Derin Noktalar

Dört Yüz Seksen Dördüncü Bölüm: 04.07.2005 tarihli HALKA VE OLAYLARA TERCÜMAN gazetesinde Doğan CAN/ELAZIĞ kaynaklı “Şehit Töreninde Siyasete Öfke” başlıklı bir haberde, Elazığ’da, TCDD’nin şehit olan 5 güvenlik görevlisi için düzenlenen törende, AKP Hükümeti protesto edildi. SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın da, vatandaşların tepki gösterdiği isim oldu. Bingöl’ün Suveren İstasyonu yakınlarında demiryoluna döşenen uzaktan kumandalı mayının patlatılması sonucu şehit olan, TCDD’de çalışan 5 güvenlik görevlisinin cenazesi görev yaptıkları Elazığ’a getirildi.

Cenazeler İzzetpaşa Camii’ne getirildiğinde şehit yakınları sinir krizleri geçirdi. Hükümete yüklenen aileler, Başbakan Erdoğan’a seslenerek, “Başbakan, senin de oğlun var. Hâlâ Apo’yu besleyecek misiniz” diye bağırdı. Törene katılan SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın da ailelerin tepkisinden nasibini aldı. Vatandaşlar, Karayalçın’a, “Leyla Zana’yı Meclis’e sen soktun. Ne cesaretle buraya geliyorsun” diye bağırarak üzerine yürüdü. SHP Lideri, cenaze namazının ardından camiden ayrıldı. Cenaze namazından sonra şehit cenazeleri vatandaşlar tarafından omuzlara alınarak, TCDD Elazığ Gar Müdürlüğü’nün önüne getirildi. Vatandaşlar yol boyunca çeşitli yerlerde İstiklâl Marşı okudu. Bakan’dan ‘Erzincan’ gafı Cenazeye katılan Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, törende yaptığı konuşmada, “Şehitlerin acılı ailesi, sevgili Erzincanlılar” diyence törene katılanlar, Gönül’e tepki göstererek, “Burası Erzincan değil, Elazığ” dedi.

Büyük milletlerin, büyük devletlerin büyük evlatları olduğunu belirten Gönül, şehit 5 güvenlik görevlisinin de bu milletin büyük evlatları olduğunu söyledi. Şehitlere rahmet dileyen Gönül, “Onlar, hepimize şefaat edecek duruma geldiler, görev başında şehit oldular. Acılı ailelerine sabır diliyorum” dedi. Bakan’ın konuşması sırasında da vatandaşlar, hükümet aleyhinde slogan attı. Törenin ardından Mehmet Şimşek’in cenazesi memleketi Malatya’ya, Mehmet Aygün’ün (33) cenazesi Maden İlçesi’ne, Özcan Türker (31) ve Celal Kormaz’ın (40) cenazesi Baskil İlçesi’ne, Saffet Akbaş’ın cenazesi ise merkeze bağlı Yolçatı Köyü’ne gönderildi. Cenaze törenine Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Necati Çetinkaya, Elazığ Valisi Kadir Koçdemir, TCDD Genel Müdür Yardımcısı Erol İnan, Belediye Başkanı Süleyman Selmanoğlu, şehitlerin aileleri, yetkililer ve çok sayıda vatandaş katıldı.

Aynı konuya ilişkin SABAH gazetesinde çıkan haberde de; Bingöl'de şehit olan 5 güvenlik görevlisi için düzenlenen cenaze töreninde ağıtlar yakılıp terör lanetlenirken, politikacılar protesto edildi. Bingöl'de gözyaşı ve protestolar Posta treni saldırısında şehit olan 5 güvenlik görevlisi için Bingöl'de düzenlenen cenaze töreninde ağıtlar yakıldı, terör lanetlendi, politikacılar protesto edildi. Bingöl'de Suveren İstasyonu yakınlarında Elazığ-Tatvan seferini yapan trenin geçişi sırasında meydana gelen patlamada şehit olan TCDD personeli 5 güvenlik görevlisi gözyaşları ve ağıtlarla toprağa verildi. İlk tören, Bingöl Devlet Hastanesi morgundan alınan cenazelerin götürüldüğü Şehitler Anıtı önünde yapıldı. Törene katılanların saygı duruşunda bulunması, İstiklal Marşı okunması ve saygı atışı yapılmasının ardından, konuşmalar yapıldı.

Bingöl Şehit Aileleri Malulleri ve İnsan Hakları Derneği Başkanı Ziya Sözen, ''Mayını döşeyen ve insanların ölmelerini zevkle izleyen hastalıklı beyinlerin özgürlük, barış ve insanlık gibi tertemiz duyguları kalplerinde yeşertmeleri mümkün değildir'' dedi. Katılanların terörü lanetleyen sloganları arasında Mehmet Şimşek'in cenazesi Malatya'ya, Mehmet Aygün, Saffet Albaş, Celal Korkmaz ve Özcan Türkler'in cenazeleri ise Elazığ'a gönderildi.

KARAYALÇIN VE GÖNÜL'E TEPKİ
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Necati Çetinkaya, şehitlerin aileleri, yetkililer ve çok sayıda vatandaşın katıldığı Elazığ'daki törende protesto ve gözyaşı vardı. İlk protesto cenaze namazı kılınırken, SHP Genel Başkanı Karayalçın'a yönelik oldu.

