Derin Noktalar
ASALA YENİDEN SAHNEYE SÜRÜLEBİLİRMİ?
Türkiye düşmanı uluslararası karanlık odaklar ve Ermeni mafyası destekli Ermeni lobilerinin Batılı ülke parlamentoları ve medyası üzerinde yürüttüğü yönlendirici sözde "Ermeni Soykırımı" atakları, buna karşın Türkiye'nin "Ermeni Soykırımı(!)" iddialarına hâlâ ve doğru bir yaklaşımla 'sözde' demesi ve 'sözde' demeye de devam edeceğinin anlaşılması, Ermenilerin "Ermeni Soykırımı" yalanlarıyla ve bu yalanların kabulüyle kurmayı planladıkları ve Türkiye'nin bir kısım topraklarını da kapsayan "Büyük Ermenistan" düşlerinin hayata geçirilmesinin hiç de kolay olmayacağını göstermektedir. Bu durum ise maalesef ASALA'nın tekrar sahneye sürülebilirlik ihtimalini kuvvetlendirmektedir.
1983'te birden bire sahneden çekilen, fakat çok geçmeden PKK'nın ardında beliren ve Bekaa'da PKK militanlarına verilen silah eğitimleriyle dolaylı olarak gündeme gelen ASALA'nın şu ana kadar terör piyasasından tamamen çekildiğine dair herhangi bir bilgi mevcut değildir. Ve ne gariptir ki, ASALA bilinen tüm kanlı eylemlerine rağmen bu piyasada deşifre edilememiş tek terör örgütü konumunu korumaktadır.Tüm terör örgütlerine sızan, hatta onların merkez komitelerine bile eleman yerleştiren malum ülke istihbaratlarının ASALA'ya sızamamış olması da son derece düşündürücüdür.. Oysa Batı Beyrut'un terörist örgütler tarafından tahliyesine kadar, ASALA'nın o sıralar sözcüsü durumundaki Hagop Hagopyan'ın (ki daha sonra bu şahsın ASALA lideri olduğu da açıklanmıştı) bir sefer olsun gözaltına alınıp sorgulanmaması da son derece garipsenecek bir durumdur.
ASALA, 1978'lerde karargâhını geçici bir süre Beyrut'tan Bekaa'ya, oradan da Kıbrıs Rum kesimine taşıdığında Trodos Dağları'ndaki kamplardaki çalışmaları da sanki görünmez bir elin koruması altındaydı. ASALA Avrupa'da, Danimarka, İsviçre, İtalya, İspanya, Fransa, Almanya ve Avusturya'da, Amerika kıtasında Venezüella ve ABD'de, Ortadoğu'da, Libya ve Avustralya'da da örgütlenirken hiçbir engelleme ile karşılaşmadı. Mesela "Yachia Kecmic mean Grubu", "Martyr Kharmian İntihar Hücresi", "Los Angeles ASALA Şubesi", "Toronto ASALA Şubesi", "15 İsviçre Grup", "Eylül Fransa Grubu", "Orly Grubu" olarak çeşitli isimlerle faaliyet göstermeleri de nedense hiçbir ülke istihbaratının ilgisini çekmedi. Bir ara Türk istihbarat birimlerinden biri ASALA'nın Merkez Komitesi'nin Hagop Hagopyan, Antranik Bogosyan, Onnik Basmaciyan ve Bagos Turbacliyan'dan meydana geldiğini açıkladıysa da bu isimlerin gerçek mi kod adlar mı olduğu hiçbir zaman belirlenemedi.
Mesela 1980 yılı Aralık ayında Paris'te yayınlanan Ermeni gazetesi Hay Baykar'da Hagop Hagopyan ASALA'nın başı olarak tanıtıldı. Eylül 1981'de ASALA'nın Beyrut'ta düzenlediği basın toplantısında ise Hagop Hagopyan'ın örgüt sözcüsü olduğu açıklandı. 1982 Temmuz'unun sonunda ise Hagop Hagopyan'ın İsrail'in Beyrut bombardımanında öldüğü söylendi. Bu ölüm ASALA'nın diğer liderlerinden Mihran Mihranyan tarafından da teyit edilmişti. Fakat daha sonra Mihranyan, Hagopyan'ın sahte ismi olduğu iddia edildi. Tüm bu kafa karıştırıcı bilgilerden sonra Hagopyan'ın Şubat, Mart 1983'te Paris'te ortaya çıktığı açıklandı. Beyrut'ta Ermenilerin yoğun olduğu Bourij el-Hamud'da adının Abu Mujahed olarak da geçtiği belirtilen Hagopyan'ın 1983 Haziran'ında ise Lübnan'da ASALA'yı temsilen Abu Mujahed ile yapılan röportajı yayınlanıyordu.
Sürekli ikametgâhı bile tespit edilemeyen Hagop Hagopyan'ın 1983 Eylül'ünde Libya'da olduğu söylenirken, FBI kaynaklarına göre ise Mayıs 1984'te Şam'da yaşıyordu... Sadede gelecek olursak, görüleceği üzere 1983'e kadar çok sayıda insanımızı öldüren ve 1983'te ASALA adıyla sahneden çekildiği söylenen ASALA'nın bugüne kadar ne lideri, ne Merkez Komite üyeleri, ne de militan sayısı belirlenebildi. Görünmez bir el ya da eller ASALA'yı nedense hep özenle bir giz perdesi arkasında tuttular, deşifre edilmesine izin vermediler. Ve korkarım, bir zaman sonra Türkiye'yi parlamentoların ve uluslararası kamuoyunun baskılarıyla siyaseten hedefledikleri noktaya getiremeyeceklerine hükmeden güçler özenle giz perdesi ardında tutmayı sürdürdükleri ASALA'yı tekrar sahneye sürmekte tereddüt etmeyeceklerdir. Evet yakında birileri ASALA kartını yeniden açabilir! Terör örgütlerinin para kaynakları ve derin güçler…..
