Derin Noktalar
İki Yüz Yetmiş Sekizinci Bölüm: 20.03.2005 tarihli bir haberde, Bölücüler Nevruz Bayramı'nı terörist gösteriye çevirdi. İstanbul'da düzenlenen mitingde terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan posterleri taşındı, bölücübaşı lehine sloganlar atıldı. Mersin'de, DEHAP İl Örgütü'nün düzenlediği Nevruz kutlaması sonrasında, bir grup hain Türk Bayrağı'nı yakmak istedi. Mersin'de Türk bayrağı yakılmak istendi. İzmir'de 9 şişe molotofkokteyli ele geçirildi. Mersin Metropol Miting Alanı'ndaki kutlamaların ardından, Mehmet Akif Ersoy Caddesi'nde Türk Bayrağı'nı yakmak isteyen bir gruba müdahale eden bir sivil polis yanan bayrağı ellerinden aldı. Gruptakilerin attığı taşlar bir gazeteci ve bir polis memurunu yaraladı. DEHAP'lı Naci Kutlay'ın da katıldığı kutlamalar sırasında bazı kişilerin terörist elebaşı Abdullah Öcalan'ın resimleri astıkları görüldü.
İzmir'de Nevruz Bayramı nedeniyle 1. Kordon'daki Gündoğdu Meydanı'nda miting düzenlendi. Etkinliğe katılanların geçtiği Cumhuriyet Meydanı civarındaki bir çöp bidonunda, 9 adet molotofkokteyli bulundu. Aralarında DEHAP Konak İlçe Örgütü ve bazı partilerin de bulunduğu kalabalık, 1. Kordon'daki Gündoğdu Meydanı'ndaki miting alanına Cumhuriyet Meydanı'ndan giriş yaptı. Mitinge katılanlar, polis barikatında tek tek aranarak alana girdi. Daha sonra gelen, ellerinde terör örgütü PKK Kongra/Gel'i temsil eden işaretler ve terör örgütü elebaşının posterlerini taşıyan grup, Cumhuriyet Meydanı'nda polis tarafından durduruldu. Terör örgütü lehinde sloganlar atan grubun alana giremediğini öğrenen miting alanındaki kalabalık, gruba destek vermek amacıyla Cumhuriyet Meydanı'na döndü. Burada polis ve göstericiler arasında kısa bir gerginlik yaşandıktan sonra, grubun miting alanına doğru yürümesine izin verildi. İki grup birleştikten sonra da terör örgütü elebaşı lehinde sloganlara atıldı.
Bu arada, Cumhuriyet Meydanı yakınındaki bir çöp bidonunda 9 adet molotofkokteyli bulundu. Molotof kokteyller incelenmek üzere Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından alınarak, Bozyaka Hizmet binasına götürüldü. Emniyet yetkilileri, molotof kokteylleri, terör örgütü lehinde slogan attıkları için Cumhuriyet Meydanı'nda önü kesilen grubun yanlarında getirdikleri ihtimali üzerinde durduklarını söyledi. Nevruz ateşi yakarak etrafında halay çeken, Türkçe ve Kürtçe şarkılar söyleyen katılımcılar daha sonra dağıldı. Van'daki Nevruz kutlamalarına, 50 bin kişi katıldı. Nevruz Kutlama Komitesi'nin valilikten aldığı izinle Van Kalesi arkasında düzenlenen Nevruz kutlamasına Van ve çevre illerden sabah erken saatlerde gelen yaklaşık 50 bin kişi, Emniyet Müdürlüğü ekiplerince oluşturulan arama noktalarında üzerleri arandıktan sonra alana sokuldu. Burada da terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan lehine sık sık sloganlar atıldı.
İki Yüz Yetmiş Dokuzuncu Bölüm: 20.03.2005 tarihli bir haberde, Irak'ta Şiilerle Kürtler uzlaştı ve hükümet pazarlıkları sona erdi. Kürdistan Yurtsever Birliği (KYB) lideri Celal Talabani, Şii ittifakı ile Kerkük'ün statüsü konusunda da anlaştıklarını söyledi. Talabani, "geçici anayasanın 58’inci maddesi hükümetin kuruluşundan bir ay sonra uygulamaya konulacak'' dedi. 58’inci madde, ''Kerkük'ün zorla Araplaştırılmasının etkilerinin düzeltilmesini'' öngörüyor. Talabani, mümkün olduğunca geniş katılımlı bir hükümet istediklerini de belirtti. 30 ocak seçimlerini büyük ölçüde boykot eden Sünni gruplar da Bağdat'ta düzenledikleri konferansta, siyasi sürece katılımı görüştü. Konferansta, ''Sünnileri temsil eden birleşik bir ulusal cephe oluşturulmasını" benimseyen Sünniler, Irak'ı işgal eden yabancı güçlerin de bir an önce ülkeden çekilmesini istedi.
İki Yüz Sekseninci Bölüm: 21.03.2005 tarihli bir haberde, ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, 1 Mart Tezkeresi'ni gündeme getirerek Irak’ta iki programda da direnişin bastırılamamasının sebebi olarak Türkiye’yi gösterdi. Rumsfeld, Irak savaşının ikinci yılını tamamlaması nedeniyle Amerika'nın ABC ve Fox News kanalında yayınlanan pazar haberlerine katıldı. Koalisyonun iki yıldan bu yana sürdürdüğü savaşı değerlendiren Rumsfeld, Irak'ta 152 bin asker bulunduğunu belirterek, bu sayıyı önümüzdeki haftalarda 135 - 140 bin civarına indireceklerini söyledi. Rumsfeld şunları söyledi: “Eğer Türkiye, sınırları açarak askerlerimizi kuzeyden Irak'a sokmamıza müsaade etseydi direnişin boyutları bu kadar fazla olmayacaktı. 41’inci Piyade birliklerini Türkiye’den Kuzey Irak'a sokabilseydik, Irak'ta Saddam’ın Baas rejiminin direnişçilerini yakalar veya öldürebilirdik ve direnişi küçültebilirdik. Baas rejimi taraftarlarının kaçmasını engelliyebilirdik. Bağdat'ın düşmesinin ardından Saddam Hüseyin'e bağlı bazı gizli servis elemanları ve askeri ajanlar Kuzey Irak'a yayıldı. Bunlar hâlâ aktif.” Dedi.