Bir şehit yakını, HADEP'le seçim ittifakı yaptığı gerekçesiyle Karayalçın'a tepki gösterdi. Karayalçın tepki üzerine, cenaze namazından sonra camiden ayrıldı ve daha sonra yapılan törenlere katılmadı. Camiden cenazeleri omuzlarına alan kalabalık, Gar Müdürlüğü'ne kadar terörü lanetleyerek yürüdü, sık sık İstiklal Marşı okudu. Gar Müdürlüğü'ndeki törende ise, ''Şehitlerin acılı ailesi, sevgili Erzincanlılar'' diyen Milli Savunma Bakanı Gönül tepki gördü. Törene katılanlar "Burası Erzincan değil, Elazığ" diye tepki gösterdiler. Bakanın konuşması sırasında bazı vatandaşlar da hükümet aleyhinde slogan attı. DYP lideri Ağar da, terörün sivil hedeflere yöneldiğini belirterek, önüne geçilmesi gerektiğini söyledi.

İHD'YE SALDIRI Tören sırasında bir grup, İnsan Hakları Derneği Bingöl şubesinin kapısını kırarak içeri girdi, bilgisayar ve faks makinesi ile camları kırdı. İHD Şube Başkanı Rıdvan Kızgın, yaşama hakkına saygı duyduklarını belirterek, "Biz şiddetin karşısındayız. Geniş güvenlik önlemlerinin alındığı bir günde bu saldırıyı anlamış değiliz" dedi. Törenin ardından Mehmet Şimşek'in cenazesi, memleketi Malatya'ya, Mehmet Aygün'ün (33) cenazesi Maden İlçesi'ne, Özcan Türker (31) ve Celal Kormaz'ın (40) cenazesi Baskil İlçesi'ne, Saffet Akbaş'ın cenazesi ise Yolçatı Köyü'ne gönderildi.

Dört Yüz Seksen Beşinci Bölüm: 04.07.2005 tarihli bir haberde, Irak’ta direnişçi olduğundan şüphelenilen 100 kişi gözaltına alındı. ABD ordusundan yapılan açıklamada, 600 Irak ve 250 Amerikan askerinin katılımıyla bu sabah düzenlenen ortak operasyonda, Bağdat Uluslararası Havaalanı yakınında, direnişçilere ait evlerin hedef alındığı bildirildi. Açıklamada, göz altına alınan kişiler arasında Mısır vatandaşlarının da bulunduğu belirtildi. Amerikalı Albay Kenneth Roberts, operasyonda Iraklı askerlerin gösterdiği başarıyı överek, ’’Iraklı meslektaşlarımızla gurur duyuyorum. Çok iyi eğitilmişler’’ dedi. Tunus’ta da Iraklı direnişçilerle bağlantısı olan 6 kişi, hapis cezalarına çarptırıldı.

Dört Yüz Seksen Altıncı Bölüm: 04.07.2005 tarihli bir haberde, Kerkük’te toplanan yüzlerce Türkmen, "Türkmenlerin millet sayılması ve Anayasa’da tanınmasını" istendi. Yüzlerce Türkmen’in bir araya geldiği mitingde Irak Türkmen Cephesi Yetkilisi Türkeş Muhammet bir konuşma yaptı. Türkeş Muhammet, Türkmenlerin, Anayasa’da yer almasını istedi. Haklarının tanınmadığını vurgulayan Türkmen göstericiler de "Hakkımızı arayacağız. Canımız kanımız Kerkük’ e feda. Kerkük’ün başkanının Türkmen olmasını istiyoruz" şeklinde slogan attı.

Dört Yüz Seksen Yedinci Bölüm: 04.07.2005 tarihli SABAH gazetesinde çıkan “Fransa’dan Bingöl Kınaması” başlıklı bir haberde, Fransa'nın Ankara Büyükelçisi Paul Paudade, Bingöl'de terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirilen bombalı saldırıyı nefretle kınadığını belirterek, ''Bu olay, AB ve demokratikleşmenin bu sürecinde çok kötü bir imaj oldu'' dedi. Çeşitli temaslarda bulunmak üzere Diyarbakır'a gelen Büyükelçi Paudade, Diyarbakır Valisi Efkan Ala'yı makamında ziyaret etti.Yaklaşık bir saat süren basına kapalı görüşmenin ardından gazetecilerin terör örgütü mensuplarınca Bingöl'de düzenlenen saldırıyla ilgili sorularını yanıtlayan Paudade, ''Bingöl'deki olayı nefretle kınıyorum'' dedi. Daha sonra Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'i makamında ziyaret eden Paudade, İstanbul'daki programını yarıda bırakarak kendisini kabul eden Baydemir'e minnettar olduğunu belirtti.Türkiye'de 8 aydır görev yaptığını ve daha önce bölgedeki birkaç ilde incelemelerde bulunduğunu ifade eden Paudade, ''Diyarbakır'a gelmem gerekirdi. Diyarbakır benim için çok önemliydi, onun için geldim'' dedi.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin Fransa ve İngiltere'deki belediyelerle işbirliğine de değinen Paudade, şöyle konuştu: ''Türkiye'nin müzakere tarihinin 3 Ekim'e alınması, çok önemli bir gelişmeydi. Ayakta olan bir Türkiye'nin AB'ye girmesini istiyoruz. Birkaç gün önce Bingöl'de meydana gelen olay, AB ve demokratikleşmenin bu sürecinde çok kötü bir imaj oldu. Olayı nefretle kınıyorum. Masumlara, sivillere karşı yapılanlar çok kötü olaylardır. Terörizm faaliyetlerinin Türkiye'nin demokratikleşme ve AB sürecinde bitirilmesi gerekir. Bu Türkiye'nin aleyhine olabilir. Bu olayların durması gerektiğine inanıyorum. Sizlerle aynı fikirleri taşıyorum. Öldürmek çok kötü bir şeydir. Ölenlerle öldürenleri aynı torbaya koyamayız. Öldürenlerin, cellatların, mutlaka cezalandırılması gerekir.'' Büyükşehir Belediye Başkanı Baydemir de ziyaretten memnun kaldığını belirterek, Fransa'nın Ren ve Paris belediyeleriyle ilişkilerinin çok iyi olduğunu söyledi.

