Derin Noktalar
Üç Yüz Kırk Beşinci Bölüm: 21.04.2005 tarihli MHA Londra kaynaklı bir haberde, İngiltere’de genel seçimler öncesinde ziyaretlerini sürdüren İşçi Partisi Tottenham milletvekili David Lammy ve Wood Green &Hornsey milletvekili Barbara Roche Haringey Kürt Toplum Merkezi'ni ziyaret etti. Halkevi Başkanı İbrahim Doğuş'un da katıldığı ziyarette dernek üyelerine hitap eden Lammy ve Roche, dinleyenlerin sorularına da cevap verdi. Lammy yaptığı konuşmada bölgesinde bulunan en az 5 yüz Kürt vatandaşın sorunlarıyla ilgilendiğini ve özellikle bölgedeki okullara Kürkçe konuşan öğretmen alımı için çalışma yaptığını ifade etti. Kürtlerin Türkiye'de çeşitli baskılar nedeniyle İngiltere'ye göç etmek zorunda kaldıklarını bildiğini ifade eden Lammy "Türkiye'nin AB'ye girmesini destekliyorum ancak özellikle Kürt halkının haklarını vermesi ve farklılıkları kabul etmesi gerekiyor" dedi. Ziyarette konuşan Barbara Roche ise milletvekilliği süresince bölge halkının sorunlarını çözmek için çalıştığını söyledi. Bölgedeki Kürt esnafının bölgenin kalkınmasına önemli katkıları olduğunu söyleyen Roche, "bölge esnafı Haringey'in ekonomisine katkı yapıyor" dedi.
Kürt halkının kendi dillerini ve kültürlerini açıkça kullanabilmesi gerektiğini söyleyen Roche, kendi seçim bölgesinde Kürtler'in her geçen gün arttığının farkında olduğunu belirtti. Bundan sonraki seçimlerde Kürt belediye meclis üyesi görmek istediklerini ifade eden Roche, konuşmasında iltica sorununa da değindi. Roche iltica hakkının uluslararası anlaşmalarla belirlendiğini ve bu hakkı korumak zorunda olduklarını ifade etti. Yasal göçmenlik konusuna destek verdiğini ve iltica konusunun siyasi partilerin tekelinden kurtarmak gerektiğini ifade etti. Bu konunun birçok parti tarafından siyasi malzeme olarak kullanıldığını söyleyen Roche, iltica konusunun bağımsız kurumlara devredilmesinin yararlı olacağını kaydetti. Göçmen toplumların İngiltere'nin gerek ekonomisine gerekse hizmet sektörüne önemli katkıları olduğunu söyleyen Roche bunun göz ardı edilemeyeceğini ifade etti. KCC üyeleri, Kürt sorununun demokratik ve kalıcı bir şekilde çözülmesi için Türkiye hükümetine baskı yapılmasını istediler. Milletvekilleri, Türkiye'nin AB sürecinde gerekli adımları atmak zorunda olduğunu, Kürt halkının haklarını tanımadan, savaşı tırmandıracak yaklaşımlardan uzaklaşmadıkça AB üyeliğinin mümkün olmayacağını dile getirdiler.
Üç Yüz Kırk Altıncı Bölüm: 21.04.2005 tarihli DİHA İstanbul kaynaklı “Akdeniz Sosyal Forumu’nda Kürt Sorununun Gündemleşmesi İstemi” başlıklı bir haberinde, İspanya'nın Barselona kentinde yapılacak olan Akdeniz Sosyal Forumu'nun son hazırlık toplantısına katılan Barış Anneleri İnisiyatifi Temsilcisi Lütfiye Gürbüz, toplantıda Kürt sorununun gerektiği kadar ele alınmadığını belirterek, "Kürtlerin içinde olmadığı bir Akdeniz Sosyal Formu amacına ulaşamaz" dedi. Filistin Şiddet Karşıtı Kadınlar Örgütü üyesi Aida Touma Suliman da, Kürt sorununun göz ardı edilemeyecek büyüklükte bir sorun olduğunu belirterek, Forum'da buna yönelik tartışmaların geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. İspanya'nın Barselona kentinde 16-19 Haziran tarihleri arasında yapılacak olan Akdeniz Sosyal Forumu'nun (AKSF) son hazırlık toplantısı İstanbul'da gerçekleştirildi. Toplantıya Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Güney Avrupa'dan sivil toplum kuruluşlarını temsilen 100'ü aşkın delege katıldı. Toplantıya Barselona'dan katılan Katalon Sendikalar Konfederasyonu üyesi Roser Palol, bundan sonraki hedeflerinin Güney ülkelerinde bir forum düzenlemek olduğunu söyledi. Akdeniz sınırlarını aşmak istediklerini ifade eden Palol, "Forumda uygarlıkların birbiriyle iletişimini gerçekleştirmek temel amacımız. AKSF, halklar arasındaki kaynaşmayı sağlama yönünde bir şeyleri yapabildiğimizi görebileceğimiz ilk yer olacak. Eğer amacımıza ulaşabilirsek aldığımız enerji ile Güney'de aynı içerikte çalışmalar yürütmeyi planlıyoruz. Akdeniz çevresindeki sınırları aşabilme çabası ve gayretini gösterebilmek ve Doğu, Kuzey ile Güney'de yer alan uygarlıkların birbirleriyle olan ilişkilerini güçlendirmek barışa katkı sağlayacaktır" diye konuştu.
