Derin Noktalar
İki Yüz Doksan Beşinci Bölüm: 14.03.2005 tarihli MİLLİYET gazetesinde çıkan NEWYORK (DHA) kaynaklı “Irak Anayasası Tartışmasında Türkiye Laik Ülke Örneği” başlıklı bir haberde, ABD'nin saygın gazetelerinden The New York Times, hazırlanacak olan Irak anayasası üzerinde İslam'ın rolünü masaya yatırdığı bir yazıda, dünya üzerindeki farklı rejimlerin yanında Türkiye'yi de örnekler arasında gösterdi. Gazetenin 'Haftaya Bakış' bölümündeki David Rohde imzalı yazıda, geniş İslam dünyası içindeki yelpazenin bir ucunda sadece Müslümanlar'ın ibadet edebildiği Suudi Arabistan, diğer ucunda ise kanunların sıkı sıkıya laikliğe bağlı olduğu Türkiye'nin bulunduğu ifade edildi. Rohde, Irak'ta geçen ocak ayında yapılan seçimlerde Şii partilerin zaferle ayrıldığını hatırlatırken, bu cephenin evlilik, boşanma ve miras hukukunda İslam kurallarının geçerli olmasını istediğini belirtti. Sünni Arapların ve Kürtlerin buna karşı olduğu bildirilen yazıda, Bush yönetiminin de 'Irak İslam Cumhuriyeti' istemediğini net bir şekilde vurguladığı kaydedildi.
'TÜRK ANAYASASI LAİKLİĞE SIKI SIKIYA BAĞLI' Irak'taki anayasa hazırlanırken tercihlerin bu kadar aşırı uçlarda olmayabileceği söylenen makalede, zina yapanları recmetmek isteyen şeriat yanlıları ile; din ve devlet işlerinin ayrı olmasını savunan laikler arasında orta yolların oluştuğu sistemlerin varlığından söz edildi. Suudi Arabistan örneğine karşılık, Türkiye'nin de laik rejime örnek olarak sunulduğu yazıda şu ifadeler kullanıldı: "Türk anayasası ve kanunları laikliğe sıkı sıkıya bağlı. Ancak İslami parti ve oluşumların ortaya çıkması sonucu daha fazla genç insan, alkolden uzak durmak ve başörtüsü takmak gibi İslami değerleri benimsemeye başlıyor."
'İSLAM KELİMESİ ALARMA GEÇİRMEMELİ' "Aslında dünya üzerindeki 1.3 milyarlık Müslüman nüfusunun büyük bölümü, İslam'ın devlet dini olarak ilan edilmediği ülkelerde yaşıyor" denilen yazıda, Endonezya, 'karma sistem' uygulayan ülkelere örnek gösterildi. Bu ülkede 5 dinin tanındığı ancak şeriata da yerel bir seçenek olarak izin verildiği kaydedilirken, Pakistan Anayasası'nda ise ülkenin bir 'İslam Cumhuriyeti' olduğu, ancak eğitimli üst sınıfa mensup kadınların hükümette önemli görevlere gelebildiği ve nadiren başını örttüğü bildirildi. Bu örneklerin ardından görüşüne başvurulan Harvard Üniversitesi Hukuk Profesörü Frank Vogel, "Irak anayasasında İslam'ın adı geçerse alarm zillerini çalmaya gerek yok" dedi.
İki Yüz Doksan Altıncı Bölüm: 23.03.2005 tarihli AKŞAM gazetesinde Hasan YAYAN’ın İstanbul kaynaklı verdiği “Irak'ta hükümet şekilleniyor: Kürtler Petrol ve Dışişleri dahil 8 bakanlık aldı” başlıklı çıkan haberinde, Irak'ta 30 Ocak'ta yapılan seçimlerin galibi Şii İttifak ile Kürt listesi temsilcileri, hükümeti kurma çalışmaları çerçevesinde başlıca bakanlıkları paylaşmaya başladı. Hükümet kurma müzakerelerine katılan Şii müzakereci Meryem El Rayes, Şiilerin İçişleri, Maliye, Ulusal Güvenlik gibi bakanlıkların aralarında bulunduğu 16-17 bakanlık alacağını, seçimlerden ikinci parti olarak çıkan Kürt listesinin Dışişleri ve Petrol bakanlıklarının aralarında bulunduğu 7-8 bakanlık alacağını söyledi. Hıristiyanlar ve Türkmenler birer bakanlık, seçimleri geniş ölçüde boykot eden Sünniler ise 4-6 bakanlık alacak. Devlet Başkanlığı görevine Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği (IKYB) lideri Celal Talabani, Başbakanlığa Şii İbrahim Caferi, Meclis Başkanlığı'na da şu an Devlet Başkanı olan Sünni Gazi El Yaver'in getirilmesi bekleniyor.
İslam devleti olacak Talabani'nin yardımcıları ise bu hükümette Şii Maliye Bakanı olan Adil Abdül Mehdi ile Sünni Doğal Kaynaklar ve Sanayi Bakanı Hacem El Hassani olacak. IKYB'den bir yetkili ise hükümette 16 Şii, 8 Kürt, 6 Sünni Arap, 1 Hıristiyan ve 1 Türkmen bakanın yer alacağını söyledi. Laik bir Şii olan Başbakan İyad Allavi yeni hükümette yer almıyor. Irak'taki Şii bloku Birleşik Irak İttifakı'nın başbakan adayı İbrahim Caferi, Alman Der Spiegel dergisine yaptığı açıklamada, Irak'ın, İran ve Suudi Arabistan'ın himayesinde olmayan bir İslam Cumhuriyeti olacağını belirtti. Irak meclisi, hükümet konusunda bir anlaşmaya varmak ve meclis başkanını seçmek üzere 26 Mart Cumartesi gününe kadar toplanacak. Iraklı siyasetçiler, meclisin ilk çalışma oturumunun, Şii ve Kürt blokları arasında Kerkük'ün statüsü ve ülke yönetiminde İslam'ın rolüyle ilgili bir deklarasyonu imzalamasından sonra yapılacağını söyledi.
