Derin Noktalar

Dört Yüz Yirminci Bölüm: 25.05.2005 tarihli bir haberde, Amerikan Temsilciler Meclisi alt komitesi, Irak ve Afganistan için 45 milyar dolarlık ek bütçeyi onayladı. Temsilciler Meclisi’nin Savunma Tahsisleri alt komitesi, kapalı kapılar ardında yaptığı toplantıda, ekim ayının birinde başlayacak yeni mali yılda Savunma Bakanlığı’na (Pentagon) acil olarak Irak ve Afganistan’da harcanmak üzere 45 milyar dolarlık ek para verilmesini kabul etti. Milletvekilleri, Pentagon’un ekim ve 2006 yılının mart ayları arasında Afganistan ve Irak için daha fazla paraya ihtiyacı olacağını söyledi. Amerikan Kongresi, bu aybaşında Afganistan ve Irak için 82 milyar dolarlık yardımı kabul etmişti. Son yapılan yardımla Irak ve Afganistan savaşlarının ABD’ye maliyetinin 300 milyar doları aşacağı, Pentagon’un bütçesininse 408 milyar dolara ulaşacağı bildiriliyor.

Dört Yüz Yirmi Birinci Bölüm: 25.05.2005 tarihli bir haberde, ABD ordusu, Irak’ın Anbar bölgesinde bir aydan kısa sürede ikinci geniş çaplı operasyonunu başlattı. Yaklaşık bin civarında Amerikan deniz piyadesi ve kara kuvvetleri askerlerinden oluşan grup, bölgedeki Haditha kentinin bir bölümünü kapatırken, zırhlı birlikler bölgede kontrol noktaları kurdu. Iraklı direnişçilere yönelik olarak başlatılan operasyonda 3 direnişçinin öldüğü, başkent Bağdat’ın 220 kilometre kuzeybatısındaki kentin üzerinde Amerikan helikopterleri ve savaş uçaklarının dolaştığı belirtildi. ’’Yeni Çarşı’’ adı verilen ve sabaha karşı başlatılan operasyonda iki Amerikan deniz piyadesinin yaralandığı belirtildi.

Dört Yüz Yirmi İkinci Bölüm: 25.05.2005 tarihli AÇIKİSTİHBARAT internet sitesinde çıkan “Kürtler, Batı Güdümünde Ayaklanmaya Hazırlanıyor” başlıklı bir haberde, K.Irak’taki İranlı Kürt militanlar, İran yönetimine karşı ayaklanma hareketine hazırlanıyor. Kuzey Irak'ta konuşlanan İranlı Kürt militanlar, Tahran yönetimine karşı ayaklanma hareketi başlatmaya hazırlanıyor. Associated Press (AP) ajansına göre, Irak'ta Saddam rejimi devrildikten sonra Iraklı Kürtler'in ülke yönetiminde söz sahibi olması İranlı Kürtler'i harekete geçirdi. PKK örgütü gibi Kandil Dağları'nda üslenen “Özgür Yaşam Partisi” adlı örgütün lideri Piryar Gabari AP'ye verdiği demeçte, “Iran yönetiminin zorla kabul ettirdiği ateşkesi bozuyoruz. Biz de Iraklı Kürtler gibi kendi yönetimimizi kurmak istiyoruz” dedi. AP ajansı, otomatik silahlar ve RPG'lere sahip olan 200 kadar Kürt militanın Iran sınırından geçerek çatışmalara hazırlandığını açıkladı.

Örgüt lideri, Gabari 2 bin kadar Kürt militanın Kandil Dağları'nda hazır beklediğini belirterek, “Savaşçılarımız şimdiden İranlı güvenlik güçleriyle çatışmaya başladı. Yakında bu hareket daha da büyüyecek” dedi. En son 1979 yılında Tahran yönetimine karşı ayaklanan Kürtler, 70 milyonluk Iran nüfusunun yüzde II 'ini oluşturuyor. Kürt militanların ateşkesi bozarak iran'da saldırılar düzenlemesi tüm bölgeyi kaosa sürükleyebilir. Çünkü AP'ye göre, Iraklı Kürtler'in özerk bir yönetim kurarak güçlenmesi, iranlı Kürtler'in yanı sıra Suriye ve Türkiye'de de “Birleşik Kürdistan” hayali olan grupları faaliyete geçmesine yol açabilir.

Dört Yüz Yirmi Üçüncü Bölüm: 26.05.2005 tarihli AYYILDIZ internet sitesinde yayınlanan “Bağdat’ta 40 Bin Kişilik Operasyon” başlıklı bir haberde, Açıklanan plana göre Bağdat’ın doğusu yedi, batısı 15 ayrı bölgeye ayrılacak. Kente giriş çıkışları denetlemek amacıyla 645 kontrol noktası kurulacak. Sadun el Duleymi "Teröristlerin aşması imkansız bir güvenlik kordonu kuracağız" diye konuştu. "Yıldırım Operasyonu" olarak adlandırılan planın gelecek haftadan itibaren uygulanması hedefleniyor. Aynı basın toplantısında açıklama yapan İçişleri Bakanı Bayab Cabbar da açıklamasında Irak’ın en çok aranan adamı olarak nitelenen Ebu Mussab Ez Zerkavi’nin yaralandığı haberlerini doğruladı.