Kürt sorunu yeterince ele alınmadı Toplantıya Türkiye'den katılan Barış Anneleri İnisiyatifi Temsilcisi Lütfiye Gürbüz ise, Kürt sorununun gerektiği kadar ele alınmadığını söyledi. Kürt sorununun lokal bir sorun olmadığının altını çizen Gürbüz, "Türkiye ve Ortadoğu'daki Kürtler üzerinde yoğunlaşan çatışmalar ve imha politikaları var. Kürt sorunu daha ciddi tartışılmalı. Eğer bu forumun amacı Ortadoğu ve Akdeniz ülkelerinde bir barışı yaratmaksa Türkiye'de yaşanan savaş görülmeli" dedi. Çatışmaların durması için Türkiye'de demokrasi ve insan haklarının gelişmesi gerektiğini vurgulayan Gürbüz, Kürt sorunu çözülmeden Ortadoğu barışının söz konusu olmayacağını belirtti. Gürbüz, foruma eleştiride bulunarak, "Kürtlerin içinde olmadığı bir Akdeniz Sosyal Formu amacına ulaşamaz" diye konuştu.
Kadınlar yollarda doğum yapıyor Filistin Şiddet Karşıtı Kadınlar Örgütü üyesi Aida Touma Suliman, Barselona'daki forumda kadınların sorunlarını dile getirerek çözümler üretilmesi talebinde bulunacaklarını söyledi. Suliman, Akdeniz bölgesindeki farklı ülkelerde yaşayan kadınların savaş politikalarından nasıl etkilendiğini forumda gündemleştireceklerini ifade etti. Filistinli kadınların yaşadığı sorunlara dikkat çeken Suliman, şunları söyledi:"Yaşanan savaştan dolayı muhafazakar aileler, kızlarını sosyal hayata katılmaktan alıkoyuyor. Filistinli kadınların eğitim görme oranı çok geriledi. İsrail askerlerinin yoğun kontrol merkezleri kurması nedeniyle kadınlar hastaneye gitmekten korkuyorlar ve doğumların çoğu yollarda oluyor. Bebeklerin çoğu ölüyor. İsrail'in ev yıkma girişimi sonucu kadınlar çocuklarıyla perişan oluyor. Bu tür sorunları sadece Filistinli kadınlar yaşamıyor. Bölgede çatışmalardan etkilenen farklı halklardan kadınların sorunları da benzer. Amacımız tüm bunları gündemleştirip çözüm üretmek olacak."
Kürt sorunu da tartışılmalı Kürt sorununa dikkat çeken Suliman, AKSF'nin hazırlık toplantısının İstanbul'da gerçekleştirilmesinin bir nedeninin de Kürt halkını sürece dahil etmek olduğunu söyledi. Kürt sorununun göz ardı edilemeyecek büyüklükte bir sorun olduğuna dikkat çeken Suliman, "Kürt sorunu çok uzun süreli ve acıya neden olmuş çok büyük bir sorun. Forum'da buna yönelik tartışmalar gelişmelidir" diye konuştu.
Üç Yüz Elli Yedinci Bölüm: 28.04.2005 tarihli bir haberde, Petrol fiyatlarının rekor seviyeye ulaşması büyük ekonomik sıkıntı yaşayan ABD yönetimini harekete geçirdi. ABD Başkanı Bush, yeni kaynaklar yaratabilmek için daha fazla rafineri ve nükleer tesis kurulmasını öngören bir plan sundu. Washington'da işadamları ve yöneticilerin katıldığı bir konferansta konuşma yapan ABD Başkanı Bush, petrol gibi fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltacak beş maddelik planını açıkladı. Eski askeri üslerin rafinerilere çevrilmesi önerisinde bulunan Bush, nükleer enerjiden daha fazla yararlanılması için yeni politikalar belirlenmesi gerektiğini ifade etti. Bush, ABD kongresine de ülkedeki enerji kaynaklarının daha verimli kullanılması için gerekli yasaları çıkarması için çağrıda bulundu.
Üç Yüz Elli Sekizinci Bölüm: 28.04.2005 tarihli bir haberde, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yıllık terörizm raporunda, terörist olarak isimlendirilen "PKK/KADEK/Kongra-Gel"in eylemlerine para toplamak ve siyasi propaganda için Avrupa'yı kullandığı, Türkiye'nin güneydoğusu, Kuzey Irak, İran ve Suriye'nin bir bölümünde bağımsız ve demokratik bir devlet kurmak istediği belirtildi. Raporda, Türkiye'nin terörizmle mücadelede sağlam bir müttefik olduğu ve terörizme karşı küresel savaşta desteğini sürdürdüğü belirtildi. Amerikan Kongresi'ne sunulan ve 2004 yılı gelişmelerini kapsayan raporda şöyle denildi: "PKK'nın yaklaşık 500 militanının bulunduğu Türkiye'de faaliyet gösteren Marksist-Leninist, radikal dinci, ayrılıkçı, Çeçen yanlısı uluslararası ve yerel terörist gruplar; Türkleri, yabancıları ve yer yer Amerikan hükümet personelini 40 yıldır hedef alıyor. Bu tehditlere cevap olarak hükümet, çok güçlü bir kararlılık ve yerel çıkışlı terörizmle savaş kabiliyeti geliştirdi.”
ABD raporunda, DHKP-C terör örgütünün eylemlerini sürdürdüğü ve güvenlik güçlerinin bu örgüte karşı başarılı operasyonlar düzenlediği kaydedildi. Terör örgütü PKK'dan raporda “PKK/KADEK/Kongra-Gel” olarak değiştirdiği bütün isimleriyle bahsedildi. Türk hükümet kaynaklarına göre PKK'nın Türkiye'de yaklaşık 500 militanı bulunduğu ve Kuzey Irak'ta da 3500-4000 silahlı militanın barındığının tahmin edildiği yazıldı. ABD'nin terör örgütleri listesinde PKK/KADEK/Kongra-Gel'den bahsedilirken, 1974 yılında Abdullah Öcalan tarafından kurulan Marksist-Leninist ayrılıkçı örgütün, 1984 yılından bu yana Türkiye'de silahlı eylem düzenlediği ve 30 bin kişinin bu yüzden öldüğü belirtildi. Raporda “PKK'nın amacı, Türkiye'nin güneydoğusunda, kuzey Irak, İran ve Suriye'nin bir bölümünde bağımsız ve demokratik bir devlet kurmak” ifadesi yer aldı.
