Derin Noktalar
Dört Yüz Otuz Yedinci Bölüm: 08.06.2005 tarihli AKŞAM gazetesinde AA kaynaklı çıkan “Erdoğan Havadayken İpler Gerildi” başlıklı haberde, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ABD yolunda uçakta bulunduğu saatlerde, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Washington'da Amerikan-Türk Konseyi'nin (ATC) savunma panelinde konuştu. Orgeneral Başbuğ, PKK konusunda ABD Genelkurmay Başkan Yardımcısı Orgeneral Peter Pace ile soğuk savaş yaptı.
Düşündürücü tavır Orgeneral Başbuğ, PKK'nın sadece terör listesine alınmasının yeterli olmadığını belirterek, somut eylem gerektiğini söyledi. Türkiye'nin bu konuyu ABD ve Irak hükümetiyle üçlü görüşmelerinde ele aldığını vurgulayan Başbuğ, 'Ancak şu ana kadar, örgüte karşı aktif eyleme geçilmemiş olması düşündürücüdür. Bu konuda Türkiye, ABD'li dostlarından, şimdikinden daha fazlasını beklemektedir'' dedi.
Karı-koca ilişkisi gibi ABD Genelkurmay Başkan Yardımcısı Orgeneral Peter Pace ise konuşmasında Türk -Amerikan ilişkilerini değerlendirdi. Pace, her ilişkide bazı iniş çıkışların olabileceğini belirterek, evliliklerde de karı-kocanın birbirine çok kıymet vermesine rağmen, zaman zaman anlaşmazlıkların ortaya çıkabildiğine işaret etti. Orgeneral Başbuğ için ''açık sözlü ve dürüst, gerçek bir Türk vatansever'' nitelemesinde bulunan Pace, kültür ve dil farklılığı çerçevesinde Başbuğ ile her şeye aynı gözle bakmadıklarını kaydetti. Teröristleri öldürmenin tek başına çözüm olmadığını belirten Pace, ''eğitim ve ekonomik programların'' önemine işaret etti.
Sabırla bekliyoruz Terör örgütü PKK sorununun neden şimdiye kadar çözülmediği yönünde bir katılımcıdan gelen soru üzerine Orgeneral Başbuğ, Irak'taki Amerikan güçlerinin karşı karşıya olduğu zorlukların iyi anlaşıldığını, ancak bir yandan da terör örgütü PKK'nın, patlayıcı maddelerle saldırılarının arttığını kaydetti. Türkiye'nin iki yıldan fazla bir zamandır ABD'nin harekete geçmesi için sabırla beklediğini söyleyen Orgeneral Başbuğ, ''Bir yandan kamuoyunun görüşleri var. Sokaktaki insan, ABD'nin eyleme geçmesini bekliyor. Bunu insanlara açıklamak, 2 yıl daha sabırlı olun demek çok zor'' ifadesini kullandı. Orgeneral Peter Pace, 2005 yılında ABD'nin PKK'ya karşı askeri operasyon düzenleyip düzenlemeyeceği yönündeki bir soru üzerine, hiçbir askeri eylem konusunda takvim vermesinin söz konusu olmadığını söyledi.
Seçeneklere bakın Terörizmle savaşta, ''askeri eylemden önce her türlü seçeneğin'' değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Pace, eğitim ve refahın sağlandığı, işsizliğin azaltıldığı ortamlarda terörizmin gelişemeyeceğini kaydetti. Pace, işi veya umudu olmayan insanların terörist hayatı seçmemesi için askeri yöntemler dışında seçeneklerin de kullanılması gerektiğini söyledi. Başbuğ da, Türkiye'nin son ekonomik krizde pek çok projeyi kesmesine karşılık, Güneydoğu Anadolu projelerini, kriz zamanında bile kesmediğini söyledi.
Dört Yüz Otuz Sekizinci Bölüm: 08.06.2005 tarihli bir haberde, Terör örgütünün elebaşı Abdullah Öcalan’ın avukatları, yeni yasal düzenlemelerden kaynaklanan uygulamalar devam ettiği sürece müvekkilleriyle görüşmeyeceklerini bildirdiler. Öcalan’ın avukatlarından Doğan Erbaş ile Fırat Aydınkaya, Asrın Hukuk Bürosu adına düzenledikleri basın toplantısında, AİHM’in Öcalan hakkındaki kararı ve bu kararın ardından 1 Haziran 2005 tarihinde yapılan ilk avukat görüşmesine ilişkin açıklamalarda bulundular.
Avukatlardan Doğan Erbaş, AİHM’in kararının ardından siyasiler de dahil olmak üzere birçok çevrenin adeta kendini yargı organları yerine koyarak peşin hüküm verdiğini ve bu tartışmaların hukuki süreci gölgelediğini iddia etti. Karardan sonra Öcalan ile yapılan ilk avukat görüşmesinin yeni yasal düzenlemelere dayanılarak, ses alıcı bir cihazla kaydedildiğini belirten Erbaş, ’’Bu koşullar altında bundan sonra bu şekilde devam edecek avukat görüşmelerinin her bakımdan savunma görevini ortadan kaldıracak olması nedeniyle müvekkilimizin de talebiyle, mevcut düzenlemeler devam ettiği sürece avukat görüşmelerine gitmeyeceğimizi belirtmek istiyoruz’’ dedi. Avukat Aydınkaya da bir soru üzerine, mevcut yasal düzenlemelerin Öcalan’ın yeniden yargılanmasının önünü tamamen kapattığını söyledi.
