Derin Noktalar
Beş Yüz Yedinci Bölüm: 20.07.2005 tarihli YENİÇAĞ gazetesinde çıkan “Sınır Ötesine Geçeriz” başlıklı bir haberde, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Fried'in "Kuzey Irak farklı askeri güçlerin eylem alanı değil" açıklamasına Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ''un yanıtı sert oldu. "Sınırı geçer, gerekeni yaparız" Kuzey Irak'ta PKK militanlarını besleyip topraklarımıza yollayan ABD,'nin Türkiye'nin operasyon yapacağını anlayınca etekleri tutuştu. "PKK bizim de problemimiz."yalanlarını Orgeneral Başbuğ'un "Ülkeler, karşı ülkelerden yanıt almasalar bile meşru müdafaa haklarıdır" diyerek cevap vermesi karşısında susmak zorunda kaldılar Orgeneral Başbuğ, sınırlarımız boyunca yerleşen PKK militanı sayısının 2 bine ulaştığını ancak ABD'nin buna göz yumduğunu söyledi. PKK'nın lider kadrosunun yakalanması için şimdiye kadar hiç bir şey yapılmadığını da hatırlatan Başbuğ, sorun Irak Hükümeti'nce çözülemediği takdirde Askerimizin sınırı geçip gerekeni yapacağını belirtti.
Müdafaa hakkımız doğar. Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Irak hükümetinin PKK terör örgütü konusunda gerekeni yapmaması durumunda Türkiye'nin meşru müdafaa hakkının doğacağını söyledi. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Fried'in "Kuzey Irak farklı askeri güçlerin eylem alanı değil" açıklamasına Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ''un cevabı sert oldu. Orgeneral Başbuğ, "Irak üzerine düşeni yapmazsa meşru müdafaa hakkımız. Sınır ötesine de geçeriz, yalnız bu ilk seçeneğimiz değil" dedi. Orgeneral Başbuğ,sınırlarımız boyunca yerleşen PKK militanı sayısının 2 bine ulaştığını ancak ABD'nin buna göz yumduğunu söyledi.
ABD söz verdi. PKK'nın lider kodrosunun yakalanması için şimdiye kadar hiç bir şey yapılmadığını da hatırlatan Başbuğ,sorun Irak Hükümeti'nce çözülemediği takdirde Askerimizin sınırı geçip gerekeni yapacağını söyledi. Başbuğ, üç saat süren ''Bölücü Terörle Mücadelede İçinde Bulunulan Sürecin Değerlendirilmesi'' toplantısında, ABD'lilerin PKK ile mücadelede tavır değişikliği içine girdiklerini belirterek ABD'nin PKK'nın lider kadrosunun yakalanması konusunda direkt emir verdiğini de söyledi.
Talebimiz cevaplanmalı. Genelkurmay İkinci Başkanı Başbuğu PKK konusunda Türkiye'nin muhatabının Irak hükümeti olduğunu da vurgulayarak, "bunu görmezden gelmek söz konusu değil. Irak hükümetinin bu konuda ne yapıp da bizim isteklerimize cevap vermesi noktasına geleceğini bilemiyoruz. Bizim isteklerimiz meşrudur. Bizim talebimiz meşrudur" dedi. İlker Başbuğ, "Irak hükümetinin Türkiye'nin talebini yanıtlaması gerekir" ifadesiyle de, Türkiye ile Irak arasında dolaylı yada doğrudan temaslar bulunduğunu ve Irak''tan bu konuda bir karar almasının beklendiğini ima etti.. ''1990'lardaki seviyesine ulaşmaz''. Bu noktada, örgütün yeniden 1990'lardaki seviyesine ulaşıp ulaşmayacağı konusunda Orgeneral İlker Başbuğ, "cevabımız ''hayır'' şeklindedir. Buradaki en büyük dayanağımız, bölge halkının terörden bezmesi ve en büyük zararın örgüt tarafından kendisine verildiğini artık çok iyi anlamış olması, örgütü tekrar eski günlere döndürecek desteği örgüte vermeyecek olmasıdır" dedi. Başbuğ medyanın da PKK'ya destek veren yayınlardan kaçınması gerektiğini söyledi..
Terör örgütünün son durumu. Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, PKK'nın şu andaki durumu hakkında bilgi de verdi. Başbuğ''un açıkladığı rakamlara göre: Türkiye sınırları içinde 1,800 - 1,900 terörist var Yurtdışındaki terörist sayısı 3,300 - 3,700 arasında Kandil dağı bölgesinde 600 - 650 terörist bulunuyor.. Yurtdışındaki teröristlerden 2,200 - 2,450 kadarı Türkiye Irak sınırı boyunca konuşlanmış durumda. Orgeneral Başbuğ, toplantıda örgütün son bir yılda gerçekleştirdiği eylemleri de değerlendirdi: Olayların yüzde 50''si patlayıcı madde ve mayın kullanarak gerçekleştirildi. Olayların yüzde 25''ini uzaktan açılan taciz ateşleri oluşturdu175 adet patlayıcı madde ve mayın kullanımı gerçekleşti. 140 adet patlayıcı madde ve mayın, kullanılmadan güvenlik güçleri tarafından bulundu ve etkisiz hale getirildi..
