Derin Noktalar

Üç Yüz Yirmi Dokuzuncu Bölüm: 09.04.2005 tarihli bir haberde, Kuzey Iraklı Kürtlere yakınlığıyla bilinen ABD'li Peter Galbraith, Amerika'nın demokratikleşme ve özgürleşme politikalarının Ortadoğu'da başarılı olması durumunda, bölge ülkelerinin parçalanacağını söyledi. ABD'nin eski Hırvatistan Büyükelçisi Galbraith, Boston Herald gazetesindeki makalesinde, "Irak'ta düzenlenen bir referandumda, Kürtlerin yüzde 97'sinin bağımsızlık istediği ortaya çıktı" dedi. "Demokrasinin, Kürtlerin 'bağımsızlığın erişilebilir olduğu' yönündeki inançlarını güçlendirdiğine" dikkat çeken eski büyükelçi, "Kürtler ve Şiiler gevşek bir federal sistem için ortak zemin bulsa bile, bunun ne kadar süreceğini görmek çok zor. Kürtler, daima kendi bağımsız devletlerini isteyecek ve Irak'taki demokratik süreci, bu talepleri doğrultusunda kullanacak'' ifadelerine yer verdi. Galbraith, demokratikleşmeleri durumunda Suriye ve İran'ın da parçalanabileceğini belirtti. 30 Ocak seçimlerine paralel olarak düzenlenen gayri resmi referandumda, Kürtlerin yüzde 97'sinin bağımsızlık istediğinin ortaya çıktığını belirten Galbraith, makalesinde Başkan George Bush yönetiminin demokratik ve birleşik bir Irak kurulması yönündeki umutlarına karşın demokrasinin Irak kavramını Kürtlere sevdiremediğini ifade etti.

Başkan Bush'un kaçınılmaz parçalanmaların getireceklerini karşılamaya hazırlıklı olmadan, Ortadoğu'da demokrasiyi yaygınlaştıramayacağını vurgulayan Galbraith, "Bush yönetimi, Irak devlet başkanlığına getirilen Celal Talabani'yi selamlarken, bağımsızlık hayalleri taşıyan Kürtlerin gerçeğiyle yüzleşmeli'' dedi. Eski Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Çekoslovakya'nın da demokratikleşme sonucu parçalandığını anlatan Galbraith, Irak'ın da, bölünmesi durumunda benzer bir süreci izleyeceğini söyledi. Doğu Avrupa'da 1990'larda olduğu gibi, Ortadoğu'da demokrasinin yaygınlaşmasının mevcut devletleri tehdit ettiğini belirten eski büyükelçi, "Avrupa'da olduğu gibi, yeni devletlerin ortaya çıkması çok büyük ihtimalle kaçınılmaz ve kendi başına kötü bir gelişme değil. Ancak esas sorun, parçalanmaların yanında toprakların ve doğal zenginliklerin paylaşılamamasının getireceği çatışmalarla ortaya çıkar'' dedi. Ortadoğu'nun tamamında dini ve etnik bölünmelerin bulunduğunu savunan Galbraith, ABD'nin hedefi olan Suriye ve İran'daki bu tür sıkıntılara dikkat çekerek, Bush yönetiminin istediği gibi demokrasinin buralara sıçraması durumunda, bu iki ülkenin de parçalanma riskiyle karşı karşıya kalabileceğini belirtti.

Üç Yüz Otuzuncu Bölüm: 10.04.2005 tarihli bir haberde, Irak'ta başkent Bağdat'ta olduğu gibi, Ramadi şehrinde de işgal karşıtı gösteriler vardı. Yüzlerce Ramadili, ABD kampına yürüdü. Kampa yaklaştırılmayan göstericiler, ''İşgale hayır, ABD Irak'tan defol'' sloganları attı. ABD'nin El Enbar'da düzenlediği operasyonları bitirmemesi halinde, Ramadi'deki işgal karşıtı gösterilerin devam edeceği duyuruldu. Göstericilerin kamp yakınlarına gelmesi üzerine Amerikan askerleri kamp önünde geniş güvenlik önlemleri aldı. Ahmet Mustafa Ebu Salih adlı Iraklı gösterici, ''İşgalcilerin bir an önce ülkemizden çıkmasını istiyoruz. 'El Anbar bölgesinde direnişçileri avlıyoruz' gibi açıklamalar yapan işgalciler, herkesi öldürüyor. Terörist onlardır" diye konuştu.

Aynı konuya ilişkin olarak 11.04.2005 tarihli bir haberde de; Irak'ın yeni Devlet Başkanı Celal Talabani, Bağdat'ta onbinlerce kişinin ABD işgalini protesto etmesini eleştirdi. Irak'taki ABD varlığını savunan Talabani, ayrıca Saddam Hüseyin'in idam edilmesine de karşı olduğunu söyledi. Talabani, ''kendi güvenlik güçlerimizi oluşturuncaya kadar Irak'ta ABD'lilere ve diğer müttefiklerin askerlerine büyük ihtiyacımız var'' dedi. ''ABD'li dostlarımız ülkemizi özgürleştirmeye geldiler'' diyen Talabani, Iraklıların iki yıla kadar kendi ordularını kurabileceklerini söyledi. Talabani, ABD'lilerin çekilmesinin sadece yeni Irak ordusunun kuruluşuna bağlı olmadığını belirterek, çekilmenin etkenlerinden birisinin, Irak'ı terörizmden kurtarmak olduğunu kaydetti.

