Derin Noktalar
İki Yüz Yirmi İkinci Bölüm: 01.03.2005 tarihli SABAH gazetesinde çıkan “GÖNÜL: İncirlikten Irak’a Nakil Yok” başlıklı bir haberde, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, ''İncirlik'in, ABD uçaklarınca Irak'a askeri malzeme veya personel nakli amacı ile kullanılmadığını" açıkladı. Gönül ayrıca, Genelkurmay Başkanlığı'nın, ABD'nin Irak harekatı devam ettiği süreçte bu konuyla ilgili herhangi bir anlaşma yapmadığını söyledi. 'ABD, Irak'ta yürüttüğü harekat sürecinde Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile ABD yönetimi arasında Genelkurmay Başkanlığı ilgi ve sorumluluk alanı itibarı ile İncirlik veya diğer tesis ve üslerin kullanımına ilişkin herhangi bir anlaşma imzalanmamıştır. Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, İncirlik Üssü'nün ABD uçaklarınca Irak'a askeri malzeme veya personel nakli amacı ile kullanılmadığını bildirdi. Gönül, CHP Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın, Milli Savunma Bakanlığı'nın 2004 bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonu'nda görüşülürken yönelttiği soruları yazılı olarak yanıtladı. Gönül, Türkiye'ye müzakere tarihinin kararlaştırıldığı AB Zirvesi sırasında Genelkurmay'dan kimi yetkililerin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı arayarak ''arkanızdayız'' dediği, Genelkurmay'dan bir yetkilinin bunu yalanladığına ilişkin haberlerin doğruluk derecesini soran GAZALCI'ya, ''Bahse konu görüşmenin yapıldığına dair elde mevcut herhangi bir bilgi bulunmamaktadır'' cevabını verdi.
Milli Savunma Bakanı Gönül, ''ABD ile Hükümet arasında Irak'a yönelik harekatta İncirlik ve başka alanların kullanılmasına yönelik bir anlaşma yapılıp yapılmadığı, anlaşma gereği bu alanların ABD uçakları tarafından kullanılıp kullanılmadığına” ilişkin soruya da şu karşılığı verdi: ''ABD, Irak'ta yürüttüğü harekat sürecinde Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile ABD yönetimi arasında Genelkurmay Başkanlığı ilgi ve sorumluluk alanı itibarı ile İncirlik veya diğer tesis ve üslerin kullanımına ilişkin herhangi bir anlaşma imzalanmamıştır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin, (BMGK) Irak'ın bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü teyit eden, istikrar ve güvenliğinin sağlanması, yeniden yapılandırılması ve bu ülkeye insani ve diğer yardımların ulaştırabilmesine ilişkin 22 Mayıs 2003 tarihli ve 1483 sayılı kararının uygulanmasına ilişkin faaliyetler kapsamında, Genelkurmay Başkanlığınca belirlenecek ilkeler ve usuller ile tespit edilecek liman, havaalanı, tesis ve üslerin söz konusu kararda öngörülen amaçlar doğrultusunda, dost ve müttefik ülkelerce askeri malzeme, teçhizat ve personel nakli de dahil lojistik destek maksadıyla bir yıl süre ile kullanılmasına izin verilmesi, Bakanlar Kurulu'nca 23 Haziran 2003 tarihinde kararlaştırılmış ve bu tarihten sonra alınan benzer BMGK kararı da dikkate alınarak 22 Haziran 2004 tarihinde bir yıl süre ile tekrar uzatılmıştır. 10'uncu Tanker Üs Komutanlığı/İncirlik, anılan Bakanlar Kurulu kararı ile kullanılmasına izin verilen Türk Silahlı Kuvvetleri üslerinden bir tanesidir. Ancak İncirlik ABD uçaklarınca Irak'a askeri malzeme veya personel nakli amacı ile kullanılmamaktadır.''
İki Yüz Yirmi Üçüncü Bölüm: 01.03.2005 tarihli SABAH gazetesinde çıkan “ABD: İnsan Hakları İhlalleri Sürüyor” başlıklı bir haberde, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın 2004 yılı insan hakları ülke raporunda Avrupa Birliği'nin Kopenhag kriterlerini karşılama arzusuyla Türkiye'nin önemli reform paketleri geçirmesine karşılık uygulamanın zayıf kaldığı ve insan hakları ihlallerinin devam ettiği ileri sürüldü. Raporda, hükümetin genel olarak vatandaşların insan haklarına saygı gösterdiği ve birçok alanda önemli gelişmeler sağlanmasına rağmen, ciddi problemlerin devam ettiği savunuldu. ABD'nin global ilişkilerden sorumlu müsteşarı Paula Dobriansky, yıllık raporun yayınlanması nedeniyle düzenlediği basın toplantısında "Eğer özgürlük ve demokrasi, Endonezya, Türkiye, Afganistan ve Irak gibi Müslüman ülkelerde işliyorsa neden İran, Libya, Suriye ve Suudi Arabistan'da öyle olmasın?'' diye sordu.