Raporda, PKK'nın siyasi düşünceden yana reformcular ve şiddete başvurulmasını destekleyen sertlik yanlıları olmak üzere ikiye bölündüğü ve Şubat 2004 tarihinde sertlik yanlılarının üstün geldiği ifadesi de yer aldı. PKK'nın, Türkiye, Irak, Avrupa ve Ortadoğu'dan operasyonlarını gerçekleştirdiği belirtildi. Örgüte dış yardım veren ülkeler arasında ise Suriye, Irak, İran sayıldı. Suriye ve İran'ın, Türkiye ile PKK'ya karşı, kısa dönem çıkarlarına hizmet ettiği sürece işbirliği yapar göründüğü ifadesi kullanıldı. PKK'nın, eylemlerine para toplamak ve siyasi propaganda için Avrupa'yı kullandığı kaydedildi. Terör örgütleri listesinde DHKP-C ve Türk Hizbullah’ı da yer aldı.
Üç Yüz Elli Dokuzuncu Bölüm: 28.04.2005 tarihli bir haberde, ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in, Bağdat Havaalanı'ndaki cezaevinde devrik Irak lideri Saddam Hüseyin’le görüştüğü ileri sürüldü. El Kudüs El Arabi gazetesinin Ürdün’deki Irak Baas kaynaklarına dayandırdığı haberine göre; Rumsfeld, Saddam'dan "TV'den direnişçilere, ABD ve çok uluslu güçlerle Irak güvenlik güçlerine yönelik saldırıları sona erdirmeleri çağrısında bulunması"nı istedi. Buna karşılık da eski Irak rejimi yöneticilerinin serbest bırakılıp sürgüne gönderilmelerini veya isteyenlerin, yapılacak müzakerelerin ardından yönetimde yer almalarının sağlanmasını" önerdi. Ürdünlü kaynaklar, devrik lider Saddam'ın bu teklife ret cevabı verdiğini bildirdi. Öte yandan Saddam Hüseyin’in sağlığının ve moralinin “gayet iyi” olduğu belirtildi. Saddam Hüseyin’i savunan ekibin başkanı Ziyad Kasavneh, “Devlet başkanı, yasadışı tutsaklığında iyi durumda” dedi. Ziyad Kasavneh, bugün 68 yaşına giren devrik liderin moralinin de yerinde olduğunu söyledi. Saddam Hüseyin ile başka bir avukatın görüştüğünü söyleyen Kasavneh, görüşmenin altı saat sürdüğünü belirtti.
Üç Yüz Altmışıncı Bölüm: 28.04.2005 tarihli bir haberde, İbrahim Caferi'nin listesi bugün parlamentoda onaylanırken, Şii ittifaktan seçilen 2 Türkmen de bakan oldu. Irak'ta bugün onaylanan yeni hükümetinin tam listesi şöyle; Devlet başkanlığı konseyi: Devlet Başkanı: Celal Talabani Devlet Başkan Yardımcısı: Adil Abdülmehdi Devlet Başkan Yardımcısı: Gazi El Yaver, Bakanlar Kurulu: Başbakan ve Savunma Bakan Vekili: İbrahim Caferi, Başbakan Yardımcısı ve Elektrik Bakan Vekili: Rovş Şiveys, Başbakan Yardımcısı ve Petrol Bakan Vekili: Ahmed Çelebi, Dışişleri Bakanı: Hoşyar Zebari, İçişleri Bakanı: Beyan Cabbor, Adalet Bakanı: Abdül Hüseyin Şendil.
Tarım Bakanı: Ali El Bahadlı
İletişim Bakanı: Covan Fuad Masum
Kültür Bakanı: Nuri El Revi
Göçmenlik Bakanı: Süheyla Abid Cafer
Eğitim Bakanı: Abdülfelah Hasan
Çevre Bakanı: Nermin Osman
Maliye Bakanı: Ali Abdül Amir Allavi
Sağlık Bakanı: Abdül Mutleb Muhammed Ali
Yüksek Öğrenim Bakanı: Sami El Mudhafer
İmar ve İskan Bakanı: Cesim Muhammed Cafer
İnsan Hakları Bakanı: Nermin Osman (vekaleten)
Endüstri ve Madencilik Bakanı: Musleh El Ciburi (vekaleten)
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı: İdris Hadi
Planlama Bakanı: Berham Salih
Belediye ve Genel İşler Bakanı: Nesrin Mustafa Bervari
Bilim ve Teknoloji Bakanı: Besime Yusuf Butros
Turizm ve Tarihi Eserler Bakanı: Haşim El Haşimi
Ticaret Bakanı: Abdül Besset Mevlüd
Ulaştırma Bakanı: Selam El Meleki
Su Kaynakları Bakanı: Abdüllatif Raşid
Gençlik ve Spor Bakanı: Talab Aziz
DEVLET BAKANLIKLARI:
Kadın Sorunlarından Sorumlu Bakan: Ezher El Şeyhi
Ulusal Güvenlikten Sorumlu Bakan: Abdülkerim El Enzi
Milli Meclisten Sorumlu Bakan: Sefaeddin El Safi
Vilayetlerden Sorumlu Bakan: Saad Naif El Hardan
Vatandaşlık İşleriyle ilgili Sorumlu Bakan: Ala Kazım
Meclis Başkanı: Hacem El Hasani
Merkez Bankası Başkanı: Sinan El Şibibi
Üç Yüz Altmış Birinci Bölüm: 28.04.2005 tarihli bir haberde, Türkiye, Irak'ta hükümet kurma çalışmalarının tamamlanmasını memnuniyetle karşıladı. Dışişleri Bakanlığı açıklamasında, seçilmiş bir hükümetin işbaşına gelmesinin, Irak'ta demokratik bir düzen kurulması doğrultusunda bir adım oluşturduğu belirtildi. "Irak'ta ulusal uzlaşma ve yaraları sarma zamanı gelmiştir" denilen açıklamada, anayasanın yazım sürecine tüm kesimlerin katılması, ulusal çıkarların ön planda tutulması ve Irak'ın ortak geleceğini ilgilendiren konularda birliktelik ruhu içinde davranılmasının hayati önem taşıdığı vurgulandı.