Karşıt görüşlü öğrenci hareketlerinin, belli merkezlerden düğmeye basıldığı izlenimi veren bir şekilde yavaş yavaş ivme kazanmaya başladığı şu sıralar, 302. maddenin değiştirilememiş haliyle yürürlüğe girmesi, dolayısıyla Öcalan'a yeniden yargılanma yolunun açılması sanırım uluslararası derin güçleri, Türkiye üzerindeki oyunlarının başarısı yönünde oldukça umutlandırmakta ve sevindirmektedir. Maalesef şu bir gerçek ki; terör örgütleriyle direkt ya da endirekt temas içerisinde olan 'derin güçler' ve onların bağlı oldukları devletler, kontrol edilebilir ve kullanılabilir durumda olan herhangi bir terör örgütünü, dayanılmaz baskılar gelmediği müddetçe kolay kolay terör örgütleri listesine koymaz, koysa da onu hedef alıcı bir konuma oturtmaz. Çünkü terör örgütleri kimi devletler için kolay kolay vazgeçilecek ve mevcudiyetleri, o örgüte karşı olan devlet ya da devletleri sevindirme adına ortadan kaldırılmasına yeşil ışık yakılacak unsurlar değillerdir!
Niçinine gelince! Evet, terör örgütlerinin bilinen fiillerinin dışında bir de genelde sessiz ve derinden sürdürmekle yükümlü oldukları bir "görev"leri daha vardır. O da, uyuşturucu trafiğinin "asli unsurları" olarak büyük bir ketumiyet içerisinde, verilen görevleri titizlikle yerine getirmek!.. Bilinmesi gereken o ki; üretim alanından, tüketim bölgelerine dek devam etmekte olan süreçte "uyuşturucu" terör örgütleri üyelerince 'hem de oldukça ucuza' nakledilir. Teslimat ve dağıtımın çok önemli bir bölümü de yine onlar eliyle yapılır... Terör örgütlerini kullanan 'derin güçler' bilirler ki; uyuşturucu, terör örgütleri için yaşamsal öneme sahiptir. Çünkü bir terör örgütü elemanının örgüte maliyeti yılda ortalama 10-15 bin dolar civarındadır. Yani bir terör örgütü kurup, bir devlete kafa tutmanın maliyeti son derece yüksektir. Bunu karşılamanın tek yolu ise uyuşturucu sektöründe "Nakledici", "Güzergâh Koruyucusu" ve "Dağıtıcı" olarak yer almaktır. Örneğin; bugün sadece Avrupa'daki bağımlıların günlük 'eroin' ihtiyacı 75-190 ton civarındadır. Tekrarlıyoruz, 75-190 kilogram değil, günlük 75-190 ton... Bu uyuşturucuların tüketiciye "Parti kaptırılmadan" ulaşması için de 'derin güçlerin', elemanları hapsi veya ölümü göze almış ve "Vatan kurtaran Şaban" rolüne soyundurulmuş karanlık organizasyonlara yani terör örgütlerine ihtiyaçları vardır!..
DHKP-C ve PKK, yılda yüzmilyarlarca doların döndüğü dünya uyuşturucu trafiğinin vazgeçilmez örgütleri arasındadırlar. Mesela; PKK, üretim noktalarındaki denetimden güzergâh güvenliğine ve dağıtımına kadar bir dizi uyuşturucu etkinliği içerisinde yer almakta, Avrupa ve ABD'deki dağıtımı ise kurduğu dernekler aracılığıyla yapmakta ve yılda ortalama 350-400 milyon dolar para kazanmaktadır. Silah alımından ve örgüt içi giderlerden arta kalan para ise örgüt yetkililerinin İsviçre'deki gizli hesaplarına aktarılmaktadır. PKK'nın, sadece Avrupa ülkelerinde uyuşturucu dağıtımında kullandığı belirtilen 290 derneği bulunmakta, dost(!) ABD'deki dernek sayısının ise 13 olduğu ifade edilmektedir. Evet, son derece özetleyerek verdiğimiz bu kısacık bilgiden sonra PKK gibi kanlı bir terör örgütünün, bugüne kadar niçin AB ve ABD'ce hedef alınmadığını, liderine niçin AB'ce yeniden yargılanma yolunun açılmak istendiğini bilmem anlayabildik mi? Evet, terör örgütleri, 'derin güçlerin' ve yuvalandıkları devletlerin karanlık siyasal ve ekonomik hedeflerinin vazgeçilmez unsurlarıdır!.. Tabii, görevlerini eksiksiz yerine getiren liderleri de……
Dört Yüz Kırk Sekizinci Bölüm: 14.06.2005 tarihli bir haberde, Türkiye ile ABD arasında ’’Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Önlenmesi Amaçlarına Yönelik Yardımın Kolaylaştırılması İçin İşbirliğine İlişkin Anlaşma’’ imzalandı. Anlaşmaya, Türkiye adına Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Ali Tuygan, ABD adına ABD’nin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman imza attı. Edelman, ABD Başkanı George Bush ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen hafta ABD’de kitle imha silahlarının önlenmesi konusunu da ele aldıklarını belirterek, bu konuda iki ülkenin ortak çıkarları bulunduğunu ifade etti. İki ülke arasında stratejik ilişkilerin varlığına da değinen Edelman, anlaşmanın kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesine yönelik çabaların bir parçası niteliği taşıdığını ifade etti. Anlaşma, kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi ve bu tür silahların üretiminde kullanılabilecek çift kullanımlı malzeme ve teknolojinin ihracat ve transit ticaretinin kontrol edilmesini kapsıyor.