Iraklı bakan, bu yöndeki haberlerin kendilerine beş gün önce ulaştığını söyledi ama fazla ayrıntı vermedi. Irak’ta genel seçimler ve hükümetin kurulması şiddet olaylarına nokta konmasını sağlayamamıştı. Aradan geçen sürede, bombalı ve silahlı saldırılar hemen her günün olağan olayı haline geldi. Son altı haftada günde ortalama üç bombalı saldırı düzenleniyor. Başkenti Bağdat’ta, bu sabah da devriye gezen bir polis ekibine düzenlenen bombalı saldırı sonucu üç kişi hayatını kaybetti. Sabah işe gidiş saatinde, yoğun bir trafiğin yaşandığı sırada meydana gelen patlama sonucu en az iki kişi de yaralandı. Bağdat’ın merkezinde de bir Amerikan askeri konvoyu saldırıya uğradı. Ateş açılan konvoyda ölen yada yaralanan olup olmadığı üzerinde ise resmi bir açıklama yapılmadı. Bağdat’ın güneyinde Mustansiriye Üniversitesi dekan yardımcısı Musa Selam’ın da işe giderken uğradığı silahlı saldırı sonucu üç korumasıyla birlikte öldürüldüğü açıklandı. Kadissiye’de ise polis Şii Dava partisinin bir üyesinin kardeşinin evinde öldürüldüğünü bildiriyor. İçişleri bakanlığında göreve başlamak üzere kentte bulunan yetkilinin nasıl öldüğü konusunda ayrıntılı bilgi bulunmuyor. Pazartesi günü iki bombalı saldırıya hedef olan kuzeydeki Tel Afer’de ise Amerikan askerleri ile isyancılar arasındaki bir çatışmada, ateş arasında kalan bir çocuk hayatını kaybetti. Bölgedeki operasyonun sürdüğü bildiriliyor.

Dört Yüz Yirmi Dördüncü Bölüm: 30.05.2005 tarihli bir haberde,Irak’taki Amerikan askerlerinin, önde gelen bir Sünni partisinin liderini tutukladığı bildirildi. Parti yetkilileri, askerlerin Irak İslam Partisi lideri Muhsin Abdülhamid’i Bağdat’taki evinde tutukladığını söyledi. Irak’taki çokuluslu güç (FMN) yayınladığı bir açıklamada, Irak’ın devrik devlet başkanı Saddam Hüseyin’in eski bir generalinin tutuklandığını bildirdi. FMN, tutuklanan generalin Amerikan askerlerine bomba, havan ve RPG ile saldırılar düzenleyen ve Bağdat’ın batısındaki Gazaliye semtinde faaliyet gösteren hücreleri yönetmekte olduğunu bildirdi. Öte yandan, Bağdat’ın güneyindeki Hilla’da bir hükümet binasının önünde iki bombanın patladığı, ölü ve yaralılar olabileceği bildirildi. Gazeteciler, patlamaların eski polis teşkilatının 500 kadar mensubunun yeniden göreve alınmaları için düzenledikleri gösteri sırasında meydana geldiğini belirttiler.

Dört Yüz Yirmi Beşinci Bölüm: 30.05.2005 tarihli bir haberde, Irak’ın Kerkük şehrinin Musalla bölgesinde Türkmenlere yönelik üç gündür sürdürülen şiddet İstanbul’da protesto edildi. Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Kemal Beyatlı, başta Irak hükümeti olmak üzere Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütlerini göreve çağırdı. Telefar’de zor durumda olan Türkmenlere insani yardımın engellendiğini belirten Beyatlı, aynı durumun Tuzhurmatı ile Musalla´da da yaşandığını kaydetti. Beyatlı, "Şimdiye kadar bir Kürt´ün ayak basmadığı Musalla´da yine ABD ve uşağı peşmergeler tarafından gece yarısı evlere baskın düzenlenmeye başlandı. Yine Türkmen gençleri tartaklanarak sebepsiz yere tutuklanıyor" dedi.

Dört Yüz Yirmi Altıncı Bölüm: 30.05.2005 tarihli Serhat ERKMEN’in “İsrail Kuzey Irak’ta Ne Arıyor?” başlıklı yazısını aynen yayınlıyoruz. Irak Savaşı’ndan sonra üzerinde en çok spekülasyon yapılan konulardan birisi İsrail ile Iraklı Kürtler arasındaki ilişki olmuştur. İsrailli yetkililerin bu konu hakkında konuşmaktan ısrarla kaçınmaları 50 yıllık geçmişi olan bu ilişkiler hakkında şüpheleri artırmakta ve birçok komplo teorisinin yayılmasına neden olmaktadır. Diğer yandan, bazı Kürt yazarlar İsrail ile Kürtler arasındaki ilişkilerin kurulmasının yararlı ve gerekli olduğunu ileri sürseler ve bunu da yazılarında güçlü bir biçimde savunsalar bile, en azından yazılı basında İsrail tarafında aynı coşkuyu bulmak mümkün değildir. Aşağıda da aktarılacağı gibi İsrail’in sadece Kuzey Irak’ta değil, Irak’ın diğer kısımlarında da ilişki içinde olduğu kişiler ve örgütler mevcuttur. Ancak, Kuzey Irak’ta özellikle Kürtler ile olan ilişkileri ekonomik olmanın ötesinde siyasi ve jeostratejik boyutlar da taşıdığından daha fazla dikkat çekmektedir. İsrail’in çevre ülkeler ile ilişkilerini geliştirme stratejisi David ben Gurion’dan bu yana bilinir ve İsrail’e ilişkin analizlerde temeli oluşturur. Bu nedenle, hem İsrail’e düşman bir Arap ülkesinin (Irak) parçalanması hem de Arap ülkelerinin çevresindeki devletlerle işbirliği kurma mantığı gereği, İsrail’in 1970’lerden itibaren Kuzey Iraklı Kürtlerle yakın ilişki kurduğu bir sır değildir.