'ÖLMEK VEYA ÖLDÜRMEKLE HİÇBİR YERE VARAMAYIZ' Ziyaretin iki ülke yerel yönetimleri arasındaki işbirliğinin daha da gelişmesine katkıda bulunacağını ümit ettiğini ifade eden Baydemir,şöyle devam etti: ''Yerel yönetimlerin, yerel demokrasilerinin geliştirilmesi, başta yoksullukla mücadele olmak üzere önemli gelişmelere vesile olacaktır. Türkiye'nin AB ilişkileri açısından da yerel yönetimlerin ilişkilerinin önemli rol oynayacağına inanıyorum. Diyarbakır, bölge ve Türkiye çatışma stratejisinden çok büyük yaralar aldı.''Tek bir insanın öldürülmesinin kabul edilemez olduğunu belirten Baydemir, ''Türkiye'nin bütün sorunları diyalog ve tartışma ile çözülür. Ölmek veya öldürmekle hiçbir yere varamayız. Bunun tam tersini yaparak insanları yaşatmamız lazım'' dedi.Daha sonra, Baydemir Paudade'ye kilim, Paudade de Baydemir'e Fransa'nın fotoğraflarının yer aldığı kitap hediye etti.

Dört Yüz Seksen Sekizinci Bölüm: 05.07.2005 tarihli bir haberde, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, PKK’nın, silahlı eylemlerine paralel olarak insan hakları kisvesi altındaki taleplerinin ülke bütünlüğünü tehdit ettiğini bildirdi.. Son dönemlerde artış gösteren terör eylemlerine sert tepki gösteren Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt, Savunma ve Havacılık Dergisi’nde yer alan açıklamasındı; PKK’nın silahlı eylemlerine AB üyesi bazı ülkelerden gereken tepkinin gelmediğini söyledi.. PKK terör örgütünün, silahlı eylemlerine paralel olarak insan hakları kisvesi altındaki taleplerinin ülke bütünlüğünü tehdit ettiğine dikkati çeken Orgeneral Büyükanıt, “Maalesef bu girişimler, gerek yurt içinde bazı kesimlerden, gerekse AB üyesi bazı ülkelerden hak ettiği tepkileri almamakta, buna mukabil adeta desteklenmektedir” dedi..

‘ULUSLARARASI MÜCADELE ŞART’. Terörle mücadelede başarı için uluslararası işbirliğinin önemine dikkati çeken Orgeneral Büyükanıt, terör örgütünün karışık ortamdan yararlanarak Irak’ın kuzeyinde aradığı siyasal desteği bulduğunu, bazı komşu ülkelerle Avrupa ülkelerinden sağladığı yardımlarla barınma, silah, mühimmat, eğitim, tedavi, seyahat ve eleman temini gibi ihtiyaçlarını karşıladığını da dile getirdi.

Dört Yüz Seksen Dokuzuncu Bölüm: 05.07.2005 tarihli MHA/ANKARA kaynaklı bir haberde, DEHAP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Miroğlu, Başbakan Erdoğan’ın DEHAP’lı belediyelere yönelik iddialarına tepki göstererek, açıklamanın Genelkurmay’daki Güvenlik Zirvesinden sonra yapıldığına dikkat çekti. Açıklamanın, yeni bir konseptin ilk adımı olduğunu kaydeden Miroğlu, Başbakanı, “barışa dair bir çift söz söylemeye” çağırdı. Miroğlu, yaptığı yazılı açıklamada, Başbakan Erdoğan’ın, “AB ülkelerinin DEHAP’lı belediyelere özel fonlar kullandırdığını, sadece bu belediyelerin projelerine destek verildiğini, ihalelerin kime verileceğinin bile bu ülkelerce belirlendiği” yönündeki iddialarını esefle karşıladıklarını belirterek, açıklamanın Genel Kurmay Karargahı’nda gerçekleşen “güvenlik zirvesi”nden sonra yapılmasına dikkat çekti. Bunun, Kürt sorununun devlet nezdinde hala bir güvenlik sorunu olarak algılandığının kanıtı olduğunu savunan Miroğlu, “Bilindiği gibi, kurulduğu günden bu yana, AKP hükümetinin, yoğun bir hal alan şiddet eylemlerinin durdurulması ve Kürt sorununun adil ve demokratik çözümünde sivil-siyasal bir tercihin ortaya çıkması için bir plan ve projesi olmamıştır.