'YENİ HÜKÜMETTE TÜM HALKLAR OLACAK' Iraklı Şii Lider Abdülaziz El Hekim'in oğlu Ammar El Hekim, Irak'ta kurulacak yeni hükümette tüm halkların katılımının sağlanmasını hedeflediklerini bildirdi. Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi (IİDYK) liderlerinden El Hekim, 'Irak'ı temsil eden mezhep ve ırkların katılımıyla kurulacak bir hükümet, terörizme vurulacak en büyük darbe olacaktır' dedi. Dışişleri Bakanlığı'nın davetlisi olarak Türkiye'ye gelen El Hekim havalimanında Caferi cemaati tarafından karşılandı. Halkalı Zeynebiye Camii'ne giden El Hekim, Türk milletiyle kültürel bağları geliştirmek için geldiğini söyledi. Kerkük'ü 'küçük bir Irak' olarak değerlendiren El Hekim, 'Kerkük kurulacak parlamentoda görüşülecektir' dedi. El Hekim, hükümet kurulduktan sonra ABD'nin Irak'tan çekilip çekilmeyeceği konusunda, 'Böyle bir şey konuşulmadı. ABD'liler, Irak'ta güvenlik ve istikrar sağlandıktan sonra çıkacaktır' diye konuştu.
İki Yüz Doksan Yedinci Bölüm: 25.03.2005 tarihli bir haberde, Emniyet Genel Müdürlüğü, DEHAP yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusunda bayrak yakma girişiminde bulunulan Mersin başta olmak üzere Ankara, İstanbul ile diğer illerde düzenlenen 56 Nevruz etkinliği düzenleyen komite içinde DEHAP yöneticilerinin bulunduğuna dikkat çekildi. Emniyet, Kutlamaların yapıldığı illerle ilgili tüm delilleri toplayarak Cumhuriyet başsavcılıklarına gönderdi. Emniyet Genel Müdürlüğü Sözcüsü Ramazan Er, "Türk polisi olayların ardında kimin olduğunu bilmektedir ve bu yönde çalışmalarını sürdürecektir" diye konuştu. Nevruz kutlamalarının yankıları bu haftaya damgasını vurdu. Mersin'deki kutlamalarda Türk bayrağını yakma girişimi, devlet yöneticileri ve Genelkurmay Başkanlığı katında kınandı. Çok sayıda sivil toplum örgütü ve gruplar, yayımladıkları basın bildirileri ve yaptıkları açıklamalarla olaya tepki gösterdi. Olayla ilgili açılan soruşturma kapsamında da altı kişi tutuklandı. Zanlılar, 'Türk bayrağına saldırıda bulunmak, bölücü terör örgütü adına slogan atmak, güvenlik güçlerini taşlamak ve terör amaçlı sokak gösterileri düzenlemek' suçlarından tutuklanarak, cezaevine gönderildi.
Olayla ilgili soruşturma sürerken, Mersin'de Nevruz mitingiyle ilgili bir kişi gözaltına alındı. Miting sırasında Öcalan'ın posterleri ile yasadışı bayrakların açılmasını organize ettiği iddia edilen ve örgüt mensubu olmak suçundan hakkında gıyabi tutuklama kararı bulunan zanlı, tutuklandı. Bu arada, DEHAP Genel Başkan Yardımcısı Alaatin Erdoğan başkanlığındaki heyet, Mersin'de incelemelerde bulundu. DEHAP il yöneticileriyle basına kapalı bir toplantı gerçekleştiren heyet, daha sonra açıklama yapacağını duyurdu.
İki Yüz Doksan Sekizinci Bölüm:
25.03.2005 tarihli YENİÇAĞ gazetesinde çıkan “AB'den Yeni Şart: Apo'yu Bırakın !” başlıklı bir haberde, Bebek katili için baskısını artıran Avrupa, Zana taktiğini kullanıyor. Maksat yargılamak değil, serbest bıraktırmak.... AKP iktidarı, DEHAP, Kıbrıs ve Kuzey Irak''tan sonra bölücü başı konusunda da köşeye sıkıştı. 3 Ekim''de müzakerelerin başlaması daha ne kadar taviz vereceği bilinemeyen hükümet, Apo'yu yeniden yargılatmanın yollarını arıyor. Bebek katilini salıverecekler. AİHM''in Büyük Dairesi'nin bir kaç hafta içinde terörist başının yeniden yargılanması yönünde bir karar alabileceğini bekleyen Dışişleri Bakanlığı teyakkuza geçti. Hükümet, terörist başı Abdullah Öcalan''a yeniden yargılama yolunun açılacağı görüşlerinin doğru olmadığını bildirmesine rağmen, Dışişleri Bakanlığı Avrupa''dan "Bebek katilinin adil yargılanmadığı gerekçesiyle yeniden yargılanması yönünde" bir talebin gelme ihtimalini yüksek görüyor.
Bakanlık bu nedenle teyakkuza geçerken, yine de son kararı siyasilerin vereceğinden hareket ediyor. Konuyla ilgili açıklamada bulunan kaynaklar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi'nin bir kaç hafta içinde terörist başı Öcalan'ın yeniden yargılanması yönünde bir karar alabileceği belirtiler. Bebek katilinin dosyasının geçen yıl Mart ayı içinde AİHM bünyesindeki bir üst makam olan Büyük Daire''ye intikal ettiğine işaret eden kaynaklar, geçmişteki gelişmeler dikkate alındığında Büyük Daire'nin ortalama bir yıl içinde karar verdiğini, bundan dolayı birkaç hafta içinde Öcalan''la ilgili kararın çıkmasının beklendiğini söylediler.