Dört Yüz Otuz Dokuzuncu Bölüm: 08.06.2005 tarihli HÜRRİYET gazetesinde çıkan bir haberde, Başbakan Erdoğan, Türkiye-ABD ilişkilerinin yıllarca sınanmış, sarsılmaz temellere sahip olduğunu söyledi ve ekledi: Karşılıklı güven, bu değerli ilişkiyi geleceğe de taşıyacak kuvvettedir.
ERDOĞAN: ABD İLE TAMİR EDİLMESİ GEREKEN BİR ARIZA YOK ABD'de bulunan Başbakan Erdoğan, iki ülke ilişkilerinde kriz olduğu ve yeni bir sayfa açılması fikirlerine, ''eski sayfalara ne oldu ki? Yeni sayfa, yeni başlangıçlardan söz etmek çok sanal. Tamir edilmesi gereken bir arıza yok'' dedi. ABD gezisine başlayan Başbakan Erdoğan, programı çerçevesinde Washington Post gazetesi, CNN televizyonu ve Amerikan NPR radyosuna ayrı ayrı röportajlar verdi ve Washington'daki kanaat önderleriyle bir araya geldi. Erdoğan CNN'den Wolf Blitzer'a verdiği röportajda bazı çevrelerin Türk-Amerikan ilişkilerini olumsuz etkileme gayreti içinde olduklarını, olaylara objektif bakılması gerektiğini söyledi.
TÜRBAN İÇİN SABREDİYORUZ Başbakan, türban konusuyla ilgili bir soru üzerine "gerilim olmaması için sabırlı hareket ediyoruz" dedi. Başbakan Erdoğan, ABD medyası ile temaslarında Türk-Amerikan ilişkileri, Kıbrıs, PKK terörü ve Türkiye'nin AB üyeliği gibi konulara ağırlık verdi. Erdoğan, Türkiye-ABD ilişkilerinde kriz olduğu ve yeni bir sayfa açılması fikirlerine, ''eski sayfalara ne oldu ki? Yeni sayfa, yeni başlangıçlardan söz etmek çok sanal. Tamir edilmesi gereken bir arıza yok'' diye karşılık verdi. Türkiye'nin, terörle yıllarca mücadele ettiğini, son günlerde can kayıplarının arttığını ifade eden Erdoğan, bu konuda Türkiye'nin bir güvenlik sorunu yaşadığını, ABD Başkanı George W. Bush ile yapacağı görüşmede sorunun çözümüne dönük taleplerde bulunacağını söyledi. Türkiye'nin AB üyeliği konusunda 3 Ekim'de müzakerelerin başlaması yönündeki beklentiye işaret eden Erdoğan, bunun için bir engel bulunmadığını kaydetti. Erdoğan, anayasa için Fransa ve Hollanda'nın yaptığı referandumların reddedilmesinin, AB'nin iç meselesi olduğunu ve Türkiye'nin, kendi üzerine düşeni yapmayı sürdüreceğini kaydetti.
(CNNTürk) Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Amerikan-Türk Konseyi'nin (ATC) 24'üncü yıllık konferansında yaptığı konuşmada, Türk-Amerikan ortaklığının, yıllar boyu sınanmış, sarsılmaz temellere sahip olduğunu belirterek, iki ülke ilişkilerinin geliştirilmesine önem verdiklerini söyledi. Bundan 60 yıl önce savaştan harap olmuş Avrupa'ya güvenlik şemsiyesi sağlamakla kalmayıp Avrupa'yı ekonomik olarak da ayağa kaldıran gücün ABD olduğunu belirten Erdoğan, şunları söyledi: “Aynı dönemde rejimine ve toprak bütünlüğüne yönelik büyük bir tehdit altında bulunan Türkiye'yi Truman doktrini ve Marshall yardımları yoluyla aynı şemsiye altına alan da ABD'dir. Kore'den Somali'ye Bosna Hersek'ten Afganistan'a uzanan ortak davamızda iki ülke omuz omuza çalışmışlardır. On yıllar boyunca ortak değerleri paylaşmaktan, müttefik ilişkisini sürdürmekten ve ortak davaları savunmaktan doğan karşılıklı güven, bu değerli ilişkiyi geleceğe de taşıyacak kuvvettedir. Son dönemde ABD'nin politikalarında yeni yönelimlerin ortaya çıktığını görmekteyiz.
Bunun 21'inci yüzyılın fırsat, risk ve tehditlerini göğüslemeye yönelik yeni bir küresel strateji tasarımı olduğunu ve ABD'nin olduğu kadar batı dünyasının ortak çıkarlarına da hizmet edeceğini bilmekteyiz. Zira ABD'nin küresel çıkarlarını geçmişte olduğu gibi bugün de hatta belki bugün daha da belirgin bir vurguyla özgürlüklerin ve demokratik değerlerin korunması ve yayılması temelinde tanımladığını görmekteyiz. ABD, kalıcı uluslararası güvenlik, istikrar ve ekonomik gelişme ortamının sağlanabilmesi yolunda dikkatini özellikle Geniş Ortadoğu ve Avrasya bölgelerine yöneltmekte, buralarda kendini gösteren değişim dinamiklerini desteklemek gayretindedir. Uzun vadede de, bu stratejinin başarılı olması, Türkiye'nin merkezinde yer aldığı bu geniş coğrafyanın bir barış ve refah kuşağına dönüşmesi anlamına gelecektir. Dolayısıyla, Türkiye'nin, ABD'nin bu vizyonunu ve stratejisini paylaşmasından ve desteklemesinden daha doğal bir şey olamaz.”