Birçok teröristin yurtdışından geldiğini ve bunların Irak halkının büyük çoğunluğuna karşı köktendinciler olduklarını söyleyen Talabani, Irak'taki El Kaide şebekesinin lideri Ebu Musab Zerkavi'nin Irak'ın mücadele etmesi gereken suçluların başında geldiğini ifade etti. Talabani, ''Eğer Saddam Hüseyin'i yakalayabildiysek, bir gün Zerkavi ve diğer saklanan suçluları da yakalayacağız'' diye konuştu. Irak'ın yeni Devlet Başkanı Talabani, Saddam Hüseyin'in yeni hükümetin kuruluşundan sonra yargılanacağını belirterek, ''duruşmanın ne zaman başlayacağını söyleyemem ama Saddam Hüseyin'in yargılanması, yeni hükümetin en önemli görevlerinden birisi olacak'' dedi.

Celal Talabani ayrıca, Saddam Hüseyin’e idam cezası verilmesine karşı olduğunu söyledi. Ebu Musab Zerkavi'nin grubu ise Talabani'nin, isyancıların affedilmesi önerisine tepki göstererek, cihada devam etmekte kararlı olduğunu açıkladı. Irak lideri Talabani, Londra’da yayımlanan Şark ül Avsat gazetesine verdiği demeçte, dünya genelinde idam cezasının kaldırılması için hazırlanan uluslararası dilekçeye imza atan avukatlardan biri olduğunu hatırlattı. Bu nedenle mahkemenin, devrik Irak lideri Saddam Hüseyin, için idam cezası kararı almasının kendi açısından sorun olacağını söylemedi.

Ancak Talabani, Saddam Hüseyin’in idam edilmesini önlemek için af çıkartılmasına tek başına karar veremeyeceğini söyledi. Celal Talabani, buna Devlet Başkanlığı Konseyi'nin karar verebileceğini belirtti. Konsey, devlet başkanı ve iki yardımcısından oluşuyor. El Kaide örgütüyle bağlantılı grubun bir internet sitesinde yayımlanan, ancak doğruluğu kesinlik kazanmayan açıklamasında, ''ABD'nin ajanı Celal Talabani, yeni Irak'la bütünleşebilmeleri için mücahitlerin affını istedi. Biz, sizin sadakatsizliğinizi, Müslümanların kanının dökülmesini ve onurlarına zarar verilmesini bağışlamıyoruz. Ülkeye Şeriat gelinceye kadar cihaddan vazgeçmeyeceğiz'' denildi.

Celal Talabani, ant içme töreninden sonra yaptığı konuşmada, yeni Irak'la bütünleşebilmeleri için isyancılara fırsat verilmesini önermişti. ''Teröre bulaşan Iraklılarla barışçı ve siyasi çözüm bulmalı, onları affetmeliyiz'' diyen Talabani, isyancıların demokrasi sürecine davet edilmesi, onlara da özgürlüklerden yararlanma fırsatı verilmesi görüşünü dile getirmişti. Bu arada, Irak hükümetinden yapılan açıklamada, devrik Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in üvey kardeşi Sabavi İbrahim El Tıkriti'nin oğlu İbrahim Sabavi'nin kısa bir süre önce Irak güvenlik güçlerince Bağdat yakınlarında tutuklandığı belirtildi. Devrik yönetimin mensuplarından birisi olan İbrahim Sabavi'nin, babası gibi teröristlere mali destek sağladığı kaydedilen açıklamada, Sabavi'nin ne zaman yakalandığı belirtilmedi.Sabavi İbrahim el Tıkriti'nin şubat ayı sonunda Suriye sınırı yakınlarında yakalandığı açıklanmıştı. Irak polis kaynakları, İbrahim Sabavi'nin Bağdat'ın güneyindeki 'ölüm üçgeni' olarak adlandırılan ve sürekli saldırılara sahne olan bölgedeki gerilla faaliyetleriyle ilişkisi bulunduğunu belirttiler.İbrahim Sabavi, ABD'nin hazırladığı eski rejimin en çok aranan 55 kişilik listesinde 36'ncı sırada bulunuyordu.

Üç Yüz Otuz Birinci Bölüm: 13.04.2005 tarihli bir haberde, Irak'ın yeni Devlet Başkanı Celal Talabani bağımsız bir Kürdistan'ın yaşayamayacağını söyledi. Fransız Liberation gazetesine demeç veren Talabani, bütün diğer halklar gibi, Kürtlerin de kendi kendini yönetme hakkına sahip olmak istediğini belirterek, “ancak gerçeklerle yüzleşildiğinde, bunun mümkün olmadığını anlıyorlar. Çünkü, komşularımız bize saldırmasa ve sınırlarını kapatmakla yetinseler bile, bağımsız bir Kürdistan yaşayamaz'' dedi. Talabani, Kerkük'ün "özerk Kürdistan'ı oluşturan diğer üç eyalete bağlanması" meselesinin durum normale döndüğünde inceleneceğini vurgulayan Talabani, Saddam döneminde Kerkük'ten atılan Iraklı Kürtlerin şehre döneceğini, Araplaştırma politikasıyla buraya yerleştirilenlerin de topraklarına dönmeleri gerektiğini söyledi. Talabani, bölgesel hükümete bağlı olmak isteyip istemediklerine de yerel nüfusun karar vereceğini kaydetti. Irak'ta 6 nisanda devlet başkanlığına seçilen Celal Talabani, "Irak'ın bir gün, bir Kürt vatandaşın devlet başkanı olabileceği kadar eşit olduğu bir ülke haline gelmesini uzun zamandır" beklediğini söylemişti. Irak'ta devlet başkanlığı yapacak ilk Kürt kökenli Iraklı olan Talabani, bir mevkii hayali kurmadığını da belirtmişti. Celal Talabani’nin Kürt kimliğiyle Irak devlet başkanı olması Batı basınında Kürtlerin bağımsız devlet istemekten vazgeçeceği yorumlarına neden olmuştu.