Zana’dan sonra.... Üst düzey bir kaynak, CMK'nın 311.maddesi gereği "Öcalan 4 Şubat 2003''ten sonra AİHM''e başvurduğu için yeniden yargılamanın mümkün olmayacağının" Büyük Daire tarafından kabul görmesinin beklenmediğini belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı: "Büyük Daire'nin kararında büyük olasılıkla ''Hukukta istisnai durumlar olmaz. Bu durum Avrupa'ya aykırıdır'' görüşü yer alacaktır. Bundan dolayı Öcalan''ı bir şekilde yeniden yargılama durumunda kalabiliriz. Ancak bunda son kararı verecek olan siyasi iradedir. 17 Aralık öncesi Leyla Zana ve Loiziduo konuları Türkiye'nin önündeki engellerden bazılarıydı. Bunlar aşıldı ve müzakereler için 3 Ekim tarihi belirtildi. Şimdi müzakerelerin başlatılması için önümüze Kıbrıs'ın yanı sıra Öcalan'ın yeniden yargılanması da getirilebilir.
İki Yüz Doksan Dokuzuncu Bölüm: 25.03.2005 tarihli YENİÇAĞ gazetesinde çıkan Hulki CEVİZOĞLU’nun “ŞOK ŞOK. TARİHİ İHANETİ AÇIKLIYORUZ. BAKANLIK: Apo Meclis'e Girsin” başlıklı yazısında, Ceviz Kabuğu programının yapımcısı,usta gazeteci Hulki Cevizoğlu devletin tepesinde yazılan ''Gaflet tutanaklarını'' ortaya çıkardı. Bunları da mı görecektik?.. Duyunca, insanın tüyleri ürperiyor.. "Apo Meclis'e girsin!." Ama demek ki, bazılarının "tüyleri ürpermediği" için böyle bir teklifte bulunabiliyor ve dahası bu konuda "rapor" hazırlayabiliyor!...
ÖNEMLİ BİR BAKANLIK İSTEDİ... Hangi ülke vardır ki, terör örgütü elebaşını affedip, parlamentosuna soksun?... Ve üstelik bunu, yıllarca terörle mücadele eden "devletin!" bir kurumu, çok önemli bir bakanlığı istesin!... Ne yazık ki olay Türkiye'' de geçiyor. Yılını ve isimleri şimdilik vermeyeceğim. Terörle mücadelenin en yoğun olduğu bir dönemde, Milli Güvenlik Kurulu çözüm yolları arıyor. Çeşitli birimlerden, bakanlıklardan "terörü nasıl yok ederiz" diye raporlar ve çözüm önerileri isteniyor. Devlet kurum ve kuruluşlarından gelecek raporların koordinasyonu ve bunların Milli Güvenlik Kurulu'na derli toplu sunulması için bir general görevlendiriliyor.
GENELKURMAY 2.BAŞKANI: "VATAN HAİNLİĞİ BU!". İşte, insanı şok eden gelişme bundan sonra başlıyor. Çeşitli birimlerin, terörü silahlı mücadelenin dışında sivil bir yöntemle çözme önerileri arasında bir bakanlığın raporu, generali yerinden zıplatıyor. Koordinasyonla görevli general, adı geçen bu çok önemli bir bakanlığın raporunda, "Abdullah Öcalan, parlamentoya sokulsun, grup kursun, politika yapsın" satırlarını görünce, alışılmış davranışın dışına çıkıyor. Önce, doğrudan bağlı olduğu generale gitmek yerine, teamülleri yıkıp, her türlü riski göze alıyor ve ertesi sabah doğruca Genelkurmay 2.Başkanının karşısına çıkıyor. Özür diliyor, durumu anlatıyor. Genelkurmay 2.Başkanı Orgeneral de aynı tepkiyi gösteriyor, hatta elini masaya vurarak "vatan hainliği bu!" diye bağırıyor, "bir bakanlık nasıl böyle bir rapor verebilir?..". "Bunu hemen Genelkurmay Başkanımıza göstereceğim" diyen, 2.Başkanın elindeki rapor, aldığım bilgiye göre, Milli Güvenlik Kurulu'na sunulmuyor.
DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI VE ÖCALAN... Öte yandan, bugünlerde basında yer alan ama yalanlanan bir başka haber var: Abdullah Öcalan'ın yeniden yargılanması... Haberlere göre, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Öcalan lehine karar aldığını öğrenmiş ve onlardan önce davranarak (nedense!) terörist başının "yeniden yargılanması" için Ceza Muhakemeleri Kanunu'na (CMK) bir fıkra eklenmesini istiyormuş.... Bir gazetemiz bunu "hain teklif" diye manşetten duyurdu. Ülkemizde 35 bin insanımızın ölümüne, binlerce şehit vermemize neden olan kanlı terör olayına bazı devlet kuruluşlarının bakışı ve aymazlığını son olaylarda da görmek mümkün. En son olarak, Nevruz'u bahane ederek Türk bayrağını çiğneme ve yakma girişimleri ile karşılaştık. Bunları gördükçe, DEHAP ve benzeri partilerin kongrelerinde Türk bayrağını sloganlar eşliğinde indirmelerini de hatırladık....