Bu açıklama ise yeni bir konseptin ilk adımıdır; demokratik kurumların, sivil toplumun ve seçilmiş insanların, temel haklarını kullanmalarının engellenmesi, görev yapamaz hale gelmeleri istenmektedir ve totaliter bir toplum yaratma arzusunun açık bir ifadesidir” dedi. Bütün belediyeler gibi DEHAP’lı belediyelerin de yaptıkları bütün çalışmaların, kullandıkları kredilerin, yatırım amaçlı gerçekleştirdikleri ihalelerin, İçişleri Bakanlığı’nın müfettişleri tarafından yasal bir zorunluluk olarak denetlendiğini hatırlatan Miroğlu, hiçbir belediyenin, denetim dışı bir faaliyetinin olmasının mümkün olmadığını vurguladı. Miroğlu, Erdoğan’ın, AB ülkelerinin 15 yıl süren ve bugün de devam eden iç çatışmanın yarattığı ağır ekonomik, toplumsal, siyasal sorunlarla ilgilenmelerinden rahatsız olduğunu belirterek, şu görüşleri ifade etti: “AB ülkelerinin başbakanın açıklamasında dile getirdiği ve kamuoyunu yanılttığı biçimiyle bölgede ‘yasa dışı’ bir ilişkileri yoktur. 3 Ekim’de AB ile müzakere masasına oturacak bir ülkenin başbakanının AB ülkelerini şiddet ve terör yanlısı gösterme gayreti, herhalde AB tarihinde asla tekrarlanmayacak bir ilktir diye düşünüyoruz. Başbakan, hangi ihalenin, hangi AB ülkesinin isteğiyle hukuka aykırı olarak kime verildiğini, İçişleri Bakanlığının bu konuda neden herhangi bir işlem yapmadığını açıklamak ve kamuoyuyla paylaşmak durumundadır.

Sayın Başbakan Kürt sorununun, müzakerelerin başlamasından sonra, AB’nin bir iç sorunu haline geleceğini artık bilmek zorundadır. AB ülkelerinin dağlarında ise silahlı çatışma yoktur. AB ülkelerinde, yıkılmış yakılmış köylerine dönmek isteyen yüzbinlerce insan bulunmuyor. Her yüz kişiden sekseninin işsiz olduğu kentleri yok AB’nin. Aydınlatılmamış faili meçhul cinayetleri, hala keşfedilmeyi bekleyen toplu mezarları yok bu ülkelerin. Başbakan, ülkesinin bir bölgesinin yaşadığı bu koşulları düzeltmek yerine, AB hukuku kapsamında iyileştirme düşünen AB ülkelerini ve barıştan demokrasiden yana güçleri tipik bir Maccartycilik örneği sergileyerek; geliştirilmek istenen militer ve totaliter bir konseptin hedefi haline getirmek çabalarından vazgeçmelidir.” Miroğlu, DEHAP’ın ve kamuoyunun Başbakan’dan “demokrasinin geliştirilmesi ve çatışmaların durması için barışa dair bir çift söz söylemesi” beklentisi içinde olduğunu kaydederek, Erdoğan’ı, “Diyarbakır’a gitmeye ve burada yoksullukla, işsizlikle mücadele ile demokrasi ve barış vaadinde bulunmaya” davet etti.

Dört Yüz Doksanıncı Bölüm: 06.07.2005 tarihli bir haberde,Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce (AİHM) sonuçlandırılan bir işkence davasında 33 bin euro (yaklaşık 53 bin YTL) ödemeye mahkum oldu. AİHM, S.B. ve H.T. olarak adlandırılan iki Türk vatandaşının 2000 yılında yaptığı başvuru üzerine açılan davayı karara bağladı. 1993 yılında Muş’un Malazgirt ilçesine bağlı Mollabaki Köyü’nde düzenlenen bir gösteriye katılan davacıların gözaltına alındıktan sonra yoğun işkenceye maruz kaldıkları belirlendi. Davacıları muayene eden doktor, vucütlerinin çeşitli yerlerinde yaralar saptadı. İşkence olayından Türkiye’yi sorumlu tutan AİHM, Türkiye’nin davacılara tazminat olarak 30 bin euro, mahkeme masrafları için ise 3 bin euro ödemesine karar verdi.