''PKK’nın yaptığı silahlı propaganda''. Uzaktan komutalı patlayıcı maddeler ve mayınların Saddam ordusundan kalma olduğunu ve Irak''tan geldiğini belirten Başbuğ, "uzaktan komutalı patlayıcı maddeler ve mayınların kullanımındaki artışın ana nedeni, örgütün kendisi için en az riskli eylemi seçmiş olmasıdır" dedi. PKK’nın operasyonlarda güvenlik güçleriyle çatışmadan her zaman kaçındığını, uzaktan açılan taciz ateşleriyle yetindiğini belirten Başbuğ, "örgüt her şeyden önce içinde bulunduğu iç krizi örtmek ve ortadan kaldırmak için, kanlı ancak riski az eylemlere başvurarak, başlangıçta da ifade ettiğim gibi, şiddet kullanarak ülkede ve toplumda korkutma, yıldırma, bezginlik yaratarak amaç ve hedeflerine ulaşmaya çalışmaktadır" diye konuştu. Başbuğ, "biz buna ''silahlı propaganda'' diyoruz. Amaç, şiddete dayanan psikolojik harekat yapmaktır" ifadelerini kullandı.
Beş Yüz Sekizinci Bölüm: 21.07.2005 tarihli bir haberde, Londra Belediye Başkanı Ken Livingstone, Batı´nın Ortadoğu politikalarının, radikal İslamcıların artmasına ve El Kaide gibi terörist grupların güçlenmesine neden olduğunu söyledi. Livingstone, BBC´ye verdiği demeçte Birinci Dünya Savaşı´ndan bu yana Batılı devletlerin yüzyılın en önemli enerji kaynağı petrole hükmetmek için Ortadoğu´ya müdahale ettiğini belirtti. Londra´da düzenlenen intihar saldırılarını kınayan Livingstone, Filistinlileri canlı bomba olmaya yönelten şartları hâlâ hatırladığını söyledi. Livingstone Filistinlilerin durumunu şu sözlerle ifade etti: "Yabancı işgali altında, oy verme hakkından yoksun, kendi meselelerini yürütmekten yoksun... Orda olanlar İngiltere´de olsaydı bizde de birçok intihar bombacısı ortaya çıkardı."
Livingstone´un açıklamaları İngiliz hükümetinin tepkisine yol açtı. İngiltere Başbakanı Tony Blair´in sözcüsü, Başbakan´ın Livingstone´la aynı görüşte olmadığını açıkladı. Blair´in sözcüsü, "Ken Livingstone, Londra´nın seçilmiş bir resmi görevlisi olarak bu trajik zamanlarda Londra´ya önderlik ettiğini hatırlamamıza rağmen aynı zamanda bizim kesinlikle katılmadığmız fikirlere sahip" dedi. Bu bölümle ilgili olarak, Bu şahıs Londra’da faaliyet gösteren PKK’nın Avrupa faaliyetlerini organize eden örgütlerden HALKEVİ’ni ziyaret etmiş, konuşma yapmış, sözde Kürdistan ve PKK bayraklarının arasında fotoğraf çektirerek Kürtlere her zaman yardımcı olacaklarını ve Apdullah ÖCALAN’ın serbest bırakılması için her türlü yardımla birlikte Türkiye’ye baskı yapacaklarını açıklayan ve şampanya yudumlamış bir kişidir.
Beş Yüz Dokuzuncu Bölüm: 21.07.2005 tarihli bir haberde, Irak’ta savaşın ardından kendi yerel parlamentolarını kuran Kürdistan Demokrat Partisi ile Kürdistan Yurtsever Birliği, hazırladıkları ’’Kürdistan’’ haritasını tanıttı. Irak Parlamentosuna da sunulan haritaya, Kerkük’ün de dahil edildiği belirtildi. KDP’nin resmi internet sitesinin haberine göre, yeni Irak Anayasası Komisyonu’nda yer alan Kürt Temsilcileri Destekleme Komitesi, Erbil’deki yerel parlamentoda, yeni "Kürdistan" haritasını tanıttı. Haritayı Bağdat’a götürdüklerini belirten komite üyesi ve yerel Kürt parlamentosu başkan yardımcısı Kemal Kerküki, haritanın Osmanlılar döneminden kalma bir haritadan referans alınarak hazırlandığını söyledi.
Kerküki, söz konusu haritanın Kürt temsilciler tarafından Birleşmiş Milletlerin Irak Temsilcisi Eşref Gazi’ye de götürüldüğünü ve harita üzerinde görüşmelerin devam ettiğini de bildirdi. Irak’ın geçici Devlet Başkanı Celal Talabani ile Kuzey Irak’taki yerel parlamentonun ’başkan’ seçtiği KDP lideri Mesud Barzani temmuz ayının başında bir açıklama yaparak, Saddam Hüseyin döneminde Kerkük’ten sürülen Kürtlerin hemen kente geri dönmeleri gerektiğini söylemişler, bunun için anayasanın onaylanmasının beklenmemesini istemişlerdi. Öte yandan Irak Anayasası Yazım Komisyonu, taslak metnin en geç iki gün içinde tamamlanacağını açıkladı. The New York Times gazetesi ise taslak metinde kadınlara tanınan hakların şeriat yasalarıyla büyük oranda sınırlandığını yazdı.