Bu olguyu hem İsrail’in eski başbakanlarından Menahem Begin İsrailli görevlilerin Kürt militanlarını eğittiğini söyleyerek hem de Molla Mustafa Barzani anılarında bahsederek ortaya koymuşlardır. Ancak, Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) İsrail ile ilişkiler meselesini Suriye ve İran ile bu gruplar arasındaki ilişkileri nedeniyle, İsrail ise Türkiye ile ilişkileri nedeniyle açıktan açığa konuşmamakta, fakat uzun süredir yürütmektedirler. Soğuk Savaş ortamında SSCB yanlısı Irak’a karşı yürütülen Kürt ayaklanmasında İran aracılığıyla giden İsrail desteği 1980’lerde aynı düzeyde olmasa da devam etmiştir. Ancak ilişkilerin asıl karmaşıklaşması, Irak’ta güvenli bölgenin oluşturulmasından sonra gerçekleşmiştir. Kuzey Irak’ta Kürtlerin kontrolünün sağlanması sürecinde asıl rolü ABD üstlense de İsrail’in de bölgeye yönelik ilgisini kaybetmediği, ancak düşük profilli bir yaklaşım izlediği bilinmektedir. Özellikle, 1990’ların ortalarında gelişen Türk-İsrail ilişkilerinin bunda önemli rolü oynadığı söylenmelidir.

Bu dönemde dahi ilişkilerin kesilmediğine dair bir çok bilgi bulunmasına rağmen, İsrail’in Türkiye ile ilişkilerini bozmamak için Kürtlerle ilişkisini sınırlandırma ihtiyacı, İsrail’in Kürtlerle ilişkilerinin en azından stratejik boyuta ulaşmasını engellemiştir. Fakat, ABD’nin Irak’a yönelik saldırısından sonra bu süreç farklı boyutlar kazanmıştır. Bugün İsrail’in Kuzey Irak konusundaki görüşleri ve stratejisi hakkında şunlar söylenebilir: İsrail’in net ve sınırları belli olan bir Kuzey Irak politikası yoktur. İsrail’in Irak’taki çıkarları nasıl olduğuyla değil, ne olduğuyla doğrudan bağlantılıdır. Ülkenin parçalanıyor olması ya da olmamasından ziyade İsrail’in çıkarı, Irak’ın geleceğinin hem bölge ülkelerini hem de Irak ile ilişkileri nasıl etkileyeceği meselesinde yatmaktadır. Irak’ın parçalanmasının İsrail’e doğrudan bir zararı yoktur. Kar-zarar hesabı, ortaya çıkacak durumdan İsrail’in nasıl yararlanabileceğiyle ilişkilidir.

İsrail ile Kürtler arasındaki ilişkiler iyi durumdadır. İsrail Kürt devletine karşı değildir. Ancak gerçekleşmesinin olanaksız olduğunu düşünmektedir. Bunun en önemli nedenleri, ABD’nin ve bölge ülkelerinin bunu istememesidir. Buna ek olarak, İsrail, devletin kurulmasının, bölgede zaten mevcut olan sorunları daha da artıracağı kanısındadır. İsrail, Kürt devletine karşı değildir ama kurulması için özel bir çaba da sarf etmemektedir. Bunun en önemli nedeni Türkiye’dir. Ayrıca, ABD’nin Kürt devleti kurmak gibi bir projesi olduğuna İsrail inanmamaktadır. Bu nedenle, Türkiye’yi sebepsiz yere karşısına almak da istememektedir. Çünkü, bir Kürt devleti kurulması durumunda, Türkiye bundan ABD kadar İsrail’i de sorumlu tutacaktır. Türkiye ile ilişkiler göz önüne alındığında İsrail’in Kuzey Irak politikasının Kürtlerden yana olması beklenemez. Kuzey Iraklı Kürtler İsrail için Türkiye nedeniyle ikinci plandadır.

İran hala Orta Doğu’da önemli bir sorun oluşturmaktadır. Bu nedenle, İsrail’in, Irak’a ilişkin değerlendirmelerinde İran faktörünü göz ardı etmemek gerekmektedir. İsrail için en iyi senaryo ABD tarafından kontrol edilen zayıf bir Irak’tır. İsrail için Irak’ın parçalanması bir tehlike yaratacaktır. Basra Körfezi’nde güvenlik dengesi nedeniyle İran ve Irak arasında bir güç dengesi olması gerekmektedir. İsrail’in Irak’taki gelişmelere bakış açısı özellikle stratejik bağlamda yukarıdaki gibi şekillenmesine rağmen pratikte farklı durumlarla karşılaşılmaktadır. Bölgede yapılan çalışmalar, görüşmeler ve bölgeden gelen bilgiler, İsrail’in özellikle Kuzey Irak’ta bazı girişimlerde bulunduğunu göstermektedir. Bu girişimlerin doğrudan Irak’ı parçalamak için yapıldığını ileri sürmek doğru olmasa da gelecekte olası bir parçalanma durumunda İsrail’in kendi çıkarlarını korumak ve Kuzey Irak üzerinde kontrol sağlamak yönünde girişimler olduğunu söylemek doğru olacaktır. Bu çerçevede İsrail’in Kuzey Irak’taki faaliyetlerine ilişkin şunlar söylenebilir:

Kürt Yahudilerinin Kuzey Irak Ziyaretleri: 1950’lere kadar, Irak’ın çeşitli bölgelerinde olduğu gibi Kuzey Irak’ta da bir miktar Yahudi yaşamaktaydı. Bunlar, özellikle 1948 Savaşı sonrası oluşan ortam nedeniyle Irak’tan ayrılmış ya da kovulmuşlardır. 1950-51 kitlesel göçüne kadar Yahudilerin Kuzey Irak’ta 200 kadar farklı yerleşim biriminde yaşadığı, ama nüfuslarının en yoğun olduğu yerlerin Musul, Erbil, Amadiya, Duhok ve Zaho olduğu belirtilmektedir. 1950-51’de İsrail’e giden bu Yahudilerin sayısının 100.000’ni bulduğu söylenmektedir. Nüfus artışı önemli oranda dış göçe dayanan İsrail içinde Kuzey Irak’tan giden Yahudilerin başlangıçta ikincil işlerde çalıştığı ancak topluma bir süre sonra uyum sağladığı görülmektedir. Özellikle, İsrail’deki inşaat sektörünün önemli bir kesimi Kuzey Iraklı Yahudilerin elindedir. Bu kişilerin zamanla zenginleştiği ve İsrail devleti içinde bazı önemli görevler üstlendiği bilinmektedir.

