı? Demokrasinin beşiği olarak nitelendirilen ülkede, terörü övenin bile ömür boyu hapsedilmesi gündemde. Oysa ülkemizde terörü övmek serbest. Böyle bir mücadele olur mu?’ dedi.

Beş Yüz Kırk Sekizinci Bölüm: 11.08.2005 tarihli HALKA VE OLAYLARA TERCÜMAN gazetesinde çıkan “BM Himayeli PKK Kampı” başlıklı bir haberde, Terör kampında Birleşmiş Milletler lüksü... Mahmur'da bölücü başı posteri önünde BM parasıyla bilardo keyfi ULUSLARARASI AFP Ajansı, Kuzey Irak'taki PKK gerçeğini gözler önüne koydu. Ajansın Mustafa Özer imzasıyla geçtiği fotoğraflarda Musul ile Erbil arasındaki BM denetimindeki Mahmur Kampı'nda duvarlarda Abdullah Öcalan fotoğrafları görülüyor. Ayrıca bir binada Türkiye'deki çatışmalarda hayatını yitirmiş PKK militanlarının fotoğrafları sergi halinde duvarlara asılmış ve kamptakiler tarafından ziyaret ediliyor. Türkiye'nin geçen hafta ABD ile yaptığı görüşmelerde Mahmur Kampı'nın kapatılmasını istenirken, PKK'lı bir grup, bu kampa daha fazla uluslararası destek verilmesi için açtıkları web sayfasında yardım istedi.

Hakkari ve Şırnak'ın sınır kesimlerinde yaşayan ve PKK'nın çağrısı üzerine 1984 yılında Kuzey Irak'a geçen 12 bin kişilik gruba Birleşmiş Milletler, uzun süre destek verdi. Mesut Barzani liderliğindeki Irak Kürdistan Demokrat Partisi'nin ve bölgede bulunan PKK'nın izinsiz kimseyi yaklaştırmadığı Mahmur Kampı'ndan geçen süre içerisinde bazı aileler dönerken, halen 10 bini aşkın kişi burada yaşamlarını sürdürüyor. PKK'nın Kuzey Irak'taki en önemli noktalarından biri olarak kabul edilen, zaman zaman Amerikalı ve bazı yabancı heyetler tarafından ziyaret edilen Mahmur Kampı'nın kapatılması için Türkiye'nin yaptığı girişimler bugüne kadar sonuç vermedi. PKK'ya ait internet sitelerinde Mahmur Kampı'nda kalanlara daha fazla uluslararası yardım sağlanması için link adresi verilen Mahmur Kampı'na Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin belli dönemlerde yiyecek ve giyecek yardımı yaptığı da belirtildi.

İngilizce, Kürtçe ve Türkçe yayın yapan internet sitesinde kampta kalanların yüzde 60'ını kadın, erkek, yaşlı ve çocuk yaş sınırının üzerindeki yaşlardan oluştuğu, yüzde 40'ının çocuk yaş sınırında olduğu belirtildi. Hazırlanan raporda, 37 'öğretmenin' 4 bin 200'ün üzerinde çocuğu 'eğittiği', okul olarak topraktan yapılan kerpiç yapıların kullanıldığı, Kürtçe matematik, fen ve sosyal bilgiler dersi verildiği, BM'nin defter, kalem gibi okul malzemelerinin bir bölümünü karşıladığı kaydedildi. Yine BM'nin desteği ile 1999 ve 2000 bin yılında 8'er, 2001 yılında 14 derslik olmak üzere 3 okul binası yapıldığı ileri sürüldü.

Beş Yüz Kırk Dokuzuncu Bölüm: 12.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, ABD Başkanı Bush, yeni Irak anayasasının, bu ülkede barışın sağlanması için “çok önemli bir adım” olduğunu söyledi. Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ve Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ile dün biraraya gelen Bush, toplantının ardından Teksas eyaletinin Crawford bölgesindeki çiftlik evinde düzenlediği basın toplantısında, “anayasanın Irak’taki durumun istikrara kavuşması, daimi bir hükümet kurulması ve Amerikan askerlerinin geri çekilmesi için önemli bir adım olduğunu” belirtti. “Anayasanın yazılacağını ve 15 Eylül’de hazır olacağını düşündüklerini” belirten Bush, “bunun üzerinde çalıştığını” da kaydetti. Başkan Bush, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun İran’ın nükleer programıyla ilgili dün oybirliğiyle onayladığı tasarıda, İran’a nükleer çalışmalarını durdurması yönünde uyarı yapmasının, “olumlu bir ilk adım” olduğunu da söyledi.