Şiilerin baskısı sonucu Kuran’ın anayasanın temel referansı kabul edileceğini yazan gazete, kadınlara tanınan eşitlikçi ve laik hükümlerin silindiğini ileri sürdü. Haberde, bu hükümlerin yerine, "kadınlar, şeriat hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla, eşit haklara sahiptir" ifadesinin geldiği belirtildi. ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ise böylesi bir durumun korkunç hata olacağını söyledi. Yazım Komisyonu’ndan bir yetkili ise anayasada kadınları aşağılayıcı hükümlerin bulunmadığını savundu. Komisyon, taslak metni en geç iki gün içinde tamamlayacağını duyurdu. Taslağın ağustosun ilk haftasında Irak Meclisi’ne sunulacağı belirtildi. Yazım Komisyonu’ndaki 15 Sünni üyeden 4’ü ise önceki gün iki Sünni görevliye düzenlenen suikast nedeniyle görevden çekildi.
Beş Yüz Onuncu Bölüm: 21.07.2005 tarihli çıkan bir haberde, ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından hazırlanan ancak henüz kamuoyuna açıklanmayan bir raporda, Irak güvenlik güçlerinin direnişçilerle mücadele etme kabiliyetinin yetersiz olduğu ve Amerikan askerlerinin yardımına ihtiyaç duydukları kaydedildi. New York Times gazetesinin haberine göre, Irak’ın yeni polis birimlerinin yarısının hala eğitim safhasında oldukları için operasyonlara katılmadıklarının belirtildiği raporda, polis gücünün diğer yarısının ve yeni ordu birliklerinin üçte ikisinin ise direnişçilere karşı sadece kısmen mücadele kabiliyetine sahip oldukları belirtildi. Gazetenin ele geçirdiği rapora göre, Irak güvenlik güçlerinin sadece çok küçük bir kısmı Amerikan yardımı olmaksızın direnişçilerle savaşacak yeterliliğe sahip. Irak ordusunun üçte biri ise ancak koalisyon güçlerinin yardımı ile “direnişçilere karşı operasyonları planlama ve icra” yeterliliğine sahip bulunuyor.
Pentagon raporunun bugüne kadar Irak güvenlik güçlerinin durumu konusundaki en tutarlı analiz olduğunu kaydeden gazete, Bush yönetimi yetkililerinin, Iraklı askerlerin ülkede güvenlik görevini devralmaya hazır olmadan ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmeye başlamayacaklarını söylediklerini hatırlattı. Pentagon raporunda ayrıca, şu ana kadar 171 bin 500 Iraklı asker ve polisin eğitimlerinin tamamlandığı belirtilirken, bunların 77 bin 700’ünün asker, 93 bin 800’ünün ise polis ya da paramiliter polis memuru oldukları kaydedildi. Raporda, toplam sayının gelecek yaza kadar 270 bine ulaştırılmasının hedeflendiği ve her biri 14 bin askerden oluşan 10 Irak taburunun operasyonel hale getirileceği ifade edildi.
Beş Yüz On Birinci Bölüm: 22.07.2005 tarihli çıkan bir haberde, Kerkük'te İl Milli Eğitim Müdürü Türkmen Şan Ömer Mübarek''in görevinden alınarak yerine Kürt müdürlerin getirilmesi üzerine, 2 gün önce başlayan eylemler sürüyor.. Müdürlük önünde ve içinde toplanan Türkmenler ile öğretmenler ölüm orucuyla birlikte kendilerini kapılara ve birbirlerine zincirledi. Eylemciler, mücadelelerinden ölümleri pahasına vazgeçmeyeceklerini ifade etti.. Haklarını sonuna kadar savunmaları gerektiğini dile getiren Irak Ortaokul Müdür Yardımcısı Çetin Abdülkerim Köremen, "Biz Türkmen milleti çok çok zulümler çektik ve bu zulümler devam ediyor. Türkmen milleti yüce millettir. Bugün eğitim dairesinde olan haksızlık yarın başka bir yerde olacak, haksızlığa aynen bu şekilde cevap vereceğiz. Allah''tan dileğimiz istediklerimizin yapılmasıdır. Yapılmadığı takdirde hepimiz ölmeye hazırız" dedi. Türkmenler''den Devlet Bezirgan ise, 3 gündür açlık grevi yaptıklarını ifade ederek, "Taleplerimizin yerine getirilmesini istiyoruz. Aç, susuz kalıp sürekli ayakta duracağız. Hakkımızı aramaktan asla vazgeçmeyeceğiz" şeklinde konuştu. Türkmenler''in ve öğretmenlerinin kendilerini zincirlediği bölgede ABD askerleri ve Irak polisi de herhangi bir olumsuzluğun çıkmaması için çevrede geniş güvenlik önlemleri aldı.