Dört Yüz Doksan Birinci Bölüm: 06.07.2005 tarihli bir haberde, El Kaide’nin Irak’taki lideri Ürdünlü Ebu Musab Zerkavi’nin ’akıl hocası’ Şeyh Ebu Muhammed El Makdisi, gözaltına alındı. Katar’dan yayın yapan El Cezire televizyonu, İsam Berkavi olarak da bilinen 43 yaşındaki El Makdisi’nin Ürdün’de kendisiyle söyleşi yapıldığı sırada Ürdün polisi tarafından gözaltına alındığını duyurdu, ayrıntılı bilgi vermedi. El Makdisi, geçen yıl Ürdün’deki ABD hedeflerine saldırı planlamak suçuyla yargılanmış, altı ay tutuklu kaldıktan sonra beraat etmiş ve geçen hafta serbest bırakılmıştı. Ebu Musab Zerkavi ise, Irak’ta Şiilerle savaşacak yeni bir örgütün kurulduğunu söyledi. Zerkavi, bir internet sitesinde yayınlanan ses kaydında, Hadi El Ameri liderliğindeki Şii milislerden oluşan Bedir Tugayı ile savaşmak üzere yeni bir örgüt kurduklarını duyurarak, silahlı örgüte Ömer Tugayı adının verildiğini açıkladı. Ebu Musab Zerkavi, Iraklı güvenlik güçlerine, ABD’liler kadar düşman gözüyle baktıklarını ifade ederek, "bazıları, direnişin iki gruba bölündüğünü söylüyor; inançsız işgalciye karşı savaşan onurlu direniş ve Iraklılarla savaşan onursuz direniş. Irak ordusu, Haçlı güçleriyle ittifak yapan ve İslam’ı yıkmaya, Müslümanlarla savaşmaya gelen paralı askerler ve din değiştirenlerin ordusu. Ona karşı savaşacağız" dedi.

Dört Yüz Doksan İkinci Bölüm: 06.07.2005 tarihli MHA/STRASBOURG kaynaklı Devrim ARSLAN’ın bildirdiği bir haberde, DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ile Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Dış İlişki Danışmanı Mahmut Şimşek ve DEHAP Avrupa Temsilcisi Faik Yağızay'dan oluşan heyet Avrupa Birliği'nde (AB) bir dizi temasta bulundu. Temaslar çerçevesinde heyet Avrupa Birliği Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn ile bir araya geldi. Rehn ile yapılan görüşmede, DEHAP Temsilcileri Türkiye'nin AB sürecini, Türkiye'nin demokratikleşmesi çerçevesinde desteklediklerini, AB sürecinin devam etmesi yönündeki görüşlerini dile getirdi. Temaslarına ilişkin MHA'ya bilgi veren DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Rehn ile olumlu bir görüşme yaptıklarını söyledi. Görüşmede bölgedeki gelişmeler ve operasyonlar hakkında bilgi verdiklerini söyleyen Bakırhan, yürütülen barış çabaları, kültürel alandaki gelişmeler, radyo ve televizyon, göç ve geri dönüş konusunda hükümetin yapmış olduklarının dile getirildiğini de söyledi.

Kadın hakları da dile geldi Bakırhan, görüşmenin diğer bir konusunun da kadın hakları, aile içi şiddet, namus cinayetleri konusunda başta Kürdistan olmak üzere Türkiye'deki genel durumun değerlendirildiğini de belirtti. Bakırhan, "Bölgenin ekonomik ve sosyal durumu konularında görüş alış verişinde bulunuldu. Yaklaşımı olumluydu" dedi. Bakırhan, Rehn'in Türkiye'nin önüne konulan müzakere çerçevesinde sivil toplum örgütlerinin, Kürtlerin, siyasi partilerin de muhatap alınması gerektiğini söylediğini de belirtti. Bunu AB'nin Türkiye hükümetinin önüne koyacağını ve sivil toplum örgütlerinin, DEHAP'ın girişimlerini önemsediklerini yönünde Rehn'in görüşlerini dile getirdiğini de vurguladı. Bakırhan sözlerine şöyle devam etti: "Ortak hedeflerimizin olduğunu, bunların barış ve şiddetin sonlandırma, AB süreci olduğunu söyledi. Bu konuda bize katıldığını dile getirdi."

Rehn Kürt sorunu ile ilgili DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in Türkiye ve Kürt sorunu ile ilgili olduğunu gördüklerini de sözlerine ekledi. Sorunun nasıl çözülmesi konusunda bir yoğunlaşmasının var olduğunu, kendilerinin Kürt sorunun çözümüne, çatışmaların durdurulmasına dönük söylediklerinin önemsediğini belirttiğini de vurguladı. Bakırhan, Rehn'in önümüzdeki dönemde hazırlanacak raporlarda belirtilenlerin dikkate alınacağını da belirttiğini söyledi. Bakırhan, AB'nin Türkiye'nin AB sürecinden ev ödevlerini yapması konusunda uyaran bir konumda olacaklarını da vurguladı. Görüşmede ayrıca ordu-siyaset arasındaki çekişme, özellikle bölgedeki siyaseti belirleyenin ordu olduğu konusunda bir tartışma yürütüldüğünü de sözlerine ekleyen Bakırhan, "Biz bu konuda 17 Aralık sonrasında ordunun siyasetin önüne geçtiğini, bölgedeki ekonomik, siyasal, sosyal konularda ordunun daha belirleyici olduğunu, şiddet ortamının devam etmesi durumunda bunun daha da pekişeceğini ve tamamen bölgedeki Kürt sorunun orduya havale edeceğini dile getirdik. Kendisi de bu konuda kaygılarını dile getirdi. Biz bu konuda hükümetin çok cesur olmadığını, cesur adımlar atamadığını, bunun ordudan kaynaklı boyutlarının, Kürt sorununa yaklaşım, yine AB'nin zihinsel olarak özümsemekten kaynaklı olduğunu dile getirdik" dedi. Bakırhan son olarak da Kuzey Irak'taki gelişmelerin bölge ve Türkiye üzerindeki etkilerini de değerlendirdiklerini söyledi.