Dört Yüz Kırk Dokuzuncu Bölüm: 14.06.2005 tarihli bir haberde, PKK/Kongra-Gel’in başındaki Zübeyir Aydar, Kuzey Irak’taki Erbil kentinde pazar günü yapılan seçimlerde ’Kürdistan Bölge Başkanı’ seçilen ve bugün yemin ederek göreve başlayacak olan Irak Kürdistan Demokrat Partisi (IKDP) lideri Mesut Barzani’den kendilerine destek verilmesini istedi. Ayrıntıları, Milliyet gazetesinin haberinden alıntılayarak aktarıyoruz: Terör örgütü PKK doğrultusunda uydu aracılığı ile yayın yapan ’Roj TV’de mesajı yayınlanan, kapatılan DEP’in eski milletvekillerinden Zübeyir Aydar, Barzani’nin seçilmesini Kürtlerin Ortadoğu’da bir statüye doğru gitmesinde önemli aşama olduğunu öne sürdü. Barzani’ye yeni göreviyle birlikte önemli görevler düştüğünü iddia eden Aydar, Kuzey Irak’takilerin dışındaki ülkelerde yaşayan Kürtlerin de önemli beklentileri olduğunu savunarak şöyle dedi:
"KÜRTLERİN BİRLİK İHTİYACI ACİL BİR GÖREVDİR" "Bu yeni bir başlangıçtır, Kürt sorunu Irak ve Güney Kürdistan’da (Kuzey Irak) belli bir aşamaya gelmiş olmasına rağmen Kürdistan’ın diğer 3 parçasında (Suriye, İran ve Türkiye’yi kastediyor) savaş durumu söz konusudur. Eski statü devam ediyor. Bu açıdan sayın Barzani’nin önünde ciddi görevler vardır. Kürt sorunu bütün olarak çözülmediği sürece Güney’deki kazanımların tehlikeye girecektir. Türk devletiyle bir savaş durumumuz var. Bu temelde Güneydeki kardeşlerimizden, özellikle Barzani’den bu göreve seçilmesinden kendisinden beklentimiz vardır. Kuzey’deki (Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi) mücadelemizin desteklenmesini istiyoruz. Kuzeyde çözüm sağlanmadıkça, Güney’deki çözümün de sınırlı kalacağı ortadadır. Kürtlerin birlik ihtiyacı, ortak stratejide buluşma ihtiyacı her zamankinden daha fazla acil bir görevdir. Kürt parti, örgüt, kurum ve şahsiyetleri arasında ulusal bir konferans toplanmalıdır. Bu çağrımıza sayın Barzani’den olumlu yanıt vermesini bekliyoruz. Bu konuda çaba içinde olmasını bekliyoruz." Zübeyir Aydar, Kuzey Irak’ta federasyonlaşmayı desteklediklerini belirterek, "Bunun tüm Kürt halkının kazanım olmasını bekliyoruz. Demokratik yönünün göz ardı edilmeden Kürtlerin beklentilere cevap olmasını istiyoruz" diye konuştu.
Dört Yüz Ellinci Bölüm: 14.06.2005 tarihli bir haberde, Kuzey Irak’taki “bölge parlamentosu” tarafından önceki gün oybirliğiyle başkan seçilen Kürt liderler Mesut Barzani, Erbil’deki parlamentoda yemin ederek göreve başladı. Yemin töreninde, Devlet Başkanı Celal Talabani ve Irak Parlamentosunun Sünni Başkanı Haşim Hasani hazır bulundu. Önceki gün yapılması öngörülen yemin töreni, kötü hava koşulları nedeniyle birçok yetkilinin Erbil’e gelememesi yüzünden ertelenmişti. Barzani, bu görevini 4 yıl sürdürecek. Bu habere ilişkin diğer bir haberde de, ABD Başkanı George Bush’un, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani’yi arayarak, ’’birleşik bölgesel bir hükümetin kurulması dolayısıyla Kürt halkını tebrik ettiği’’ bildirildi. Beyaz Saray sözcüsü Scott McClellan, Bush’un, Talabani ile telefon görüşmesi yaptığını; ABD Başkanı’nın, Irak parlamentosunun yeni bir anayasanın bir an önce hazırlamasının öneminden bahsettiğini aktardı. McClellan, ’’Başkan aynı zamanda Talabani ve Kürt halkını, birleşik bölgesel bir hükümetin kurulması dolayısıyla tebrik etti. İki lider, bu durumun, Irak’ın geri kalanında uzlaşmanın önemini sergilemesini not ettiler’’ dedi.