Onlara sempati ile bakan, AB uğruna "milli değerlerimizi ayaklar altına alarak" bunu "demokratik gelişme" diye topluma yutturmaya çalışanları da hatırladık. Şimdi soruyorum. Bayrak çiğneme ve yakma girişimini iki küçük çocuğun üzerine yıkarak Türkiye bu sorunu aşabilir mi?... Bu çocuklar hangi öğretmenler tarafından yetiştirildi, okullarda Milli Eğitim Bakanlığı'nın öğretmenleri ders vermiyor mu?... Nasıl oluyor da, kendi ülkesinin bayrağına karşı yoğun nefret duyguları besler hâle gelebildiler?... Bunları ve ailelerini vatana, devlete düşman edecek çizgiye hangi politikacılar getirdi?... Ve ne uğruna?... Değer mi?...
Üç Yüzüncü Bölüm: 26.03.2005 tarihli bir haberde, Pakistan'ın güneybatısında 10 binden fazla kişi, Devlet Başkanı General Pervez Müşerref'in istifa etmesi için gösteri yaptı. 6 partiden oluşan Müttahide Meclis-i Emel koalisyonunu destekleyen göstericiler, ''Pakistan Amerikan kolonisi olmayacak'', ''Müşerref'in üniformasına hayır'', ''Müşerref görevi bırakmalı'' şeklinde sloganlar attı. Kansız bir darbeyle Ekim 1999'da iktidara gelen Müşerref, 2002'de genel seçimleri yapmış, bir kararnameyle de başbakanı azletme, hükümet ve Meclis'i feshetme yetkisini kendisine veren Anayasa değişikliğine gitmişti.
Üç Yüz Birinci Bölüm: 27.03.2005 tarihli bir haberde, Terör örgütü PKK ile bağlantısı olmadığını savunan DEHAP, PKK'lı teröristin cenazesinde "Şehitlerimiz onurumuzdur" yazılı çelenk taşıdı. Mardin'in Derik ilçesine bağlı Çay köy yakınlarında güvenlik güçlerinin "Dur" ihtarına silahla karşılık verince çıkan çatışmada öldürülen iki teröristin Suruç'ta düzenlenen cenaze töreni bölücü örgüt PKK/KONGRA-GEL'in gövde gösterisine dönüştü, terörist başı Abdullah Öcalan posterleri açıldı. Kalabalık, Kürtçe "Şehitler ölmez ve Suruç ovası Apo'nun yuvası" şeklinde slogan attı.
Üç Yüz İkinci Bölüm: 28.03.2005 tarihli bir haberde, Irak'ın kuzeyinde Kürt milislerin statüsü konusunda Şiiler ile Kürtler arasında anlaşma sağlandığı haber verildi. Irak Kürdistan Yurtsever Birliği (IKYB) yetkililerinden Kürşat Resul Ali'nin yaptığı açıklamaya göre, Kürt milisler Irak ordusuna dahil edilecek, ancak Kürt denetimi altında kalacaklar. Resul Ali, anlaşmayla, Kürt milislerin hem Irak ordusunun parçası, hem de bölgeyi korumak için özel bir güç olarak hukuki statü kazandığını söyledi.
Üç Yüz Üçüncü Bölüm: 29.03.2005 tarihli bir haberde, Irak'ta 30 Ocak'ta yapılan seçimlerin ardından, yeni hükümet oluşturulamadı. Şii İttifakı ile Kürtler'in en önemli anlaşmazlık noktasını ise Savunma ve Petrol Bakanlıkları'nın hangi tarafa verileceği oluşturuyor. Taraflar Devlet Başkanlığı'nın Celal Talabani'ye, Başbakanlığın İbrahim El Caferi'ye verilmesi konusunda uzlaştı. Ancak 8 haftadır süren müzakerelerde, Petrol ve Savunma Bakanlığı'nın paylaşımı konusunda uzlaşma sağlanamıyor. Kürtler ayrıca Şiiler'den, islam devleti kurulmayacağının garanti edilmesini istiyor. Şiiler, Kürtler'in, özel yetkilerle donatılmış bir Başbakan Yardımcılığı talebini de geri çeviriyor. Bugün toplanarak bir başkan ve 2 yardımcısını seçecek olan Parlamento, hükümet konusunda da uzlaşırsa, güven oylamasına gidilecek. Bu arada, geçici Devlet Başkanı Gazi El Yaver'in Parlamento Başkanlığı'na adaylığını koymayı reddettiği bildirildi. Sabah saatlerinde düzenlenen saldırılarda, 5'i polis 12 Iraklı'nın öldüğü bildiriliyor. Başkent Bağdat'ın güneyindeki Hille'den Kerbala'ya giden Şiiler'i hedef alan intihar saldırısındaysa 7 kişi yaşamını yitirirken, 9 kişi de yaralandı. Bu arada, 2'si Romen Prima TV için çalışan 3 Romen gazetecinin ve El Arabiya televizyonunun Irak'ta görev yapan bir muhabirinin kaçırıldığı bildirildi.
Üç Yüz Dördüncü Bölüm: 31.03.2005 tarihli bir haberde, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Türkiye'nin pek çok tehdit ve riskin yoğunlaştığı bir coğrafyanın merkezinde yer aldığını, bu yüzden son derece güçlü ve caydırıcı orduya ihtiyacı olduğunu söyledi. Büyükanıt, Türkiye'nin bulunduğu coğrafyadaki, terörizm, ırkçılık, kökten dincilik, organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığının giderek büyüyen tehditler olmaya devam ettiğini belirtti. Büyükanıt: "Ne zaman, nerede, ne olacağı belli olmayan, karmaşık ve tehdit dolu coğrafyada bekaamızı sağlamak için çok güçlü ve caydırıcı özelliğe sahip silahlı kuvvetlere sahip olmak mecburiyetindeyiz" dedi.