“VİZYONLAR VE STRATEJİLER ÖRTÜŞÜYOR” Başbakan Erdoğan, 21'inci yüzyılın yeni fırsat, risk ve tehditlerine ilişkin olarak iki ülkenin vizyonları ve stratejilerinin örtüştüğünü belirtti. İki ülkenin ortak gündeminde terörle ve kitle imha silahlarının yayılmasına karşı mücadeleden Irak'a, Ortadoğu sorununun çözümüne, Kafkasya ve Orta Asya'nın istikrarına, Afganistan'ın yeniden imarından enerji güvenliğine kadar pek çok konuda paralellik bulunduğunu ifade eden Erdoğan, “böylesine aşikar bir vizyon ortaklığına rağmen, gerek Türkiye gerek Amerika kamuoylarında iki ülke ilişkilerinin geleceğine dair son dönemde yapılmakta olan karamsar spekülasyonları anlamakta güçlük çektiğimi belirtmek istiyorum. Gerçek olan şudur. Eğer bizden önceki nesiller güçlü bir Türk-Amerikan ortaklığı inşa etmemiş olsalardı, biz bugün bu ortaklığın temellerini atmakla uğraşıyor olacaktık” dedi.
Türkiye'nin kendisinin de önemli bir değişimden geçtiğini anlatan Başbakan Erdoğan, 10 yıl öncesine kadar Türkiye'nin, ABD ile ortaklığına daha çok stratejik, coğrafi konumu ve savunma kabiliyetleri boyutunda katkıda bulunan bir ülke konumunda olduğunu ifade etti. Bugün ise Türkiye'nin istikrar yaratıcı etkisi sayesinde ”yumuşak gücünün” arttığını söyledi. Dünyanın pek çok köşesinde radikal akımların, terörün ve şiddetin olumlu değişim çabalarına köstek olmayı sürdürdüğü çalkantılı bir uluslararası ortamda Türkiye'nin kapsamlı bir dönüşüm sürecini huzur ve istikrar içinde ileri noktalara taşıdığını kaydeden Erdoğan, bu başarıyı dünyanın sessiz devrim diye nitelendirdiğini kaydetti. Türk ekonomisindeki düzelmeyi rakamlarla anlatan Erdoğan, mali disiplinden taviz verilmediğini ve bu sayede ekonomik başarının yakalandığını ifade etti.
AB İLE İLİŞKİLER Türkiye'nin, 17 Aralık 2004'te Avrupa Birliği yolunda önemli mesafe kat ettiğini anlatan Erdoğan, katılım müzakerelerinin Ekim ayında başlayacağını söyledi. Fransa ve Hollanda'da yapılan AB anayasası oylamasının Türkiye ile ilişkilendirilmesinin yersiz olduğunu ve bunu anlamakta güçlük çektiğini anımsatan Erdoğan, ”oylama Türkiye değil, anayasa oylamasıdır. Nedense bazıları bundan bir şeyler çıkarmak için uğraşıyor. Türkiye üzerinden siyaset yapanlar olmuştur. Türkiye'nin gündeminde 3 Ekim müzakerelerine hazırlanmak vardır. Bundan sonraki süreç, 5 mi olur 10 mu olur, 15 sene mi olur onu bilemeyiz. Eğer AB küresel bir güç olacaksa veya AB medeniyetler arası uzlaşmanın adresi olacaksa ve siyasi iradeler bütünü olarak algılanıyorsa, AB Türkiye'ye, bana göre muhtaçtır” dedi. Türkiye'nin AB'ye katacağı çok şeyinin olduğunu ifade eden Erdoğan, Türk halkının yaşam standardını yükseltmek için çaba sarf ettiklerini söyledi. Erdoğan, Türkiye'nin geçirdiği bu değişim sürecinin Türkiye'yi AB'den asla uzaklaştırmayacağını aksine daha da yaklaştıracağını ifade etti.
KIBRIS Kıbrıs konusunda Türk tarafının 24 Nisan referandumuyla attığı adıma karşılık, Kıbrıs Türkleri'ne yönelik izolasyonun devam etmesini anlamakta güçlük çektiklerini belirten Erdoğan, bir İngiliz ticari heyetinin ve Amerikan kongre üyelerinin KKTC'ye gitmesinin olumlu olduğunu ancak daha fazla adım atılmasının beklendiğini kaydetti. Erdoğan, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs raporunun BM'de değerlendirilip neticesinin açıklanmasının aradan bir yılı aşkın süre geçmesine rağmen gerçekleşmediğini belirtti ve “bunu da anlamakta güçlük çekiyoruz” dedi.
TÜRKİYE-ABD İLETİŞİMİ İki ülke ilişkilerinin daha kapsamlı bir boyuta taşınması gerektiğini ifade eden Erdoğan, "Burada tabiatıyla iki ülke yönetimlerine büyük rol düşmektedir. Bu bakımdan üzerimize düşeni yapmakta kararlı olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Birbirimize direkt iletişim hatlarıyla ulaşabiliriz. Birbirimize ulaşmamız medya aracılığıyla olmamalı. ABD ile ilişkilerimizde etkin ve sonuç getiren bir beraberliğin sağlanması noktasında güçlü bir iradeye sahip bulunmaktayız. İki ülke arasında devam eden her düzeydeki yoğun temaslar ve karşılıklı ziyaretler, bu iradenin en belirgin göstergesidir. Başkan Bush ile bir dost, bir müttefik ve bir ortak olarak stratejik ilişkilerimizi ve bölgesel, küresel plandaki işbirliğimizin gündem maddelerini gözden geçirme imkanı bulacağız” dedi.