Üç Yüz Altmış İkinci Bölüm: 28.04.2005 tarihli bir haberde, İstanbul’da 6 Mart'ta "Kadınlar Günü"nü izinsiz kutlamaya kalkan göstericilere müdahale eden Türk polisini yerden yere vuran Avrupa Birliği (AB), Paris’te "eğitim reformu"na karşı çıkan öğrencileri döven Fransız polisine karşı yorum yapmaktan bile kaçındı. Avrupa Komisyonu yetkilileri, susarken, Avrupa Parlamentosu milletvekilleri, "Her iki olaya da verilecek tepki aynı olmalı" dediler. AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’nun sözcüsü François Le Bail de, gazetecilerin sorularına verdiği cevapta, "Paris’teki coplu saldırıyı Fransız Hükümeti’ne sormak gerek" diye konuştu. AB Komiseri Olli Rehn’in sözcüsü Kristina Nagy ise Paris’teki olay konusunda, "Türkiye’de yaşanan olay için Komisyon olarak araştırma yapılmasını istemiştik. Ama Komisyon'un Fransa'yla ilgili bir yorumu yok" dedi.Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Joost Lagendijk ise "Liseli gençlere karşı hangi ülkede yapılırsa yapılsın şiddeti kınıyorum" dedi.
AB Haber’e konuşan Lagendijk, Paris’teki olayla Türkiye’deki olayların birbirinden farklı olduğunu belirterek şunları söyledi: "Türkiye’nin Avrupa’da çok kötü bir imajı var. Avrupa’da Türkiye’ye önyargıyla bakan, Türkiye’nin demokratik bir ülke olmadığını savunan insanlar, 6 Mart’ta Türk güvenlik güçlerinin kadınlara karşı kullandığı şiddet sonrası 'bakın biz demedik mi? Türkiye’de ne kadın hakları ne demokrasi var’ eleştirilerinde bulundular. Fransa’nın Avrupa’da Türkiye’ye nazaran imajı daha farklı. Fransa insan haklarının ihlal edildiği bir ülke olarak algılanmıyor. Türkiye bu konuda Avrupa’ya kendini ispat etmeli. Şunu söylemeliyim Fransız güvenlik güçlerinin öğrencilere karşı takındığı tutumu da kabul etmiyor ve kınıyorum." Avrupa Parlamentosu Sosyalist grup başkan yardımcısı Jan Marinus Wiersma ise 6 Mart’ta İstanbul’da kadınlara uygulanan şiddetle Paris’teki öğrencilere verilecek tepkinin aynı olması gerektiğini söyledi. Wiersma, şöyle konuştu: "Bence güvenlik güçleri, halkla ilişkilerde çok hassas olmalı. Türkiye’deki olay oldukça şoke ediciydi. Avrupa’ya yansıyan görüntüler hiç de iyi değildi. Bence bu iki olayı birbiriyle karşılaştıramayız, ama çıkaracağımız sonuç ortak olabilir. O da şudur ki, ikisi de kabul edilemez olaylardır” dedi.
Üç Yüz Altmış Üçüncü Bölüm: 29.04.2005 tarihli bir haberde, Irak'ta iki silah arkadaşını öldüren diğerlerine de saldırma girişiminde bulunan Amerikan askeri idam cezasına çarptırıldı. Çavuş Hasan Akbar, savaşın başladığı günlerde Kuveyt'teki kampta, birliğindeki diğer askerlere karşı el bombası ve tüfekle saldırarak ikisini öldürmüş, 14'ünü yaralamıştı. Askeri jüri, North Carolina eyaletindeki yargılama sonunda geçen hafta suçlu olduğu kararına varmıştı. 7 saatte alınan idam kararı sonrası Akbar, ''Meydana gelen saldırı için özür dilerim. Hayatımın tehlikede olduğunu hissettim, seçeneğim yoktu. Af diliyorum'' dedi....
Mart 2003'te meydana gelen saldırıda 101 Hava İndirme Tugayı'nın Kuveyt'ten Irak'a geçmeye hazırlandığı günlerde yaşanmıştı. Saldırıda, yüzbaşı Christopher Seifert (27) ile binbaşı Gregory Stone (40) hayatlarını kaybetmişlerdi. Savcılar, Akbar'ın sorgusu sırasında, saldırıyı gerçekleştirmesinin nedeninin ''askerlerin Iraklı Müslümanlara saldırmasından duyduğu kaygı'' olduğunu söylediğini aktarıyor. Akbar'ın avukatları ise, müvekkillerinin saldırıyı gerçekleştirdiğini kabul etmekle birlikte, Akbar'ın akıl sağlığının böyle bir saldırıyı planlamaya elverişli olmadığını savunuyor.