Üç Yüz Beşinci Bölüm: 31.03.2005 tarihli Frankfurt kaynaklı bir haberde, Amerika, 25 ülkeyi izlemek amacıyla bir gözetleme bürosu kurdu. Büro, başta Irak işgalinin ardından yaşanan politik ve askeri hataları düzenlemeyi amaç edinirken, sivil savaş veya anarşiye sürüklenebileceğini düşündüğü 25 ülkeyi gözetlemeyi hedefliyor. Financial Times’in dünkü sayısında yayınlanan habere göre, Washington kurduğu gözetleme bürosu şimdiden bir stabilizasyon planı hazırlamaya başladı. Washington, Irak işgalinin ardından karşılaştığı politik ve askeri hatalarını düzeltmeyi planlarken, tehlike olarak gördüğü 25 ülkeyi gözetlemeyi de büro sayesinde yapabilecek. Hedefine koyduğu ülkelerde stabilizasyonun sağlanmaması durumunda ise, askeri harekatta bulunmayı amaçlıyor. Gizli tutulan 25 ülkenin içinde bulunduğu listenin Ulusal Bilgilendirme Konseyi tarafından her altı ayda bir gözden geçirileceği belirtildi. Büro milyarlarca dolar bütçe istiyor Gözetleme bürosu, bakanlar ve özel gruplarla çalışırken, Amerikan ordusuyla birlikte hareket ederek, hızlı bir şekilde müdahale ve yeniden inşa operasyonlarında bulunmasını sağlayacak. Büronun finanse edilmesi için ise milyarlarca dolar bütçe istendi. Büro geçen ay Irak’taki operasyonlar için 82 milyar Euro bütçe talep ederken, Afganistan’da ise geçici olarak büronun finansmanı için de 17 milyon dolar istendi.
Büronun başında Amerika’nın eski Ukrayna büyükelçisi Carlos Pascual bulunuyor. Pascual’ın görevi, çatışma sonrası durumları haber vermek, stabilizasyonu sağlamak ve çatışma sonrası toplumu geçiş aşamasına hazırlamanın yanı sıra Amerika hükümetinin sivil kapasitesini koordine etmek ve kurumsallaştırmak. 100 kişilik bir uzman ekip kurulmak isteniyor Carlos Pascual, bir basın konferansında, “eğer biz çatışma sonrasına yeterli enerji, zaman ve yatırım ayırmazsak, ülke çoğu zaman tekrar savaşa sürükleniyor” açıklamasında bulunmuştu. Financial Times, büronun 2004 Temmuz ayında faaliyete geçtiği ancak henüz özel bir bütçeye sahip olmadığını yazdı. Carlos Pascual, hızlı reaksiyonda bulunmak için uzmanlardan oluşan 100 kişilik bir uzman ekip kurmayı amaçlıyor. Hükümetin 2006 yılı için büroya 124 milyon dolarlık bütçe talebinde bulunduğu öğrenildi.
Üç Yüz Altıncı Bölüm: 01.04.2005 tarihli bir haberde, ABD'nin Irak Savaşı'nı başlatmasına yol açan Irak'ın kitle imha silahlarının varlığına ilişkin ortaya koyduğu sonuçların büyük bir fiyasko olduğu resmen belgelendi. ABD Başkanı George Bush'un girişimiyle kurulan bağımsız komisyonun Beyaz Saray'a sunulan ve sert bir dil kullanılan raporunda, ABD istihbarat yetkililerinin, savaşın başlamasına yol açan Irak'ın kitle imha silahları kapasitesi konusunda vardığı sonuçların ''büyük bir istihbarat başarısızlığı'' olduğu duyuruldu. 670 sayfalık raporda, ''Irak'ın kitle imha silahları konusunda, savaş öncesi muhakemesinin neredeyse tamamı yanlıştı. Bu büyük bir istihbarat başarısızlığıydı'' ifadesi kullanıldı. Ekim 2002 tarihinde Amerikan istihbaratçıları, Irak'ın kitle imha silahları elde etme çabalarını sürdürdüğü sonucuna varmış ve Bush yönetimi de bu istihbarata dayanarak Mart 2003'te Irak Savaşı'nı başlatmıştı. Ancak Irak'ta savaş sırasında ve sonrasında kitle imha silahlarının izine rastlanmadı. Komisyon raporunda, istihbarat başarısızlıklarının temel nedenleri olarak, istihbarat birimlerinin Irak'ın kitle imha silahlarıyla ilgili iyi bilgi toplama kapasitesinin olmaması, elde edilen bilginin analiz edilmesinde ciddi hatalar yapılması, elde edilen bilgilerin ne kadarının sağlam kanıtlar yerine tahminlere dayandığını ayırt edememe gösterildi. Raporda Bush yönetiminin, daha güçlü daha merkezi bir istihbarat komitesi yönetimine ihtiyaç duyduğu belirtildi.
9 üyeli komisyona Bush tarafından atanan yargıç Laurence Silberman ve eski Virginia Demokrat Parti Senatörü Chuck Robb başkanlık ediyor. Beyaz Saray yetkilileri, komisyonun daha güçlü ve daha merkezi bir istihbarat komitesi oluşturulması yönündeki tavsiyelerinin zaten Bush yönetimi tarafından yerine getirildiğini ve ulusal istihbaratın tek elde toplandığını söyledi. Kongre tarafından üyeleri atanan bağımsız 11 Eylül Komisyonu'nun raporunun ardından Bush yönetimi, istihbaratta yeniden yapılanma yönünde adımlar atmaya başlamıştı. Bush, komite yetkililerini kabulünün ardından yaptığı açıklamada, 11 Eylül olaylarından bu yana ülkenin emsalsiz tehditlerle karşı karşıya olduğunu ve bunun için de en iyi istihbarata ihtiyaç duyulduğunu anlattı. Bağımsız komisyonun çok iyi bir iş başardığını belirtip teşekkür eden Bush, Amerikan istihbarat komitesinin çok temel değişikliklere ihtiyacı olduğunu, bu nedenle bir Ulusal İstihbarat Direktörü atadıklarını belirtti ve ABD kongresinden bir an önce bu göreve atanan eski büyükelçi John Negroponte'nin atamasını onaylamasını istedi.