Beş Yüz On İkinci Bölüm: 22.07.2005 tarihli çıkan bir haberde, Kerkük İl Meclisindeki Kürtlerin, 12 adet genel müdürlükten, tek Türkmenin bulunduğu Eğitim Genel Müdürü Şen Ömer Mübarek´i görevden alındığını ifade eden Serttürkmen, bu durumun tüm Türkmenleri üzdüğünü söyledi. Türkmenlere haksızlıkların devam ettiğini belirten Serttürkmen, tüm dünya kamuoyunu bu haksızlıkları görmek için bölgeye davet ettiklerini söyledi. Serttürkmen, koalisyon güçleri, Irak hükümeti ve BM´nin Kerkük´te yaşananlar karşısında harekete geçmemesinden şikâyet etti. Kerküklü Türkmenlerin, Eğitim Genel Müdürlüğü binası önünde 18 Temmuz´dan bu yana oturma, açlık grevi ve zincire vurma eylemi düzenlediğini kaydeden Serttürkmen, Türkmenlerin hakları verilene kadar eylemin süreceğini söyleyerek, "Ya şehit düşecekler, ya da isteklerimiz verilecek" dedi.
Serttürkmen, bir soru üzerine, Türkiye´nin de gelişmeleri yakından takip ettiğini belirterek, "ama ne zamana kadar bu takip devam edecek. Biz de Türkiye´den tamamıyla faaliyete geçmesini bekliyoruz. Sadece yakından takip etmekle yetinmesinler" diye konuştu. ITC temsilcisi, Iraklı Kürt liderlerin yeni Irak Anayasası´nın hazırlanmasında dikkate alınması amacıyla Irak Meclisi´ne yeni bir "Kürdistan" haritası sunduklarının hatırlatılması üzerine, bu haritanın sahte belgelere dayandığını kaydetti.
Beş Yüz On Üçüncü Bölüm: 22.07.2005 tarihli çıkan bir haberde, Türkiye´nin PKK terörüne karşı Habur sınır kapısını kullanması önerildi. Öneri; PKK Türkiye´de bir eylem daha yaparsa Türkiye, Habur sınır kapısını derhal kapatsın. Öneri sahibi Uluslararası ilişkiler ve strateji uzmanı Prof. Dr. Ümit Özdağ. Özdağ, sınır ötesi harekata da karşı çıkıyor. Sınır ötesi bir operasyonun şu aşamada gereksiz olduğu savunan Özdağ, "Sınır ötesi operasyon ortaya ciddi bir askeri ve politik sonuç çıkarmaz. Aksine, sınır ötesi operasyon Türkiye üzerinde olumsuz bir baskı oluşturur." diyor. PKK´nın 284 kilometrelik bir alana yayılmış durumda 2 bin militanının bulunduğuna dikkat çeken Özdağ´a göre terör merkezi olarak gösterilen kandil dağında 600 civarında PKK´lı bulunuyor. "Nerede PKK´lı bulacaksınız da vuracaksınız" diyen Ümit Özdağ, "Böyle bir operasyon sadece iç kamuoyunu tatmin eder" diye konuştu.. Özdağ´a göre Türkiye, askeri gücün dışında, Irak´ın kuzeyi başta olmak üzere, Irak´ta daha etkin güçlere sahip. Bunları kullanmalıdır. Bunların başında diplomasi ve ekonomi geliyor.
Özdağ´ın ilk önerisi Habur ambargosu. Özdağ´a göre; Irak geçici yönetimine hemen nota verilmeli. Bundan sonra yapılacak Kuzey Irak çıkışlı ilk eylemde Habur sınır kapısı kapatılmalı. Olası eylemde ise karar uygulanmalı. Özdağ´ın önerisi bununla da sınırlı değil. Türkiye içerisinde faaliyette bulunan Kuzey Irak kökenli işadamlarının faaliyetlerinin durdurulmasını öneriyor. Sahipleri, tazminatları verilerek Türkiye´den çıkarılmalı. Uluslararası İlişkiler ve Strateji Uzmanı Ümit Özdağ´a göre bunlar yapılırsa Barzani ve Talabani ile Bağdat yönetimi Türkiye´yi ciddiye alacaktır. PKK terörüne karşı Türkiye´ye destek olmayan ABD´ye yönelik önerileri de var Ümit Özdağ´ın. Özdağ, sözlerini "Türkiye için bugün en büyük terör tehdidi Afganistan değil, Şırnak Hakkari hattı oluşturuyor. Türkiye´nin terör konusunda en yetkin birliklerinden bir tanesi Afganistan´da. Eğer Türkiye için en acil güvenlik alanı Şırnak hattı ise Afganistan´daki birliğimizi de buraya çekelim" diye tamamlıyor.