Üç Yüz Altmış Dördüncü Bölüm: 29.04.2005 tarihli bir haberde, Irak Sünni Ulema Birliği Başkanı Dr. Haris Süleyman el Zari, Irak'ta İbrahim el Caferi tarafından kurulan geçici hükümete güvenmediklerini belirtti. El Zari, ''Ülkede durum vahim olduğu için hükümetin işgal altındaki Irak'ın problemlerini çözeceğine inanmıyoruz'' dedi. Iraklı alimlerin kurduğu Sünni Ulema Birliği'nin kısa sürede sözü geçen bir grup halini aldığını anlatan El Zari, Irak'ın tarihsel kültürünü muhafaza etmek istediklerini ve bu konuda da halkı uyardıklarını ifade etti. El Zari şunları söyledi: "Irak'ta Türkmen, Kürt ve Araplardan oluşan yüzde 52-55 oranında Sünni bir nüfus var. Sünniler, Irak işgal altında bulunduğu sürece siyasi çalışmalarda yer almamayı tercih etti. Irak'ta terör var ve bunu devlet yapıyor, işgalci kuvvetler yapıyor, istihbarat güçleri yapıyor. Hedefimiz, ülkemizdeki işgali sözle, barışçı bir şekilde kaldırmak. Şiddet yanlısı direnişçilerle yolumuz farklı. Kerkük, Türkler için ne kadar önemliyse, Irak için de çok önemli bir şehirdir” dedi.
Üç Yüz Altmış Beşinci Bölüm: 02.05.2005 tarihli bir haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İsrail ziyareti kapsamında, Türkiye-İsrail ekonomik ilişkilerini geliştirme amacıyla anlaşma imzalandı. Bu çerçevede Türkiye ve İsrail'in sanayi alanındaki çalışmalarında işbirliği yapmalarını amaçlayan, araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde işbirliğini öngören bir anlaşma imzalandı. Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun ile İsrail Başbakan Yardımcısı Ehud Olmert tarafından imzalan anlaşma, bilişim, tarımsal faaliyetler, yenilenebilir enerji, sulama teknolojisi gibi birçok alanda işbirliği yapılmasını kapsıyor.
Üç Yüz Altmış Altıncı Bölüm: 02.05.2005 tarihli bir haberde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM), terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın yeniden yargılanmasıyla ilgili kararını 12 Mayıs'ta açıklayacağı bildirildi. AİHM, 2003 yılı Mart ayında aldığı kararda, terörist başının avukatlarının başvurusuyla ilgili olarak, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) adil yargılanma hakkıyla ilgili 6., gözaltı süresinin uzunluğuyla ilgili 5. ve kötü muameleyle ilgili 3. maddesini ihlal ettiğine hükmetmişti. Türkiye’nin AİHS’nin adil yargılanma hakkıyla ilgili 6. maddesinin 1. ve 3. fıkralarını da ihlal ettiğini savunan AİHM, duruşmalar başladıktan sonra askeri yargıcın sivil yargıçla değiştirilmesini yeterli görmemiş ve savunma için gerekli imkân ve zamanın verilmediğine karar vermişti.
Üç Yüz Altmış Yedinci Bölüm: 03.05.2005 tarihli bir haberde, İnsan Hakları Merkezi ve sivil toplum örgütleri tarafından, 3 aydır kuşatma altında tutulan Telafer'de ki Türkmenlerin ihtiyaçları için Kerkük'te toplanan 4 kamyon dolusu gıda, su, çadır ve tıbbi malzeme ile maddi yardımın şehre sokulmasına izin verilmedi. Yardım malzemesinin bir kısmı, şehre birkaç kilometre mesafede indirilirken, şehrin girişine kadar gelen Irak Türkmen Cephesi Başkanı Faruk Abdullah Abdurrahman, Telafer'in girişindeki kontrol noktasından geri döndürüldü. Abdurrahman, "Buraya sivil toplum örgütlerinin hazırladığı yardımları dağıtmak için geldik, ancak ABD'lilerin engeliyle karşılaştık. Şu an Telafer'den dönüyoruz, inşallah yakında yine geleceğiz" dedi. Bölgeye sivil korumalarla gelen Irak Türkmen Cephesi Başkanı Abdurrahman, Musul'a geri dönerken, bölgede ikamet eden Ahmet Yahya ise, evlerinden zorla çıktıklarını belirterek, "Amerikalılar nedeniyle ben evimden çıkamıyorum. 3 aydır durum böyle. Kapımızın önünde bile oturamıyoruz" diyerek tepkisini dile getirdi. 02.05.2005 tarihinde Telafer'de meydana gelen ve yaklaşık 30 kişinin öldüğü saldırı sonrası şehirde gerginliğin arttığı bildirildi. Diğer bir Telafer’li Kasım Kazım ise, "Telafer'de ki karışıklık üzerine dışarıya kaçtık, şimdi şehirdeki evimize gitmeye çalışıyoruz, buna da izin vermiyorlar" şeklinde konuştu.