İngiltere'de yayımlanan The Independent gazetesinin başyazarı, Saddam Hüseyin'in devrilmesinden bu yana Irak'ta ilk kez yeni bir yönetimin başladığını belirterek, "Bu yönetim belki mükemmel değil ama işgal güçlerinin geçiş döneminde bu geçici hükümete şans vermesi gerek" ifadesini kullanmıştı. Seçimin, Saddam Hüseyin döneminde baskı altında yaşayan iki grubu iktidara taşıdığı öne sürülen makalede, yeni dönemde Kürtlerin geniş özerklik kazanacakları ve böylece bağımsız devlet olmak yolundaki taleplerinden büyük ölçüde vazgeçecekleri savunulmuştu. Yazıda, ''Bu Irak için çok iyi olacağı gibi, Irak'ın komşuları, özellikle de Türkiye'yi çok rahatlatacak'' ifadesi kullanılmıştı. Bu nedenle başta ABD olmak üzere işgal kuvvetlerinin yeni yönetime şans tanımasının büyük önem taşıdığı belirtilen makalede, ''ABD'liler Irak'ın diktatörü Saddam'ı devirmiş olabilir ama halkın sevgi ve takdirini kazanabilmiş değil. Bu sebeple de Irak'ın yeni yönetimine şans tanınmalı ve işgal güçleri bu ülkeden çekilme konusunda kesin bir tarih vermeli'' görüşü de savunulmuştu.

NOT: Sevgili okuyucularım KÜRT DOSYASI ana başlık altında yazmış olduğumuz her bir yazıyı birer film karesi kabul ederek meydana getirilen filmin ana temasının bizlere İsrail devletinin bayrağındaki işaretlerinin manalarını anlattığını görüyoruz.Türkiye’nin başına ASALA ve PKK belalarını Büyük İsrail için çalışan Masonların musallat ettiğini de unutmayınız.Bugünkü Recep Tayip ERDOĞAN hükümeti ve onun bakanları İsrail devletinin bayrağına hizmet etmekten gurur duymaktadırlar ve bunu da her ortamda örtülü şekilde MASONLARA göstermektedirler.Sayın Mason Soros stratejik öneme haiz dünya ülkelerini karıştırmak, bölüp-parçalamak ve ele geçirmek için görevlendirilmiş bir şahsiyettir.Acaba neden Soros hazretleri Recep Tayip ERDOĞAN’ın uygulamalarını desteklemektedir.Bunu biraz düşünmenizi ve Recep Tayip ERDOĞAN’ın aslında Türkiye’ye değil ABD ve İsrail’e çalıştığını görmenizi salık veririz

Üç Yüz Otuz İkinci Bölüm: 14.04.2005 tarihli bir haberde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) terörist başı Abdullah Öcalan'ın yeniden yangılanmasına yönelik muhtemel kararı, yargı çevrelerinde ihtilafa sebep oldu. Kimi yargı çevreleri, Ceza Muhakemesi Kanunu'na (CMK) göre, Öcalan davası ve benzer davalar açısından yeniden yargılamanın mümkün olmadığını savunurken, kimi yargı üyeleri de Anayasa'nın 90. maddesinin bu hükmü geçersiz kıldığını öne sürüyor. CHP lideri Baykal'ın dile getirdiği, AİHM'nin Öcalan'ın yeniden yargılanmasına karar verdiği ve bu kararın önümüzdeki günlerde açıklanacağı yönündeki iddiası, konuyla ilgili tartışmaları alevlendirdi.

Başbakan Erdoğan, kendilerine bu konuda ulaşmış somut bir bilgi olmadığını söyledi. Anayasa'nın 90. maddesi, ''Eğer iç hukukta kanunla uluslararası sözleşme arasında bir çelişki varsa veya farklıysa; sözleşme hükümleri uygulanır'' hükmünü içeriyor. Bu hükmü dikkate alan bazı çevreler, terörist başı Öcalan lehine bir karar verilmesinin kaçınılmaz olduğuna işaret ediyor. Ayrıca konunun bir de uluslararası boyutu olduğunu vurgulayan çevreler, ''Öcalan konusundaki istisna, ayrımcılık olarak değerlendirilecek, bu da ileride Türkiye'yi zor durumda bırakacaktır'' yorumunda birleşiyor. AİHM'nin "Adil yargılama yapılmamıştır" şeklinde karar vererek yeniden yargılamaya hükmetmesi durumunda ise dava, Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) yerine kurulan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecek. Ancak Öcalan'ın yeniden yargılanmasının, cezasında herhangi bir değişikliğe neden olması beklenmiyor. Bu bölümle ilgili olarak, Acaba AİHM Almanya’da yakalanarak Türkiye’ye iade edilen Metin KAPLAN’ın yakın bir tarihte mahkemeye çıkartılarak yargılanması ile ilgili de usulsüzlük vardır diyerek yeniden yargılanması ile ilgili bir karar alacak mı merak ediyorum.