Dört Yüz Elli Birinci Bölüm: 14.06.2005 tarihli bir haberde, Irak meclisi, Başbakan İbrahim El Caferi’nin hükümetine güvenoyu verdi. 275 sandalyeli mecliste işari oylamada, 28 Nisan’da kurulan ve Şiilerin çoğunlukta olduğu hükümet ve çalışma programı oy çokluğuyla onay aldı. Meclis başkan yardımcısı Hüseyin El Şehristani, oylamadan sonra yaptığı açıklamada, hükümetin tam ittifakla güven oyu aldığını belirterek, milletvekillerine teşekkür etti. Irak hükümeti başbakan, 4 başbakan yardımcısı ve 32 bakandan oluşuyor.
Dört Yüz Elli İkinci Bölüm: 15.06.2005 tarihli bir haberde, Adana’da bir “Demokratik Özgür Kadın Hareketi” mensubu bir grup, terör örgütü PKK’ya yönelik askeri operasyonların sona erdirilmesi için gösteri yaptı. Abdullah Öcalan’ın posteri açan, ve terörist başı lehine sloganlar atan gruba önce vatandaşlar Türk bayrağı açarak, sonra da polis müdahale etti. “Demokratik Özgür Kadın Hareketi”nden 30 kişilik bir grup, PKK’ya yönelik askeri operasyonların sona erdirilmesi için Adana İnönü Parkı’nda basın açıklaması yaptı. Bölgeye Çevik Kuvvet ekipleri sevk edildi. Güvenlik güçleri, göstericilerle, tepkili vatandaşlar arasında set oluşturdu. Bir gösterici sivil polise yumruk atınca olaylar büyüdü. Göstericilerden bazıları, DEHAP ve Sosyalist Demokrasi Partisi Seyhan ilçe başkanlıklarının bulunduğu binaya girdi ve çatıya çıkarak, aşağıdaki Çevik Kuvvet ekiplerine taş attı.
Dört Yüz Elli Üçüncü Bölüm: 15.06.2005 tarihli bir haberde, Aydın, sanatçı, yazar, sendikacı ve siyasetçilerin de aralarında bulunduğu 150 kişi, ortak bildiri hazırlayarak, terör örgütü PKK’dan silahlı eylemlere derhal ve önkoşulsuz olarak son vermesini istedi. İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy, bildiriyi, çok yakıcı ve önemli olan bir sorunun çözümü doğrultusunda adım atılması için hazırladıklarını söyledi. Prof. Dr. Gürsoy tarafından okunan bildiride, şöyle denildi: ’’Sadece geçen ay 50’ye yakın insanımızı yitirdik. 15 yıl süren ve 30 bini aşkın insanımızın kaybına yol açan, taraflarca ’düşük yoğunluklu çatışma’ veya ’kirli savaş’ olarak adlandırılan dönemin acıları milyonlarca insanımızı derinden yaraladı. Artık insanlarımız ölmesin, barış içinde ve adil bir yaşam sürelim. PKK’nın silahlı eylemlere derhal ve önkoşulsuz son vermesini istiyoruz. Hükümetin, kalıcı barışın sağlanması ve herkesin demokratik toplumsal hayata katılabilmesi için gerekli yasal düzenlemeleri gerçekleştirmesini talep ediyoruz.’’
Dört Yüz Elli Dördüncü Bölüm: 15.06.2005 tarihli AÇIKİSTİHBARAT sitesinde MİLLİYET gazetesi kaynaklı bir haberde, Savunma konularında uzman sayılan derginin haberine göre, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, ''Türkiye'nin yakında 30 kadar Iraklı albay ve yarbayı eğitmeye başlayacağını, ABD ile bu programı genişletme konusunun görüşülmekte olduğunu'' söyledi. İngiltere'de yayınlanan Jane Defence Weekly dergisi, Türkiye'nin Irak konusunda ABD'ye yeni askeri işbirliği yolları önerdiğini bildirdi. Savunma konularında uzman sayılan derginin haberine göre, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, ''Türkiye'nin yakında 30 kadar Iraklı albay ve yarbayı eğitmeye başlayacağını, ABD ile bu programı genişletme konusunun görüşülmekte olduğunu'' söyledi. Öte yandan, Genelkurmay Başkanlığı Stratejik Araştırmalar ve Etüt Merkezi Başkanı Tümgeneral Cengiz Arslan da, ''Türkiye ile Irak arasında tek sınır geçiş noktası olan Habur sınır kapısının kapasitesinin artırılması ve yakınında ikinci bir sınır kapısı açılması konularının ABD ile müzakere edildiğini'' belirtti.
Tümgeneral Arslan, ''bu projelerin Irak, Türkiye ve ABD arasında görüşülmekte olduğunu, ama görüşmelerin asıl Türkiye ile ABD arasında geçtiğini'' kaydetti. Dergi, Türkiye'nin ayrıca, kısa bir süre önce İncirlik üssünü Amerikan ordusunun Irak ve Afganistan'a silah hariç diğer malzemeyi ulaştırması için tahsis ettiğini de yazdı. Bu girişimlerin, her iki ülkenin stratejik ortaklıklarını muhafaza etme isteklerinin açıklandığı Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın geçen hafta Washington'a yaptığı ziyaret sırasında ele alındığı belirtildi.