İki Yüz Seksen Birinci Bölüm: 21.03.2005 tarihli bir haberde, Diyarbakır'daki Nevruz kutlamaları bölücü örgütün propagandasına dönüştü. Alanda çok sayıda terör örgütü bayrağı ve teröristbaşı Abdullah Öcalan'ın posteri taşındı. 11.00'de Nevruz ateşinin yakılmasıyla başlayan şenliğe şehir merkezi, çevre il ve ilçelerden binlerce kişi katıldı. Eski DEP milletvekilleri Leyla Zana, Orhan Doğan, DEHAP lideri Tuncer Bakırhan, yabancı gazeteci ve heyetlerin de katıldığı kutlamalarda, PKK/Kongra-Gel bayrakları açıldı, sık sık "Biji Serok Apo", "Jin jiyan azadi" şeklinde sloganlar atıldı. Diyarbakır-Elazığ karayolu üzerindeki Fuar Alanı'nda düzenlenen törende önce Kürtçe, sonra Türkçe konuşan Leyla Zana, Nevruz'un Kürtlerin en büyük bayramı, Diyarbakır'ın ise Kürtlerin kalbi olduğunu iddia etti. Zana şöyle devam etti: "Kürtler son 30 yılda büyük olaylar yaşadı. Sorunun demokratik yollardan çözülmesini istiyoruz. Öcalan'ın demokratik cumhuriyet projesine sahip çıkılmıştır. Kürtler kültürü ve kimliğiyle özgürlükleriyle Türkiye'ye ortak olmak istiyor. Biz bu ülkenin her şeyiyle ortağıyız. Bunu herkes böyle bilsin."
DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da, ''Biz çözümü ne ABD'den, ne AB'den bekliyoruz, biz Türkiye'yi idare edenlerden bekliyoruz. Siz karar verin; Kürt halkı projeleriyle hazırdır ve bu sorun üç ayda çözülür'' dedi. Nevruz kutlamalarında yağmurdan dolayı bazı vatandaşların ayrıldığı gözlendi. Programın geriye kalan kısmında İbrahim Tatlıses ve Ciwan Haco'nun sahne alacağı bildirildi. Diyarbakır'daki nevruz kutlamalarını yerli ve yabancı olmak üzere yaklaşık 100 gazetecinin izlemesi dikkat çekti. Yoğun izdihamın yaşandığı alanda bayılan vatandaşlara 112 ekiplerince müdahale edildi. Kutlamalara Avrupa'dan çok sayıda gözlemcinin yanı sıra, 100 kadar gazeteci ile teröristbaşı Abdullah Öcalan'ın kızkardeşi Hava Öcalan da katıldı. Eskişehir'de ise Nevruz kutlamaları sırasında yasadışı slogan atıp iki polisin yaralanmasına neden oldukları iddiasıyla gözaltına alınan 11 kişi adliyeye sevk edildi. Çeşitli kitle örgütlerince İstanbul Zeytinburnu Kazlıçeşme Meydanı'nda düzenlenen miting ise, izdiham yüzünden zaman zaman aksamalarla tamamlandı.
Aynı konuya ilişkin olarak HALKA ve OLAYLARA TERCÜMAN gazetesinde 21.03.2005 tarihli çıkan “Nevruza Bölücü Gölgesi” başlıklı bir haberinde, Tüm Türk dünyasında baharın gelişi Nevruz ateşleri yakılarak şenlikle kutlandı. Sadece Türkiye’de bazı bölücü gruplar tarafından bölücü başına destek sloganları atıldı. ŞANLIURFA’DA Kürdistan haritası açıldı. Leyla Zana ve bazı göstericiler, sembolik olarak bebek katilinin ablasının elini öptü. Mersin’deki olaylarda Türk bayrağı yakıldı. Yurdun çeşitli yerlerinde bir gün önceden kutlanan Nevruz etkinlikleri, bölücü örgüt elebaşı Abdullah Öcalan’a destek mitinglerine dönüştü. Şanlıurfa’da 50 bin kişinin katıldığı kutlamalarda, Nevruz ateşini Orhan Doğan, Leyla Zana ve Feridun Yazar yaktılar. Sözde Kürdistan haritasının taşındığı gösterilere Öcalan’ın kardeşleri Fatma ve Mehmet Öcalan da katıldı. Leyla Zana ile bazı göstericiler, Öcalan’ın ablası Fatma Öcalan’ın elini öptü. Başbakan Tayyip Erdoğan’ı, Kürt sorununu çözmemekle suçlayan Zana, Kürtçe başladığı konuşmasında, “Sayın Başbakan” diye Erdoğan’a seslenerek, “Sevgili kardeşlerim, Başbakan diyor ki, düşünmezsen, Kürt sorunu yoktur. Ona buradan sesleniyorum, Kürt sorunu var mıdır yok mudur” dedi.
Mersin’de bölücüler ellerini Türk Bayrağı’na da uzattı. DEHAP İl Örgütü’nün düzenlediği Nevruz kutlaması sonrasında, bir grup Türk Bayrağı’nı yakmak istedi. Sivil polis memuru, müdahale ederek bir bölümü yanan bayrağı gruptakilerin elinden aldı. Ayrıca, Nevruz ateşini söndürmek isteyen bir kişi bacağından bıçaklandı. Seher Dilovan da Türkçe ve Kürtçe söylediği şarkılarının ardından izdihamdan nedeniyle bayılarak hastaneye kaldırıldı. Ayrıca İstanbul, Ankara, Elazığ, Van, Hakkari, Adana, Bingöl, İzmir’de de DEHAP’ın organize ettiği kutlamalarda birçok kişi terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan lehine slogan attı. Kutlamalara katılanlar ellerindeki Öcalan’ın fotoğraflarını taşıdılar. Sarı kırmızı yeşil renkte flamalar ve giysilerle meydanları dolduranların bazıları halay çekti, bazıları yakılan ateşlerin üzerinden atladı.