Bunlar arasında en önemli kişilerden birisi İsrail eski Savunma Bakanı Yitzhak Mordechai’dir. 1991’de güvenli bölgenin kuruluşuna kadar, bu göçmen Yahudiler, Kuzey Irak’a dönememişlerdir. Ancak, “güvenli bölge”nin oluşturulmasından sonra turizm ve ticaret gibi nedenlerle bazı bölgelere gitmişlerdir. Ayrıca, bölgede faaliyet gösteren NGO’lar içinde çok sayıda Yahudi’nin görev yaptığı da bilinmektedir. 2003 Irak Savaşı’ndan sonra ise çok sayıda Yahudi’nin Kuzey Irak’a seyahatler düzenlediği bilinmektedir. Bunlar, özellikle, Süleymaniye ve Erbil gibi bölgelerde faaliyet göstermeye başlamışlar, kısa bir sürede de ticareti geliştirmişlerdir. Erbil’de, çoğunlukla Hıristiyanların yaşadığı Aynkava bölgesinde yerleştikleri bilinen bu kişilerin, diğer bölgelerde ikamet etmeleri daha zordur. Çünkü, her ne kadar, Kürtlerin büyük bir kısmı Yahudileri hoş karşılasa da İslamcı hareketlerin yayılması sonucunda tehlike oluşturan birçok mahalle ve yerleşim yeri vardır.

Musul, Kuzey Irak’ta Kürt kontrolünde olan bölgenin dışında olmasına rağmen, Musul’da Yahudilerin faaliyet gösterdikleri önemli şehirlerden birisidir. Musul’un bazı semtlerinde hâlâ eskiden kalmış Yahudi eserleri vardır. Örneğin Şifa Mahallesi’nde Irak’tan İsrail’e göç eden Yahudilere ait Hamam ve Sinagoglar bulunmaktadır. Ayrıca, eskiden dini okul olarak kullanılan binalar da kullanılabilecek durumdadır. Musul’da yaygın olan söylentilere göre 1950-51 göçü sırasında tüm Yahudiler kenti terk etmemiştir. Yahudilerin %10 kadarının görünüşte din değiştirerek Musul’da kaldığı, gerçekte dinlerine bağlı olduğu düşünülmektedir. Musul’da son dönemde arazi satışındaki artış da bu sebebe bağlanmaktadır. İsrail’den gelen paralarla Musul’lu Yahudilerin bu toprakları satın aldıkları, istikrarsızlık ve kötü ekonomik koşullar nedeniyle de insanların arsalarını sattıkları düşünülmektedir. Bu durum büyük ihtimalle ekonomik güdülerle yapılan bir hareket olmasına rağmen, Musul halkı bu olguyu endişe ile karşılamaktadır. Arapların hafızasında İsrail devleti kurulmadan önce Yahudilerin Araplardan Filistin’de toprak almaları hale tazedir. Bu nedenle, Büyük İsrail’in içinde olan bu bölgenin ileride İsrail’e katılmak üzere bu din değiştirmiş Yahudiler tarafından alındığı düşünülmektedir. Benzeri bir algılama Türkiye’de de bulunmaktadır. GAP Projesi çerçevesinde kalan topraklarda son dönemdeki arazi alımlarının artışı benzer bir kaygıyı yaratmış, hatta bunun üzerine gazete haberleri ve araştırma ürünü olan kitaplar bile basılmıştır.

Irak savaşı sonrası İsrail’in en önemli kazanımlarından birsi İsrail Şirketlerinin Irak alt yapısının yeniden inşası konusunda kazanmış oldukları ihalelerdir. Ancak, sadece inşaat alanında değil diğer alanlarda da ticaret yürütülmektedir. İsrail’in Irak’taki ekonomik faaliyetleri hakkında şunlar söylenebilir: İsrail’deki ekonomik sorunlar nedeniyle birçok şirket sorun yaşamaktadır. Irak pazarının İsrail mallarına açılması, bu şirketler için bir rahatlama olanağı sunmaktadır. Orijinal olarak İsrail’de üretilen birçok malın etiket değiştirilerek Irak’ta satıldığı bilinmektedir. Bu malların Ürdün üzerinden orta ve güney Irak’a, Türkiye üzerinden de Kuzey Irak’a gönderildiği gelen haberler arasındadır. Ayrıca Irak, İsrailli şirketler ile Arap şirketleri arasında bir buluşma noktası teşkil etmektedir. Irak’taki savaşın sonuçlanmasının ardından, İsrailli yetkililer Irak’ın yeniden inşasında İsrail’in alabileceği rolü üzerinde birden çok açıklama yapmışlardır. Bu konudaki ilk açıklama İsrail Alt Yapı Bakanı Yosef Paritzky tarafından yapılmıştır. Paritzky 1948 yılından bu yana faaliyeti durdurulan Hayfa petrol boru hattının açılmasını önermiştir.