Bush, ABD’nin stratejisinin AB ülkeleriyle çalışmak olduğunu, ”böylece İran’ın nükleer silah üretme arzularıyla ilgili onlarla konuşan ortak bir ses duyacağını, UAEK’nın olumlu ilk adımını takdir ettiğini” kaydetti. ABD Başkanı Bush, ayrıca Eylül’de BM’nin genel toplantısı için İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’ın New York’a gelebileceğini söyledi. Ahmedinecad’ın 1979 yılında İslam Devrimi sırasında Tahran’daki Amerikan Büyükelçiliği baskınında yer aldığı iddialarını halen araştırdıklarını söyleyen Bush, “Kişilerin gelmesine ve toplantılara katılmasına izin verilmesi için BM ile anlaşmamız var. Ahmedinecad’ın BM toplantıları için orada olacağını düşünüyorum” diye konuştu. Öte yandan, son günlerde Irak’taki Amerikan askerlerinin artırılacağı yönündeki haberlerle ilgili bir soru üzerine de Bush, ”askerlerin artırılması ya da azaltılması konusunda hiçbir kararın alınmadığını” belirtti. “Asker sayısını Irak ve Afganistan’daki seçimler için artırmıştık, bu, güvenliği artırmış gibi görünüyordu” diyen Bush, Savunma Bakanı Rumsfeld’in bu ihtimali araştırdığını da söyledi.

Beş Yüz Ellinci Bölüm: 12.08.2005 tarihli İNTERNETHABER web sitesinde çıkan AA kaynaklı bir haberde, Van'daki silahlı karakol baskını ardından tutuklanıp mahkemece 6 yıl hapis cezasına çarptırılan Van eski milletvekili Mustafa Bayram bugün tahliye edildi. Eski Van milletvekili Mustafa Bayram'ın oğlu Hamit Bayram'ın, Van Emniyet Müdürlüğü Bölge Trafik Şubesi'nden kaçırılması olayına karıştıkları iddiasıyla tutuklu yargılanan 9 sanık, 5'er yıl hapis cezasına çarptırıldı. İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya, tutuklu sanıklar Mustafa Bayram, Mecit Bayram, Fırat Acar, Necdet Coşkun, Mehmet Demirel, Kaya Ece, Reşit Unak, Suphi Durmaz ve Recep Delen katıldı.

Tutuksuz yargılanan sanıklar Hamit Bayram, Hecer Bayram ve Hüsnü Özbuz ise duruşmaya gelmedi. Mahkeme heyeti, Mustafa Bayram'ın "teşekkül halinde uyuşturucu ticareti yapmak suçundan" hakkında yeterli delil bulunmadığından beraatına, tutuklu 9 sanığın da "çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve yönetmek" suçundan ayrı ayrı beraatına karar verdi. Heyet, sanıklar hakkında silahlı isyan suçundan cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmışsa da eylemleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, yeni TCK'da yapılan değişiklik gözetilerek ve sanıklar lehine yeni uygulama yapılarak, eylemlerin, "kamu görevlilerine karşı görevlerini yaptırmamak için direnme suçunu" oluşturduğunun anlaşıldığına hükmetti.

Bu çerçevede, suçun işleniş biçimi, suç konusunun önemi, faillerin amaçları, suç, sebep ve saikleri göz önünde bulundurularak, eylemin devlet otoritesini sarsacak nitelikte olması, toplumda yarattığı infial ve meydana gelen tehlikenin boyutları ve ağırlığı nedeniyle uygulamada alt sınırdan ayrılarak, sanıkların 3'er yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verildi. Suçun birden fazla kişi tarafından ve silahla işlenmesini göz önünde bulunduran Mahkeme Heyeti, sanıkların cezalarını önce 6'şar yıla çıkardı, daha sonra duruşmalardaki iyi hallerini göz önünde bulundurarak 5'er yıla indirdi. Mustafa Bayram'ın 8 ay, diğer 8 sanığın ise 13 ay cezaevinde tutuklu kaldıklarını dikkate alan mahkeme heyeti, sanıkların tahliye edilmelerine karar verdi. Mahkeme, tutuksuz yargılanan Hamit Bayram, Hecer Bayram ve Hüsnü Özbuz'un beraatlarına, firardaki sanık İmdat Bayram'ın "gıyabi tutukluluk" halinin ise devamına hükmetti.