Gölgelere rağmen Türk coşkusu Bölücüler ne kadar gölgelemeye çalışsa da bahar bayramı Nevruz, Türkiye’nin birçok ilinde, Orta Asya’da, Türk cumhuriyetlerinde, Avrupa’da İran ve Irak’ta yaşayan Türkler tarafından kutlandı. Nevruz kutlamalarına katılanlar, ateş yakıp halay çekti. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer: Dostluk, sevgi, barış, kardeşlik, dayanışma duygularının ve yaşama sevincinin öne çıktığı bahar, Anadolu’da, Orta Asya’da, Kafkaslar’da ve Ortadoğu’da yaşayan Türkler tarafından yüzyıllardır Nevruz kutlamalarıyla karşılanmaktadır. TBMM Başkanı Bülent Arınç: Günümüzde toplumların kültürel değerlerine sahip çıkmalarını ve bunları sağlıklı bir biçimde gelecek kuşaklara aktarmalarını zorunlu kılmaktadır. Doğanın yeniden uyanışını müjdeleyen Nevruz’un bayram coşkusuyla kardeşçe kutlanmasını diliyorum. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan: Doğal felaketlerin, savaşların yaşandığı dünyada, kültürel bir miras olan Türk Milleti’nin yaşayan en önemli geleneklerinden Nevruz Bayramı, insanlara sevgi, hoşgörü ve dayanışmanın değerlerini hatırlatarak daha mutlu, umutlu ve barış dolu bir dünya sunuyor.
DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar: Türkiye’nin yanı sıra bölgenin ve Orta Asya’nın birçok ülkesinde kutlanan Nevruz geçmişine, tarihine, ilgili olduğu medeniyetin anlamına uygun bir şekilde kutlanmalı, kardeşliğin, sevginin ve dayanışmanın ifadesine aracılık etmelidir. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli: Binlerce yıldan beri bir bayram gibi kutlanmakta olan Nevruz, son yıllarda yozlaştırılarak, bölücü terörist şiddetin sergilendiği günler haline getirilmek istenmiştir. Ancak Türk milletinin, kültürüne olan derin tutkusu ile bu emellerin gerçekleşmesine izin vermemiştir. DSP Genel Başkanı Zeki Sezer: Yeni bir gün, yeni bir yılın başlangıcı, yeni bir kurtuluş, yeni bir uyanış, yeni bir diriliş ve yeni bir doğuş olan Nevruz, yerel kültürleri farklı olanların bile, üzerinde en yüksek düzeyde ortak payda sağladığı ve insanları birbirlerine gönül bağıyla bağladığı bir bayram oldu.
İki Yüz Seksen İkinci Bölüm: 21.03.2005 tarihli bir haberde, AK Parti Grup Başkan vekili Faruk Çelik, terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın yeniden yargılanmasının önünü açacak bir yasal değişiklik düşünülmediğini bildirdi. Gazetecilerle sohbet eden Çelik, ''Öcalan'ın yeniden yargılanması gündemde var mı?'' sorusu üzerine, böyle bir değişikliğin söz konusu olmadığını söyleyerek, "Ortada bir karar yokken bunu konuşmak doğru değil" diye konuştu. Başbakan Erdoğan'a da konuyu sorduğunu anlatan Çelik, ''Hükümetin bu konuda bir çabası, çalışması yok. Böyle bir başvuru AİHM'ye yapılmış mı, onu da bilmiyoruz'' dedi. Erdoğan'ın da konuyla ilgili olarak ''Böyle bir şey kesinlikle yok, nereden çıkarılıyor?'' dediğini aktaran Çelik, ''Başbakan'ın bilgisi dışında böyle bir şey hazırlanabilir mi?'' sorusuna ise ''hiç zannetmiyorum'' karşılığını verdi.
İki Yüz Seksen Üçüncü Bölüm: 21.03.2005 tarihli YENİÇAĞ gazetesinde çıkan “Kerkük Kürtlere Bırakıldı” başlıklı bir haberinde, IKYB lideri Celal Talabani, (IKD) lideri Mesud Barzani ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, “Geçici anayasanın 58.maddesiyle ilgili anlaşmaya vardık, bu madde yeni hükümetin kuruluşundan bir ay sonra uygulamaya konulacak. Bir rejim yıkıldı ve hükümet kurulur kurulmaz bir başkasını yeniden inşa edeceğiz” dedi. Geçiş döneminde Irak’ta yürürlükte olan geçici anayasanın 58.maddesi, Saddam Hüseyin döneminde “Kerkük’ün zorla Araplaştırılmasının etkilerinin düzeltilmesini” öngörüyor. Mümkün olduğunca geniş katılımlı bir hükümet istediklerini ifade eden Talabani, “Birlik hükümeti istiyoruz. Hükümete tüm tarafların katılmasını istiyoruz, hem Sünnilerin hem (geçici başbakan İyad) Allavi’nin listesi gibi” dedi. Barzani ise görev dağılımının henüz belirlenmediğini söyledi.
İki Yüz Seksen Dördüncü Bölüm: 22.03.2005 tarihli bir haberde, Ankara, Iraklı Sünniler’in ardından, Şiiler’le temasa geçmeye hazırlanıyor. Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi liderlerinden Ammar El Hekim, bugün Türkiye’ye gelecek. Şii lider Ammar El Hekim, yarın ve perşembe günü de Ankara’da temaslarda bulunacak. Şii liderin, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Kültür Bakanı Atilla Koç ile de görüşeceği öğrenildi. Dışişleri Bakanlığı tarafından Türkiye’ye davet edilen Ammar El Hekim ile Irak’taki son gelişmeler konusunda görüş alışverişinde bulunulacak.