Dört Yüz Doksan Üçüncü Bölüm: 10.07.2005 tarihli MHA kaynaklı bir haberde, Almanya Güney Kürdistan’da hastane açacak. Güney Kürdistan’ın Zaxo kentinde incelemelerde bulunan bir Alman heyeti yakın bir zaman içinde hastane açılacağını söylediler.Güney Kürdistanlı yetkililer ve Dohuk Vali Temer Ramazan ile görüşen Alman heyet Zaxo’da teknik donanımı yüksek bir hastahane yapmak istediklerini belirtiler. Duhok Valisi Ramazan ise Almanya yetkililerin hastane yapma teklifine çok sevindiklerini belirterek, önümüzdeki günlerde hastane için Alman yetkililerin kenti ziyaret edeceklerini söyledi

Dört Yüz Doksan Dördüncü Bölüm: 14.07.2005 tarihli bir haberde, Iraklı Türkmenleri bir araya getiren Irak Türkmen Cephesi, ülkenin ABD tarafından işgalinden bu yana yapılan uygulamaların azınlıklar için hayal kırıklığı verici olduğunu belirterek, ABD’yi Irak’ın kuzeyinde Kürtleri desteklemekle eleştirdi. Washington’da düzenlenen bir basın toplantısına Iraklı bazı Hıristiyan gruplarının temsilcileriyle katılan ITC’nin Washington temsilcisi Orhan Ketene, işgalin ardından kendilerine verilen bütün sözlere karşın, Kerkük, Musul ve Irak’ın kuzeyindeki diğer büyük kent ve kasabaların, ABD’nin onayıyla ve gözünün önünde Kürt milisler tarafından istila edildiğini söyledi. Ketene, o zamandan bu yana Kürtlerin Irak’ın bu bölgesinin yönetimine fiilen el koyduğunu belirtti.

Dört Yüz Doksan Beşinci Bölüm: 14.07.2005 tarihli bir haberde, Yabancı sermayenin Türkiye’de özellikle medya sektörüne ilgi gösterdiğini belirten Erdoğan, medya sektörüne girecek yabancı sermaye payının yüzde 25 ile sınırlandırılmasını yeni yasama döneminde ele alacaklarını bildirdi. Başbakan Erdoğan, bir televizyon kanalında katıldığı programda, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Uluslararası camiada ve Türkiye’de terörün tırmanışta olduğunu belirten Erdoğan, Türkiye’deki terörün yabancı ülkelerce desteklendiğini belirterek, "Terörü sahiplenenler var, örgütleri terör listesine almakla terörle mücadele edilmez. Sadece Amerika Birleşik Devletleri’ne değil, Avrupa Birliği üyesi ülkelerine de söylüyorum, suçluları yargılayın diyorsunuz yargılamıyorlar, iade edin diyorsunuz, iade etmiyorlar" dedi.

Türkiye’ye gelen bazı yabancı diplomatların Güneydoğu’ya gitmelerinin de terörü azdırdığını ifade eden Erdoğan, Türkiye’de etnik ayrımcılığa, bölgesel ve dinsel milliyetçiliğe gidilemeyeceğini, bunların Türkiye’nin üç kırmızı çizgisi olarak devam ettiğini söyledi. Erdoğan, "Gerekirse sınır ötesi operasyon da yapılır" dedi. Yabancı kuruluşların, Türkiye’de özellikle medya sektöründe yatırım yapmak istediklerini belirten Erdoğan, "Dünya medyasının Türkiye’ye gelmesi medyada rekabeti artıracaktır" diye konuştu. Erdoğan, medya sektöründeki yabancı sermaye yatırım payının % 25 ile sınırlandırılmasının, yeni yasama döneminde yeniden düzenleneceğini belirterek "Buradaki bir sınır koydunuz koyduğunuz sınır ne, bir yabancı girme veya bir kuruluş ancak bir tane gazete ve televizyon sahibi olabilir veya bir firmayı satın alabilir. Bu yüzde yüz olursa böyle bir yatırımın içine girer. Yüzde 50’nin altında olursa girmez" şeklinde konuştu.

Dört Yüz Doksan Altıncı Bölüm: 14.07.2005 tarihli AYGAZETE internet sitesinde Altemur KILIÇ’ın “Güneydoğu Kırılma Noktası” başlıklı yazısında; Türkiye’nin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir ölçüde AKP iktidarının “kırılma noktası” Güneydoğu, Kürt sorunudur. Aslında Mustafa Kemal Atatürk, büyük dehası ve vizyonu ile bu tehlikeyi çok önceden görmüş. Özellikle Türk-Kürt devleti önerilerine karşı üniter, tek dilli, tek kültürlü devlet ve “Ne mutlu Türküm diyene” ilkesiyle bu sorunu kökünden çözmüştü. Şimdi, sorunun vahametini idrak edenlerin bazıları, bu ilkelere sarılmak yerine, sorunun “Kürt realitesini” kabul etmekle ve de AB içinde çözülebileceğini savunmaya ve gene “barışçı çözüm” teranelerine başladılar. Bu taviz tabii, PKK’dan, sözde ılımlı Kürtçülere kadar, Üniter TC Milli Devleti´ne karşı olanların çok işine yarıyor!