İki Yüz Yirmi Dördüncü Bölüm: 01.03.2005 tarihli bir haberde, Kongra-Gel Başkan Yardımcısı Remzi Kartal, Türkiye'nin iade talebine rağmen Alman makamlarınca serbest bırakıldı. Bir etkinliğe katılmak için Almanya'nın Nürnberg kentine giden Remzi Kartal, Türkiye'nin iade talebi üzerine 22 Ocak'ta gözaltına alınmıştı. Daha sonra hakkında tutuklama kararı verilen Kartal, Würzburg cezaevine konulmuştu. Bamberg Eyalet Yüksek Mahkemesi bugün Kartal'ın serbest bırakılmasına karar verdi. 1991 yılında DEP milletvekili olarak TBMM'ye giren Kartal, 1994 yılında yurt dışına çıktı. 1999 yılında KNK'nın kuruluş çalışmalarında yer alan Kartal, daha sonra Kongra-Gel Başkan Yardımcısı oldu.
İki Yüz Yirmi Beşinci Bölüm: 01.03.2005 tarihli YENİÇAĞ gazetesinde çıkan “Kürtler Kontrol Ettikleri Bölgeyi Yüzde 20 Genişletti” başlıklı bir haberde, Haftalık Amerikan dergisi Time, Iraklı Kürtlerin, Saddam Hüseyin rejiminin yıkıldığı 2003 yılından bu yana, kontrol ettikleri bölgeyi yüzde 20 oranında genişlettiğini yazdı. "Kürtlerin intikamı'' başlığıyla bir haber yayınlayan Time dergisi, 30 Ocak''ta elde ettikleri seçim başarısından sonra Iraklı Kürtlerin ülke yönetimindeki etkilerini artırmayı hedeflediklerini kaydetti.Bir zamanlar Saddam Hüseyin tarafından öldürülmek istenen Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği (IKYB) lideri Celal Talabani''nin bugün Saddam'ın yerini alacak en güçlü aday haline geldiğini yazan dergi, Talabani'nin, Iraklı Kürtlerin bağımsızlıklarını ilan edeceklerine dair artan endişeleri gidermeye çalıştığını ifade etti. Dergide yer alan yazıda, Talabani'nin, kendisiyle yapılan söyleşide, ''Eğer Kürtlere (Bağımsızlık istiyor musunuz?) diye sorarsanız şüphesiz herkes (Evet) diyecektir. Ama eğer soruyu (Bağımsızlığı şimdi mi istiyorsunuz?) şeklinde yöneltirseniz, cevap (Hayır) olacaktır'' dediğini kaydetti.Ülke nüfusunun yüzde 17'sini oluşturan Kürtlerin Irak'ın yeni parlamentosunda 275 sandalyeden 75'ini aldığını belirten dergi, Kürtlerin Irak hükümetindeki en önemli konumları da ele geçirmeye çalıştıklarını yazdı.
Ülkenin en etkin konumu olan başbakanlığın Şiilere gideceğini belirten dergi, devlet başkanlığını almayı planlayan Talabani'nin ise bu konumunu Kürtlerin çıkarlarını korumak üzere kullanacağını ifade etti.Kürtlerin bazı arzularının Irak sınırlarını aşacak etnik çatışmalara yol açabileceğini yazan dergi, seçim başarılarının bazı Kürt gruplarını ''Kürdistan'ın güney sınırlarını genişleterek Türkmen, Arap ve Kürtler'in yaşadığı Kerkük'ü de topraklarına katmaya cesaretlendirdiğini kaydetti. ABD'nin en büyük korkusunun Kürtlerin Irak'tan ayrılması ve Suriye, İran ve en önemlisi Türkiye'deki Kürt nüfusu kışkırtmaları olduğunu ifade eden dergi, bu yüzden Türkiye'nin bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasını engellemek için bölgeye müdahale edeceği tehdidinde bulunduğunu yazdı. 80 bin kişilik Peşmerge milislerini ellerinde tutarak kendi belirledikleri sınırları korumaya çalışan Kürtlerin, ''Kürdistan'ın Kudüsü'' olarak iddia ettikleri Kerkük''ün kontrolünü ele geçirmeye uğraştıklarını yazan dergi, Kürtlerin bu amaçla seçimler öncesi bu şehre 100 bin civarında Kürt mülteciyi yerleştirdiğini kaydetti.