İki Yüz Seksen Beşinci Bölüm: 22.03.2005 tarihli bir haberde, Irak'ta yeni hükümetin oluşturulması çabaları sürüyor. Şiiler ile Kürtlerin koalisyon için anlaşmaya yakın oldukları bildiriliyor. Şii heyette bulunan Maryan Rayes'in verdiği bilgiye göre, hükümette, Şiiler 16 veya 17, Kürtler de 7 veya 8 bakanlık alacak. Sunnilere de dört veya altı, Hıristiyan ve Türkmenlere de birer bakanlık verilebileceği belirtiliyor. Şiilerin alacağı bakanlıklar arasında içişleri ve maliye bakanlıkları bulunuyor. Ayrıca ulusal güvenlik danışmanlığı görevi de Şiilerin olacak. Kürtlerin ise dışişleri ve petrol bakanlıklarını alabilecekleri kaydediliyor.
İki Yüz Seksen Altıncı Bölüm: 22.03.2005 tarihli bir haberde, Irak Kürdistan Demokratik Partisi (IKDP) lideri Mesud Barzani, Irak'ta Arap ve Kürtlerin dışında kimsenin yönetimde söz sahibi olamayacağını savundu. Zaho'ki "Askeri Akademi" mezuniyet törenine katılan Barzani, "Irak'ta iki temel ulus vardır. Kürtler ve Araplar. Türkmenler, Asuriler, Keldaniler ve Ermeniler yönetimde söz sahibi olamaz" dedi. Barzani Irak'ta hükümetin kurulmasını engelleyen nedenlerden biri olan peşmergelerin dağıtılmasına izin vermeyeceklerini de söyleyerek, "Gerek duyulursa, Irak'ın savunmasında rol oynayabilirler" diye konuştu. Celal Talabani ise, 16 Mart'taki açıklamasında, Şii ittifakı ile Kerkük'ün statüsü konusunda da anlaştıklarını duyurmuştu. Talabani, Kürdistan Demokratik Partisi lideri Mesud Barzani ile görüşmesinin ardından, "geçici anayasanın 58’inci maddesiyle ilgili anlaşmaya vardık, bu madde yeni hükümetin kuruluşundan bir ay sonra uygulamaya konulacak'' demişti. Talabani, mümkün olduğunca geniş katılımlı bir hükümet istediklerini de belirtti. 30 ocak seçimlerini büyük ölçüde boykot eden Sünniler de bu yönde adımlar atıyor. Sünni gruplar, Bağdat'ta düzenledikleri konferansta siyasi sürece katılımı görüştü. 'Sünnileri temsil eden birleşik bir ulusal cephe oluşturulmasını benimseyen Sünniler, işgal güçlerinin de Irak'tan çekilmesini istedi.
İki Yüz Seksen Yedinci Bölüm: 22.03.2005 tarihli bir haberde, Mersin'deki Nevruz kutlamaları sırasında Türk bayrağını yakma girişiminin ardından bir açıklama yapan Genelkurmay Başkanlığı, "Hiçbir değerden nasip almamış bir grup, Türk ulusunun sembolü ve her zerresi şehit kanıyla bezenmiş şanlı Türk bayrağına saldırı densizliğinde bulunacak kadar ileri gitmiştir'' dedi. Genelkurmay açıklamasında, TSK'nın, ülkesini ve bayrağını koruma ve kollamaya, bunun için gerekirse kanının son damlasını akıtmaya hazır ve yeminli olduğu belirtilerek, ''Onun vakar ve ciddiyetini, sabrını yanlış yorumlayanlara, yanlış hesap peşinde koşanlara, TSK'nın vatan ve bayrak sevgisini denemeye kalkışanlara, tarihin sayfalarına bakmalarını öneririz'' denildi. Genelkurmay'dan yapılan yazılı açıklamada şöyle denildi: ''Türk milleti, engin tarihinde iyi ve kötü günler görmüş, sayısız zaferler yanında ihanetler de yaşamıştır. Ancak hiçbir zaman kendi vatanında, kendi sözde vatandaşları tarafından yapılan böyle bir alçaklıkla karşılaşmamıştır. Savaş meydanında vuruştuğu bir düşmanın bayrağına dahi saygı gösteren bir ulusun, kendi bayrağının, kendi topraklarında, sözde kendi vatandaşları tarafından böyle bir muameleye maruz kalması, hiçbir şekilde izah edilemez ve mazur görülemez, bu haince bir davranıştır.
Hem bir ülkenin vatandaşı olmak, havasını teneffüs etmek, suyunu içmek, karnını doyurmak, hem de o ülkenin en kutsal ortak değeri olan bayrağına el kaldırmaya yeltenmek gaflet, dalalet ve hıyanetten başka bir şekilde tarif edilemez. Dost ve düşman herkes şunu çok iyi bilmelidir ki ne bu ülkenin bölünmez bütünlüğü ne de bu birlik ve bütünlüğün sembolü olan şanlı Türk bayrağı, asla sahipsiz değildir. Başta yüce Türk milleti olmak üzere, onun bağrından çıkmış Türk Silahlı Kuvvetleri, tıpkı atalarının yaptığı gibi ülkesini ve bayrağını koruma ve kollamaya, bunun için gerekirse kanının son damlasını akıtmaya hazırdır, yeminlidir. Onun vakar ve ciddiyetini, sabrını yanlış yorumlayanlara, yanlış hesap peşinde koşanlara Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, vatan ve bayrak sevgisini denemeye kalkışanlara, tarihin sayfalarına bakmalarını öneririz.'' Denildi.