Komisyonun kullandığı dilin sertliğine dikkati çeken Bush, ''neyin düzeltilmesi gerekiyorsa onları tamir edeceğiz'' dedi. ABD'nin, istihbaratçıların desteğiyle Libya ve Pakistan'da nükleer ve diğer kitle imha silahları tehlikesini alt etmeyi başardığını söyleyen Bush, ''bu başarıyı başka yerlerde de tekrar etmeliyiz'' dedi. Amerikan istihbaratçılarının ülkeyi korumak için yaptıklarından gurur duyduğunu vurgulayan ABD Başkanı, ''hata payımız giderek düşüyor'' diye konuştu. Bush, beslenme borusu 13 gün önce mahkeme kararıyla çekilen ve bu sabah ölen Terri Schiavo konusunda ise ''medeniyetin temel unsuru, zayıfı koruma yönünde güçlü bir görev duygusudur. Her zaman yaşamın yanında yer almak gerekir'' dedi.
Üç Yüz Yedinci Bölüm: 01.04.2005 tarihli bir haberde, ABD Başkanı George Bush, Haziran ayında ABD'nin Ankara Büyükelçiliği görevinden ayrılacağını duyuran Eric Edelman'ı, ABD Savunma Bakanlığı'nın üç numaralı pozisyonuna aday göstermeye hazırlanıyor. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, Haziran ayında ABD savunma bakan yardımcılarından Douglas Feith'tan boşalacak göreve, Edelman'ın getirilmesinin planlandığı açıklandı. ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney'nin danışmanlığı görevini yürüten Edelman, bu görevinden önce ise Finlandiya Büyükelçiliği'nde bulunmuştu.
Üç Yüz Sekizinci Bölüm: 01.04.2005 tarihli YENİÇAĞ gazetesinde araştırmacı yazar Arslan BULUT’un “İncirlikte ki Türk Bayrağı Ne Olacak?” başlıklı yazısını aynen yayınlıyoruz. Emekli Orgeneral Kemal Yavuz, ABD'nin İncirlik üssü ile ilgili taleplerini şöyle özetlemişti: "Üs, Irak'tan dönen askerlerin transit geçiş merkezi olarak kullanılmasına ilaveten, Irak'a gidecek askerler için de bir ''yığınak merkezi'' olarak çift taraflı kullanılmalı. Üsten istihbarat uçuşları yapılmalı. ABD'nin ülke dışında konuşlu birliklerinin yeniden yapılandırılması planı çerçevesinde, İncirlik''e ilave uçak ve personelin konuşlanmasına izin verilmeli. ABD'nin küresel terörle mücadele kapsamında yapacağı operasyonlar için kullanılabilmeli. Üsten yapılacak operasyonlar için Türk komutandan müsaade alma zorunluluğu kalkmalı.
Üssün hukuki statüsünü oluşturan SEİA (Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması) Anlaşma statüsünden çıkartılmalı. ABD'nin terörizmle küresel mücadele operasyonlarına yardım için Türkiye'deki ''diğer'' bazı hava üsleri ve limanlar da tahsis edilmeli" . Murat Yetkin ise İncirlik'in lojistik kullanımı izninin askerde takılmadığı görüşünde! Yetkin'e göre üst düzey bir ABD kaynağı, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin İncirlik Üssü''nün, yalnızca lojistik amaçlarla sınırlı kalmak kaydıyla kullanımına izin verilmesine olumlu baktığını bildiklerini, ancak asıl olarak hükümetin kararının beklendiğini söyledi. Amerikan kaynağı, Türk askeri muhataplarının kendilerine görüş bildirmeyerek ''Kararın hükümetin olacağını'' söylediklerini, ancak askerlerin Erdoğan hükümetine aktardığı görüşün İncirlik'in lojistik nakil amaçlı olarak kullanımına izin verilebileceği yönünde olduğunu tahmin ettiklerini vurguladı.
Yetkin, ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz'in kendisini ziyaret eden bir grup Türk milletvekiline ilettiği ''Ermeni soykırım iddialarına karşı destek istiyorsanız, elimizi güçlendirin'' mesajını da hatırlattı. Yine Yetkin, ABD'nin İncirlik Üssü'nün kullanımı talebine verilecek cevap konusunda Dışişleri ve Genelkurmay arasında görüş birliği sağlandığı haberini duyurdu! Yetkin, "İncirlik kullanım şartları, uzmanlara göre Birleşmiş Milletler kararlarına dayandırılıyor ve TBMM izni gerektirmiyor" diyerek, bu konuda kamuoyu oluşturmaya çalışıyor. Bize göre ise işte asıl bu durum, Türk topraklarında Türk bayrağını çiğnemek demektir! Bu talepler karşılanırsa, ABD uçakları, İran ve Suriye üzerinde istihbarat uçuşları, hatta bombalama yapabilecek! Bu da Türkiye'yi komşularına karşı bir üs haline getirecek! Dolayısıyla böyle bir karar verilmesi, Türk topraklarında Türk egemenliğinin tamamen ABD'ye teslim edilmesi anlamına gelir. Genelkurmay'dan bu konuda da net bir açıklama bekliyoruz! .