Ayrıca İsrail şirketleri Irak alt yapısının inşasından sorumlu, ABD Uluslararası Kalkınma Örgütü’ne teklifler götürdükleri bilinmektedir. Hatta, İsrail şirketlerinin baskısı ile Maliye Bakanı Benjamin Netanyahu, Irak’a yönelik ticaret yasağını da kaldırmıştır. Ayrıca, İsrail İhracat Enstitüsü’nden yapılan açıklamaya göre önümüzdeki üç yıl içersinde, İsrail’in Irak’a dolaylı ihracat hacminin 100 milyon dolar olacağı öngörülmektedir. İsrail; alt yapı, iletişim, taşımacılık ve sağlık gibi farklı sektörlerle Irak’ın yeniden inşasında rol almayı planlamaktadır. Hatta, 2004 yılında Irak’ın Geçici Ticaret Bakanı Muhammed El Cuburi 5 İsrail şirketinin Irak’ta ihale kazandıklarını açıklamış, ancak tepkiler üzerine anlaşmanın bakanlık tarafından değil, özel şirketler tarafından yapıldığını söyleyerek geri adım atmıştır. Irak’ın genelinde İsrail şirketlerinin gösterdikleri faaliyetlerin yanı sıra Kuzey Irak’ta da ekonomik girişimleri bulunduğu bilinmektedir. Çoğunlukla, arsa ve arazi alımı şeklinde gerçekleşen faaliyetlere ek olarak ev ve iş yeri satın alımlarının da önemli miktarda olduğu belirtilmektedir. Daha önce belirtilen örneğin yanı sıra Erbil ve Kerkük’te de benzer örneklerin yaşandığı görülmektedir.

Kerkük’te bazı Iraklılar, kendilerine evlerinin değerinin üç katı para önerildiğini söylerken diğer yandan Erbil’de de benzer olaylar meydana gelmektedir. Bazı Erbil sakinlerine göre Yeni Arap Mahallesi adı verilen yerleşim merkezinde çok sayıda ev, yüksek fiyatlarla satın alınmaktadır. Hatta, bazı söylentilere göre bazı Yahudiler Erbil’e bağlı Şaklava yerleşim biriminde bir büro açmışlar ve faaliyetlerini buradan yönlendirmektedirler. Benzer bilgiler Arap basınına da yansımıştır. Arap basınında yer alan haberlerde, Kuzey Irak'ta üç İsrail ve ABD destekli istihbarat biriminin Iraklılar'ın yurt dışına göç etmeleri için teşvik ettikleri ve bunların topraklarını satın aldıkları vurgulanmıştır. Iraklı gençlerin ve ailelerin göçe zorlandığı belirtilen haberde, ayrıca, İsrail adına Iraklılar'ı göçe zorlayan birimlerin başkanları arasında Amerika'da yaşayan Iraklı Abdurreşid el-Mutnah ve İngiltere'de ikamet eden el-Hamudi Abdulemir’in bulunduğu belirtilmiştir.

Siyasi Faaliyetler 1991’den beri göreli bir özerkliğe sahip olan Kuzey Irak, İsrail’in faaliyetleri için uygun bir alan haline gelmiştir. Bu durumda uzun yıllardır Kürt liderlerle olan yakın diyaloğun önemli bir etkisi olduğu söylenebilir. İsrail’in Kuzey Irak’taki varlığına ilişkin en açık örnekler New Yorker 21 Haziran 2004’te Seymour Hersh tarafından yayımlanan yazıda sergilenmektedir. Hersh’e göre, İsrail’in Kuzey Irak’taki faaliyetlerinin ana noktası, Irak’ta Suriye ve İran rejimleri ile Iraklı direnişçilere karşı bir hareket sahası yaratabilmektir. Hatta, Hersh, Kuzey Irak’ta İran’daki nükleer tesislere ilişkin istihbarat toplamak ve sabotaj eylemleri gerçekleştirmek amacıyla peşmergelerin İsrail tarafından eğitildiğini bile iddia etmiştir. İsrail ile Kuzey Iraklı Kürt gruplar arasındaki ilişkiler daha önce de belirtildiği gibi belli açılardan her iki taraf için de sakıncalar içermektedir. Bu nedenle, özellikle İsrail, Türkiye ile ilişkileri çerçevesinde Irak’ta bağımsız bir devlet istemediğini, Irak’ın toprak bütünlüğüne saygılı olduğunu ve Irak’ın toprak bütünlüğünün ayrıca İsrail’in çıkarına olduğunu vurgulamaktadır.

Kürt gruplarla ayrıca bir ilişki kurma çabası da en azından görünürde yürütmemektedir. Diğer yandan, Kürt gruplar da benzer endişeleri taşımasına rağmen bazı Kürt yazarlar arasında İsrail ile ilişkilerin geliştirilmesini hararetle savunanlar bulunmaktadır. Kürtlerin, bağımsız bir devlet kurmak için İsrail’in desteğine ihtiyaç duyduğunu savunan bu görüş, Türkiye, Irak, İran ve Suriye’nin bir Kürt devletine karşı çıkacağını bu nedenle İsrail’in bir dengeleyici olabileceğini hesaplamaktadır. Ayrıca, hem Türkiye’nin hem de bazı Arap ülkelerinin İsrail ile ilişkileri olduğunu savunan bu kişiler, Kürtlerin tüm devletlerle ilişki kurmakta özgür olduklarını bunun aynı zamanda çıkarlarına olduğunu belirtmektedirler. Kürtler ile Yahudiler arasında bir düşmanlık olmadığı, siyasi olarak da işbirliğine gidilmesi gerekliliği son zamanlarda Kürt yazarlar arasında daha da güçlü bir biçimde vurgulanmaktadır.