İki Yüz Seksen Sekizinci Bölüm: 22.03.2005 tarihli bir haberde, Irak'ta seçimlerin galibi Şii İttifak ile Kürt temsilciler, hükümeti kurma çalışmaları çerçevesinde bakanlıkları paylaşmaya başladı. Müzakerelere katılan Şii temsilci Meryem El Rayes, hükümette içişleri, maliye, ulusal güvenlik bakanlıklarının Şiilere, dışişleri ve petrol bakanlıklarının da Kürtlerde olacağını söyledi. El Rayes, kabinede Şiilere 16-17, Kürtlere 6-7, Sünni Araplara 4-6, Hıristiyanlara ve Türkmenlere ise birer bakanlık verileceğini kaydetti. Devlet başkanlığı görevine Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Celal Talabani'nin, başbakanlığa Şii İbrahim Caferi'nin, Meclis Başkanlığı'na da bir Sünni'nin getirilmesinin beklendiğini vurgulayan Meryem El Rayes, laik bir Şii olan Başbakan İyad Allavi'nin yeni hükümete katılmasının zayıf bir ihtimal olduğunu kaydetti. KYB'den bir yetkili ise hükümette 16 Şii, 8 Kürt, 6 Sünni Arap, 1 Hıristiyan ve 1 Türkmen bakanın yer alacağını söyledi. KYB yetkilisi, Talabani'nin devlet başkanı olacağını, yardımcılarının ise hükümette Şii Maliye Bakanı olan Adil Abdül Mehdi ile Sünni Doğal Kaynaklar ve Sanayi Bakanı Hacem El Hassani olacağını söyledi. Aynı yetkiliye göre; devlet başkanı olan Sünni Gazi El Yaver meclis başkanlığı görevini alacak, Ulusal Güvenlik Bakanlığı görevi ise Şiiler tarafından teklif edilen kişinin Amerikalılarca reddedilmesi yüzünden şu anda askıda kalacak.
İki Yüz Seksen Dokuzuncu Bölüm: 22.03.2005 tarihli bir haberde, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, ''Ülkemizin birlik ve bütünlüğünü bozmaya ve bunun simgesi olan bayrağımızı yırtmaya yönelik davranışta bulunanları ve buna azmettirenleri, en hafif sözcükle lanetliyorum. Ülke ve ulus bütünlüğü konusunda, içeride veya dışarıda, kimse yanlış hesap yapmasın'' dedi. Sabiha Gökçen'in 4. ölüm yıldönümü dolayısıyla Kartal Vakfı tarafından Büyük Tiyatro'da düzenlenen programdan ayrılırken gazetecilerin sorularını cevaplayan Cumhurbaşkanı Sezer, Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet ve ulus bütünlüğünü bozmaya evvelce olduğu gibi bugün de kimsenin gücünün yetmeyeceğini söyledi. DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar da, ''Türkiye'nin bayrağına, sadece 3-5 çapulcunun değil, dünyanın dahi saygısızlık etmesine müsaade etmeyiz'' dedi. Ağar, THY'nin tarifeli seferi ile bu akşam Ankara'dan Antalya'ya geldi. Havaalanı VİP Salonu'nda partililer tarafından karşılanan Ağar, basın mensuplarının Mersin'deki Nevruz gösterileri sırasında Türk Bayrağı'na yapılan saygısızlık hatırlatılarak yönelttikleri soruları şöyle cevaplandırdı: ''DYP, Türkiye'yi iç çatışma içerisine sokmak isteyenlere karşı vardır. Türkiye'nin bayrağına, sadece 3-5 çapulcunun değil, dünyanın dahi saygısızlık etmesine müsaade etmeyiz. Ne olduğu belli olmayan bir grubun yaptıklarına DYP asla izin vermez.'' ''Türkiye bir bütündür bütün kalacaktır'' diyen Ağar, Türkiye'yi iç savaşın eşiğine getirmek isteyenlerin heveslerinin kursaklarında kalacağını belirtti.
Havaalanı VİP Salonu dışında bekleyen kalabalık partilileri gören Ağar, parti otobüsüne çıkarak, şunları söyledi: ''Gece konuşmak yasak ama gördüm ki hepinizde büyük heyecan var. Bizler biliyoruz; Antalya'nın sesi gürdür. Antalya'da çok güzel 3 gün geçireceğiz. Türkiye'nin duymak istedikleri şeyleri Antalya'dan söyleyeceğiz. Türkiye'nin gururunu koruyamayan, herkesi bezdiren bu hükümeti anlatacağız. Biz her zaman söylüyoruz; Türkiye'nin her tarafı alev alev. Sizlere Antalya'nın Serik ilçesinden sesleneceğiz. Herkes parti bayrağını değil Türk bayrağını alarak Serik'teki mitinge gelsin.''
TBMM'DEN KINAMA TBMM Genel Kurulu’nun bugünkü birleşimini yöneten TBMM Başkanvekili Ali Dinçer, Mersin’deki Nevruz kutlamaları sırasında Türk Bayrağı’nın yakmaya çalışanları "hayasız ve densizler" olarak niteledi ve bu girişimi kınadı. Ali Dinçer, birleşimin açılışında yaptığı konuşmada, Yunan Ordusu’nun İzmir’de denize döküldüğü sırada ele geçen Yunan Bayrağı’nın Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla aşağılanmadığını anımsatırken, ad vermeden Mersin’de yaşanan bayrak yakma girişimini gündeme getirdi. Bayrağa gösterilen saygının aslında o ulusun ortak değerlerine duyulan saygıyı temsil ettiğini vurgulayan Dinçer, "Şehitler arasında bu yurttaşlarımız da var. Büyük olasılıkla Türk Bayrağı’na saldıranlar bu gerçekleri bilmiyorlar, bilselerdi bu densiz hayasız harekette bulunmazlardı. Bu konuda ulusumuzun bilinçlenmesi için çaba göstermek hepimizin görevi, başta hükümetin, Meclis’in görevi. Bir kez daha Türk Bayrağı’na yapılan saldırıyı TBMM adına, sizler adına kınıyoruz" dedi. Çanakkale Zaferi dolayısıyla şehit yakınları ve gazilerin gündeme geldiği konuşmalar yapılması üzerine Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül kürsüye geldi. Gündem dışı konuşmaya yanıt veren Gönül, "Bilhassa bayrak uğruna can verildiği dönemde, onu yakma teşebbüsünü nefretle, hiddetle, lanetle kınıyorum" dedi.