Üç Yüz Otuz Üçüncü Bölüm: 14.04.2005 tarihli bir haberde, Avrupa Birliği Komisyonu Türkiye temsilcisi Hans Jörg Kretschmer, Türkiye’de AB standartlarına ulaşmak için hâlâ kat edilecek mesafe olduğunu söyledi. Kretschmer, Türkiye’de sivillerin yapması gereken açıklamaları askerin yaptığını belirtti. Kretschmer, Mersin ve Trabzon’da yaşanan olayları değerlendirirken, Genelkurmay’ın bayrak yakma girişiminden sonra yayınladığı bildiriyle ilgili olarak, “Sivil yetkililer tarafından yapılması gereken açıklamaları askeri yetkililerin yaptığını görmekten rahatsızız" dedi. Krestchmer şöyle devam etti: "Almanya’da böyle bir durum yaşanmazdı. Genelkurmay Başkanı, toplumsal bir olay karşısında bu sözleri kullanarak böyle bir açıklamada bulunmazdı. Ama durumu çok da abartmak istemiyorum. Yine de Türkiye’de asker-sivil ilişkilerinin doğru yolda olduğu söylenebilir. Ancak, bu olaylar gösteriyor ki reformlar zaman alacak. Trabzon’da TAYAD’lılara yönelik linç girişimi kabul edilemez. Bir grubun, başka bir grubun ifade özgürlüğünü kullanmasını engellemesi kabul edilemez.”

Üç Yüz Otuz Dördüncü Bölüm: 14.04.2005 tarihli kaynağı Halka ve Olaylara Tercüman gazetesi olan bir haberde, Nevruz Bayramı’nda Türk bayrağına yapılan hakaretin yarattığı öfke devam ederken, Bursa’daki Yıldırım Kız Meslek Lisesi’nde de İstiklâl Marşı okunurken göndere Türk bayrağı ile birlikte AB bayrağı çekildi. İki ay süren uygulama üzerine Türk Eğitim Sen, bu duruma son verilmesini istedi. Bursa 2 No’lu Şube Başkanı Selçuk Türkoğlu, okul müdürü ve MEB'i uyararak uygulamanın Bayrak Kanunu’na, Anayasa’ya ve genelgelere aykırı olduğunu söyledi. Bağımsızlığın sembolünün tek başına Türk Bayrağı olduğunu ifade eden Türkoğlu, “AB Bayrağı hangi makamın izni ile göndere çekilmiştir? Her gün çocuklarımızı AB Bayrağı altında toplayarak ne amaçlanmaktadır? Milli Eğitim Bakanlığı AB’ye girdi de bizim haberimiz mi yok” diye sordu. Türkoğlu, “Bu olay toplumun özellikle de eğitim kurumlarımızın ne tür bir psikoloji ve ezilmişlik duygusu içinde olduğunun göstergesi durumundadır” ifadesini kullandı. CHP Bursa Milletvekili Mustafa Özyurt da, Türkiye’nin henüz AB’ye girmediğini, ne zaman gireceğinin de belli olmadığını vurgulayarak, “Bizim Bayrak Yasamız var. Yasada da böyle bir şey yok” dedi. Okulun yaptığını ‘işgüzarlık’ olarak niteleyen Özyurt, olayda hükümetin de sorumluluğunun olduğunu ifade etti. Özyurt, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’e soru önergesi vererek konunun aydınlatılmasını isteyecek.

Yıldırım Kız Meslek Lisesi yöneticileri, tepkiler üzerine AB Bayrağı’nı indirdi. Müdire Süheyla Dilber, olayın abartıldığını savunurken, “Türk bayrağı ile AB bayrağını ek binaya astık. AB bayrağı, bir ay asılı kaldı. Ancak, İstiklâl Marşı söylenmedi. Herhangi bir tören yapılmadı, iddialar doğru değil” diye konuştu. MEB Projeler Koordinasyon Merkez Başkanlığı tarafından pilot okul seçildiklerini kaydeden Dilber, “Bakanlık tarafından okul bahçesinde görülen yerlerde bazı sembollerin teşhir edilmesi için talimatname geldi. Talimatnamede AB Bayrağı yoktu, ancak biz astık” dedi. Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri ise AB ile birlikte Mesleki Eğitim ve Öğretim Sistemini Güçlendirme Projesi (MEGEP) kapsamında 105 pilot okul seçildiğini belirterek, birer plaket gönderilerek asılmasının istendiğini bildirdi. Avrupa Birliği Bayrağı’nın göndere çekilmesine dair bir talimat olmadığını belirten yetkililer, “Resmi bir talimat yok. Kendileri bunun pilot okul seçildikleri için gurur kaynağı saymışlar ve bayrağı asmışlar. 105 okulda yetişen öğrenciler, AB düzeyinde diplomaya sahip olacaklar” değerlendirmesinde bulundu.

Üç Yüz Otuz Beşinci Bölüm: 14.04.2005 tarihli Yeniçağ gazetesinde köşe yazarı Arslan BULUT’un “TAYAD’ın Almanya Komiteleri ve PKK” başlıklı yazısında; Abdullah Öcalan hakkındaki kamu davası, Türk Ceza Kanunu 125.madde çerçevesinde, "Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin hakimiyeti altına koymağa veya Devletin istiklalini tenkise veya birliğini bozmağa veya Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik hareketlerde bulunmak" suçundan açılmıştı.İddianamede, PKK'nın eylemleri kronolojik olarak anlatılırken, örgütün cezaevi faaliyetleri de şu şekilde ortaya konulmuştu: "1996 yılı içinde de PKK örgütünün organize ettiği açlık grevleri ve diğer faaliyetler devam etmiştir. Cezaevlerindeki açlık grevlerine, HADEP teşkilat binalarında sözde tutuklu ailelerinin gerçekleştirdiği açlık grevleri ile destek verilmiştir.