Beş Yüz On Dördüncü Bölüm: 22.07.2005 tarihli çıkan bir haberde, Emniyet Genel Müdürlüğü Sözcüsü İsmail Çalışkan, terörün sadece güvenlik güçlerinin alacağı önlemlerle değil topyekün mücadeleyle ortadan kalkacağını söyledi. Çalışkan, haftalık bilgilendirme toplantısında habercilerin sorularını cevapladı. Londra’daki ikinci bombalı saldırı olayıyla ilgili olarak terörün nerede, ne zaman kimi hedef alacağını bilmenin çok zor olduğunu belirten Çalışkan, terörün önüne geçmek için uluslararası işbirliğinin şart olduğunu vurguladı. İngiliz temsilciliklerindeki önlemlerin arttırılıp arttırılmadığına ilişkin bir soruya ise Çalışkan, Türk polisinin terörle mücadelede aralıksız ve tüm imkanlarını kullanarak en üst seviyede çalıştığını söyledi. Kuşadası’nda meydana gelen patlamanın herhangi bir örgüt tarafından üstlenilmediğini, ancak terör örgütü tarafından yapıldığının bir gerçek olduğunu kaydeden Çalışkan, ’’uluslararası kamuoyundan tepki almamak için üstlenmiyorlar ya da paravan üstlenmeler oluyor’’ dedi.
Çalışkan, terör örgütlerinin başka ülkelerden finansal, barınma gibi destek almadan ayakta durmasının mümkün olmadığını da vurguladı. Sözcü Çalışkan, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un önerdiği ’terörle mücadele merkezi’ oluşturulmasıyla ilgili olarak ise konunun henüz kendilerine intikal ettirilmediğini, bu konuda çalışma başlatılması durumunda emniyet teşkilatının çalışmalar içerisinde yer alacağını ifade etti. Çalışkan, terörle mücadele yasasında değişiklik yapılmasıyla ilgili oluşturulan komisyonun da çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi. Bilişim suçları hakkında yapılan çalışmalarla ilgili bilgi de veren İsmail Çalışkan, 2004 yılında 20 bilişim suçu tespit edildiğini 43 kişinin gözaltına alındığını kaydetti. Çalışkan, aynı dönem içerisinde 146 kredi kartı dolandırıcılığı olayında da 414 kişinin yakalandığını söyledi.
Beş Yüz On Beşinci Bölüm: 24.07.2005 tarihli çıkan bir haberde, Orgeneral Hurşit Tolon, 5. Kolordu Komutanlığı tarafından Tekirdağ’ın Çorlu ilçesine bağlı Önerler köyünde düzenlenen “Köy Destek Uygulaması”nda yaptığı konuşmada, devlet, halk ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğunu belirterek, Silahlı Kuvvetler’in yurt sathında her bir yörede, “Ordu-millet el ele” çalışmaları kapsamında halkla bütünleşerek güzel eserler yarattığını ifade etti. Orgeneral Tolon, Cumhuriyet’in nimetlerinden yararlandıkları halde Atatürk ve Cumhuriyet’i içlerine sindirememiş olanların bulunduğunu belirterek şunları söyledi: “Bunlar her fırsatta, her yerde Cumhuriyet’i hilafet sözlerini dile getirirler. Daha birkaç hafta önce uluslararası bir toplantıda binlerce yabancıya dağıtılan tanıtım broşürlerinde şunlar yazılıydı: ’Cumhuriyet döneminde İstanbul’a şehircilik adına hiçbir şey yapılmamış’mış... İstanbul orada. Neyin yapılıp neyin yapılmadığını hepiniz çok iyi biliyorsunuz. ’Cumhuriyet’le hilafet sona erdirilmiş de İstanbul’un tarihi prestiji zayıflatılmış...’
Bu yetmiyor daha başka şeyler de yazılı. Tekke ve zaviyelerin kapatılması, İstanbul’un tarihinden ve kültüründen koparılarak mistik havası bozulmuşmuş. İşte bu kadar zırva ile maalesef günümüzde laik Cumhuriyet’e açıktan açığa saldırılmaktadır.” Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti Türkiye Cumhuriyeti’nin önüne engeller konulmaya çalışıldığını anlatan Orgeneral Tolon, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerini tersyüz etmeyi kafasına koymuş olan hilafet özlemi içerisindeki şeriat yanlılarının, kendilerine ’dur’ diyen kişi ve kurumlara karşı sistemli bir saldırı sürdürdüğünü söyledi. Orgeneral Tolon, inancın görüntüde, şekilde değil, gönüllerde, zihinlerde yaşaması, yaşatılması gerektiğinin bilmezden gelindiğini kaydederek sözlerini şöyle sürdürdü: “1940’lı, 1950’li 1960’lı yılların fotoğraflarına bakın Türk insanı o zaman başka bir inanç içinde miydi ki? Öte yandan AB sürecinde Avrupa ile bütünleşmek gayretini sürdürüyoruz. Peki bu kafa ile bu akılla AB kuyruğunda daha ne kadar bekleyeceğiz?