Dört Yüz Elli Beşinci Bölüm: 15.06.2005 tarihli bir haberde, Washignton Post gazetesi, Irak’ta Kürtlerin Kerkük kentinde yüzlerce Türkmen ve Arabı tutuklayarak, kuzey Irak’taki cezaevlerine gizlice gönderdiğini duyurdu. Washington Post gazetesinin, ABD hükümeti belgeleri ve tutuklananların ailelerine dayanarak verdiği habere göre, Kürt güvenlik birimleri, Kerkük sokaklarında Türkmen ve Arapları tutukladı. Bu tutuklamalar, bazen Amerikan güçlerinin bilgisi dahilinde yapıldı. Gazete, Dışişleri Bakanlığı’nca Beyaz Saray, Savunma Bakanlığı (Pentagon) ve ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’ne gönderilen ve yasadışı tutuklamalar ile cezaevine nakiller konusundaki kaygıların ifade edildiği gizli bir telgrafı ele geçirdiğini yazdı. Telgrafta tutuklamaların, Kürt siyasi partilerin ’’yükselen kışkırtıcı tavır içinde Kerkük’te otoritesini uygulamayı’’ amaçlayan ’’planlı ve yaygın girişiminin’’ parçası olduğunun ifade edildiğini belirten gazeteye göre, ’’5 Haziran tarihli telgrafta zorla yapılan tutuklamaların, sadece etnik gruplar arasındaki gerilimi artırdığı ve ABD’nin güvenilirliğini tehlikeye attığı’’ kaydediliyor.
Washington Post, Arap liderleri, Kerkük polisi ve Amerikalı yetkililerin, ’’Türkmen ve Araplara yönelik tutuklamaların, iki Kürt partisinin Kerkük’te kontrolünü sağlamlaştırdığı 30 Ocak’taki seçimden sonra hız kazandığını’’ söylediğini de yazdı. Saddam Hüseyin rejimi döneminde, Araplara ev ve ekonomik teşvikler verilerek Kerkük kentinin etnik dengesini değiştirmeyi amaçlayan ’’Araplaştırma’’ siyaseti, Türkmenler ve Kürtlerin tepkisini çekmişti. Irak’ın ABD önderliğindeki koalisyon güçlerince işgalinden sonra çok sayıda Kürt kente dönmüş ve kent üzerindeki kontrolünü artırmıştı.
Dört Yüz Elli Altıncı Bölüm: 16.06.2005 tarihli bir haberde, Terörle mücadeleden zarar görenlere tazminat ödenmesini içeren yasanın süresi, istenilen sonucun alınamaması nedeniyle uzatılıyor. Meclis’in 2004 temmuzunda kabul ettiği terör ve terör mağdurlarına tazminat ödenmesine ilişkin yasa bir yılını doldurmak üzere ancak amaçlanan faydalar bir türlü sağlanamadı. Mevcut yasada öngörülen bir yıllık sürede yapılan 69 bin başvurudan sadece 342’sine olumlu cevap verildi. Yapılan başvuru: 69 bin 832 İncelenen başvuru: Bin 595 Reddedilen başvuru: Bin 253 Kabul edilen başvuru: 342 31 mart itibariyle yapılan 69 bin başvurudan bin 500 incelendi, bin 253’ü reddedilerek, sadece 342 başvuruya tazminat ödenmesine karar verildi. 20 mayısta yasanın uygulanmasıyla, Batman’da, Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Tazmini Yasası kapsamında valilikçe oluşturulan komisyonun değerlendirmesinden geçen kişilerden 22’sine, 212 bin YTL ödenmişti. Batman’da yasadan yararlanmak için 3 bin 896 kişi başvurmuş, ilk etapta değerlendirmeye alınan 237 dosyadan 125’i için ödeme emri verilmişti.
Dört Yüz Elli Yedinci Bölüm: 16.06.2005 tarihli bir haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, küreselleşen ve daha fazla demokratikleşen dünyada Ortadoğu ülkelerinin de reforma ihtiyacı olduğunu vurgulayarak, ’’Bu süreçte Türkiye ve Lübnan, bölgenin diğer devletlerine iyi birer örnek teşkil etmektedir’’ dedi. Erdoğan ve beraberindeki heyet, Lübnan Başbakanı Necip Mikati’nin onuruna verdiği yemeğe katıldı. Yemekte konuşan Erdoğan, Türkiye ve Lübnan arasında ortak tarih ve kültürel değerlere dayanan köklü bağlar bulunduğunu söyledi. Türkiye ve Lübnan arasına her alanda, özellikle de ekonomi ve ticaret konularında geniş işbirliği olanakları bulunduğunu söyleyen Erdoğan, bu olanaklardan en geniş şekilde yararlanılması gerektiğini ifade etti. Erdoğan, ’’Küreselleşen ve daha fazla demokratikleşen dünyamızda Ortadoğu ülkelerinin de reforma ihtiyacı olduğu bir vakıadır. Bu süreçte Türkiye ve Lübnan, bölgenin diğer devletlerine iyi birer örnek teşkil etmektedir. Ortak tarihi, kültürel ve toplumsal değerlerle bağlı bulunduğumuz Ortadoğu bölgesindeki gelişmeler, ülkelerimizi derinden etkilemektedir. Ortadoğu bölgesi ne yazık ki yıllardır süregelen sorunlar ve çatışmalar nedeniyle özlenen barış ve istikrara bir türlü kavuşamamıştır. Köklü bir geçmişe, zengin bir kültüre ve geniş kaynaklara sahip olan Ortadoğu ulusları, esenlik ve refah içinde yaşamayı en az diğer uluslar kadar hak etmektedir’’ diye konuştu.