Bu faaliyetlerde sözde tutuklu ailelerine kurdurulan TUAD, TADER, TAYAD-DER gibi paravan dernekler kullanılmıştır. Cezaevlerindeki açlık grevleri 1996 yılı Temmuz-Ağustos aylarından itibaren örgütün talimatıyla tırmandırılmış ve sözde Kürt sorununa batılı ülkelerin dikkati çekilmek istenmiştir. Nitekim örgütün provoke etmesi sonucu 24 Eylül 1996 tarihinde Diyarbakır E Tipi Cezaevinde meydana gelen isyanda on hükümlü ve tutuklu ölmüştür. Bu olay örgüte önemli bir propaganda imkanı sağlamıştır.". Görüldüğü gibi, DGM Savcısı, TAYAD'ın PKK'nın bir paravan derneği olduğunu iddianamesine koymuş! İşte, Trabzon''u ayağa kaldıran TAYAD, bu TAYAD''dır! Yani, Trabzon'daki yerel basın mensuplarını, olayları PKK'nın eylemi olarak göstermek ve bu suretle halkı kışkırtmakla suçlayanlar haksızdır! TAYAD, hangi tutuklular için mücadele ediyor? PKK'lı tutuklular ve Almanya tarafından kullanılan bir sol örgütün mensupları için değil mi? Peki, PKK'lı mahkumların Avrupa'nın en modern cezaevleri olan F tipi cezaevlerine konulmasını ve Abdullah Öcalan'ın bir adada tutulmasını "tecrit" olarak niteleyen bu örgütün, Trabzon veya yurdun herhangi bir köşesinde eylem yapması, "demokratik hakkını kullanmak" olarak gösterilebilir mi?

Ama sözde aydınlar öyle gösteriyor! Ve sonra, Trabzon halkı müdahale edince "Vay milliyetçiler ayaklandı" diye yaygara koparılıyor! Ve Başbakan Erdoğan da "Aydınlar Bildirisi" ve medyanın genel tavrından etkilenmiş olacak ki "devlet olarak Türkiye'nin huzurunu kaçırmaya yönelik bu çatışma noktasının iki tarafına da yakın durmayacaklarını" ilan edebiliyor! Erdoğan böylece, farkına varmadan Türk halkı ile "PKK’nın paravan kuruluşu" olduğu DGM iddianamesinde yazılı bulunan TAYAD arasında bitaraf olduğunu söylemiş olmaktadır!. Üstelik, iddia edildiği gibi Trabzon'da, TAYAD'çılara müdahale eden grup ülkücüler değildir! Tepki gösterenler arasında CHP'lisi de AKP'lisi de DYP'lisi de MHP'lisi de vardır.Hele hele bazılarının hiçbir araştırma yapmadan söylediği gibi tepki gösterenler işsizler de değildir.Müdahale edenler, çevredeki esnaf, dershanelerdeki öğrenciler ve çevre ilçelerden Trabzon'daki işini, hastasını takip etmeye gelip Meydan parkında bir çay içmek için bulunan vatandaşlardır.İlçelerden Trabzon''a iş için gelen her vatandaş, şehrin göbeğindeki bu parka mutlaka uğrar ve bir çay içer.Park bu yüzden yağmurlu havalar dışında her zaman kalabalıktır.

Asıl işsiz olan TAYAD'lılardır. Hatta bunlardan askerden yeni dönmüş birini, "Oğlum, PKK'lı mahkumların haklarını savunmak sana mı kaldı?" diyerek babası evden kovmuştur!. Trabzon Türk Ocakları Başkanı Mithat Kerim Arslan ise Trabzon'daki kitle örgütleri adına açıklama yaparken, "Olayların dış güçlerce planlanan ve Trabzon üzerinden bütün Türkiye'nin bütünlüğüne kastedilen bir zincirin ilk halkası olduğunu" söylemektedir. TAYAD'ın Almanya'nın önemli merkezlerinde komiteleri bulunduğunu, asıl gücünün bu ülkede biriktiğini Alman hükümetinin gözleri önünde PKK'lı mahkumlar için eylemler düzenlediğini ve Türkiye''deki eylemlerin de Almanya''dan yönlendirildiğini biliyorsak, Mithat Kerim Arslan'ın haklı olduğunu da kabul ederiz. Arslan, "Trabzon''da olayların başlamasına sebep olan bildiri, F tipi cezaevleriyle ilgiliyse bu bildirinin Trabzon'da dağıtılması ilginçtir. Trabzon'da bugüne kadar yüzlerce basın bildirisi dağıtıldı. Kimse bir şey söylemedi. Bu bakımdan Trabzon demokratik bir şehirdir. Ayrıca halkımız da oynanmak istenen oyunların şuurundadır. Olayların Abdullah Öcalan'ın yeniden yargılanmasının gündemde olduğu bugünlerde meydana gelmesi de ilginç bir durumdur. Bu da olayların dış yönü olduğunu göstermektedir'' derken de meselenin can damarını ortaya koymaktadır. Aksini söyleyenler, Trabzonlulara da ülkücülere de iftira etmektedir.