BAYKAL: ÇAPULCULAR CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ise, Türk bayrağını yırtma girişiminde bulunanları "çapulcu" olarak nitelendirdi. Baykal, bir milletin en temel kutsal kimliğine karşı sorumsuzluğun, "Canım ne önemi var" diye seyretmenin mümkün olmadığını vurguladı. Baykal, "Asıl üzüntü verici olan Türkiye’yi yönetenlerin bu manzara karşısındaki aciz suskunluğudur" dedi. Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Nevruz gösterileri sırasında Türk bayrağının yere atılması ve yakılması girişimi ile Abdullah Öcalan’ın yeniden yargılanması talepleri ve "konfederal çözüm" önerilerine sert tepki gösterdi. Baykal, "Bunlardan büyük rahatsızlık duyuyoruz. Türkiye olarak kendi demokratik sorunlarımızı çözmenin içindeyiz. Bir milletin en temel kutsal kimliğine karşı sorumsuzluğun, 'Canım ne önemi var’ diye seyretmenin mümkün olmadığını biliyoruz. Konferedal çözüm telaffuz edilmeye başlandı; dikkatle izleyeceğiz. Asıl üzüntü verici olan Türkiye’yi yönetenlerin bu manzara karşısındaki aciz suskunluğudur. Bazen suskunluk gerekir ama Türkiye’yi rencide edecek kararları dayatmaya kimsenin hakkı yok. Kimsenin de dayatmalar karşısında Türkiye’nin hakkını, hukukunu teslim etmeye hakkı yok" diye konuştu.
Bu bölümle ilgili olarak, Büyük Türk Milletinin ve de Devletinin namusu şanlı Türk Bayrağını yırtmaya, yakmaya ve parçalamaya çalışanları çocuk olduklarından ötürü mazur görmekle birlikte affetme bağlamında basına demeçler veren güya aydın olduklarını her platformda söyleyenlere bu çocukların ellerine Türk Bayrağını verip yırtın, yakın diye söyledikten sonra ortadan kaybolan şahısların kim olduklarını araştırmak gibi yükümlülük altına girmeyi neden denemiyorsunuz? Yoksa resmin arkasında resmi tutanların yazar görünüşlü gizli psikolojik ajan olan Orhan PAMUK’a, Yaşar KEMAL’e ve gazeteci sıfatına bürünen gizli yılan M.Ali BİRAND’a, İlnur ÇEVİK’e, Reha MUHTAR’a, Ali KIRCA’ya, Mehmet BARLAS’a ve Hasan CEMAL’e yıllarca yardımlarını esirgemeyen odakları görmekten mi çekiniyorsunuz beyler…
02.03.2005 tarihli haber kaynağı MHA olarak çıkan bir haberde; DEHAP İl Başkanları gerçekleştirdikleri toplantının ardından yayınladıkları sonuç bildirgesinde, Kürtlerin Irak'taki kazanımlarının Kürtlerin genel demokratik çıkarlarına ve bölge halklarının eşit ve özgür birlikteliğine hizmet ettiği sürece desteklenmesi gerektiği belirtildi. Bildirgede, Kerkük'ün bir Kürt şehri olarak görülmesi ve bölgenin istikrarsızlığının değil, demokratik birlikteliğinin kenti olarak algılanması gerektiği ifade edildi. DEHAP İl Başkanları 28 Şubat günü genel merkezlerinde gerçekleştirdikleri toplantının ardından sonuç bildirgesi yayınladı. ABD'nin Irak'a müdahalesi ikinci yılını doldurmasına rağmen henüz istikrar sağlanamadığına dikkat çekilen bildirgede, "Müdahaleden sonra en olumlu gelişme Irak'ta yapılan seçimlerdir. Irak'ın geleceğine, orada yaşayan halkların kendi özgür iradeleriyle karar vermeli, Türkiye ve Irak'a komşu diğer ülkelerin de bu karar saygı duymalıdır" denildi.
"Kuzey Irak'ta Kürtlerin kazanımları, Kürtlerin genel demokratik çıkarlarına ve bölge halklarının eşit ve özgür birlikteliğine hizmet ettiği sürece desteklenmelidir" denilen bildirgede, AK Parti'nin Kürt-Türkmen çelişkisi yaratmak istediği Kerkük'ün, bir Kürt şehri olarak görülmesi ve bölgenin istikrarsızlığının değil, demokratik birlikteliğinin kenti olarak algılanması gerektiği ifade edildi. Son dönemde Türkiye'de gündeme gelen anti-Amerikancılık tartışmalarının suni bir tartışma olduğuna dikkat çekilen bildirgede şunlara yer verildi: "Özünde Kürt karşıtlığını barındıran bu politika ABD'yi KONGRA-GEL'e yönelik askeri harekata yöneltme amaçlıdır." Bildirgede AK Parti ve CHP içinde yaşanan istifaların mevcut siyasal sistemin tıkanıklığının sonucu olduğu belirtilerek, yeni siyasi oluşum arayışlarının da, bu tıkanıklığın aşılması isteğinden kaynaklandığı kaydedildi. Türkiye'nin "savaş ve barış" ikileminin eşiğinde olduğuna dikkat çekilen sonuç bildirgesinde, hükümetin Kürt sorununun barışçıl demokratik çözümü yönündeki beklentileri karşılamak yerine, şiddet seçeneğinde ısrar ettiğine işaret edildi. Bildirgede şunlara yer verildi:
"Barış ortamının sağlanması için çeşitli çevrelerle görüşme yürüten Demokratik Çözüm ve Barış Grubu üyelerinin gözaltına alınmaları bu tutumun son örneği olmuştur. AKP Hükümetini, Kürt sorununda şiddet politikalarını terk ederek, diyalog ve demokratik çözüm yolunu açmaya çağırıyoruz." Halkın 15 Şubat protestolarında bir kez daha barışta ısrarlı olduklarını gösterdiklerine vurgu yapılan bildirgede, "Bu süreçte Sayın Öcalan'ın toplumsal barış için ne kadar önemli olduğu bir kez daha görülmüştür. Demokratik Toplum Hareketi, DEHAP'ın da desteklediği, siyasette halk iradesini egemen kılmayı amaçlayan demokratik bir projedir. Bu projenin tüm tabana yayılması ve en erken zamanda partileşmesi için gerekli desteğin sunulması benimsenmiştir" ifadesi kullanıldı.