Dört Yüz Elli Sekizinci Bölüm: 16.06.2005 tarihli bir haberde, Prof. Dr. Nakip, yaptığı açıklamada, uzun süreden beri Kürtlerin, Kerkük’te Türkmen ve özellikle de Sünni Araplara yönelik sindirme politikası yürüttüğünü belirterek, tutuklananların, Kerkük’teki hapishanelerden Süleymaniye ve Erbil’deki hapishanelere nakledildiklerini söyledi. “Kürtler, özellikle Türkmenleri Kerkük’ten çıkarmak istiyor” diyen Prof. Dr. Nakip, şunları kaydetti: “Amaç bu. Biz elimizden geldiği kadar bu girişime engel olmaya çalışacağız. Irak bir bütündür. Kerkük’te bir problem varsa, bu problem, Kerkük’teki yetkililere iletilmeli. Kerkük’te tutuklanan Türkmen ve Araplar, buradaki hapishanelerden alınarak Süleymaniye ve Erbil’deki hapishanelere götürülüyor. Buralarda işkence yapılıyor. Bu yıldırma politikasıdır. Biz bu konunun takipçisiyiz. Bu uygulamada Türkmen ve Araplar mağdur oluyor, Araplardan da özelikle Sünni olanlar.”
Dört Yüz Elli Dokuzuncu Bölüm: 16.06.2005 tarihli bir haberde, Kayseri ve İlçeleri Şehit Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Şerafettin İncetürkmen ve 4 şehit yakını, terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan aleyhine 30’ar bin YTL’lik tazminat davası açtı. İncetürkmen, Kayseri Adliyesi’nin önünde yaptığı açıklamada, ’Abdullah Öcalan’ın başında olduğu uzaktan kumandalı terör örgütü elemanlarınca binlerce sivil halkın katledildiğini, çok sayıda asker, güvenlik gücü, öğretmen ve kamu görevlisinin şehit edildiğini’ hatırlattı. " Öcalan’ı şımartan hususların dış desteklerin yanı sıra eylemlerden zarar görenlerin aleyhte şikayet başvurusunda bulunmamaları olduğunu’ belirten İncetürkmen, şöyle konuştu: ’Böyle başvuruların yapılmamış olması, dışarıda bir anlamda dezavantaj olarak görülmektedir. Şikayetçi yok diye değerlendirilmekte ve dolayısıyla gurur kırıcı dayatmalar yapılmaktadır. Öldürme ve yaralamaların hukuk düzenlemelerindeki karşılığı, ceza ve tazminattır. Bu çerçevede bizler de yasal haklarımızı kullanmak istiyoruz.’ İncetürkmen, davayı kazanmaları halinde hak edecekleri paraları şehit yakınları yararına kullanacaklarını bildirdi.
Dört Yüz Elli Dokuzuncu Bölüm: 17.06.2005 tarihli bir haberde, Ocak ayındaki seçimden sonra siyasi kriz yaşanan Irak’ta Şii ve Sünni gruplar, anayasa konusunda anlaştı. Şiiler, Sünnilerin anayasayı hazırlayan komiteye 15 üye daha sokma talebini kabul etti. Böylece Sünni Arapların 70 kişilik komitede, 17 temsilcisi bulunacak. Kürtlerin bu komitede 15 temsilcisi var. Uzlaşmayla birlikte, ocak ayındaki seçimleri boykot eden Sünni Arapların siyasete katılımı kısmen de olsa sağlanmış olacak. Bu arada Irak Meclisi, geçtiğimiz çarşamba günü Başbakan İbrahim El Caferi’nin geçici hükümetine güvenoyu verdi. 275 sandalyeli Meclis’te, Şiilerin çoğunlukta olduğu hükümet ve çalışma programı, oy çokluğuyla onay aldı. Yeni anayasanın yazımı ve genel seçimlere kadar ülkeyi yürütecek geçici Irak hükümeti, başbakan, dört yardımcısı ve 32 bakandan oluşuyor. Irak Kürdistan Demokratik Partisi lideri Mesud Barzani ise Erbil’deki bölgesel parlamentoda 12 haziranda yapılan oylama sonucunda oybirliğiyle ’Kürdistan Bölge Başkanı ’seçilmişti. Yemin ederek görevine başlayan Barzani’nin ilk mesajı Kerkük konusunda geri adım atmayacağı olmuştu.
Dört Yüz Altmışıncı Bölüm: 17.06.2005 tarihli bir haberde, Milli Savunma Bakanlığı tarafından şehit erin yakınlarına ödediği tazminatı, çatışmada ölen 5 teröristin ailelerinden almak için açılan davaya başlandı. Diyarbakır’ın Lice İlçesi Sulh Hukuk Mahkemesi’nde yapılan duruşmaya davalı avukatı Fahrettin Kaya ile Milli Savunma Bakanlığı’nı temsilen Askerlik Şube Başkanı Ali Murat Ayşen katıldı. Davalı Şahmettin ve Aliye Ergön’ün avukatı Kaya, açılan davanın usule aykırı olduğunu iddia etti. Ölen kişinin mirasçılarının dava açabildiği halde, ölmüş kişilere dava açılamayacağını ifade eden Kaya, ’’Olayda kaç kişilik grupla çatışmaya girildiği, müvekkillerimin çocuklarının kusurlarının hangi kriterlere göre yapıldığı hususu açık değildir.