Dört Yüz Kırkıncı Bölüm: 09.06.2005 tarihli bir haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dünya ülkelerinin terörizme karşı mücadeleyi ortak bir dava haline getirmesi gerektiğini vurgulayarak, ’’Türkiye olarak buna katkımızı sağlamaya hazırız’’ dedi. Başbakan Erdoğan’ın himayesinde, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün koordinesi ve ev sahipliğinde düzenlenen uluslararası boyutlu ’’İstanbul Demokrasi ve Küresel Güvenlik Konferansı’’ başladı. Konferansın açılışında, ABD’de bulunan Erdoğan’ın konuşması, multivizyonla iki dev ekrandan yayınlandı. Erdoğan, yeni binyılın başlangıcında dünyanın en önemli gündemi haline gelen terör konusunun sadece Türkiye’nin değil, tüm dünya ülkelerinin demokrasi ve küresel güvenlik konusunda iç ve dış siyasetinin temeli haline geldiğini vurgulayarak, Türkiye’nin son 25 yılda terörle mücadele konusunda kazanmış olduğu tecrübeleri dünya kamuoyuna aktarabilme imkanına sahip bulunduğunu bildirdi. Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin dünyada demokrasiyi yakalayan ülkeler ile aynı ideallere bağlı olduğunu anlatarak, bu konferansla da özellikle küresel güvenlik ve terörle mücadele alanında var olan işbirliklerinin geliştirileceğine, yeni ortaklıkların da başlatılacağına inancını ifade etti. Erdoğan, bütün dünyada herkes için samimiyetle barış istediğini, bölgesinden başlayarak bütün kanamakta olan yaralara merhem olmak, özellikle Ortadoğu’da üzerine düşen görevi en iyi şekilde yerine getirmek, dünyadaki barış ihtiyacını gür bir şekilde seslendirmek adına gayretlerini sürdüreceğini de söyledi.
Dört Yüz Kırk Birinci Bölüm: 09.06.2005 tarihli bir haberde, Dördüncü Türkmen Kurultayı sonuçlandı. Iraklı Türkmenlerin temsilcisi Irak Türkmen Cephesi’nin (ITC) yeni yöneticilerinin belirlendiği kurultayda, birlik beraberlik mesajları verildi. Irak’ta 30 Ocak’ta yapılan seçimde Türkmenlerin beklenenden az oy alması üzerine Kerkük’te 22-24 Nisan’da kurultay toplanmış, ancak ITC Tüzüğü’nün günün koşullarına uygun hale getirilmesi amacıyla ileri bir tarihe ertelenmişti. Önceki gün toplanan kurultayda açık oylamayla 71 kişilik Türkmen Meclisi seçildi, Türkmen Meclisi de 9 kişilik bir “Yürütme Kurulu”nu belirledi.
Türkmen liderlere ve önderlere yer verilen Yürütme Kurulu şu isimlerden oluştu:
Dr. Sadettin Ergeç (Türkmen Meclisi eski Başkanı),
Dr. Faruk Abdullah Abdurrahman (ITC eski Başkanı),
Kenan Şakir Üzeyirağalı (Türkmen Bağımsızlar Hareketi Başkanı),
Cemal Şan (Irak Milli Türkmen Partisi Başkanı),
Dr. Sami Dönmez (İslami Türkmen Hareketi Başkanı),
Enver Bayraktar (Türkmen Adalet Partisi Başkanı),
Abdülhamit Bayatlı (Türkmen Aşiretler Birliği Başkanı),
İbrahim Arafat (Musul Vali Yardımcısı),
Ali Haşim’ den (ITC Tuzhurmatı Sorumlusu),
Yaşar Abdullah, Hişam Bayraktar ve Cemal Kemal de yedek üye olarak belirlendi. Yürütme Kurulu, bir ay içinde kendi aralarından yeni ITC Başkanı’nı seçecek. Irak Türkmen Cephesi Türkiye Temsilcisi Ahmet Muratlı, kurultay sonuçlarının değerlendirirken, “Türkmenler demokrasiyle yeni tanışıyor, kendi kendilerini yönetmenin erdemlerini yeni yeni kavrıyor. Türkmenler dimdik ayaktadır. Bu da alınabilecek en iyi sonuçtur. İnşallah kendi ayaklarımızın üzerinde durmayı da öğrenecek ve bir gün ekonomik bağımsızlığımıza da kavuşacağız” dedi.
Dört Yüz Kırk İkinci Bölüm: 09.06.2005 tarihli AA kaynaklı bir haberde, Bush-Erdoğan görüşmesinin ardından, taraflar işbirliği mesajları verdi... Ancak, kulislerden sızan bilgilere göre, Amerikan tarafı özellikle iki konuda rahatsız. Bunlar, Türkiye'nin Suriye konusundaki tutumu ve Türkiye'de yükselen ABD karşıtlığı. Washington yönetimi, özellikle Suriye konusundaki rahatsızlığını gizlemedi. Türkiye'nin Büyük Ortadoğu Projesi'ne verdiği desteğe rağmen "Suriye konusunda Amerika'ya destek vermiyor" görüntüsü çizmesi, rahatsızlık yaratıyor. İkinci rahatsızlık konusuysa, Erdoğan'ın görüşme sonrasında düzenlediği basın toplantısında söylediği bir cümleyle ilgili... Erdoğan, Türkiye'deki Amerikan karşıtlığına ilişkin bir soruyu cevaplarken, Amerika karşıtlarının marjinal gruplar olduğunu söylemesi; ardından da hükümetin gerekli önlemleri aldığını ancak daha fazla üzerine gidilmesi durumunda bunun tepki çekeceğini belirtmesi, Washington'da hayal kırıklığı yarattı. ABD kaynakları, bu açıklamayı 'talihsizlik' olarak nitelendirdi.