Üç Yüz Altmış Sekizinci Bölüm: 03.05.2005 tarihli bir haberde, Irak'ta yeni hükümet bugün yemin ederek göreve başlayacak. Hükümet Protokol Şefi Jassem Msawil, yeni hükümetin Yeşil Bölge'de yapılacak törenle resmen göreve başlayacağını bildirdi. Ocak ayında yapılan genel seçimlerin ardından Başbakan İbrahim Caferi liderliğinde kurulan geçiş hükümeti ile, Irak'ta 50 yıldır ilk kez demokratik uygulama gerçekleşiyor. Caferi liderliğindeki hükümet, görevi, ABD'nin atadığı yönetimin lideri Iyad Allavi'den devralacak. Geçiş hükümeti parlamentonun yeni bir anayasa hazırlamasını sağlayacak ve aralık ayında yapılacak seçimlere kadar iş başında kalacak. 30 Ocak seçimlerinde parlamentoda yüzde 50'den fazla sandalye alan Iraklı Şiiler Perşembe günü oluşturulan kabinede 16 bakanlık alırken, Kürtler 9 bakanlık elde etti. 275 üyeli parlamentoda 16 Sunni milletvekili bulunuyor. Bunların yarıdan fazla Şiiler'in egemen olduğu listelerden parlamentoya girdi.
Sunni grup ve örgütler, seçimlerden önce Iraklı Sunniler'e seçimlere katılmama çağrısı yapmıştı. Irak'taki Sunni azınlık, Saddam Hüseyin rejimi yıkılana kadar ülkede iktidarı elinde bulunduruyordu. Tam kesinleşmemiş olmakla beraber, Sunniler'in yeni hükümette en az 2 bakanlığı alması bekleniyor. Bunlar, savunma bakanlığı ve başbakan yardımcılığı. Caferi, Pazar günü yaptığı konuşmada, "Bakanlık sayısı arttırıldı. Sunniler'e daha fazla bakanlık verebileceğiz." dedi. Bir Sunni milletvekili ise gazetecilere yaptığı açıklamada, koalisyon ortaklarının Sunni Araplar'a 6 bakanlık ve 1 başbakan yardımcılığı görevi vermek üzere 02.05.2005 tarihinde anlaştığını belirtti.
Üç Yüz Altmış Dokuzuncu Bölüm: 03.05.2005 tarihli bir haberde, Bağdat'taki Ebu Garib Hapishanesi'nde Iraklı tutuklulara işkence yapmakla suçlanan Amerikan askerlerinden Lynndie England, işkence skandalındaki rolünü itiraf etti. Ebu Garib’de ele geçirilen fotoğraflarda, Iraklı tutukluların işkenceye tabi tutulduğu belgelerde yer alıyordu. Suçunu itiraf ettiği için England’ın, görevini kötüye kullanmak gibi hakkındaki bütün suçlamalardan yargılanmayabileceği belirtiliyor. Bir fotoğrafta kafasına torba geçirilmiş çıplak bir Iraklıyı tasmayla yerde sürüklerken görülen England, kendisi gibi işkenceden suçlanan Charles Graner’ın, tutuklunun boynuna kayış geçirdiğini ve bunun, mahpuslar bir hücreden diğerine taşınırken yapıldığını anlattı.
Üç Yüz Yetmişinci Bölüm: 03.05.2005 tarihli İNTERNETHABER web sitesinde çıkan Behiç KILIÇ’ın “APO-AB Hattı” başlıklı yazısında; Abdullah Öcalan'ın İmralı'dan uzanan elinin kolunun bir tarafta Kandil Dağı'na, bir tarafta, PKK'nın kurtarılmış bölgelerine dönmüş durumdaki kent varoşlarına, şehirlerde sivil toplum kuruluşu ya da siyaset maskeli, çetesinin yan kuruluşlarına ve AB başkentlerine nasıl bu kadar rahat ulaşabildiğini hayretle izlemekteyiz. Eşkıya başı giderek, Suriye'de bulunduğundan daha rahat hareket eder hale gelmeye başladı.Yakında televizyonlarda canlı yayınlara çıkmaya başlarsa kimse şaşırmasın! Gelinen nokta o kadar şaşırtıcı ki, İmralı'da bir mahkum mu var yoksa, Türkiye'ye kefen biçen Sevr'cilerin ülkemizi yeniden paylaştırma stratejisini geliştirsin, parçalanma haritalarını çizsin diye görevlendirdikleri 'Haçlı başı' na burada sessiz sakin, rahat bir mekan mı oluşturuldu?.
Ya da, buradaki de kullanılıyor da, yani aslında olan bitene fazla etkili değil ama, çetesi üzerinde etkisini kullanmak için onu 'dimdik ayakta' gösterme çabası ile mi böyle posterlerini falan meydanda görüyoruz.! Olur ya, Avrupa diplomasisinden destekli, uyuşturucu ve haraç dahil kara ticaretle beslenen, geniş bir katil sürüsüne sahip, inanılmaz rant havuzunda yüzen terör çetesinin varlığı, Ortadoğu'ya sarkma peşindeki uluslar arası sömürgecilerin vazgeçemeyeceği cazibe işbirlikleri taşıyor. Tutkal olarak da Çete başı'nın iri ve diri olması gerekiyor. İmralı'daki 'cevval ve atakan' mı, yoksa 'o şimdi asker'mi? Soru bu... Etrafa saldığı korkuya, adı geçince bacakları titreyen malum belediyeciler, siyasetciler, ablasının falan elini yalayan müritlerine bakılırsa gölgesi diri!..