Beş Yüz Elli Birinci Bölüm: 20.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararları uyarınca 30 Ağustos´ta emekliye ayrılacak olan Orgeneral Hurşit Tolon, 1´inci Ordu Komutanlığı devir-teslim töreninde, son günlerde Başbakan Erdoğan´ın aydınlarla (!) yaptığı görüşmeden IMF politikalarına kadar birçok konuyu eleştirdi. Orgeneral Tolon, 1´inci Ordu Komutanlığı´nı Orgeneral İlker Başbuğ´a teslim ederken yaptığı konuşmada iç siyasi gelişmelere ilişkin sert mesajlar verdi Konuşmasında çalışmaları sırasında kendisine yardımcı olan kurum ve kuruluşlara teşekkürlerini dile getiren Hurşit Tolon´un daha önce Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök´ün de dile getirdiği gibi, "Ülkemizin her köşesinde büyük bir özveriyle ve azaltılmış yetkilerle güvenlik ve asayişi sağlamaya çalışan kolluk kuvvetlerimize" demesi dikkat çekti.

Görev süresinde yurdun dört bir tarafından gelen gençlerin yetiştirilmesine büyük önem verildiğini anlatan Orgeneral Tolon, ´´Her yöresi değişik güzelliklere sahip yurdumuzun dört bir yanından gelen genç vatan evlatlarının birbirleriyle kaynaştırılarak, karşılıklı sevgi, saygı ve hoşgörü ortamında, yurttaş ve insan olma bilinciyle, şeyhlerin, şıhların, ağaların müridi, kölesi olmama onuru pekiştirilmiş bireyler olmaları, ana hedefimiz olmuştur´´ dedi. Orgeneral Hurşit Tolon, konuşmasında nasıl bir ordu devrettiğini anlatırken, sert mesajlar verdi. İşte Tolon Paşa´nın sözleri:

* Küreselleşme dejenerasyonunda benliğini yitirmemiş,

* Zihninde ve gönlünde sadece kanla ve irfanla kurulan Cumhuriyetimizi, ülke bütünlüğümüzü, ulusal birlik ve beraberliğimizi yaşatan,

* Cehennemler de kudursa, başka tür cumhuriyet sevdalıları da türese, onu sonsuza dek yaşatmaya kesin kararlı,

* Çağdaşlaşma ve kalkınmasının gelişimi için yabancı kaynaklı reçetelere ihtiyaç duymayan, bunu milli varlığında ve gücünde bulan,

* ´Aydınlıkları´, kerameti kendinden menkul, aydınlattıkları çevrenin de kaç lüks olduğu bilinmeyen bir grubun bazı yandaşlarıyla birlikte, kurulurken ulus devlet formu üzerine inşa edilen Türkiye Cumhuriyeti´nin üniter yapısını bozmaya yönelik girişimlerini nefretle kınayan,

* Ata yadigarı topraklarda yıllarca çekilen nice acıdan, kaybedilen masum canlardan, verilen şehitlerden sonra Türk varlığını yok etmek için giriştikleri katliam planlarına uluslararası anlaşmaların verdiği çok açık hakla mani olarak, soydaşlarımızın bekasının, can ve mal güvenliğinin, huzur ve refahın sağlandığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti´nde eşit haklara ve siyasal eşitliğe sahip iki kesimli, Türkiye´nin güvenlik garantisiyle adil ve kalıcı bir barış sağlanmadıkça Mehmetçiğin çekilmeyeceğine inanan,

* Günümüzde dış dünyanın türlü baskı, tehdit, şantaj ve entrikaları yanında o günleri yaşamamış, yaşamış ama unutmuş ya da kendi yakın tarihini yeterince incelememiş olanların çabalarıyla yeniden 19 Temmuz 1974´e döndürülmek istenmesini içine sindiremeyen,

* Sadece ufku görmenin kafi olmadığına, ufkun ötesini de görmek ve bilmek gerektiğine inanan,

* Ülkemizin üniter yapısına, cumhuriyetimizin temel niteliklerine yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı son derece uyanık ve bu evrensel değerlerden asla taviz vermeyecek, koruduğu kutsal emanetleri sonsuza dek hiçbir şartta pazarlık konusu yapmayacak,

* Ettiği yemine sadık, mücadele azim ve iradesinde, halkı ile bütünleşmiş bir ordu teslim ediyorum. Sert mesajlar içeren sözleri izleyenler tarafından ayakta alkışlanan Orgeneral Tolon, askerlerin silahlı kuvvetlerden ayrılmasının şüphesiz kolay olmadığını, 30 Ağustos 2005 tarihinden itibaren de muvazzaf askerlik yaşamının sona ereceğini ve ikinci bir hayata başlayacağını ifade ederek, şu anda bunun hüznü, heyecanı ve mutluluğu içinde olduğunu söyledi.