Irak'ta peşmerge pilotlar!. Diğer taraftan gazeteci Uğur Yıldırım'ın "Irak'taki Şii-Sünni Arap ve Türkmen kaynaklardan" edindiği bilgiye göre, geçtiğimiz Mart ayında, 30 peşmerge uçuş eğitimi almak üzere İsrail'e götürüldü. Natanya kentinde uçuş eğitimi alan peşmergeler kurulacak Kürt devletinin ilk savaş filosunun pilotları olacak. Ayrıca, bugüne kadar eğitilenlerin dışında IKDP ve IKYB mensubu 500 peşmergeye, Irak'ın kuzeyinde üç hafta önce ABD'li uzmanlar tarafından özel askeri eğitim verilmeye başlandı. Eğitilenler direnişçilere karşı suikast, bombalama ve diğer operasyonlarda kullanılacak. Diğer taraftan , Talabani ve Barzani, ABD'li yetkililerin emirleri doğrultusunda Kürtleri Irak ordusuna yazılmaları için teşvik ediyorlar. Hedef peşmerge askerlerin Irak'ın kuzeyindeki toplam mevcudunu 100 binden 150 bine çıkarmak. Türkmenler Türkiye vatandaşı oluyor!. Yıldırım'ın Kerkük ve Süleymaniye'deki Türkmen kaynaklardan aldığı bilgilere göre "Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülmemiş bir hızla" Irak'tan gelen Türkmenler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına kabul ediliyor. AKP döneminde başvuran Iraklı Türkmenlerin işlemleri hemen hallediliyor. Bu politikadan özellikle Talabani çok memnun. Talabani, yakın çevresine "Türkmenler Kerkük'ü bırakın boşaltsınlar, kendi vatanlarında Türkiye'de yaşasınlar" diyor! İncirlik'teki durumu, Irak'taki gelişmelerle birlikte değerlendirirsek, Türk bayrağına yönelik asıl tehdidin nereden geldiği konusunda kesin bir kanaate varırız değil mi?
Üç Yüz Dokuzuncu Bölüm: 02.04.2005 tarihli bir haberde, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye'nin Güney Kıbrıs Rum kesimi ile ilişkilerinde "Tayvan modeli" önerisinde bulundu. Kıbrıs Rum kesimi ile ticari ilişkilerin geliştirileceğini, siyasi ilişkilerin ise Yunanistan üzerinden yürütüleceğini söyleyen Gül, AKP'nin Kızılcahamam kampında dış politika konusunda milletvekillerine bilgi verdi. Gül, "Kıbrıs sorununun çözümünde Tayvan modeli üzerinde duruyoruz. ABD başta olmak üzere bütün ülkelerin Tayvan ile ekonomik ilişkileri var. Ancak ülkeler siyasi ilişkilerini Çin üzerinden yürütüyor" dedi. Gül, bir soru üzerine de, ABD'nin İncirlik Üssü'yle ilgili talebi olduğunu, kullanımın "nakliye amaçlı" olacağını söyledi.
Üç Yüz Onuncu Bölüm: 02.04.2005 tarihli bir haberde, Nevruz Bayramı şenliklerini gövde gösterisine çeviren, Türk bayrağını parçalayanları "kınamaktan kaçınan" DEHAP, şimdi de 2004'te Beşiri kırsalında öldürülen İran asıllı terörist Avşar Rebeti'nin mezarının açılışını yaptı. DEHAP Batman il binasından Yeni Asri Mezarlığı'na yürüyen 500 kişilik grup, terörist başı Abdullah Öcalan ile Rebeti'nin posterlerini taşıdı ve PKK bayrağı açtı. Kadınların sarı-kırmızı-yeşil giysilerinin dikkat çektiği yürüyüş Rebeti'nin mezarında sona erdi. Bir dakikalık saygı duruşundan sonra açıklama yapan DEHAP Batman Merkez İlçe Başkanı Celil İmret, "Başbakan ve Genelkurmay Başkanı'na buradan sesleniyorum: Artık gerilla ve asker ölmesin. Gerillalar da, askerler de bizimdir. Avşar Rebeti de bizim şehidimizdir. Bizim uğrumuzda ölmüştür" diye konuştu. Konuşmalardan sonra grup, DEHAP Batman İl binasına kadar sloganlarla yürüdü ve dağıldı.
Üç Yüz On Birinci Bölüm: 03.04.2005 tarihli bir haberde, Irak’ta 30 ocaktaki seçimin ardından üçüncü defa toplanan Ulusal Meclis Başkanlığı'na geçici yönetimde Sanayi Bakanlığı yapan "Sünni Arap" Haşim el Hasani seçildi. Hasani’nin başkanlığa seçilmesini Meclis’teki tüm gruplar destekledi. El Hasani'nin yardımcılıklarına da Şii Hüseyin el Şahristani ile "Kürt" Arif Tayfur seçildi. Meclis, bu aşamadan sonra devlet başkanı ve iki yardımcısını seçecek. Bu isimlerden oluşacak Başkanlık Konseyi de, Başbakan ve hükümet üyelerini belirleyecek. Irak'ta Devlet başkanlığı'nın Kürt lider Celal Talabani'ye, Başbakanlığın ise Şii İttifakı’nın adayı Dava Partisi lideri İbrahim el Caferi'ye verilmesi bekleniyor. Şii ve Kürt liderler, bu isimlerin de çarşamba günü kesinleşeceğini açıkladı.