'SEKA işçisinin yanındayız' AK Parti Hükümeti'nin ekonomi ve yolsuzlukla mücadelede çizdiği pembe tablonun gerçeği yansıtmadığına işaret edilen bildirgede, şunlar ifade edildi: "Hükümet izlediği İMF politikaları ve fabrika kapatma uygulamalarıyla emekçilere karşı yüzünü göstermiştir. SEKA ve TEKEL işçilerinin direnişini destekliyor, kendileriyle dayanışma içinde olduğumuzu belirtiyoruz. Yine EMEP genel Merkezine, demokrasi ve emek güçlerinin ortaklaşmasından rahatsız olan güçlerce gerçekleştirildiğini düşündüğümüz saldırıyı kınıyoruz." Açıklamada ayrıca solda demokratik bir oluşuma ihtiyaç olduğu belirtilerek, DEHAP’ın bu yönlü oluşumlara katkı sunmaya hazır olduğu ifade edildi. Bildirgede ayrıca DEHAP'ın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, 12 Mart Gazi Katliamı, 16 Mart Halepçe ve Öğrenci Katliamı, 21 Mart Newroz Bayramı nedeniyle ortak etkinlikler yapmayı benimsediği belirtildi.
İki Yüz Doksan Birinci Bölüm: 10.03.2005 tarihli bir haberde, Ankara'da bir araya gelen Gürcistan Dışişleri Bakanı Salome Zurabişvili ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gül görüşmesinden daha yakın işbirliği mutabakatı çıktı. Görüşmede, iki ülke arasında insan kaçakçılığına karşı protokol imzalandı. Protokol özellikle zorla çalıştırılmak üzere Gürcistan'dan Türkiye'ye kaçak insan girişini engellemeyi amaçlıyor. Türkiye, Gürcistan'ı başta Rusya ile arasındaki sınır ihtilafları olmak üzere, çeşitli konularda destekleme sözü de verdi. Kafkas bölgesinin ekonomik kalkınmasına, refahın gelişmesine de önem verdiklerini, çok sayıda ortak projelerinin olduğunu belirten Gül, Bakü-Tiflis-Erzurum Şahdeniz doğalgaz boru hattı projesinin de başarıyla bitirileceğine inandıklarını kaydetti. Gül, Türk işadamlarının Gürcistan'daki yatırımlarının giderek çoğaldığını, aynı şekilde Gürcü işadamlarının Türkiye'de yatırım yapmalarını teşvik ettiklerini, ticaret hacminin de artmakta olduğunu söyledi. Konuk Bakan Zurabişvili de Türkiye'nin sadece komşu değil, dost ve stratejik ortak olduğunu, bu üç unsurun Gürcistan'ın dış politikasında büyük önem taşıdığını belirtti. Zurabişvili, Türkiye ile Gürcistan arasındaki bir başka bağın yatırımlar olduğunu, Türkiye'nin Gürcistan-Rusya diyalogunda Tiflis yönetimine verdiği gibi siyasi desteğin de kendileri için önemli olduğunu ifade etti. Konuk bakan, Türkiye'nin, Rusya'nın Gürcistan'daki askeri üslerden geri çekilme konusunda da kendilerine destek verdiğini bildirdi.
İki Yüz Doksan İkinci Bölüm: 11.03.2005 tarihli bir haberde, ABD, Romanya ve Bulgaristan'da askeri üs açmaya hazırlanıyor. Amerika'nın Avrupa'daki kuvvetlerinin komutanı Orgeneral James Jones, ülkesinin iki eski komünist devlet Romanya ve Bulgaristan'da askeri üs açması için resmi görüşme aşamasına gelindiğini söyledi. Jones, Temsilciler Meclisi'nin komite oturumundaki konuşmasında, kurulacak üslerin kullandırılmaması ihtimalinin sorulması üzerine, böyle bir durumla karşılaşacaklarını sanmadığını, bu iki ülkenin, Amerikan kuvvetlerine ev sahipliği yapma konusunda "çok istekli" davrandığını söyledi. Romanya ve Bulgaristan, NATO'ya son üye olan eski Doğu Bloku ülkeleri arasında yer alıyor. Amerika Birleşik Devletleri, ülke dışındaki bazı kuvvetlerini ve üslerini, Soğuk Savaş sonrası koşullarına uyum sağlanması amacıyla çatışma bölgelerine daha yakın noktalara nakletmek istiyor.
İki Yüz Doksan Üçüncü Bölüm: 11.03.2005 tarihli bir haberde, Rusya'nın Gürcistan'daki tüm askeri gücünü 3-4 yıl içinde çekmeye hazır olduğu bildirildi. Rusya Savunma Bakanlığı Uluslararası Askeri İşbirliği Bölümü Başkanı Anatoliy Mazurkeviç, Rus tarafının daha önce tüm askerlerin 6-7 yıl içinde çekilebileceğini açıkladığını belirterek, 'Bu süreyi aşağı çekme konusundaki insiyatifi ilk defa açıklıyoruz. Bunu Gürcistan ile diplomatik kanallardan henüz görüşmedik' dedi. Adının açıklanmasını istemeyen Rus Savunma Bakanlığı'ndan üst düzey bir yetkili de çekilmenin süresinin Rusya ve Gürcistan arasında önümüzdeki günlerde yapılacak görüşmeler sırasında belirleneceğini söyledi.