Üç Yüz Otuz Altıncı Bölüm: 17.04.2005 tarihli bir haberde, Kuzey Irak'ta yayımlanan Hewal gazetesi, Kürdistan Yurtsever Birliği (KYB) ile Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) arasında, Kürtlerin Irak ve Kuzey Irak'taki özerk Kürt bölgesinde getirilecekleri görevler konusunda pürüz çıktığını yazdı. Gazete KDP'nin, KYB lideri Celal Talabani'nin devlet başkanlığına onay vermesinin ardından KDP lideri Mesud Barzani'nin "Kürdistan özerk bölgesi'nin başkanı olması benimsendiğini yazdı. Habere göre, Talabani, Barzani'nin vekilliğine KYB'nin yöneticilerinden birini getirmek istedi. Bu öneriye tepki gösteren Barzani, önce görevi reddetti, daha sonra "vekili olmaması" şartıyla kabul etti.

Bu konuya ilişkin diğer bir haberde de, KYB lideri Celal Talabani’nin Irak Cumhurbaşkanlığı’na seçilmesinin ardından Kuzey Irak’ta iki Kürt grubu mensuplarının birbirine girdiği bildirildi. Iraklı Kürtlerin haftalık yayını Hawlati, Talabani’nin lideri olduğu Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ile Mesut Barzani’nin liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) mensupları arasında çıkan çatışmalar sırasında Talabani’nin fotoğraflarının yırtıldığını kaydetti. Hawlati, KDP ve KYB taraflarının birbirlerine taş attıklarını, KDP’ye bağlı 500 peşmergenin bir grup KYB üyesini gözaltına alarak dövdüğünü de yazdı.

Üç Yüz Otuz Yedinci Bölüm: 18.04.2005 tarihli bir haberde, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, devrik lider Saddam Hüseyin'in savaş suçundan hüküm giymesi halindi idam cezası kararını imzalamayacağını açıkladı. "İlke olarak idam cezasına karşı olduğunu" bildiren Talabani, "Şahsen hayır. İmzalamayacağım" dedi. Talabani, devlet başkanlığında kendisinden başka iki yardımcısı bulunduğunu belirterek, "Buna, bu üç kişi karar verecek. Ben namevcut olabilirim. Diğer ikisi buna karar verir" diye konuştu. Saddam ve 11 yardımcısı, Irak'ta bir özel mahkemede savaş suçundan yargılanacak. Duruşmalara, bu yılın sonuna kadar başlanması beklenmiyor.

Üç Yüz Otuz Sekizinci Bölüm: 20.04.2005 tarihli bir haberde, Hükümet, Haziran'da dolacak olan ABD'nin İncirlik Üssü'nü kullanma süresini bir yıl daha uzattı. AKP yetkilileri uzatma kararının, ABD'nin üsle ilgili yeni talepleriyle ilgisi olmadığını savundu. CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol, 7 Nisan'da hükümetten İncirlik Üssü'ne ilişkin ABD talepleri konusunda Meclis'e bilgi vermesini istemişti. Anadol, "Bir NATO üssü olan İncirlik'i kullanmak isteyen NATO değil, ABD'dir. ABD, İran'a ve Suriye'ye dönük tecavüzleri için bu üssü kullanmak istiyor. Anayasamıza göre yabancı asker bulundurmaya izin verme yetkisi Meclis'indir. Hükümet bu talebi SEİA Anlaşması kapsamında değerlendiremez. Bu anayasal suç olur" demişti.İncirlik'in kullanımı, bir süre önce ABD ile Türkiye arasında tartışmalara neden olmuştu. ABD, üssün operasyonel amaçlı kullanılabileceğini savunurken, Türkiye buna karşı çıkıyor. ABD ordusunun internet sitesi İncirlik üssünün operasyonel görevi olduğunu yazmıştı. Site’de üssün görevi "güney bölgesi operasyonları ve acil müdahalelere hazır olmak" olarak ifade edilmişti. İncirlik Üssü’nde ‘savaş sırasında İncirlik halkını savunacak kadar’ silah olduğu da belirtilmişti. ABD, Irak operasyonu sırasında operasyonel amaçlı kullanamadığı İncirlik üssünü şimdilik lojistik merkez olarak kullanmak istiyor. Türkiye ise ABD ordusunun bu isteğine henüz cevap vermedi.

Üç Yüz Otuz Dokuzuncu Bölüm: 20.04.2005 tarihli bir haberde, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, Bağdat'ın güneyindeki Dicle Nehri'nde yaklaşık 50 rehinenin cesedinin bulunduğunu açıkladı. Olayın terörist bir eylem olduğunu belirten Talabani, ölenlerin hepsinin hafta başında kaçırılan rehineler olduğunu ifade etti. Basın toplantısı ile olayı duyuran Talabani, toplantıdan önce Şii Başbakan İbrahim El Caferi ve Abdülaziz El Hekim'le de kısa bir görüşme yaptı. El Hekim, Bağdat'ın güneyindeki Maden kasabasında olaylarla ilgili bilgi sahibi en yetkili üst düzey yönetici konumunda. Hafta başında, Şiiler 100'den fazla Şii'nin Maden kasabasında kaçırıldığını ileri sürmüştü. İçişleri Bakanlığı yetkilisi Adnan Tebet de, rehine sayısının abartıldığını açıklamıştı. Tebet'in bu açıklamasının ardından öldürüldüğü haberleri gelmişti, ancak İçişleri Bakanlığı'ndan daha sonra yapılan açıklamada öldürülen kişinin Tebet olmadığı duyuruldu. Olayın sorumlusu olarak gösterilen Irak El Kaide Cihad örgütü ise "böyle bir eylem yapmadıklarını" açıkladı.