Eninde sonunda, TC´ye karşı olan, sözde “ılımlı” Kürtçülerin “sözde" barışçı söylemleri, bu söylemlerin asıl amacını anlamayan, anlamak istemeyen ve satırlar arasını okumaktan kaçınan liberallerin ve “aydınların” çok işine geliyor. Bunlar, bir taraftan son zamanlarda azan PKK terörist eylemlerini telin etmekle beraber, bu eylemlerin şu sırada azmasının asıl derin maksadını anlamıyorlar ve PKK’nın “nasihatle”, bazı “aydınların” hem nalına, hem mıhına bildirileriyle diğer sözde “ılımlı” bölücülerin ve de zaman zaman, bazı AB çevrelerinin sureti haktan görünmek için yaptıkları uyarılarla, yola gelip terörden vazgeçeceklerini umuyorlar. Boş hayal!. Apo ve PKK gerçeği, bunların çoğu Kürtler arasındaki itibarı ve yeri öyle kolay kolay nasihatle giderilecek şeyler değil. Cini şişeye nasihatle sokmak kolay, hatta belki de mümkün olmayacak. Son günlerde artan-azan terör eylemleri karşısında “eceli gelen köpekler” demek isteriz, ama bu kolay olmayacak. Adamların organlarındaki küstahlığa bakın; ülkemizde askerlerimize saldırıyorlar ve bu “Savunma birliklerinin meşru hareketleri” diyorlar. Açıkçası Apo-Kongra-Gel ve yeni adı neyse, bu eylemleri başaramayacaklarını bile bile, AB´nin de desteğiyle devletle pazarlık kartını kullanmak için yapıyor.

Organları Özgür Politika´da PKK "Savunma (!) Komitesi" Başkanı, “Bölge Sorumlusu” Murat Karayılan meydan okuyor, Türkiye’yi tehdit ediyor; “Apo özgür olana kadar direneceğiz!.. TC bizimle diyalog kurmaz ve sorunu çözmezse, silahlı eylemlere sonuna kadar devam edeceğiz!” diyor. Kendisiyle konuşan New York Times muhabirine söyledikleri anlamlı: “Türkiye teslim olmamızı istiyor, ama biz asla teslim olmayacağız... Eskiden olduğu gibi amaçlarımıza sadece silahlı mücadeleyle ulaşacağımıza inanmıyoruz… Demokrasinin bir parçası olmak istiyoruz… Meşru haklarımızı elde etmek için, ´siyasi ve diplomatik mücadele´ye inanıyoruz..” Karayılan bu mücadelede AB’nin ve ABD’nin desteğini bekliyor ve diyor ki: “Amerika’nın politikalarında bir değişiklik var; demokratik hareketleri destekliyorlar artık… ABD, Ortadoğu’yu değiştirmek istiyor… Kürtler bu olayda büyük bir rol oynayabilirler!” Bu sözlere de bir “mim” koyun!..

DİYALOG BARIŞÇI ÇÖZÜM

Hatırlatalım; Apo, Bekaa’da cart-curt ederken de bizim gönüllü postacılar “diyalog” kurmak istiyorlardı.. Ve bugün de birçok “aydınların” gönüllerinin ve dillerinin altında, AB çevrelerinin sözlerinde bu “diyalog” yatar. Son zamanlarda 200 kadar askerimizin kalleşçe canını alan son PKK eylemlerinin, şu bağlamda azdırılmasının asıl mantığı Karayılan’ın sözlerinde. Sonra, bu müzakere sürecinin arifesine tesadüf etmesi manidar; maksat bu sürede AB´den destek ve cesaret almak ve TC´ye böylelikle baskı yapmak! Bununla birlikte, itiraf edilmese bile Barzani peşmergelerinin ve Talabani silahlı birliklerinin, arkadan arkaya PKK´ya lojistik ve teknik yardımlar yaptıkları biliniyor.. Nihayet, ABD´nin PKK ile güya mücadele için şart koştuğu “eve dönüş" affıyla Türkiye’ye dönen örgüt elemanlarının eylemlerde kullanıldığı da, ABD´nin Kuzey Irak’ta PKK ile mücadele konusunu ağırdan aldığı da ortada!..

MEHMET ALTAN PROVOKASYONU!

Geçenlerde Mehmet Altan, C4 patlayıcılarının ancak orduda bulunduğunu ve bunların da TSK tarafından, provokasyon maksadıyla Türkiye’ye sokulduğunu imadan öte, iddia etmişti. Son gelişmeler karşısında bu iddiasında acaba ısrar ediyor mu?

ATEŞLE İMTİHAN

AKP iktidarının bir ateşle imtihanı da Güneydoğu Kürt sorunu konusunda olacak. İtiraf etmek gerekir ki bu konuda vebal, sorumluluk sadece bu iktidara ait değildir. TSK, PKK eşkıyasına karşı mücadeleyi kazandıktan ve Apo, İmralı’ya tıkılıp idama mahkûm edildikten sonra, zamanın hükümetinin Türk yargısının en yüksek merciince tasdik ettiği idam hükmünün infaz edilmeyip eşkıya, katil başının İmralı’da, güya “konserve kutusunda” muhafaza edilmesi, AB hayali uğruna bölücü Kürtlere umut veren uyum yasaları çıkarılması ve AB baskısıyla Leyla Zana ve şeriklerinin serbest bırakılmaları, Apo´nun, yeniden yargılanması hususunda AİHM kararına muhatap olacak duruma gelmemiz üzerine Güneydoğu-Kürt sorununu müzmin bir açık yara gibi işletmiştir. Ve adeta 30 bin şehidi boşuna mı verdik ve şimdi de boşuna mı şehitler veriyoruz diye düşünmemiz gerek!..