İki Yüz Doksan Dördüncü Bölüm: 12.03.2005 tarihli YENİÇAĞ gazetesinde çıkan Hasan DEMİR’in “Yahudi Ne Derse O Oluyor” başlıklı yazısında, Afganistan ABD'nin eline geçti. Suriye Bush tarafından sıkıştırılıyor.Irak Amerika'nın işgali altında. Kafkaslarda SSCB'nin Kalaşnikofları ABD'nin turuncu kaşkol devrimleri ile silip süpürüldü. Aynı ABD Kıbrıs'ın kuzeyine de iyice yerleşiyor. Velhasıl, Immanuel Wallstein'in "Komünizmin çöküşü Amerikan hegemonyasının sonudur" öngörüsünün gerçekleşmesine hayli zaman var gibi.Tablo, aşağıdaki gibidir. Avrupa, Rusya ve Asya'nın tamamı ile dünyanın güney yarımküresinin İsrail dışındaki bütünü, Amerika'nın bu yayılmacılığından rahatsız, mutsuz ve işte onun için yerkürenin her noktasında ABD''ye karşı milletlerin, toplumların ve halkların bir isyanı, bir öfkesi, bir kîni bileğ taşındaki bir bıçak gibi sürekli keskinleşip durmakta. Bu bıçak bir gün kemiğe dayanacak ve işte o gün Wallestein'in, "Komünizmin çöküşü Amerikan hegemonyasının sonudur" tahmini bir realite haline gelecektir. Dünyayı "ABD ve dostları" ile onlardan rahatsız olan "diğerleri" olarak renklendirdiğimizde karşımıza sonsuz bir ABD nefreti ile, bu nefreti körükleyen üç küçük nokta, üç ayrı renk çıkacaktır: -ABD. -İsrail. - Ve Irak'ın kuzeyindeki Kürt bölgesi. Yani, dünya bir yana, bu üç küçük, bu üç çatışmacı, bu üç acımasız nokta çıkacaktır karşımıza.
İşte bütün dünya bugün bu "Troykanın" sebep olduğu sorunların, müsebbibi bulundukları acıların sancısını çekmektedir. Bu üçlü bugün petrol istemektedir. Nükleer silah yalnız bizde olsun diyen de bunlardır. Bugün itibariyle bu üçlünün birbirleri için katlanmayacakları fedakârlık, yapamayacakları çılgınlık yoktur. Meselâ Irak'ın kuzeyindeki Kürtler Amerika için yıllardır himaye gördükleri Türkiye''ye kafa tutmuş, askerinin başın çuval geçirilmesini temin etmiş, Kerkük'te, Musul'da Telafer'de Türkmen ileri gelenlerini öldürmüş, ayrıca yine ABD için kendi soydaşları olan Sünni''si Şii'siyle Irak Araplarına namlu çevirmiş, tetik çekmişlerdir.
Ve Irak'ın kuzeyindeki Kürtler için de ABD Türkiye'nin canına okumuş, Irak halkını Ebu Garip hapishanelerinde işkenceden geçirmiş, Necef'te, Telafer'de katliamlar yapmıştır. Yine Irak'ın kuzeyindeki Kürtler ve ABD, İsrail'i askerleri, silahları, ajanları, bankaları ile Irak'a çekmiştir. İsrail, Irak'ta ABD ve Kürtlerin, Kürtler Irak'ta ABD ve İsrail'in, ABD Irak'ta İsrail ve Kürtlerin çıkarları için vardır. Bu üçlü bölge ve dünyaya karşı bugün "baş"+"gövde"+"kuyruk" diyebileceğimiz bir birliktelik oluşturarak bütünleşmiş, tekleşmiştir. Peki, bu "baş" artı "gövde" artı "kuyruk" olarak dünya karşısında "tek vücut" olmuş yaratığın başı kim, gövdesi kim, kuyruğu kimdir. Şüphesiz ki, kuyruk Irak'ın kuzeyindeki oluşumdur. Asıl bilinmesi gereken baş kısmın ABD'nin mi yoksa İsrail'in mi olduğudur.
Bu sorunun cevabını isterseniz biz değil, bir Amerikalı versin. 2004'ün Kasım'ında yapılan Başkanlık seçimleri öncesi, Washington Ortadoğu Enstitüsü Araştırmacısı Paul Scham "Kerry mi kazanır yoksa Bush''mu" sorusuna özetle şu cevabı vermişti: "- Hangisi kazanırsa kazansın fark etmez. Yahudiler ne derse o olur? Paul Secham, bir hukukçudur. Üstelik Yahudi'dir! Demek ki, bugün bütün dünyaya karşı etle tırnak gibi kaynaşmış, tek vücut haline gelmiş Amerika-İsrail-Kürt ittifakının başı dışarıdan görüldüğü gibi ABD değil, İsrail'dir. O devasa savaş gücü ve ekonomisi ile bu vücudun ABD ancak gövdesidir ve İsrail yani Yahudi ne emrederse onun yaptığı da odur. O zaman ABD'nin yayılmacı gücü karşısında burnundan soluyan Avrupa, Rusya, Çin, daha doğrusu Irak'ın kuzeyindeki Kürtler ve İsrail dahil dünyanın neredeyse tamamı aslında İsrail''in gadrine gazabına uğramaktadır ve aslında dünyanın her noktasında yeniden nükseden Yahudi aleyhtarlığı işte bu sebebe dayanmaktadır. Ve Yahudi ustalığını burada da göstermektedir. Ne yapmaktadır? Sebep olduğu acıların faturasını kendine hizmet eden "gövdeye" yani, ABD'ye teksife çalışmakta ve bunda başarılı da olmaktadır. Dünyadaki Amerikan aleyhtarlığı işte bu yüzdendir. İsrail yani Yahudi için dünyanın canını yakan ABD elbette bu aleyhtarlığı hak etmektedir ama Yahudi bu oyunda kendini gizlemeyi daha ne kadar başarabilecektir? Göreceğiz… |