Askeri-İstihbarati İlişkiler: Kürtler ile İsrail arasındaki ilişkilerde ya da Kuzey Irak’taki İsrail faaliyetlerinde en çok spekülasyona açık olan konu istihbarati ilişkilerin varlığıdır. İstihbarat, doğası gereği gizli bir iştir. Bu nedenle, herhangi iki topluluk arasındaki istihbarat ilişkilerinde somut bilgilere dayalı yorumlarda bulunulması güçtür. Ancak, daha önce de belirtildiği gibi İsrail’in Kuzey Iraklı Kürtlerle Soğuk Savaş’tan kalma ilişkilerinin bugünkü birçok faaliyete yansıdığı düşünülmektedir. Örneğin, Musul’da Kürt Yahudileri’nin Irak askeri kuvvetlerini araştırmak, silahlanma projelerin arkasındaki bilim adamlarını tespit etmek, Babil, Hille, Musul ve İmara’daki Yahudi mirasını korumak gibi görevleri olduğu söylentileri dolaşmaktadır. Ayrıca, Hersh’in makalesinde belirttiği faaliyetlerin gerçek olmadığını düşünmek için hiçbir neden yoktur. Türkiye’nin PKK terörüyle mücadelesinde İsrail’den istihbarat desteği aldığı ve askeri konulardaki işbirliğinin yanı sıra terörle mücadelede istihbarat işbirliği içinde olduğu da en azından İsrail yetkilileri tarafından açıklanmış bir gerçektir.

Özellikle, gelişmiş teknoloji araçları ile yapılan istihbarat çalışmasında İsrail’in üstünlüğü ve anılan bölgedeki etkinliği nedeniyle bu ilişki doğal görünmektedir. Dolayısıyla, bugün İsrail Kuzey Irak’ta istihbarat faaliyeti yürütsün ya da yürütmesin bu kapasitesinin olduğu bilinmektedir. İsrail’in Kuzey Irak’taki faaliyetlerinin birçok gizli noktayı içerdiği malumdur. İlişkilerin açık yürütülmesinin bile travma yaratma kapasitesinin yüksek olduğu bu dönemde birçok açıdan gelişmiş olan ilişkilerin saklanma çabası ise olayları daha da vahim hale getirmektedir. Bu sorunun çözülebilmesi için bölge ülkelerinin İsrail’e güven duymaya başlaması gerekmektedir. Ancak, elbette bunun için İsrail’in inandırıcı ve samimi adımlar atması şarttır. Orta Doğu, belki de, en güçlü toplumsal hafızaya sahip insan topluluklarının yaşadığı coğrafyadır. Geçmişte yaşananlar, geleceği çok yakından etkilemektedir ve Orta Doğu’da geçmişte yaşananlar, İsrail’in Irak’taki faaliyetlerinden endişe duyanları haklı çıkaracak birçok örneği barındırmaktadır.

Dört Yüz Yirmi Yedinci Bölüm: 31.05.2005 tarihli bir haberde, ’Terörle Mücadele Yasası’na muhalefet edildiği’ gerekçesiyle, ’Savaş tanıkları anlatıyor’ adlı serginin bulunduğu Doğu Bilimsel Araştırma Kooperatifi binasına gelen polis ekipleri, savcılık talimatıyla yaklaşık 45 fotoğrafa da el koydu. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nce açılan ’Savaş tanıkları anlatıyor’ adlı sergide, bölgedeki çatışmalarda öldürülen teröristlerin fotoğrafları sergileniyordu. Fotoğrafların yanlarında da, ölen kişilerin yakınlarıyla yapılan röportajlardan oluşan metinler bulunuyordu. Açılışla ilgili basın bülteninde, sergide şehit fotoğraflarının da yer alacağı duyurulmuştu. Ancak hiçbir askerin fotoğrafı sergide yer almadı.

Dört Yüz Yirmi Sekizinci Bölüm: 01.06.2005 tarihli bir haberde, Irak Devlet Başkanı ve Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Celal Talabani ile Irak Kürdistan Demokrasi Partisi lideri Mesut Barzani’nin, Kuzey’de yaşanan siyasi gerginliklerle ilgili olarak anlaştıkları bildirildi. Mesut Barzani’nin Kuzey’deki federal yapının 4 yıllığına başkanı olmasını kabul eden IKYB yonetimi, IKDP’nin tüm isteklerine evet dedi. Basından gizlenen görüşmenin ardından Süleymaniye’de bugün yapılacak IKYB kuruluş kutlamalarına katılmak üzere Dukan’a hareket eden Talabani’nin siyasi ve askeri işlerden sorumlu danışmanı Kosret Resul Ali’nin IKDP ile görüşmeleri devam ettirdiği ve IKYB’nin IKDP’nin başta başkanlık süresi ve yetkileri olmak üzere sunulan şartların çoğuna "evet" dediği kulislerde konuşuluyor. Kosret Resul Ali’nin akşam saatlerinde yarın yapılacak olan IKYB kuruluş yıldönümü kutlamaları IKDP lideri Mesut Barzani’yi davet ettiği, Barzani’nin de davete sıcak baktığı gelen haberler arasında.

Dört Yüz Yirmi Dokuzuncu Bölüm: 01.06.2005 tarihli bir haberde, Irak’ta mahkumlara işkence ve kötü muamele etmekten hüküm giyen iki İngiliz askerden Mark Cooley ve Fusulier Gary Barthams’ın hapis cezaları, askeri temyiz otoritesi tarafından indirime tabi tutuldu. İki yıl hapis cezasına çarptırılan Mark Cooley’in cezası 18 aya indirilirken, Fusulier Gary Barthams’ın cezası da 18 aydan 12 aya düşürüldü. Bu yılın başlarında yargılanarak mahkum edilen iki asker, Irak’taki Bread Basket kampında mahkumlara eziyet ederken çekilmiş fotoğrafların ortaya çıkartılmasından sonra tutuklanmıştı. Savunma Bakanlığı sözcüsü, iki askerin cezalarının neden indirildiği yolundaki soruları cevapsız bırakırken, sadece askeri Temyiz otoritesinin eldeki delilleri değerlendirerek sonuca vardığını söylemekle yetindi. Bu arada, temyiz otoritesine gönderilen üçüncü dosyanın sahibi olan üçüncü asker Daniel Kenyon’ın cezasında ise hiçbir değişiklik yapılmadı. İşkence ve kötü muamelelere tanık olduğu halde bunları üstlerine bildirmemek, yardım ve yataklık gibi suçlamalarla yargılanan Kenyon, 140 gün hapse mahkum edilmişti.