Dünden Bugüne Tercüman Muhabiri Ali Obuz'un haberine göre AK Parti Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, Abdullah Öcalan'ın, İmralı'da avukatları ve ailesiyle yaptığı görüşmelerin tutanaklarını derleyerek Başbakan Tayyip Erdoğan'a gönderdi. Çömez, gönderdiği yazıda, "Bu tür faaliyetlere, uygun yöntemlerle engel olunmasının zaruri olduğuna yürekten inanıyorum" diyerek, örgüte yönelik talimat vermesinin engellenmesi çağrısında bulundu. PKK'nın yayın organları Eşkıya başı'nın avukatları ile buluşmasını 'Haftalık olağan görüşme' olarak duyuruyor. Bu görüşmelerin yapılması AB diplomatları tarafından titizlikle ve sömürge müfettişi edası ile takip ediliyor. AB'nin gizli kodlarından Abdullah Öcalan'ın 'kendilerine ait' olduğu ve kendilerine ait işler yaptığı için hapiste olan adamlarını kollama zarureti içinde bulundukları anlaşılıyor. Abdullah Öcalan, AB ve ABD'yi sık sık tehdit ediyor, kendisini 'sattıklarından' bahsederek bazı ince mesajlar veriyor kollanmasını istiyor.
İmralıya'da Batı'dan 'sabret' mesajları iletildiği biliniyor. Onun ağzından Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne kefen biçen mesajların çetesine iletilmesini, talimatıyla çetesinin posterlerini sokaklara taşımasını 'AB gereği' seyrediyoruz. Son numarası konfederalizm! Son icadı mıdır, Avrupa ile ABD'nin ortadoğu petrolleri için gizli tepişmesinde, ABD'nin kullandığı Talabani-Barzani'ye karşı AB'nin bunu kullanarak ileri sürdüğü yeni bir hamle midir yavaş yavaş ortaya çıkacak!.. Avukatlarına fırça ata ata anlattıklarına bakıldığında artık İzmir'in Trakya'nın, Antalya'nın Mersin'in üzerinde hesapları bulunduğu da görülüyor. Adamları İstanbul'dan açık açık kendi etnik kentleri olarak söz ediyorlar. İmralı'da buluşmalar saatler sürüyor, belliki anlattıkları teyp kaydı falan yapılıyor, iş mahkum ziyaretinden çok karargah çalışmasına dönüşüyor.
Son buluşmadaki sözlerini hatırlayalım mı?.. Hatırlayalım ve sözleri arasına parantez açıp, anladıklarımızı vurgulayalım.. Demokratik Konfederalizm Türkiye için gerekliydi. Gündeme hakim oldu sanırım.(Nevruz'da açılan bayraktan, bayrağı açanların yarattığı olaydan, Türk milletine verdikleri rahatsızlıktan memnun) Sadece Türkiye açısından da değil, diğer parçalar için de geçerli. Demokratik Konfederalizm düşüncemizi Güney'deki gelişmeleri engellemek amacını taşıdığı şeklinde yorumluyorlarmış. Şarlatanlar. İşte benim büyüklüğüm buradadır. Beni sattılar bunu unutacak mıyım? Irak'taki gibi bakanlık peşinde değiliz .(Talabani ve Barzani için söylüyor) Türkiye demokratik konfederalizmi daha gerçekçidir. Bütün Türkiye için bunu öneriyorum. Üniter yapıyla sorunumuz yok. Devletten bahsetmiyorum onun aşağısındaki, toplumun kendi demokrasisini kurma biçimidir, demokratikleşmesidir.
Kürtler bu sistemi bütün parçalarda uyarlarlar, geliştirirler.. Fırat'ın batısı için de Kürt -Türkmen demokratik konfederalizm bölgesi olabilir; Mersin, Antep, Maraş'ta bu geliştirilebilir. Türkiye demokratik konfederalizmi diyorum. Bölgeleri Türkiye için de öneriyorum. İzmir demokratik konfederalizmi olabilir. Trakya olabilir. Karadeniz'in yerel özellikleri var. Antalya kendisi için özel statü istiyor. (Bu sözleri AB içinde 90 lı yılların başında telaffuz edilen sözlerdir. Hollandalı Tarihçi Eric Zücher'in Modern Türkiye'nin Tarihi adlı kitabında bu görüşler yer almıştır. İmralı'dan sanki vakti geldi konuş denmişcesine bu görüşler tekrarlatılıyor gibi..)
Bu arada Papa'nın ölümüne ilişkin de bazı şeyler söyleyeyim, İtalyanlar benden böyle bir şeyi beklerler. Hıristiyanlığa yakın olduğum da belirtiliyor. Benimkisi yakınlıktan öte (İtiraf, yaptığı da Haçlı seferi öncülüğü gibi) tarihlerini iyi araştırdım, Hıristiyanlık büyük bir hareket. Onların ilk üç yüz yılı görkemlidir, Konstantin'e kadar büyük bir sosyal harekettir. DTH (Leylagillerin olayı) çalışmalarınız nasıl? Basında Celal Doğan'ın DTH'yle ortaklaşabileceğine dair bir haber okudum. Olabilir. (Celal Doğan CHP den Apo'ya mı transfer. Kendisi İnönü gibi Zana'ları taşımaya mı soyunuyor!?) Bu diyalog olumlu.. Bütün bunlardan İmralı'da Haçlıların, Sevr'cilerin Türkiye üzerine öncü birlik olarak sürdüğü taşeronunun istirahat ettiği net olarak anlaşılıyor. Abdullah Öcalan, yetmişli yıllarda sahneye sürüldüğünde de gizli servislerin elindeydi ve bu ilişkileri, Uğur Mumcu tarafından ortaya çıkarılmıştı.
Üç Yüz Yetmiş Birinci Bölüm: 04.05.2005 tarihli bir haberde, Irak'ın kuzeyindeki Erbil şehrinde sabah düzenlenen intihar saldırısında ilk belirlemelere göre 60 kişinin öldüğü bildirildi. Saldırıda yaklaşık 200 kişinin de yaralandığı belirtildi. Görgü tanıkları, intihar eylemcisinin Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokratik Partisi'nin binasını hedef aldığını söyledi.