İki Yüz Yirmi Altıncı Bölüm: 01.03.2005 tarihli bir haberde, Irak'ın Hille kentinde dün 125 kişinin ölümüne neden olan intihar saldırısını, El Kaide'nin Irak kanadı olarak bilinen "El Kaide Irak Cihad Örgütü" üstlendi. Açıklama, Ebu Musab Zerkavi'nin lideri olduğu örgüt adına, Iraklı direnişçilerin kullandığı bir internet sitesinde yayımlandı. Bağdat'ın 100 kilometre güneyindeki Şii kenti Hille'de, asker ve polis olabilmek için rapor almak üzere bir sağlık merkezinde bekleyenlerin yakınında bomba yüklü araç infilak etmişti. 125 kişi hayatını kaybederken, 130 kişi yaralanmıştı.
İki Yüz Yirmi Yedinci Bölüm: 02.03.2005 tarihli SABAH gazetesinde çıkan “Kürtlerden Kaygı Duymayın” başlıklı bir haberde, ABD'nin Merkez Kuvvetleri'nin komutanı Orgeneral John Abizaid, ''Türkiye'nin kuzey Irak'ta Kürt bağımsızlığına ilişkin kaygı duymasına gerek olmadığını, çünkü Kürtler dahil bütün Iraklıların, ülkeyi bir arada tutmak istediğini'' söyledi. Irak'ın da dahil olduğu Yakın Doğu bölgesinden sorumlu olan Merkez Kuvvetler komutanı Abizaid, Senato'nun Silahlı Hizmetler Komitesi'nin oturumundaki konuşmasında Irak'ın komşularına değindi. Amerika'nın Sesi radyosunun haberine göre, Orgeneral Abizaid, ''Türkiye'nin Kürt bağımsızlığına ilişkin endişe duymasına gerek olmadığını'' ifade ederek, ''Kürtler dahil bütün Iraklılar, ülkeyi bir arada tutmak istiyor'' dedi. Abizaid, Irak'ın komşularından bu ülkenin istikrarına katkıda bulunmalarını isterken, İran ve Suriye'yi eleştirdi. İran'ın, Irak'ta siyasi nüfuz oluşturmaya çalıştığını ifade eden Abizaid, buna karşılık Irak seçimlerinden birinci çıkan Şiilerin, ülkede İran tipi bir rejim kurmaya çalışacağını sanmadığını belirtti ve ''Zaten Iraklıların çoğunluğu bunu istemiyor'' diye konuştu. Abizaid, Irak'ın, İran'ın nüfuzu altına gireceğini sanmadığını da söyledi. Orgeneral Abizaid, Suriye'nin son zamanlarda Irak sınırının kontrolü yönündeki adımlarına karşın bunun yeterli olmadığını ve Suriye'den Irak'taki direnişe destek geldiğini belirtti.
İki Yüz Yirmi Sekizinci Bölüm: 02.03.2005 tarihli bir haberde, Musul'da bir Türk kamyonu, içinde şoför bulunmadığı sırada yol kenarında yakıldı. Türk kamyonunun kimler tarafından yakıldığı henüz bilinmiyor. Görgü tanıklarının aktardığına göre, konteyner taşıyan kamyon, Musul'un Arabi Mahallesi'nde, ABD askerlerini taşıyan bir araç konvoyu ile karşılaştı. Kamyon ABD konvoyundaki görevliler tarafından durduruldu ve aracın şoförü ABD karargahına götürüldü. Silahlı bazı kişiler, yol kenarındaki kamyonu ateşe verdi.