Bugün 24 Temmuz büyük Türk milletinin varlığına kastedenlere, Türk ulusunu ve Türkiye devletini yok etmeye azmedenlere karşı, atalarımızın kanları ve canlarıyla kazandıkları İstiklal Savaşı’nın bileğimiz, yüreğimiz ve kararlılığımız ile masa başında bizi yok etmeye azmedenlere karşı kabul ettirildiği gündür. Türk ulusunun masa başında kazandığı tek antlaşma olan Lozan Antlaşması başında büyük devlet adamı rahmetli İsmet İnönü ve arkadaşlarının ulu önder Atatürk’ten aldıkları direktiflerle her türlü güçlüklere ve entrikalara karşı sağladıkları büyük başarının 82’nci yıldönümüdür.” Bu antlaşmanın atalardan en büyük armağan ve onların kutsal vasiyeti olan bir varoluş anlaşması olduğunu belirten Orgeneral Tolon, "Sizlerin huzurunda Silahlı Kuvvetler’in bir mensubu olarak söz veriyorum ki, aziz şehitlerimiz ve atalarımız rahat uyusunlar. Yarattıkları yeni azınlık kavramları ile düşmanlarımızın istedikleri tavizler verilmeden, Lozan Antlaşması yapıldığı şekil ve ruhuyla korunacak, tek satırına dahi aykırı harekete asla izin verilmeyecektir” diye konuştu. Orgeneral Tolon, Türkiye’nin topraklarında gözü olan ve ulusal birliği parçalamaya çalışanların her geçen gün çabaları ve cüretlerini artırarak, huzur ve güveni sarsmaya çalıştıklarını ifade etti.
"Yıllardır dünyaya terörün ne büyük bir bela olduğunu anlattık, daha doğrusu anlatmaya çalıştık, ama pek çok konuda olduğu gibi bize çifte standart uyguladılar” diyen Orgeneral Tolon şöyle konuştu: “Her şeyden önce terör başka şeydir, terörist başka şeydir. ’Güvenlik kuvvetleri teröristlerle mücadele eder, terör devletlerin sorumluluğudur’ dedik. Yeri geldi onu bir maşa gibi kullandılar, maddi manevi çıkarlar sağladılar, şimdi elleri yandı, yeni bir anlayış içerisine girdiler. Ama bizim elimiz değil yüreğimiz yandı, 30 bin evladımızı kaybettik.” Orgeneral Tolon, halen şehitlerin, gazilerin yurdun dört bir yanına gittiğini ve insanların yüreklerinin dağlandığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal güvenliğimizi sağlamak için yasal ve evrensel mücadelesini sanki onlara soran varmış, sanki onlardan onay talep edilmiş de ’lütfetmişler’, ülke sınırlarımız içinde bu mücadeleyi sürdürürsek desteklerini ifade ediyorlar.
Sınırımıza çok yakın eşkıya yuvalarına devletin uluslararası antlaşmalara dayalı olarak meşru müdafaa hakkı ile yapacağı operasyonlar için oralarda bağımsız bir devlet olduğunu açıklamışlar. Nasıl bir bağımsız devletse? Uluslararası geleneklere göre haddini ve hukukunu aşmaması gereken bir temsilci de her gün vatan evlatları günahsız yere terörist tuzaklarıyla şehit ya da gazi olurken nice tüten ocaklar sönerken bunlara karşı ’silahlı mücadele yapmayın’ diyerek aklınca bize öğüt vermektedir. Yine buyurdular ki onların kanını akıtanlar teröristmiş, bizim canımızı yakanlar ise milismiş. Gördünüz mü uluslararası adaleti, hukuku eşitliği, çifte standardı?” Konuşmasında Kıbrıs meselesine de değinen Orgeneral Tolon, Kıbrıs’ta bin yıldır var olan Türk varlığını sona erdirme gayretlerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini bildirdi.
Beş Yüz On Altıncı Bölüm: 25.07.2005 tarihli çıkan bir haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın PKK’lılara "militan" dedikleri için BBC ve Reuters’ı sert dille eleştirmesinin ardından Washington Büyükelçisi Faruk Loğoğlu, PKK unsurları için "ayrılıkçı veya gerilla" sözcüklerini kullanan Washingon Post’u uyardı. Faruk Loğoğlu’nun, Washington Post gazetesine gönderdiği mektup yayınlandı. Loğoğlu mektubunda Washington Post’un Kuşadası saldırısına ilişkin haberinde zanlıları "ayrılıkçı veya gerilla" adlandırıldığını, Türkiye’deki bir "iç savaş"ın parçası olarak gösterildiğini belirterek "Kürdistan İşçi Partisi(PKK) unsurları, ABD dahil olmak üzere, hemen hemen bütün dünya tarafından terörist olarak tanınıyor" diye yazdı. PKK’ye karşı verilen mücadelede yeterince uluslararası destek sağlanmadığından yakınan Loğoğlu şöyle devam etti:.... "Türkiye, on yıllarca, ABD hariç, müttefiklerden az destek alarak demokrasimizin, hukuk üstünlüğünün ve insan haklarına saygının gerektirdiği kısıtlamaların içerisinde terörizmle mücadele ediyor. Teröristler de, insanlık dışı eylemleri için haklı bir dava ima edilerek saldırılarından ’bir sivil savaş’ın bir parçası veya ’ayrılıkçılık" olarak söz edildiğinde cesaret alıyor." Büyükelçi Loğoğlu, her türlü terörizmin tutarlılık içerisinde kınanmasına dayalı "ahlaki berraklık" ve kararlılık olmadan terör ile mücadelenin sonuçsuz kalacağını da vurguladı.