Aslında PKK, Türk Ordusu tarafından “bitirilmişken”, Apo da İmralı’da DGM tarafından “bitmişken”, bugün Kürt sorunu, hele kör olası AB sürecinde, 1990´lardakinden çok daha karışık ve karmaşık duruma gelmiştir. TC ve milletimizin varoluşunu tehdit eden ve edecek en büyük tehlike de budur. O zaman da yazdım, şimdi de yazıyorum; buna imkân verenlere kendi babam da olsa, bunu sonuna kadar yazacağım; söyleyeceğim; Apo´nun Kürt hareketinin baş kahramanı ve lideri olarak ortaya çıkmasına ve PKK’yı İmralı’daki hücresinden yeniden kurmasına imkân verenlere rahmet okumak, doğrusu hiç de içimden gelmiyor.. Zamanın Başbakanı Ecevit, “Onu çelik konserveye koyduk, sıkıysa çıksın, yerini dar ederiz” buyurmuştu… En vatansever yazar arkadaşlarımız bile, “İdam edilirse kahraman olur” diye idamına karşı çıkmışlardı… Eee, şimdi ne oldu? Kürt bölücülük hareketinin ve TC düşmanlığının tartışılmaz kahramanı ve lideri!.. Biliyorum, haklı çıktığım için bana ödül vermezler, ama hiç olmazsa hatırlatmanın keyfini değil, acısını çıkarayım... Ama “Büyük oyun", muhtelif cephelerde devam ediyor. Ve bizim "aydınlarımız”, o “imzası olanlar" da bu oyuna gelmekteler.

Türkiye’nin çıkarlarına karşı olmanın ve hariçten gazel okumanın “aydın” olmak için adeta şart olduğuna inanan “entel şıklarımız” var. Koskoca Tabipler Odası Sayın Başkanı da, bir taraftan sureta, PKK’nın silahları bırakmasını isterken, şahinleri (TSK diye okuyun) ürkütmekten, herhalde Güneydoğu´da demokratik hayata geçilmesi için yasal düzenlemelerin yapılmasını, yani Kürtlere haklar verilmesini istiyor. Böyle hem “Tabip”, hem de “aydınlar” oldukça, "operasyon" belki başarılı olur, ama sonunda TC Devleti de yok olur.

Dört Yüz Doksan Yedinci Bölüm: 15.07.2005 tarihli YENİÇAĞ gazetesinde çıkan “ABD Gözetiminde Kürt İstilası” başlıklı haberde, Washington''da düzenlenen bir basın toplantısına Iraklı bazı Hıristiyan gruplarının temsilcileriyle katılan ITC'nin Washington temsilcisi Orhan Ketene, işgalin ardından kendilerine verilen bütün sözlere karşın, Kerkük, Musul ve Irak'ın kuzeyindeki diğer büyük kent ve kasabaların, ABD'nin onayıyla ve gözünün önünde Kürt milisler tarafından istila edildiğini söyledi. Ketene, o zamandan bu yana Kürtlerin Irak'ın bu bölgesinin yönetimine fiilen el koyduğunu belirtti.. Irak'ta 30 Ocakta yapılan seçimlerin kuzeydeki bölümünü ülke tarihinin en büyük sahtekarlığı olarak nitelendiren Ketene, bu bölgede yüz binlerce Türkmen ve Asuri Hıristiyan'ın oy vermekten alıkonulduğunu ve yüz binlerce Türkmen''in oyunun Kürtler için sayıldığını anlattı. Ketene, bu yüzden, Irak'ın siyasi hayatında Türkmenlerin ve Hıristiyanların rolünün sembolik düzeyde kaldığını kaydetti..

ITC Washington temsilcisi Ketene, Kerkük'ün Kürt yöneticilerinin bütün amacının, kentin Kürt hayallerinde yaşatılan ''Kürdistan'a dahil edilmesi olduğunu ve bu yüzden ağırlığın kentin nüfus yapısının değiştirilmesine verildiğini vurguladı. Ketene, bölgedeki Türkmenlerin, Asuri Hıristiyanların ve Arapların, bu duruma sert şekilde karşı çıktığını ifade etti. Ketene, bölgedeki imar projelerinin genelde Kürt şirketlerine verildiğine de dikkati çekti. Ketene, Irak'ta şimdiye kadar yürütülen idari usul ve süreçlerin azınlıklar için hayal kırıklığına yol açtığını belirterek, ''önemli olan sözler değil, iştir'' diye konuştu. Orhan Ketene, Kürtleri, üçte ikisi Sünni, üçte biri Şii olan Türkmenler arasına nifak sokmaya çalışmakla da suçladı.

 

Meclisdeki Hainler

Meclisdeki Hainler


Şemdinli Gerçegi

Şemdinli Gerçegi


Abdullah Öcalan gerçeği

 


© 2002 - 2008  www.Yalniz-Kurt.com