İki Yüz Yirmi Dokuzuncu Bölüm: 02.03.2005 tarihli bir haberde, Bağdat'taki Yarmuk Hastanesi'nin doktorları, ordu mensuplarının davranışlarını protesto etmek amacıyla önceki günkü intihar saldırısında yaralananları tedavi etmiyor. Doktor Emir Fadıl, yaralıların hastaneye getirilişinde askerlerin doktorları dövmesi üzerine, bu tür davranış bozukluklarını protesto etmek için çalışmayı bıraktıklarını söyledi. Doktor Fadıl, 6 cesedin yanı sıra hastaneye 19'u asker 30 yaralı getirildiğini belirterek, ''Her şey, bir subayın doktor Nevzad Fuad'a cep telefonuyla konuşmayı kesmesini söylemesiyle başladı. Doktor askere cep telefonu kullanmaya hakkı olduğunu söyledi, araya girmeye çalıştım bir asker bana vurdu'' dedi. Bir başka doktorun da aynı muameleyle karşılaştığını belirten Fadıl, askerlerin doktor arkadaşlarından birine hakaret ettiğini kaydederek, çalışmayı bıraktıklarını ve toplantıdan sonra bu davranışlar hakkında soruşturma isteyeceklerini bildirdi.
İki Yüz Otuzuncu Bölüm: 02.03.2005 tarihli MİLLİYET gazetesinde çıkan Yasemin ÇONGAR’ın “Türkiye’ye “Laiklik” Eleştirisi” başlıklı yazısında, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yıllık insan hakları raporunda, Türkiye'de "laiklik" adına din özgürlüğünün kısıtlandığı iddia edildi. Raporda, Anayasa'nın din özgürlüğünü güvenceye aldığı ve devletin genel olarak bu hakkın uygulanmasına saygı gösterdiği ifade edildi. Raporda, "Ancak devlet, Müslümanlara ve diğer din gruplarına, ayrıca Müslümanlığın devlet dairelerindeki ve üniversiteler dahil kamusal kurumlarındaki dinsel dışavurumuna, genellikle 'laik devletin' korunması gerekçesini öne sürerek bazı kısıtlamalar getirmektedir" denildi. Türkiye'deki gayrimüslim azınlıkların ve Alevilerin şikayetlerini de kapsamına alan raporda, "laiklik" adına yapılan uygulamalar konusunda ABD yönetiminin son birkaç yıldır ortaya koyduğu "eleştirel" tutum sürdürüldü.
"Bürokratik baskı" Türkiye'de cumhuriyet tarihi boyunca, "devlet bürokrasisinin" laikliği koruma görevini üstlendiği belirtilen raporda "Bazı durumlarda, bürokrasinin unsurları, seçimle işbaşına gelmiş hükümetlerin politikalarına da, laik devleti tehdit ettikleri gerekçesiyle karşı çıkmıştır" sözleri yer aldı. Rapor şu ifadelerle sürdü: "Ordu, yargı ve bürokrasinin diğer kollarındaki laikçiler İslam kökten dinciliğinin yanlısı olarak etiketlediklerine karşı kampanyalarını sürdürdü. Bu gruplar - açıkça tanımlamadıkları ancak şeriat hükümlerini tüm medeni ve cezai alanlarda uygulama çabasında olduğunu iddia ettikleri - dinsel köktenciliği, laik devlete karşı tehdit olarak algılamaktadır. MGK, dinsel köktenciliği, kamu güvenliğine yönelik bir tehdit saymaktadır" diye yazdı.
Cemaat ve tarikatlar Türkiye'de yasaların tarikat ve cemaatleri yasakladığı da vurgulanan raporda, "Ordu, tarikatları, laikliğe karşı en zararlı tehditler arasında saymaktadır, ancak tarikatlar etkinliklerini ve yaygınlıklarını korumaktadırlar ve bazı siyasi ve toplumsal liderler, tarikatlarla, cemaatlerle ve diğer İslami topluluklarla ilişkilidir" ifadesine yer verildi.
İki Yüz Otuz Birinci Bölüm: 03.03.2005 tarihli bir haberde, Kurulduğundan bu yana bölücü çıkışlarıyla dikkat çeken DEHAP, "Kerkük, bir Kürt şehri olarak görülmelidir" açıklamasıyla bölgedeki Türkmenleri yok saydı. Azınlık haklarını savunduğunu iddia eden DEHAP'ın Genel Merkezi'nde 28 Şubat'ta gerçekleştirilen il başkanları toplantısının sonuç bildirgesinde, "Kuzey Irak'ta Kürtlerin kazanımları desteklenmelidir. AKP'nin, Kürt-Türkmen çelişkisi yaratmak istediği Kerkük bir Kürt şehri olarak görülmeli, bölgenin istikrarsızlığının değil, demokratik birlikteliğinin şehri olarak algılanmalıdır" denildi. ABD'nin Irak'ta henüz istikrarı sağlayamadığına da yer verilen bildirgede şunlar kaydedildi: "Türkiye'de gündeme gelen anti Amerikancılık suni bir tartışmadır. Özünde Kürt karşıtlığını barındıran bu politika, ABD'yi KONGRA-GEL'e yönelik askeri harekâta yöneltme amaçlıdır. AKP hükümetini, Kürt sorununda şiddet politikalarını terk ederek, diyalog ve demokratik çözüm yolunu açmaya çağırıyoruz. Bu süreçte Sayın Öcalan'ın toplumsal barış için ne kadar önemli olduğu bir kez daha görülmüştür."