Dört Yüz Otuzuncu Bölüm: 06.06.2005 tarihli bir haberde, The Daily Telegraph gazetesi, Irak’ın eski Başbakanı İyad Allavi’nin en kısa zamanda Irak’ta yeniden siyasetin merkezine dönmeyi planladığını belirtirken, eski Başbakan’ın kendi yönetimleri döneminde her şeyin daha iyi olduğuna dair sözlerine dikkati çekti. "İktidardayken, seçimlerin ötesini de kapsayan bir programımız vardı" diyen Allavi, "üstelik bizim dönemimizde güvenlik koşulları çok daha iyiydi, elektrik hizmeti çok daha iyi veriliyordu ve bütün diğer hizmetler de giderek daha iyi hale geliyordu" şeklinde konuştu. Şimdiki hükümetinse bütün bu alanlarda başarısız olduğunu öne süren Allavi, kendisi ve kadrosunun bütün bu konularda ülkeyi geliştirmeye yönelik büyük bir deneyimi olduğunu savundu. Ülkesinde laikliği de savunan Allavi, dine saygı duyduklarını ancak dinin geleceğin Irak’ında politik bir etkisi bulunmasını istemediklerini vurguladı. Irak’ın en büyük sorununun "birliğinin sağlanması" olduğunu da belirten İyad Allavi, kendisinin Baas partisi yanlılarıyla halen Irak’ta faaliyet gösteren terör gruplarının destekçisi olduğuna dair suçlamaları da reddetti. Bir "cadı avına" çıkılmasının doğru olmayacağını belirten Allavi, eski Baas partisi yanlılarının bugün siyasette olduklarını ve herkesin "tek tek yakalanıp cezalandırılmasının gerekmediğini" söyledi.

Dört Yüz Otuz Birinci Bölüm: 07.06.2005 tarihli bir haberde, Irak´ın Şii İslami Devrim Konseyi Partisi´nin yöneticilerinden Ömer Hakim, Kerkük kentinin Kürt bölgesine bağlanmasına karşı olduklarını söyledi. Irak İslami Devrim Konseyi´nin Başkanı Abdülaziz Hakim´in oğlu Ömer Hakim, “Kerkük´ün bu bölge tarafından ilhakını kabul etmiyoruz, çünkü Kerkük tüm Iraklılara aittir” diye konuştu. Iraklıların zorla başka yerlere yerleştirilmelerine de karşı olduklarını, zira tüm Iraklılarını istedikleri yerde yaşama hakları bulunduğunu söyleyen Hakim, Saddam Hüseyin rejimi sırasında yerlerinden edilen Kürtlerin geri dönüşüne tepki gösterdi. Hakim, anayasa yazımı ve federal konulardaki görüşmelerin sürmekte olduğunu, ancak etnik temele dayalı federalizmin Irak´ın bölünmesine yol açacağını ve bunu kabul etmeyeceklerini kaydetti. Bu arada, Irak hükümeti, Ensar El Sünni Ordusu lideri Ebu Abdullah El Şefi´nin yakalanmasına yardım edecek bilgiyi verenin, 50 bin dolarla ödüllendirileceğini açıkladı. Hükümetin açıklamasında, El Şefi´nin Iraklı sivil ve asker yüzlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırıları yönetme ve düzenlemede doğrudan rolü olduğu belirtildi. Açıklamada, El Şefi´nin terörist eğitimini Afganistan´da El Kaide lideri Usame Bin Ladin´in yönettiği bir kampta aldığı, Irak´ta saldırı düzenleyecek kişileri eğiten yabancı Arapların liderliğini yaptığı kaydedildi.

Dört Yüz Otuz İkinci Bölüm: 07.06.2005 tarihli bir haberde, Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkan Yardımcısı Yusuf Erikel, Sütçüler Kaymakamı’na her türlü işlemi yaptıran Bakan Aksu’nun Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı’nı derhal görevden alması gerekirken hiçbir şey yapmadığına işaret etti; "Devlet nerede, bu adamı kim alaşağı edecek?" dedi. Erikel, Aksu’nun milletin güvenlik makamını ‘hemşericilik ve siyasi menfaat’ amaçlı kullandığını ve istifa etmesi gerektiğini belirterek tepkilerini şöyle sürdürdü: “Başbakan ve Bakan Aksu, şehitlerimizin cenazelerine katılmıyorsunuz biliyoruz. TV’lerden seyredip gazetelerde de mi okumuyorsunuz? O anaların, babaların, eşlerin, yavruların, Mehmetçiklerin feryat dolu hıçkırıklarını görünce hiç mi vicdanınız sızlamıyor? Bir de bu gözü dönmüş vatan hainlerine devletin bütün imkânlarını seferber eden Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’i bağrınıza basıyor, hemşericiliğinizi ön plana çıkarıp meydanda at koşturmasına fırsat veriyorsunuz. Devleti bu kadar zaafa uğratmaya ne hakkınız var? Teröristlere hizmette sınır tanımayan bu adamı neden alaşağı etmiyorsunuz?” dedi.