İşte görüşmeden notlar Bush, Erdoğan ve ailesinin hatırını sordu: Bush tek tek Erdoğan'ın ailesinin hatırını, eşi ve çocuklarının eğitim durumlarını sordu. Erdoğan da benzer şekilde Bush'a karşılık verdi. BTC açılışına davet: Erdoğan, Bush'u Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının açılışına davet ederken, Bush, "Mutlaka değerlendireceğiz" dedi. Erdoğan maçla ilgili bilgi aldı: Erdoğan basın toplantısı sonrası odasına çıkıp Kazakistan-Türkiye maçıyla ilgili bilgi aldı. Gazeteciye sınırlama: Beyaz Saray'daki görüşmeyi 25 gazeteci izledi. 12'si Oval Ofis'teki görüşmeye de katılırken, sorulara izin verilmedi. Yunan gazeteciye ret: Türkiye aleyhtarı sorularıyla tanınan Yunan gazeteci Lambros Papadoplos Erdoğan'ın basın toplantısına sokulmadı. Eşler müze dolaştı: Başbakan ve Türk heyeti temaslarını sürdürürken, eşleri de Smithsonian Müzesi Freer Sanat Galerisi'ni gezdi. Emine Erdoğan, Hayrünisa Gül, Sevim Gönül ve Zeynep Babacan'ın Osmanlı sanat eserlerinin yer aldığı gezide çevirmen Beyhan Bağış'a kaldı. Anıt ziyareti: Başbakan Erdoğan, Bush'la görüşme sonrası özgürlük ve insan haklarını sembolize eden Lincoln ve Jefferson anıtlarını gezdi.
Dört Yüz Kırk Üçüncü Bölüm: 09.06.2005 tarihli CİHAN kaynaklı bir haberde, Washington´daki düşünce kuruluşlarından Nixon Center uzmanlarından Zeyno Baran, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan´ın ABD gezisinin, değerlendirilememiş büyük bir fırsat olduğunu söyledi. Erdoğan ve heyetinin, ABD Başkanı George W. Bush´un satır aralarında verdiği mesajları algılayamadığını ve bazılarını yanlış anladığını vurgulayan Baran, büyük bir imkanın değerlendirilemediğini savundu. Baran, Erdoğan ile görüşmesinde Bush´un kullandığı "strategic relationship-stratejik ilişki" kelimesinin Türk heyeti tarafından yanlış bir şekilde "stratejik ortaklık" olarak algılandığını ifade etti. Bu kelimenin bu şekilde anlaşılmasının büyük bir hata olduğunun altını çizen Baran aynı zamanda Bush´un kullandığı "we should - olmalı" kelimesini yine Türk heyeti tarafından "varmış gibi" anlaşıldığını ifade etti. Açıklamasında Erdoğan ve heyetinin bu ziyarete iyi hazırlandığını, büyük önem verdiğini belirten Baran, Bush´un Türkiye hakkındaki değerlendirmesinde "Türkiye, laik, demokratik ve coğrafi olarak çok önemli bir ülke. Stratejik ortak olalım" sözünün yanlış anlaşıldığını, dolayısıyla da Bush´un, şu an Türkiye´yi stratejik ortak olarak görmediğini kaydetti.
Dört Yüz Kırk Dördüncü Bölüm: 09.06.2005 tarihli bir haberde, Beyaz Saray´daki Oval Ofis´te yapılan görüşme yaklaşık bir saat sürdü. İki lider daha sonra kısa bir basın toplantısı düzenledi. Bush görüşmeyi, "çok zengin ve verimli" sözleriyle tanımladı. Liderler görüşmede, ikili ilişkilerin yanı sıra Kıbrıs, İsrail - Filistin sorunu, Suriye, İran, Irak ve Afganistan´daki gelişmeleri tartıştıklarını söyledi. Türkiye´nin gündeme getirdiği başlıklardan biri, yine PKK konusu oldu. Ancak Erdoğan düzenlediği basın toplantısında bu konuda aldığı cevaplar hakkında bilgi vermedi. Görüşmede özellikle Geniş Orta Doğu Projesi üzerinde durulduğunu belirten Erdoğan özgürlükler, demokrasi, insan hakları hukukun üstünlüğü ve terörle mücadele konularını ele aldıklarını kaydetti. Başbakan Erdoğan´a, Geniş Ortadoğu Projesine verdiği güçlü destek dolayısıyla memnuniyetini bildirdiğini ifade eden Bush, "Türkiye´nin demokrasisi, Ortadoğu´daki insanlar için önemli bir örnek. Ben de Sayın Erdoğan´a bu yöndeki liderliği için teşekkür etmek istiyorum" diye konuştu. Erdoğan´ın basın toplantısında sık sık kullandığı kelimelerden biri "güven" ve "stratejik ilişkiler" oldu. Erdoğan "ABD ve Türkiye arasındaki dayanışmanın gelecekte de özgüven içinde devam edeceğini" belirtti. İki lider görüşmelerinde ekonomik ilişkileri de değerlendirdiler. Erdoğan, "Ülkemizin Amerikan yatırımlarına açık olduğunu ifade ettim, Başkan Bush´un da bu konuda olumlu bakışı da bizi memnun etmiştir" diye konuştu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Bush´un, Washington´la Ercan Havaalanı arasında doğrudan uçuşların incelenmesi için ABD Dişişleri Bakanlığı´na talimat verdiğini de söyledi. Başbakan Erdoğan, ABD Başkanı Bush ile görüşmesinin ardından Washington´daki