Kaldı ki çatışmada yaralanan asker Osman Altınsoy, hastaneye kaldırılırken kan kaybından ölmüştür. Müvekillerimin bu olaydan dolayı ruh sağlıkları bozulmuştur. Açılan davanın usulen reddine ve müvekillerim yönünden 5 bin YTL manevi tazminat verilmesini talep ediyorum’’ dedi. Avukat Kaya, Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) milyonlarca avro zarara uğratanlara dava açılmazken, böyle bir durumda ölen kişiye dava açılmasını anlamadıklarını, sonuç alınmazsa davayı AİHM’ye götüreceklerini bildirdi. MSB’yi temsilen duruşmaya katılan Ayşen de, dosyayı inceledikten sonra savunma yapacaklarını, bunun için de kendilerine süre verilmesini talep etti. Mahkeme başkanı, kısa aradan sonra dosyadaki eksiklerin giderilmesine ve duruşmanın ertelenmesine karar verdi.
Dört Yüz Altmış Birinci Bölüm: 17.06.2005 tarihli bir haberde, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Başbakan Erdoğan’ın Lübnan gezisi sırasında, Türk Bayrağı’na yapılan saldırılarla ilgili olarak, ’’Bu tür olaylar, ancak ileriye doğru daha güçlü mücadele etmemizde, bize güç veriyor. Bizi yıkamazlar’’ dedi. Askeri birlikleri denetlemek üzere geldiği Erzincan’da, soruları yanıtlayan Orgeneral Büyükanıt, Başbakan Erdoğan’ın Lübnan ziyaretinde yaşanan protesto ve bayrak yakma eylemlerine ilişkin bir soru üzerine, ’’Çok çirkin bir şey. Bunu Türk Milleti olarak halkımızın kabul etmesi mümkün değil. Kınanacak çok çirkin bir olay’’ dedi. ’’Dünyanın her yanında böyle kendini bilmez, adeta Türkiye’ye düşmanlığı bir sistematik haline getiren gruplar var’’ diyen Orgeneral Büyükanıt, şöyle devam etti: ’’Ama, bunların emellerine ulaşması da mümkün değil. Türkiye de bunların üstesinden gelecek güçtedir. Kendimize güvenimizi, milletimize inancımızı kaybetmememiz lazım. ’’
Dört Yüz Altmış İkinci Bölüm: 17.06.2005 tarihli bir haberde, Bağdat´taki bir Şii camisinin önünde bomba yüklü araçla saldırı düzenlendi. Bir polis kaynağı, saldırının, kentin doğusundaki Kemaliye semtinde, cemaatin namazdan çıktığı sırada düzenlendiğini belirtti. Saldırıda ölenler ya da yaralananlar olduğu bildirildi. Bağdat´ın güneyindeki Mahmudiye´de geçen ay bir Şii camisine düzenlenen saldırıda 5 kişi ölmüş, 19 kişi yaralanmıştı. Bağdat´ın doğusunda geçen nisanda yine bir Şii camisine düzenlenen saldırıda 11 kişi ölmüş, ondan fazla kişi yaralanmıştı.
Dört Yüz Altmış Üçüncü Bölüm: 20.06.2005 tarihli bir haberde, Irak’ın kuzeyindeki Erbil’de yerel parlamentonun ’Kürdistan Bölge Başkanı’ seçtiği Mesud Barzani, Kürt grupların Kerkük’te Arap ve Türkmenleri tutukladığı iddialarını yalanladı. Bağdat’ta basın toplantısı düzenleyen Barzani, ’’biz kimseyi tutuklamadık, Erbil’e gönderilenler ABD’lilerin ısrarları üzerine buraya gönderildi’’ dedi. Washington Post gazetesinin ’Iraklı Kürt grupların son dönemde yüzlerce Arap ve Türkmen’i, Kerkük’ten Erbil ve Süleymaniye’ye kaçırdıkları ve tutuklu olarak alıkoydukları’ yönündeki haberini değerlendiren Barzani, iddiaların ’asılsız’, suçlamaların da ’yanlış’ olduğunu söyledi. Barzani, ABD ordusunun Kerkük ve başka bölgelerde bazı şüphelileri tutukladığını ve soruşturmaları tamamlanıncaya ya da ABD’liler geri alıncaya dek bu kişileri belli bir süre için Erbil’e göndermek istediğini belirtti.
Dört Yüz Altmış Dördüncü Bölüm: 20.06.2005 tarihli bir haberde, Irak´ın kuzeyinde yerel parlamento tarafından ´´başkan´´ seçilen (IKDP lideri) Mesut Barzani, ülkenin adının ´´Federal Irak Cumhuriyeti´´ olmasını istedi. Barzani, ´´Ülkemizin yeni adının, Federal Irak Cumhuriyeti olmasını arzu ediyoruz. Her kim ki merkezi yönetim ister, Irak´ı bölmek ister´´ dedi. Bu ismin anayasaya da yazılmasını isteyen Barzani, ´´Bizim tecrübelerimiz, federalizmin Irak´ın bölünmesini değil, birleşmesini temsil ettiğini göstermektedir. Her kim bunun tersine inanıyorsa fena halde yanılıyor demektir´´ ifadesini kullandı.Irak´taki diğer vilayetlerin de özerk bölgeler olarak örgütlenmelerini isteyen Barzani, ´´Kürdistan´ın özerklik tecrübesi, diğer bölgelere de pekala uygulanabilir. Tecrübelerimizi paylaşmaya hazırız. Kürdistan´a gelip oradaki durumu kendi gözleriyle görebilirler´´ diye konuştu.