Üç Yüz Kırkıncı Bölüm: 21.04.2005 tarihli bir haberde, Irak'ta yeni hükümetin bugün açıklanması bekleniyor. Başbakan İbrahim Caferi'nin basın toplantısı düzenleyerek kabine üyelerini tanıtacağı belirtiliyor. Şii ve Kürt gruplar arasında devam eden pazarlıklar, başta petrol bakanlığı olmak üzere bazı önemli bakanlıklar, peşmergeler ve Kerkük yüzünden kilitlenmişti. Hükümetin kurulması, bu sorunların aşıldığı anlamına gelecek. 32 bakandan oluşacak yeni hükümette 17 bakanlık Şiilere, 9 bakanlık da Kürtlere verilecek. Başbakan Caferi'nin bakanlar kurulu listesini hafta sonundan önce sunması ise beklenmiyor. Hükümet kurma çalışmalarına katılan Şii delege Meryem El Rayes, Allavi'nin dört bakanlık istediğini ve bunlardan birinin de İçişleri Bakanlığı gibi önemli bir bakanlık olduğunu, Allavi'yi bu taleplerinden vazgeçirmeye çalıştıklarını açıklamıştı. El Rayes, İçişleri Bakanlığı'nın Şiilerin Birleşik Irak İttifakı'na, Savunma Bakanlığı'nın Sünnilere verileceğini, Dışişleri Bakanlığı'nın ise Kürt Zebari'de kalacağını duyurmuştu. Rayes, Türkmenlerle, Hıristiyanlara birer bakanlık verileceğini söylemişti.

Üç Yüz Kırk Birinci Bölüm: 21.04.2005 tarihli İNTERNETHABER web sitesinde yayınlanan “Nusaybin’de Ürküten Manzara” başlıklı bir haberde, Şırnak'ta, güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada öldürülen terör örgütü PKK üyesinin cenaze töreni düşündürdü. Nusaybin girişinde karşılanan cenazede sloganlar atıldı. Şırnak'ta, güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada öldürülen Suriye uyruklu terör örgütü PKK üyesi terörist, Mardin'in Nusaybin ilçesinde, terör örgütü PKK'nın sözde bayrağına sararak gömen grup, 'intikam intikam' sloganları attı. Edinilen bilgilere göre, Şırnak'ın İdil ilçesine bağlı Cudi Dağı'nda 10 gün önce güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada öldürülen Suriye uyruklu Zerdeşt kod adlı Muhammed İbrahim (33), Nusaybin'de toprağa verildi. İdil'de yapılan işlemlerden sora ailesine teslim edilen PKK'lı teröristin cenazesi, Nusaybin girişinde bir grup DEHAP'li tarafından sloganlarla karşılandı. Şehir girişinde cenaze önünde yürüyüşe geçen grup, Veli Cami'sine kadar yürüdüler. Burada kılınan namazdan sonra, sözde PKK bayrağına sarılan teröristin cenazesi, omuzlarda Hacılar mezarlığına götürülerek defnedildi. Cenaze defin sırasında terörist Öcalan lehine slogan atan grup, "İntikam" sloganları atıldı. Cenazenin cami çıkışında bir kadın baygınlık geçirirken, yapılan defin işlemlerinde sonra grup, olaysız bir şekilde dağıldı.

Üç Yüz Kırk İkinci Bölüm: 21.04.2005 tarihli MHA kaynaklı bir haberde, Baydemir başkanlığındaki Bölge belediye başkanları, Ankara'da bir dizi temastan sonra açıklama yaptı. Baydemir, Türkiye'nin çatışma ortamına yeniden girme riskinin arttığını belirtirken, hükümetin bu konuda adım atmasını istedi. Baydemir, aksi taktirde Türkiye'nin AB fırsatını kaçırabileceğini söyledi. Baydemir, bayrağın ortak değer olduğunu ifade ederken, Genelkurmay'ın “sözde vatandaşlar” açıklamasına karşılık, 'Bütün yurttaşlarımızın saygın vatandaş olduğuna inanıyorum' dedi. Teşekkür bekliyorum Baydemir, AB delegasyonlarının Diyarbakır ziyaretlerine yönelik eleştirilere, 'Diyarbakır'ın da 17 Aralık'ta müzakere verilmesinde katkısı olmuştur. Bunun için Diyarbakır için eleştiri değil bir teşekkür beklerdim' dedi. Türkiye'nin AB'ye girişi konusunda rol üstlenmek istediklerini söyleyen Baydemir, çatışma halinin sona ermesi ve insanların hayatlarını kaybetmemesi için herkese görevler düştüğünü ifade etti. Baydemir, 20 yıldır çatışmanın tarafı olan PKK'nin silahtan arınma istencinden memnuniyet duyduğunu söyledi.

Üç Yüz Kırk Üçüncü Bölüm: 21.04.2005 tarihli MHA Süleymaniye kaynaklı “Barzani Taleplerinde Israrlı” başlıklı bir haberde, Kürdistan Demokrat Partisi (PDK) lideri Mesud Barzani, YNK lideri Talabani'nin Irak'a Cumhurbaşkanı olmasının Kürtlerin hak ve istemlerinden vaz geçtiği anlamına gelmeyeceğini belirtti. Güney Kürdistan'da yayın yapan Xebat gazetesinde yayınlanan açıklamalara göre Barzani, bir Kürdün Irak Cumhurbaşkanı olmasının Kürtlerin hak ve istemlerinden vazgeçtiği anlamına gelmediğini vurguladı. Basın YNK ile PDK arasında sorunların olduğuna dair çıkan haberleri yalanlayan Barzani, 'Yeni Irak'ın nasıl oluşturulması gerektiği meselesinde bir anlaşma var. Irak, federal, demokratik ve çoğulcu olacaktır. Kuşkusuz Irak'ın çerçevesinde Kürtlerin ve diğer kesimlerin hakları garanti altına alınmalıdır. Bir Kürdün Bağdat'ta bir göreve gelmesi, Kürtlerin kendi haklarından ve istemlerinden vazgeçtiği anlamına gelmez' diye konuştu. Irak Cumhurbaşkanlığına Talabani'yi aday gösterdiğini ve desteklediğini söyleyen Barzani, 'Aramızda çelişki yok' dedi.