Willard otelinde yaptığı basın toplantısında, Bush ile bir saati aşan bir görüşme yaptıklarını belirtti. Erdoğan, ABD Başkanı Bush ile başta PKK terörü, Kıbrıs, Ortadoğu, AB ve ekonomik ilişkileri değerlendirdiklerini belirterek, "görüşmemizde özellikle Türkiye ve ABD arasındaki stratejik ortaklık konusunu vurguladık´´ dedi. ABD´ye KKTC Ercan Havaalanı ile ilgili, ABD´li kongre üyelerinin ziyaretinin daha ileri taşınması düşüncelerini ifade etme fırsatı bulduklarını belirten Erdoğan, "bu sürece olumlu baktıklarını, özellikle 24 nisan Referandumu´yla ilgili konularda Türkiye´nin göstermiş olduğu tavrı takdir ettiklerini ve bundan sonraki süreçle ilgili olarak adım atması gerekenlerin, karşı taraf olduğu düşüncesini kendilerinde gördüm" diye konuştu. Başbakan Erdoğan, ABD Başkanı Bush´un, Washington´la Ercan Havaalanı arasında doğrudan uçuşların incelenmesi için ABD Dişişleri Bakanlığı´na talimat verdiğini söyledi. Erdoğan toplantıda, "Başta Kıbrıs, Ortadoğu, İsrail-Filistin, Irak, bunun yanında Suriye, İran, Afganistan, Geniş Ortadoğu Projesi´ndeki çalışmaları görüşme fırsatımız oldu. Ana başlık olarak ele aldığımız zaman özgürlükler, insan hakları, hukukun üstünlüğü, güvenlik, demokrasi, terör ile ilgili mücadele... Bu konular üzerinde görüşmelerimiz oldu´´ açıklamasını yaptı.
Erdoğan, görüşmede, Türkiye ve ABD arasındaki ekonomik ilişkileri değerlendirme fırsatı da olduğunu belirterek, ´´bugüne kadar olan süreci değerlendirmenin yanında, bundan sonra yapacaklarımızı görüşme fırsatını da yakaladığımızdan dolayı, doğrusu ben ve arkadaşlarım, bu çalışmadan memnun olarak ayrıldık" dedi. PKK konusunu ayrıca görüşme fırsatı bulduklarını söyleyen Erdoğan, "Türkiye´deki azınlıklarla ilgili konular üzerinde de değerlendirmede bulunduk. Yine, AB müzakere süreciyle ilgili kararlılığımızı da kendilerine ifade ettik" diye konuştu. Gerek Fransa ve gerek Hollanda´da yapılan referandumların, Türkiye´yi olumsuz etkilemediğini ve etkilemeyeceğini ifade eden Başbakan Erdoğan, "çünkü bunun Türkiye ile ilgili bir yanının olmadığını, sadece AB Anayasası´nın oylaması olduğunu, bizim ise şu andaki gayretimizin, hedefimizin, 3 ekimde başlayacak müzakereler olduğunu, bu konuyla ilgili çalışmalarımızı ısrarla yürüttüğümüzü belirttik" dedi.
"3 ekimde inanıyoruz ki bu fasıllar açıldıkça, süreç çok daha olumlu ve farklı şekilde gelişecektir" diyen Başbakan, "Zorluklar yok mu? Tabii ki vardır, olacaktır. Ama bu zorluklar, bizden önceki bunu nasıl aştıysa, biz de bunları aşarak yolumuza devam edeceğiz. ´Bu konuda bir kararlılığımız var. Bunun bu şekilde bilinmesini de istiyoruz´ dedik´´ açıklamasını yaptı. Görüşmenin ardından açıklama yapan Beyaz Saray sözcüsü Scott McClellan ise, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı George W. Bush´un, terör örgütü PKK konusunu ele aldıklarını belirterek, ´´iki lider bu tehdide nasıl karşılık verileceği ve nasıl ilerleneceği konusunda iyi bir görüşmede bulundu´´ dedi. McClellan, Bush-Erdoğan görüşmesiyle ilgili soruları cevaplarken, ´´Erdoğan-Bush, PKK hakkında konuştu. PKK´yı biz terörist bir örgüt olarak değerlendiriyoruz. Biz, Irak´ın içinde olan ve Irak´a girmeye çalışan, PKK´yı da kapsayan teröristlerin üzerine gitme ve bu teröristlerden kurtulma konusunda kararlıyız´´ dedi.
Scott McClellan, ´´Bu konuda geçici Irak hükümeti, Türk hükümeti ile birlikte çalışıyoruz. Irak´ta karşı karşıya bulunduğumuz bir dizi güçlük devam ediyor ve Başkan bu konuda da konuştu´´ ifadesini kullandı. İki liderin görüşmelerine ilişkin zaten açıklama yaptığını hatırlatan McClellan, ´´Bu sabah iki lider, stratejik ortaklığı güçlendirmeyi hedefleyen çok yapıcı bir görüşmede bulundu. Liderler, değerlerimiz ve ortak çıkarlarımızı yansıtan çok geniş bir alandaki konuları ele aldılar" dedi. McClellan, Başbakan Erdoğan´ın bu toplantıda, özgürlük, demokrasi, insan hakları ve hukuk kurallarına ilişkin paylaşılan değerler hakkında konuştuklarını vurguladı. McClellan, ´´Bunlar önemli değerler. Özgürlüğün önemi ve demokrasi hakkında konuşmayı sürdürmek ve bu özgürlüklerin başkalarına da uzatılması çok önemli. İşte bu yüzden biz de Türkiye ile geniş Ortadoğu´da yapılacaklar hakkında konuşuyoruz´´ dedi.