Üç Yüz On İkinci Bölüm: 03.04.2005 tarihli bir haberde, Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, mevcut iktidarın Türkmenlere yönelik bir politikası olmadığını söyledi. Irak Türkmenleri Kardeşlik ve Kültür Derneği'nce düzenlenen ''Yeni Irak ve Türkmen Politikası'' konulu toplantıda konuşan Yazıcıoğlu, ''Mevcut iktidarın Irak'a yönelik, Türkmenlere yönelik hususi politikası yok. İktidar dış politikasını ABD'nin, iç hukukunu Avrupa Birliği'nin, ekonomisini de IMF'nin emrine vermiştir'' dedi. ABD'nin, ortaya koyduğu hedeflerin gereğini yaptığını söyleyen Yazıcıoğlu şöyle konuştu: "Amerika'nın hedefleri, İsrail'in güvenliğini teminat altına almak, enerji koridorlarını tutmak, petrol kaynaklarına sahip olmak, geleceğin enerji kaynağı madenlerinin bulunduğu Anadolu'yu kontrolü altında tutmaktır. Türkiye ise, Irak'ta Türkmenleri kendi kimliğini tanıyacak şekilde eğitmesi gerekirken, Kuzey Irak'ta yapay peşmerge aşireti devletinin oluşumuna çanak tutmaktadır."
Irak Türkmenleri Kardeşlik ve Kültür Derneği Başkanı Yaşar Şerif de Osmanlı Devleti'nin yıkılması ve İngiliz kuvvetlerinin Irak'ı ele geçirmesiyle Türkmen halkını yok etmek ve bilhassa Türk dünyasından koparmak için yoğun politikalar başlatıldığını söyledi. Sömürgecilerin sultası altında Türkmen gerçeğinin unutulduğunu ifade eden Şerif, yaşanan gelişmelerin Türkmenlerin Irak'ta 3. sınıf vatandaş olmalarıyla sonuçlandığını, kendi dillerinde eğitimin yasaklandığını, gazete ve dergilerin yayından kaldırıldığını, Baas rejiminin devrilmesiyle de Türkmenlerin siyasal arenada ve örgütlenmelerinde ne denli zayıf kaldığının ortaya çıktığını anlattı. ABD'nin Ortadoğu'da ve dünya genelinde oturtmaya çalıştığı büyük değişim operasyonundan Türkmenlerin büyük zarara uğradığını ifade eden Şerif, Türkmenlerin mevcut gelişmeleri dikkate alarak politikalarını gözden geçirmesi ve örgütsel yapılanmasını güçlendirmesi gerektiğini kaydetti.
Üç Yüz On Üçüncü Bölüm: 04.04.2005 tarihli bir haberde, Şırnak'ta güvenlik güçleriyle giriştikleri çatışmada 9 terörist ölü ele geçirildi, bir güvenlik görevlisi de şehit oldu. Şırnak kırsalında terör örgütü PKK/Kongra-Gel'e yönelik operasyondan kaçan teröristlerin yakalanması için bölgedeki sığınaklar didik didik aranıyor. Operasyonda Uzman Çavuş Mustafa Civelek şehit oldu. Şırnak Valiliği'nden yapılan yazılı açıklamada, güvenlik güçlerince 31 Mart-04 Nisan tarihleri arasında Cudi Dağı'nda yapılan operasyon sırasında bir grup terörist ile temas sağlandığı ve teröristlerin ''teslim olun'' çağrılarına ateş ederek karşılık verdiği belirtildi. 17 mağara ve sığınakta yapılan aramada, 8 kalaşnikof marka tüfek, 10 anti tank mayını, 7 anti personel mayını, 6 kilogram C-4 patlayıcı, 35 el bombası, 1300 fişek, döşenmiş 8 anti personel mayını, tuzaklanmış 4 RPG-7 roketatar mermisi, 2 havan mermisi, bomba yapımında kullanılan bol miktarda kimyasal madde, 3 dürbün ile 2 ton gıda maddesi ele geçirildiği kaydedildi. Öte yandan, terör örgütü içerisindeki baskı ve insanlık dışı uygulamalara dayanamadığını bildiren ''Kurt'' kod adlı H.K, Şırnak'ın Silopi İlçesi'nde güvenlik güçlerine teslim oldu.
Üç Yüz On Dördüncü Bölüm: 05.04.2005 tarihli YENİÇAĞ gazetesinde çıkan “Ahlaksız Teklif” başlıklı bir haberde, Bush yanlısı politikasıyla dikkat çeken gazete, Türkiye için "Boyun eğerse, parayı kapar" yorumu yaptı. TÜRKİYE'de işlerin yolunda gitmediği tespitinde bulunan gazete, "İşleri yoluna sokmak için para ister. Ancak Türkiye uluslararası standartları karşılamayı üstlenirse, yardım mümkün olabilir" diye yazdı. Türk hükümetinin, AB'den müzakere tarihi aldıktan sonra ifade özgürlüğü ve insan hakları konularında verdiği sözleri gerçekleştirme konusunda "rahatsız edici yorgunluk sinyalleri" gösterdiği öne sürüldü. ABD'de yayınlanan The New York Times gazetesi, başyazısında Türk hükümetini sert eleştirdi. Yazıda, hükümetin, on yıldan uzun bir süre önce köylerinden güvenlik güçleri tarafından çıkarılan 300 bin Kürt'e yardım etme vaadinde de başarısızlık sinyalleri gösterdiği ifade edildi. Pek çoğu marjinalleşmiş yoksul varoşlarda yaşayan bu kişilerin çok az bir kısmının evlerine dönebildiği belirtilirken, bunun nedeni olarak korucular gösterildi. Yıkılan köylerin de yeniden inşa edilmesi için hükümetin daha fazla çaba göstermesi gerektiği belirtildi. Yazıda, "Tüm bunlar para gerektirir, ancak Türkiye uluslararası standartları karşılamayı üstlenirse, yardım mümkün olabilir. İstikrarlı ve demokratik bir Türkiye'ye ihtiyaç duyan AB ve ABD, kontrollerini ve Erdoğan'ın hükümetine desteklerini arttırarak yardım edebilirler" denildi.
|