Orgeneral İlker Başbuğ da, 42 yıl sonra ilk kıta görevini yaptığı 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı´nın ordu komutanlığına atandığını belirterek şöyle konuştu: "1.Ordu Komutanlığı´nın vazgeçilmez ve değişmez görevi, Anayasamızın 3.Maddesi´nde belirtildiği şekilde Türkiye Cumhuriyeti devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diğer bir deyişle üniter ve ulus devlet yapısına ve Atatürk Cumhuriyeti´nin temel niteliklerine yönelik her türlü tehditlere karşı kararlılık ve etkinlikle mücadele edebilecek birlikler yetiştirmeye devam etmek olacaktır" dedi.

Beş Yüz Elli İkinci Bölüm: 21.08.2005 tarihli çıkan bir haberde, Başbakan Erdoğan, İstanbul Park´ta yapılan Formula 1 yarışlarını izledikten sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, Kürt sorununa ilişkin açıklamaları ve terör örgütü PKK´nin eylemsizlik kararı ile ilgili soruları cevapladı. Başbakan Erdoğan, ´´Kürt sorunu farklı bir olaydır, PKK terörü veya terör sorunu farklı bir olaydır. Bunları birbirine karıştırmayacağız. Bunları birbirinden ayıralım. Kürt vatandaşı benim vatandaşımdır. Bunlar birer alt kimliktir. Bu alt kimliği biz kimlikle karıştırmayacağız" dedi. Ülkenin huzuru, mutluluğu için atılması gereken adımları attıklarını dile getiren Erdoğan, "Bu adımı atarken de biz bütün programımızı birilerine göre yapmış değiliz. Ülkemizde bundan 10 yıllarca önce tartışılan şeyler, bunlar, bugün farklı bir zemine oturmuştur.

Bu farklı zemine oturan, özellikle ifade ettiğim Kürt sorunu konusunun çözümünü belirtmek üzere bu adımı attık´´ diye konuştu. Başbakan Erdoğan, bu sorunun sadece bugün konuşulmadığını, geçmişte de farklı siyasi liderlerin konu üzerinde görüşlerini ifade ettiğini vurgulayarak, kendisinin de belediye başkanlığı dönemi ve daha öncesinden de bu konuları konuştuğunu söyledi. Başbakan Erdoğan, "Kürt sorunu benim sorunumdur, derken sadece kendimi ortaya koymadım. Konuşmamı herhalde bazı siyasi liderler duymak istememişler. Bu Türkiye´de herkesin ortak sorunudur. Doğu´da da bir sorun olsa benim sorunumdur, Güneydoğu´da da, Batı´da da, Akdeniz´de, Karadeniz´de aklınıza neresi gelirse ülkenin her yerinde, her metrekaresinde bir sorun olsa, bu Başbakan olarak benim sorunumdur" dedi.

Sorunun sadece günümüzün bir sorunu olmadığını ifade eden Başbakan Erdoğan, ´´Bu ülkenin 72 milyon insanı bir, beraber, dayanışma içinde olmalı. Birbirine nazarlarla bakmamalı. Birbirimizi seveceğiz´´ yorumunu yaptı. Ankara´da ´Aydınlarla (!)´la yaptığı görüşmeye de atıfta bulunan Erdoğan, ´´Ben 12 tane bu ülkenin düşünürü ile aydınıyla oturup konuşuyorum. ´Onlarla görüşmemeliymişim´. Kiminle görüşeceğimi, kiminle oturup dertleşeceğimi, bunun hesabını ben yaparım" diye konuştu.

 

Meclisdeki Hainler

Meclisdeki Hainler


Şemdinli Gerçegi

Şemdinli Gerçegi


Abdullah Öcalan gerçeği

 


© 2002 - 2008  www.Yalniz-Kurt.com