Dört Yüz Kırk Beşinci Bölüm: 09.06.2005 tarihli SABAH gazetesinde AA kaynaklı çıkan bir haberde, Başbakan Erdoğan Amerika gezisinin ikinci gününde, ABD Savunma Bakan yardımcılığından ayrılarak Dünya Bankası Başkanı olan Paul Wolfowitz ile ikili bir görüşme gerçekleştirdi. Türkiye'nin tezkereyi reddetmesinin ardından askerleri inisiyatif almamakla suçlayan ve "Hükümet özür dilemelidir" diyen Wolfowitz, ABD ile gerilen ilişkileri en sert sözlerle dile getiren isim olmuştu. Wolfowitz yeni sıfatıyla yaptığı açıklamada "Erdoğan ile birkaç kez görüşmüştüm. Kendisi eski bir arkadaş. Ancak konuştuğumuz konular daha farklıydı" dedi. Wolfowitz, "Türkiye'nin ekonomik reform programının çok iyi sonuçlar ürettiğini ve üretmeye devam ettiğini öğrenmekten de çok memnun oldum'' dedi.
Dört Yüz Kırk Altıncı Bölüm: 10.06.2005 tarihli bir haberde, The Times´ın köşe yazarlarından Gerard Baker´ın, "Batı´nın, Türkiye´nin dostane Müslüman demokrasisine en çok ihtiyaç duyduğu sırada, Ankara başka yöne kayıyor" diye başladığı yazısı şöyle devam ediyor: "Tony Blair Washington´ı terk ettikten birkaç saat sonra, Başkan Bush Türkiye Başbakanı Erdoğan´ı ağırladı bu kez. Ancak Blair´deki yıldız ışığı Erdoğan´da yoktu. Türkiye Başbakanı, odaya girdiğinde mekanın boşalmasına neden olan tiplerden. Ülkesinin geçmişi, omuzlarında büyük bir yük oluşturuyor. Ancak liderlik kusurları, ülkesinin önemini gölgelememeli. Irak, İran. Suriye ve Suudi Arabistan´ı, hiç olmazsa Türkiye´nin yarısı kadar demokratik olmaya ikna edebilseydik, şimdi Orta Doğu despotluklarının nefret dolu ideolojilerini süpürüyor olurduk. Ancak korkunç gerçek şu ki, Türkiye´yi kaybediyoruz. Fransa´daki Türkiye karşıtları ve Amerika´daki Türkiye sıkıntısı giderek tehlikeli sınırlara ulaşıyor. Ve tüm bunlar tam da, iç gelişmelerin de Türkiye´yi batıdan uzaklaştırdığı bir sırada yaşanıyor. Brüksel ve Washington´da sevilmediği hissi, içeride Batı ile ittifak yerine İslam dünyası ile dayanışmayı öngörenlerin baskısı ile birleşince, siyasi liderlik yüzünü başka yöne çeviriyor. "Türkiye henüz kaybedilmiş sayılmaz. Ancak ülkenin jeopolitik pergelinin iğnesi, son yıllarda ciddi biçimde yerinden oynamış durumda. Amerika ve Avrupa soğuk savaş doğru tarafta tutmaya çalıştıkları Türkiye´nin bu durumundan endişe etmeli."
Dört Yüz Kırk Yedinci Bölüm: 12.06.2005 tarihli AÇIKİSTİHBARAT sitesinde çıkan “ABD-PKK-ASALA Üçlüsü ve Türkiye” başlıklı bir haberde, Abdullah Öcalan, Noel hindisi gibi paketlenip Türkiye'ye hediye edildiğinde, sanırım hiç kimse bu paketin daha sonra Türkiye'nin istikrarını tehlikeye düşürecek bir saatli bombaya dönüştürüleceğini tahmin etmiyordu. Abdullah Öcalan, CIA-MOSSAD A.Ş. yapımı bu filmin (operasyonun) mağdur figüranını oynamasına rağmen, Türkiye'de alınan ve bir şekilde ulaştığımız gizli ifadelerinin hiçbirinde ne ABD'yi, ne de İsrail'i suçlayan bir tek cümlesine bile rastlamadık.
ABD, PKK İLE FLÖRT EDERKEN NASIL VUR EMRİ VERECEK?Abdullah Öcalan, Noel hindisi gibi paketlenip Türkiye'ye hediye edildiğinde, sanırım hiç kimse bu paketin daha sonra Türkiye'nin istikrarını tehlikeye düşürecek bir saatli bombaya dönüştürüleceğini tahmin etmiyordu. Abdullah Öcalan, CIA-MOSSAD A.Ş. yapımı bu filmin (operasyonun) mağdur figüranını oynamasına rağmen, Türkiye'de alınan ve bir şekilde ulaştığımız gizli ifadelerinin hiçbirinde ne ABD'yi, ne de İsrail'i suçlayan bir tek cümlesine bile rastlamadık. Evet Abdullah Öcalan İtalya'da kaldığı villada kendisini ziyarete gelenleri bile isim ve milliyetlerine varıncaya dek açıklarken ve bu villaya İtalyan gizli servisinin koruma engellerini aşarak (!) gizli ziyaretlerde bulunan çeşitli kimliklerdeki Türklerin ve Türk gazetecilerinin adlarını ve bunlarla yaptığı görüşmeleri de ayrıntılarına varıncaya kadar ortaya dökerken, ABD ve İsrail'in PKK'ya vücut bulması, gelişmesi ve eylem safhasına geçmesine dek süren süreçte vermiş olduğu destek ve yardımları konusuna bir cümleyle dahi değinmemesi dikkatimizi çekmekle birlikte pek de şaşırtmamıştı.