Dört Yüz Altmış Beşinci Bölüm: 20.06.2005 tarihli bir haberde, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi bugün Dersim’deki katliamla ilgili yazılı bir açıklama yaparak, İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanı’na seslendi. “Tunceli’de operasyon adıyla yapılanlar katliamdır” şeklinde başlayan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Tunceli’de bir günde Maoist Komünist Partisi (MKP) üyesi oldukları iddia edilen 17 insan öldürüldü. Sistem bir kez daha, yaşam hakkını hiçe sayarak sağ yakalanabilecek kişileri öldürerek imha etmeyi seçmiştir. Öldürülen insanların belediye ambulansı ile taşınmasını dahi katlanamayan ve bunu kullanabilecek kadar insanlıktan yoksun çatışmacı, yok edici bakış açıları ile sistemin demokratikleşmesi mümkün değildir. Muhalif kimlikleri nedeniyle ömürlerinin büyük bölümünü cezaevinde geçirmiş bu insanlara yönelik intikamcı ve yok edici bir bakış açısı ile yönelen anlayışı kınıyoruz. Devlet, muhaliflerinden “imha ederek, öldürerek” kurtulmaya çalışmaktadır. Bizler insan hakları savunucuları olarak; her koşulda yaşam hakkını savunuyoruz. Her ölüm acı ve gözyaşıdır biliyoruz. Operasyonda sağ yakalanan kişiler varsa isimleri, tutuldukları yer ve sağlık durumları ile ilgili kamuoyuna aydınlatıcı bilgi verilmesini ve bu kişilerin can güvenliğinin sağlanmasını istiyoruz.”
Dört Yüz Altmış Altıncı Bölüm: 20.06.2005 tarihli MHA/BAĞDAT kaynaklı bir haberde, Güney Kürdistan bölge başkanı Mesud Barzani, Irak’ın “Federal Irak Cumhuriyeti” olarak adlandırılmasını istedi. Barzani, “her kim ki merkezi bir hükümet dayatıyorsa, ülkeyi bölmek istiyordur” dedi. Barzani, Kürdistan otonomi deneyiminin hiç kuskusuz Irak’ın diğer bölgelerine de uygulanabileceğini söyledi. Güney Kürdistan bölge başkanı Mesud Barzani, Bağdat’ta yapılan bir basın konferansında Irak’ın isminin “Federal Irak Cumhuriyeti” olmasını istedi. “Her kim ki merkezi bir hükümet dayatıyorsa, ülkeyi bölmek istiyordur” diyen Barzani, tecrübelerinin federalizmin Irak’ın birliğini sağlayacağını gösterdiğine işaret etti. Federalizmin Irak’ı bölmeyeceğini söyleyen Barzani, tersini düşünenin yanılgı içerisinde olduğunun altını çizdi. Barzani Irak’ın diğer bölgelerine de çağrıda bulunarak kendilerini otonom bölgelere dönüştürmelerini istedi. Barzani, “Kürdistan otonomi deneyimi hiç kuskusuz Irak’ın diğer bölgelerine de uygulanabilir ve bir diğerlerine kendi deneyimlerimizi sunmaya hazırız” diye konuştu. Barzani, Irak’ın diğer bölge temsilcilerinin Güney Kürdistan’a davet ederek, otonom yönetimi kendi gözleri ile görmeleri çağrısından bulundu. “Ne istiyorsunuz?” diye soran Barzani, “geçmişi tekrarlamak mi yoksa isleyen bir federal mekanizmanın hayata geçirilmesi için işe koyulmak mı” diye devam etti. Barzani, federalizm için Almanya örneğini gösterdi.
Dört Yüz Altmış Yedinci Bölüm: 21.06.2005 tarihli bir haberde, ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) Başkanı Porter Goss, Suudi asıllı terörist Usame bin Ladin’in nerede saklandığı konusunda ciddi bir fikre sahip olduğunu açıkladı. Amerikan Time dergisinin yeni sayısında yer alacağı belirtilen açıklamasına göre Goss, başka ülkelerle tam işbirliği sağlamakta güçlük çekilmesi nedeniyle El Kaide örgütünün liderinin yakalanamadığını savundu. Goss, ’’Geleneksel bir dünyada, geleneksel olmayan metodlarla ve uluslararası toplumun kabul edeceği bir şekilde çalışmanın yolunu bulmak zorundasınız’’ dedi. Bin Ladin’in bulunduğu yeri bilip bilmediği sorulan Goss, ’’Nerede olduğu konusunda ciddi bir fikre sahibim’’ yanıtını verdi. Bin Ladin’in, Afganistan-Pakistan sınırında bir yerde bulunduğu iddia ediliyor. Ancak Goss, bu konuda tartışmaya girmeyi reddetti ve hangi ülkelerin Bin Ladin konusunda işbirliğinden kaçındığına ilişkin olarak da bilgi vermekten kaçındı.
|