Bu bölümle ilgili olarak; sayın Büyükelçi Loğoğlu ahlaki berraklık diyor, fakat kime diyor bu sözü.Çünkü bunu kimse dinlemiyor bile.Bu güne değin Türkiye’ye ne ABD, ne de AB ülkeleri PKK konusunda hiçbir şekilde yardımda ve destekte bulunmamaları ile birlikte aksine her vakit PKK’yı dolaylı yollardan destekleyerek onlara imkanlar sunarak yardım etmişlerdir. Bu bağlamda Türkiye’nin PKK ile mücadelesinde ABD’den ve de AB ülkelerinden destek ve yardım beklemesi çok saçma bir düşünce tarzı olsa gerek. Yani, Türkiye PKK konusunda kendi göbek bağını kendisi kesmek zorundadır.Fakat bugüne değin bu konuda TSK ile Hükümetler arasında görüş farklılıkları olması sebebiyle ve de siyasi (oy) hesapları sebebiyle yıllarca tam bir mutabakat sağlanarak PKK konusuyla mücadele tek güç şeklinde yapılamamıştır.TSK, üzerine düşen görevini bazı aksaklıklar olsa da tam olarak yapmıştır. Fakat, Hükümetler için bunu söylemek biraz güçtür. Hükümetler, PKK konusunda her zaman ikili oynayarak durumu idare etmeye çalışmışlardır. Şimdiki mevcut AKP hükümeti de önceki hükümetlerden daha da ileri giderek bu konunun çözülmesinden ziyade çözülmemesi ve ayrıca bunun içerisinden çıkılması güç bir duruma dönüşmesi için elinden geleni yapmaktadır.Bunu da TSK’yı daha da etkisiz hale getirmek ve yetkilerinin kısıtlanarak pasifize edilmesi için yapmaktadır. Recep Tayip ERDOĞAN (korkaklığı sonucu) geri dönülmesi zor bir yola girmiştir. ABD, İsrail ve AB vaatlerini alan Erdoğan oyunu kurallarına göre oynamaya devam etmektedir. Bu durum aynı Damat Ferit paşanın İngilizlerden aldığı vaatlere istinaden Ülkenin parçalanmasına, taksim edilmesine sessiz kalmasına ve ülkeyi savunanları da suçlayarak, onları hainlikle itham ederek ülkenin yok olmasına göz yummasına benzemektedir.
Beş Yüz On Yedinci Bölüm: 25.07.2005 tarihli çıkan bir haberde, PKK’daki parçalanmanın giderek arttığına dikkat çeken Emniyet yetkilileri, örgüt içinde bölücü başı Apo’ya muhalif 1500 kişinin kamplarda infaz edildiğini belirttiler. Yakalanmadan önce kendisine muhalif isimleri kamplarda infaz ettiren terörist başı Abdullah Öcalan’ın, aynı tutumunu yakalandıktan sonra da sürdürdüğü belirtildi. PKK’nın örgüt içi infazları, eski HADEP’li Hikmet Fidan’ın 6 Temmuz’da Diyarbakır’da öldürülmesi ile bir kez daha gündeme geldi. Emniyet yetkilileri, Fidan’ın silaha ve şiddete karşı çıktığı için PKK tarafından öldürüldüğünü ileri sürerek, örgüt içinde daha önce bölücü başı Apo’ya muhalif olan 1500 kişinin kamplarda infaz edildiğini belirttiler. PKK uzmanı emniyet yetkilileri, Kürt siyasal hareketindeki parçalanmanın giderek arttığına dikkat çekerken, PKK içinde de şu anda birçok hizibin bulunduğunu hatırlattılar. Emniyet’in PKK ile ilgili bir raporuna göre, Öcalan’ın talimatı ile infazı gerçekleştirilen 50’ye yakın üst düzey örgüt yöneticisi bulunuyor.
Raporda, bu isimlerin şunlar olduğu belirtildi: "Şahin Dönmez, Mehmet Turan M. Cahit Şener, Seyfettin Zoğurlu, Suphi Karakuş, Resul Altınok, Abdullah Ekinci, Engin Sincar, Mahmut Arda, Sema Yıldız, Aydn Şahin, Sevim Adıbelli, Sedat Bayraktar, Levent Buker, Mustafa Yaygir, Rodi Demirkapı, Mustafa Günaydın, Murat Bayun, Faruk Bozkurt, Berzan Dürre, Nazime Adtürk, Yücel Zeydan, Mehmet Emin Unay, Rahman Şen, Mamosto Osman, Selat Soran, Erdal İlaslan, Salih Tatoğlu ve Yıldırım Merkit." Raporda, terör örgütü PKK’nın içinde, "Mehmet Can Yüce ve Meral Kıdır’ın başını çektiği Devrimci Çizgi Savaşçıları, Sait Çürükkaya, Yıldırım Kaya ve Ayhan Çiftçi’den oluşan Özgürlük İnisiyatifi, cezaevinde yatan Ferhat Güllü’nün de aralarında bulunduğu Kürd Aydın Grubu, Vejin M. Cahit Şener, Cihangir Hazır ve Abdurrahman Kayıkçı’nın öncülüğündeki 4. grup, Hamili Yıldırım, Orhan İlbay ve Haydar Alpaslan Kayıkçı’nın öncülüğündeki 5. grup, Selahattin Çelik, Şürkü Gülmüş ve Baran Funderkan’ın bir araya gelerek oluşturduğu 6. grup ile en son Osman Öcalan’ın da içerisinde yer aldığı bir grup üst düzey örgüt mensubu tarafından kurulan Demokratik Barış İnisyatifi" diye 7 ayrı grubun bulunduğu belirtildi.