Çünkü ABD ve İsrail hakkında suçlayıcı ifadelerde bulunması, bir diğer ifade ile; CIA-MOSSAD ve PKK bağlantıları konusunda "ötme"si veya "sökülme"si A. Öcalan için kendi eliyle ipini çekmek olurdu... 1992'ye kadar Irak ve Bekaa'daki kamp sayısı 4, toplam örgüt evi de 8-10 civarında olan PKK'nın 1992'nin Temmuz'unda Çekiç Güç'ün bölgeye yerleşmesiyle kamp sayısının kısa zamanda 81'e çıkması, özellikle ABD-PKK ilişkisini çözümlemek için yeter de artar bile..Evet, nasıl ki Öcalan, ABD ve İsrail'i sorgulamaları esnasında ele vermediyse yani bir bakıma onları sözleriyle vurmadıysa, ABD de Türkiye istedi diye PKK'yı vurmaz. Eğer çok çok zorlanırsa, vurulacak bölgelerdeki PKK'lıları önceden uyararak, Türkiye ile göstermelik birkaç operasyona imza atabilir, ama bunun bile mümkün olacağını sanmıyoruz.
Gerçeği ifade etmek gerekirse, kamplardaki PKK'lılar yani sivrisinekler imha edilmekle sonuca ulaşılmış olmaz. Eğer kamplardaki militanların depolarına un, çay, yağ, şeker girmezse, ayağındaki bot, üstündeki elbise eskir, yenisi verilmezse, kütüklüğündeki mermiler yeni mermilerle takviye edilmezse, havalar soğuduğunda barınaklarında ısınma ihtiyaçları giderilmezse, ihtiyaçları için ellerine para verilmezse, o militanları orada bağlasan tutamazsın. Çare; sadece ABD ile birlikte dağları bombalamak, operasyon üstüne operasyon yapmak değil, finansman kaynaklarını yani bataklığı kurutmaktır!.. Fakat bu bataklığın en önemli bölümü de Avrupa'da... Evet bugün, o girmek için neredeyse can atar göründüğümüz ikiyüzlü Avrupa'da örgüt (PKK'nın görevlileri) finansman teminine yönelik faaliyetlerini yan kuruluşları ve dernekleri vasıtasıyla olanca hızıyla sürdürmektedir. Bu çerçevede Avrupa'daki finans hareketlerini şu başlıklar altında özetlemek mümkündür:
1) Yardım kampanyaları, 2) Üye aidatları, 3) Bağışlar, 4) Kültürel etkinlikler, 5) Yayın gelirleri, 6) Tehdit, şantaj, gasp, 7) Ticari işletmeler, 8) Adam kaçırma faaliyetleri, 9) İlticacılardan sağlanan gelirler... Bu arada örgüt, uyuşturucu madde kaçakçılığından da önemli gelirler elde etmektedir. Örgüt yurtdışında ve yurtiçinde barınma, haberleşme, silah, cephane, mühimmat, yiyecek ve giyecek giderlerini temin edebilmek için yıllardan bu yana uyuşturucu kaçakçılığına yönelmiştir. PKK yıllar yılı Bekaa'da Baalbek ve Hevmen yörelerinde haşhaş ve kenevirden elde edilen afyon ve esrarı Abdeh, Tripoli, Beyrut, Sayda, Sur ve Minyan limanlarından tüketici ülkelere sevk ederken, o ülkelerdeki insanlar zehirlenirken ve bu iğrenç ticaretten elde edilen paralar silaha, mermiye, bota, parkaya çevrilir, namluları masum insanlarımıza döndürülürken kendini dünyanın jandarması olarak gören ABD ve yamaklarından çıt çıkmadı ve çıkmıyor!..
Türk narkotik polisinin ülke içindeki olağanüstü çabaları ve çeşitli ülkelerdeki narkotik birimlerini de harekete geçirmeleri ile PKK militanları, Almanya-Duisburg'da, İspanya-Marbella'da, Almanya-Trier'de, Almanya-Wüzbürg Frankfurt karayolundaki restoranda, Fransa-Nice'de, İtalya-Milano'da, Hollanda'da, Almanya-Karslruhe kentinde, İsviçre-St. Gall şehrinde ve Danimarka'da, Hollanda-Amsterdam Marrot Otel'de, Almanya-Thedinghausen şehrinde önemli miktarlarda uyuşturucu madde ile yakalandıkları halde, PKK'nın uyuşturucu trafiğindeki etkinliği bir türlü yok edilemedi. Niçin edilemediğini de ABD ve İsrail çok iyi bilmektedir... Şimdilerde Amerika'nın "Stratejik Ortaklık" ya da "Stratejik İlişki" adına PKK'ya karşı askeri bir operasyona zorlanması, PKK'nın finans kaynakları kesilmediği müddetçe korkarım pek bir işe yaramayacaktır. Kaldı ki, ABD şimdilerde "Stratejik İlişki" ile daha alt bir düzleme oturttuğu Türkiye için parmağını bile oynatmayacaktır. Sonuç olarak Türkiye kendi göbeğini kendi kesmek, yani her zaman olduğu gibi PKK ile tek başına mücadele etmek ve ne pahasına olursa olsun başarıya ulaşmak durumundadır! Bunun için de PKK'nın finans kaynaklarını her ne şekilde olursa olsun kurutmak, daha açıkçası İMHA etmek zorundadır!.. Hem de Amerika'ya rağmen...
|