Dört Yüz Otuz Üçüncü Bölüm: 07.06.2005 tarihli bir haberde, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, kuzey Irak´taki terör örgütü PKK ile mücadele konusunda atılması gereken adımları dile getirirken, ´´Terörizmle mücadelede ABD ile ortak noktalara sahibiz. Ancak PKK konusunda aynı noktada değiliz´´ dedi. Orgeneral Başbuğ, kuzey Irak´taki terör örgütü PKK varlığına karşı atılması gereken adımları, ´´PKK´nın siyasi ve ideolojik desteğinin kesilmesi, liderlerinin ve üyelerinin tutuklanması, finansal ve lojistik desteğin kesilmesi, iletişim kanallarının kesilmesi, komuta ve kontrol sistemlerinin kesilmesi´´ olarak sıraladı. Amerikan-Türk Konseyi´nin (ATC) yıllık toplantısı çerçevesinde düzenlenen öğle yemeğinde konuşan Orgeneral Başbuğ, ´´Türk halkı ABD´den, PKK´ya karşı bu somut adımları atmasını beklemektedir´´ dedi. ABD ve diğer ülkelerle birlikte Türkiye´nin de İran´ın nükleer faaliyetlerini yakından izlediğini belirten Orgeneral Başbuğ, ´´İran teokratik bir rejim. Hiç kuşku yok ki her ülke kendi yönetimini seçmekte özgür. Ancak geçmişte İran, Türkiye dahil komşu ülkelere rejim ihracı peşindeydi. Türkiye, elinde nükleer silah bulunduran bir İran´ı hiçbir zaman hoş karşılamaz´´ diye konuştu.

Suriye ile geçmişte PKK terörü nedeniyle sorunlar yaşandığını, ancak yeni bir döneme girildiğini de belirten Orgeneral Başbuğ, ´´Suriye, Irak´ta ABD´nin endişelerini giderecek bir tutum içine girmelidir´´ dedi. Kafkaslar´da demokrasinin yayılmasının, önemli ölçüde ´´Türk-Amerikan işbirliğine´´ dayandığını belirten Orgeneral Başbuğ, Azerbaycan ve Gürcistan´ın, bölgede Türkiye ve ABD´nin izlediği ´´ortak yaklaşımdan´´ büyük ölçüde faydalandığını kaydetti. Türkiye´nin AB´ye tam üyeliği konusuna da değinen Orgeneral Başbuğ, ´´Türkiye´nin tam üyeliği, Türk-Amerikan ilişkileri için de daha verimli ve olumlu bir platform oluşturacaktır´´ ifadesini kullandı. Orgeneral Başbuğ, Türkiye´nin, Irak´ın siyasi ve toprak bütünlüğüne büyük önem verdiğini belirterek, Irak´ta ABD´nin başarısız olmasının ya da zamanından önce, düzen sağlanmadan Amerikan askerlerinin Irak´ı terk etmesinin büyük sıkıntı yaratacağını söyledi.

Dört Yüz Otuz Dördüncü Bölüm: 08.06.2005 tarihli bir haberde, Irak Türkmen cephesini oluşturan ve farklı görüşteki siyasi grupların tek liste üzerinde anlaştıkları kurultaydan birlik ve beraberlik kararı çıktı. Kurultayda, Irak Türkmen Cephesi başkanını seçecek olan yürütme kurulu oluşturuldu. Saadettin Ergeç ve Faruk Abdurahman gibi önemli Türkmen siyasetçilerin bulunduğu yürütme kurulu, bir ay içerisinde Irak Türkmen cephesi başkanını seçecek. 9 kişilik kurulda, farklı siyasi görüşlerin bir arada yer alması Irak Türkmen cephesindeki anlaşmazlıkların sona erdiği şeklinde yorumlandı. Irak Türkmen cephesi kaynakları, yürütme kurulundaki dağılıma bakıldığında, başkanlık için Saadettin Ergeç´in şansının arttırdığına dikkat çekiyor. Türkmen kurultayı Nisan ayındaki toplantısında delege dağılımı tartışmaları nedeniyle sonuçlanamamıştı.

Dört Yüz Otuz Beşinci Bölüm: 08.06.2005 tarihli bir haberde, Irak’ın kuzeyinde bir petrol boru hattına sabotaj düzenlendiği bildiriliyor. Beyci kasabasının kuzeyinde bulunan Reuters muhabiri, bölgeden dumanların yükseldiğini duyurdu. İtfaiye ekibi ve Amerikan personelinin olay yerinde olduğu da bölgeden gelen haberler arasında. Ülkede şiddet olayları da sürüyor. Bakuba, bombalı bir saldırıya sahne oldu. Bir benzin istasyonu yakınında bomba yüklü bir otomobilin infilak etmesi, iki sivilin ölümüne neden oldu. Bu arada, Amerikan ordusu, dün gece düzenlenen iki saldırıda 3 Amerikalı askerin öldüğünü açıkladı. Mart 2003’te Irak’ı işgalinden bu yana ölen Amerikalı asker sayısı 1679’a çıktı.

Dört Yüz Otuz Altıncı Bölüm: 08.06.2005 tarihli bir haberde, ABD Genelkurmay Başkan Yardımcısı Orgeneral Peter Pace, Türk-Amerikan ilişkilerini evliliğe benzetti ve "karı-koca arasında anlaşmazlık olabilir" dedi. Peter Pace de, Genelkurmay İkinci Başkanı Org. İlker Başbuğ’la yaptığı görüşmede, PKK konusunda Türkiye ile aynı görüşte olmadıklarını söyledi. PKK’ya karşı askeri bir operasyon yapmayacaklarını belirten Orgeneral Pace, "Terörist öldürmek çözüm değildir" diye konuştu. Türkiye’ye nasihatlerde de bulunana Pace güvenlik, eğitim ve refahın sağlandığı, işsizliğin azaltıldığı ortamlarda terörizmin gelişemeyeceğini vurguladı.

 

Meclisdeki Hainler

Meclisdeki Hainler


Şemdinli Gerçegi

Şemdinli Gerçegi


Abdullah Öcalan gerçeği

 


© 2002 - 2008  www.Yalniz-Kurt.com