2-5 Ağustos 2004 tarihinde yaptığı kongre ile PWD (Partiya Welatparez Demokratik) Demokratik Yurtsever Parti isimli partiye dönüşen 7. hizip gurubunun içinde, 6 Temmuz günü Diyarbakır’da öldürülen Hikmet Fidan da yer alıyordu. Emniyet’in raporuna göre, PKK’lı teröristlerin bugün sadece 8’i Kandil Dağı’nda olmak üzere örgüte ait Irak ve İran topraklarında toplam 24 ayrı kampında örgütsel faaliyetleri devam ediyor. Bir çoğu Türkiye topraklarına çok yakın uzaklıkta yer alan bu kamplardan bazılarının isimleri şunlar: Makhmur Mülteci Kampı: Irak yönetiminin kontrolünde bulunan Irak-Musul-Makhmur bölgesindeki bu kamp, kağıt üzerinde BM denetiminde olmakla birlikte fiilen PKK’ya ait bulunuyor. Örgüt kampta dilediği her türlü propaganda ve eğitimini yapıyor.
Kandil Kamp Alanı: Örgütün üst düzey sorumlularının bulunduğu ve ana karargah olarak nitelenen bu kampta, sorumluluğu 6 ayda bir 2 kişi olmak kaydı ile örgüt mensupları dönüşümlü olarak üstleniyorlar. Hakurki Kampı: Irak kuzeyi ile Hakkari Şemdinli ilçesinin karşısında İran-Irak-Türk sınırlarının birleştiği noktanın güneybatısında bulunuyor. 3 tabur PKK’lı militan eğitim görüyor. Hınere Kampı: İran/Sino kenti ile Irak’ın kuzeyi Sedaka arasındaki Keşif dağının ve Türkiye sınırının güney kısmında Lolan suyunun yakınında bulunuyor. Örgütün merkez karargahı bu kampta bulunuyor. Lolan Kampı: Adını İran sınırına mücavir Hakurki vadisi yakınındaki Lolan deresinden alan bu kampta, yaklaşık 150 örgüt mensubu eğitim görüyor. Ekresiye yeni katılımlar bu kampta tutuluyor. Zap Kampı: Türkiye sınırına 5-6 saat yürüyüş mesafedeki Kuzey Irak Amadiye bölgesinin Felas köyü yakınında. Örgüt mensupları bu kampta açık arazide barınıyor. Kamp konaklama amaçlı kullanılıyor. Metina Kampı: Hakkari/ Çukurca ilçesinin karşısındaki Irak toprakları içerisinde, Türkiye sınırına 15-20 kilometre mesafede bulunuyor. Başbakanlık eski Hukuk Müşaviri Doç. Dr. Murat Sezginer, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin
(AİHM), Türkiye’yi şekillendirme ve siyasi olarak dönüştürmek için Avrupa Birliği (AB) tarafından bir araç olarak kullanıldığını belirtti. Sezginer, "AİHM Öcalan Davası ve Türkiye" konusunda yaptığı incelemede AİHM’ye yönelik sert eleştirilerde bulundu. AİHM’nin Büyük Dairesi tarafından Öcalan’la ilgili verdiği son kararın Türkiye’de her zamanki gibi saman alevi gibi tartışılarak rafa kaldırıldığını hatırlatan Sezginer, Türk hukukçularının AİHM kararının nasıl uygulanması gerektiğine ilişkin usul tartışması yaparken, yasa değişiklikleri önerirken söz konusu mahkemenin mahkeme olmadığını göz önüne almadıklarını ifade etti. AİHM’nin Öcalan davasında ikiyüzlü davrandığını ileri süren Sezginer, görüşünü şöyle dile getirdi: "Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin gönderdiği, çoğu yargıç hatta hukukçu olmayan üyelerden oluşan AİHM, bilinen anlamda bir mahkeme olmaktan çok uzaktır.
Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’nin Yüce Divan görevi yapması, ceza yargılaması uzmanı yargıçlardan oluşmaması sebebiyle bir çok tartışmaya yol açmışken, AİHM’nin mevcut yapısı pek de eleştirilmemektedir. Türkiye, bütün savunma refleksleri çökertilen, kendine güvenini kaybetmiş, adeta bir koloni ülkesi olarak görülmek isteniyor. Ekonomiden siyasete, kültüründen günlük hayat pratiklerine kadar her şeyi AB sürecine bağlayan Türkiye, muhataplarının giderek fütursuz, küstah bir tavır takınmalarına zemin hazırlıyor."
|