Üç Yüz Yetmiş İkinci Bölüm: 04.05.2005 tarihli bir haberde, PKK/Kongra-Gel'e yönelik düzenlenen operasyonda İstanbul ve Antalya'da 2 kişi gözaltına alındı. Operasyonda 7.5 kilo plastik patlayıcı ele geçirildi. İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada, terör örgütüne yönelik İstihbarat Şube Müdürlüğü ile koordineli gerçekleştirilen operasyonda, 'kırsal alanda siyasi ve askeri eğitim aldıktan sonra bombalı eylemler yapmak üzere gönderildiği belirlenen 1 örgüt üyesinin İstanbul'da, diğerinin başka ilde yakalandığı' bildirildi. Açıklamada, yakalanan kişilerin üzerlerinde ve hücre evlerinde yapılan aramada ise 7 kilo 500 gram plastik patlayıcı, 10 adet elektrikli fünye, 2 adet elektronik telsiz başlığı, 2 adet telsize ait soket ve kablo, 2 sahte nüfus cüzdanı, 1 cep telefonu, 3 sim kart, 1 şifreli doküman, bol miktarda örgütsel içerikli doküman ile bomba düzenek krokisi elde edildiği kaydedildi. Ayrıca, yakalanan kişilerin soruşturmaları neticesinde 16 Haziran 1999 tarihinde Ağrı'nın Diyadin İlçesi'nde İlçe Jandarma Komutanlığı ile İlçe Emniyet Amirliği hizmet binalarına silahlı saldırıda bulunulması eylemine katıldığının anlaşıldığı belirtilen açıklamada, örgüte yönelik operasyonların aralıksız devam ettiği vurgulandı.
Üç Yüz Yetmiş Üçüncü Bölüm: 04.05.2005 tarihli bir haberde, CNN televizyonu, USA Today gazetesi ve Gallup araştırma şirketi tarafından ABD'de yapılan bir kamuoyu araştırması, Amerikalıların yüzde 57'sinin Irak'ta savaşa girmeye değmediğine inandığını ortaya koydu. Araştırma, Amerikalıların yüzde 41'inin ise tersini düşündüğünü gösterdi. Şubatta yapılan araştırmada ise Irak'ta savaşa girmeye değmediğine inananların oranının yüzde 48 olduğuna işaret edilerek, Amerikalıların savaşa desteğinin azaldığı belirtildi. Son araştırmada Irak savaşı nedeniyle ödenecek bedele değmeyeceği görüşünde olanların oranının, savaş başladıktan sonra yapılan araştırmalara göre üç kat arttığı belirtildi. Irak'taki gidişatın ABD açısından nasıl olduğuna ilişkin bir soruya ise araştırmaya katılanların yüzde 56'sının ''kötü'' ya da ''çok kötü'' cevabını verdikleri belirtildi. ABD'nin Irak'a asker göndermesinin hata olduğuna inananların oranının yüzde 49 olduğunu ortaya koyan araştırmaya göre, bu kararın hata olmadığına inananların oranı yüzde 48. Amerikan ordusu verilerine göre, Irak'ta bugüne kadar 1587 Amerikan askeri öldürüldü.
Üç Yüz Yetmiş Dördüncü Bölüm: 05.05.2005 tarihli bir haberde, Irak'ın Felluce kentinde 2004 Kasım ayında, cami içinde üç silahsız direnişçiyi öldüren ABD askeri suçsuz bulundu. Askerin, nefsi müdafaa yaptığını öne süren ABD ordusu, askeri mahkemeye gerek olmadığı sonucuna vardı. ABD’nin Felluce’deki direnişi kırmak için 2004 yılında düzenlediği operasyonda bir ABD askeri yaralı ve silahsız Iraklı direnişçiyi öldürmüştü. Ölüm anını ABD ordusuna iliştirilmiş NBC kameramanı çekmeyi başarmıştı. Görüntüler yayınlandıktan sonra üç Iraklı silahsız direnişçinin öldürülmesi büyük yankı bulmuştu.
Üç Yüz Yetmiş Beşinci Bölüm: 05.05.2005 tarihli bir haberde, Amerikalı mali denetçiler, Irak'taki Amerikan sivil yetkililerin, ülkenin yeniden inşası için harcanması planlanan yaklaşık 100 milyon doların hesabını veremediklerini belirledi. Özel denetçi tarafından hazırlanan raporda, yolsuzluk izlerine rastlandığı da ifade edildi. Hazırlanan bir diğer raporda da, Amerikalıların yeniden yapılanma için gönderdikleri yaklaşık 18 milyar doların özensiz bir şekilde yönetildiği eleştirisinde bulunuldu. ABD önderliğindeki geçici idare Irak'ın yönetimini ele aldığında, ülkenin yeniden inşası konusunda mali sorumluluğu da üstlenmişti. Petrolden elde edilen gelir ve Saddam hükümetinden kalan kaynaklar bu mali varlıkları oluşturuyordu. Irak'ın yeniden yapılandırılmasını inceleyen özel denetçi, yedi milyon dolardan fazla paranın kayıp olduğunu, 89 milyon doları bulan tutardaki ödemelerin de uygun belgelerinin bulunmadığını belirledi. Milyarlarca doların yanı sıra Amerika'nın güvenilirliğinin ve üstlenilen görevin istikrarın risk altında olduğunu savunan Demokrat Senatör Russ Feingold, bu raporların Amerika'nın bu işin üstesinden geleceğine olan inanç konusunda güven vermediğini vurguladı. Feingfold, ABD'nin Irak'ta yolsuzluk kültürünün yeşertme riskiyle karşı karşıya bulunduğunu söyledi.
|