Bayrak itirazı Irak bayrağı konusunda açıklamalarda bulunan Barzani, mevcut Irak bayrağının Baas Partisinin bayrağı olduğunu belirterek, yeni bir bayrağa ihtiyaç olduğunu söyledi. Barzani şöyle konuştu: 'Şimdi Irak'ın bir bayrağı yok... Var olan bayrak, Baas partisinin bayrağıdır. Biz krallık dönemi bayrağına, 14 Temmuz Cumhuriyet bayrağına ya da yeni bir bayrağa razıyız. Şimdiye kadar, Irak için yeni bir bayrağa ilişkin karar verilmiş değildir. Biz Irak için yeni bir bayrak kararını bekliyoruz. O zaman da gururla o bayrağı göklere çekeriz. Yeni Irak'a yeni bir bayrak gerekiyor.. Kürtlerin Bağdat'ta olması, bizim Baas Partisi'nin bayrağını kabul ettiğimiz anlamına gelmez. Bana göre bugün bu bayrağı göklere kaldıranlar, yanında eski rejimin başı Saddam Hüseyin'in resmini de göklere kaldırmalılar. ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'in Irak ve Kürdistan ziyaretine önemli bir olay olarak değerlendirdi.

Türkiye Kerkük'e karışmasın Kerkük konusunda değerlendirmelerde bulunan Barzani, Kerkük'ün Kürdistan kimlikli bir Irak şehri olduğunu söyledi. 'Başkaları ne diyorlarsa desinler. Kerkük Kürdistan kimlikli Irak'ın bir şehridir. Kerkük, coğrafi ve tarihsel olarak Kürdistan toprakları içindedir. Geçici Irak Anayasası'nın 58.ci maddesi, Kerkük sorunu için adaletli bir çözüm öneriyor. Kuşkusuz zenginliklerin adaletli bir şekilde bölüştürülmesi önemli bir görevdir'' diyen Barzani, bu zenginliklerden belirli bir sınıf ya da bir grup değil, tüm Iraklıların yararlanacağını söyledi. Barzani, ayrıca Türkiye'nin Kerkük konusu başta olmak üzere Irak'ın içişlerine karışma hakkı olmadığını belirterek, 'Kerkük Irak'ın bir iç meselesidir. Hiçbir yabancı devletin Kerkük gibi hassas bir meseleye müdahale etmesine yol vermeyeceğiz. Bizler, Geçici Irak Anayasası aracılığıyla Kerkük sorununa ilişkin anlaştık. 58. madde aracılığıyla Kerkük meselesini çözeceğiz' dedi.

Üç Yüz Kırk Dördüncü Bölüm: 21.04.2005 tarihli DİHA Bingöl kaynaklı “Bingöl’de DTH Toplantısı” başlıklı bir haberde, DTH temsilcileri, Bingöl'de yaptığı görüşmelerin ardından dün halk toplantısı düzenledi. Yeşil Vadi Düğün Salonu'nda yapılan toplantıya, sivil toplum örgütleri temsilcilerinin de bulunduğu yaklaşık 500 kişi katıldı. Burada bir konuşma yapan Selim Sadak, Hz. Muhammed'in doğum günü nedeniyle Bingöllülerin Kutlu Doğum Haftası'nı kutladı. 'Az konuşup, çok dinlemek' şiarıyla yola çıktıklarını belirten Sadak, tabandan tavana yönetimi benimsediklerini ifade etti.

'Birlik zamanı' Sadak, bölgede yaşanan kan davalarına da değinerek, herkesin bu tür barış girişimlerine katılmasını istedi. Bingöl'de de iki aile arasında yaşanan kan davasının barışı için girişimlerde bulunan Sadak, 'Tüm halkımıza sesleniyorum. Artık hepimizin birlik ve beraberliğe, barışa ihtiyacı var. Bizler sadece siyaset için buralarda bulunmuyoruz. Gündüz DTH' nin oluşumuna hazırlanırken, akşamları da bölgede yaşanan kan davalarına son vermeye çalışıyoruz' dedi. Sadak, vatandaşların Bingöl Belediyesi'ne yönelik şikayetlerini de dillendirdi. Sadak, halkın AKP'li belediyeden memnun olmadığını gözlemlediğini belirterek, 'Halk bana, 'en kötü adayınız bile bundan iyi olurdu' diyor' diye konuştu.

Şeyh'ten tepki Toplantıda konuşan Şeyh Feyzullah Deniz ise, Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ı eleştirdi. Kürtlerin Norveç'te yaptığı barış çağrılarının Erdoğan tarafından 'Siz kim oluyorsunuz da ateşkes çağrısı yapıyorsunuz' diye yanıtlandığını hatırlatan Deniz, 'Sayın Başbakan bizler halkız, sizleri oraya gönderen kişileriz. Ateşkesi bizler istiyoruz' diyerek tepkisini dile getirdi.

 

Meclisdeki Hainler

Meclisdeki Hainler


Şemdinli Gerçegi

Şemdinli Gerçegi


Abdullah Öcalan gerçeği

 


© 2002 - 2008  www.Yalniz-Kurt.com