Solda güçlü bir demokratik seçeneğin yaratılmasına ihtiyaç olduğunun da belirtildiği bildirgede, "DEHAP gereken katkıyı yapacaktır. Türkiye Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklı bir savaş ve barış ikileminin eşiğindedir. Hükümet, Kürt sorununun barışçıl demokratik çözümü yönündeki beklentileri karşılamak yerine bölgede yaşanan yargısız infazlarda da görüldüğü gibi şiddet seçeneğinde ısrar etmektedir" denildi. Bildirgede, hükümetin ekonomi ve yolsuzlukla mücadele politikaları da eleştirilirken, Nevruz'a kitlesel katılım çağrısı da yapıldı. DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, bildirgenin, 30 Ocak'taki seçim sonucunu değerlendirmeye yönelik olduğunu söyledi. Açıklamanın yapıldığı saatlerde Avrupada olduğunu belirten Bakırhan, şöyle konuştu: "Bildirgeden haberim yok. 'Kerkük, Kerküklülerindir' demek gerekir. Açıklama, Kürtlerin almış oldukları sonuca dayanarak söylenmiştir. Kerkük'ün geleceği ile ilgili Kerkük halkı karar vermeli."
İki Yüz Otuz İkinci Bölüm: 03.03.2005 tarihli bir haberde, Irak Kürdistan Demokratik Partisi (IKDP) yetkilisi Neçirvan Barzani, Kerkük'ün Kürdistan kimliğini taşıyan bir Irak şehri olduğunu öne sürdü. Terör örgütü PKK-KONGRA/GEL'in, Kuzey Irak'ı, Türkiye'yi tehdit için kullanmasına izin verilmeyeceğini söyleyen Barzani, Kerkük'ü yeraltı kaynaklarıyla gündeme getirmenin yanlış olduğunu kaydetti. Kerkük'te Kürt, Arap, Türkmen ve Asurilerin birlikte yaşadığını belirten Barzani, PKK-KONGRA/GEL ile ilgili bir soru üzerine de, sorunun temelinde siyasi meseleler bulunduğunu ve Kürtlerin yaşadığı ülkelerin bir araya gelip çözüm aramaları gerektiğini savundu.
İki Yüz Otuz Üçüncü Bölüm: 03.03.2005 tarihli YENİÇAĞ gazetesinde çıkan “ABIZAID: Türkiye Kürt Bağımsızlığından Kaygı Duymasın” başlıklı bir haberde, ABD'nin Merkez Kuvvetleri'nin komutanı Orgeneral John Abizaid, ''Türkiye'nin kuzey Irak'ta Kürt bağımsızlığına ilişkin kaygı duymasına gerek olmadığını, çünkü Kürtler dahil bütün Iraklıların, ülkeyi bir arada tutmak istediğini'' söyledi. Irak'ın da dahil olduğu Yakın Doğu bölgesinden sorumlu olan Merkez Kuvvetler komutanı Abizaid, Senato'nun Silahlı Hizmetler Komitesi'nin oturumundaki konuşmasında Irak'ın komşularına değindi. Amerika'nın Sesi radyosunun haberine göre, Abizaid, Irak'ın komşularından bu ülkenin istikrarına katkıda bulunmalarını isterken, İran ve Suriye'yi eleştirdi. İran'ın, Irak'ta siyasi nüfuz oluşturmaya çalıştığını ifade eden Abizaid, buna karşılık Irak seçimlerinden birinci çıkan Şiilerin, ülkede İran tipi bir rejim kurmaya çalışacağını sanmadığını belirtti ve ''Zaten Iraklıların çoğunluğu bunu istemiyor'' diye konuştu. Abizaid, Irak'ın, İran'ın nüfuzu altına gireceğini sanmadığını da söyledi. Orgeneral Abizaid, Suriye'nin son zamanlarda Irak sınırının kontrolü yönündeki adımlarına karşın bunun yeterli olmadığını ve Suriye'den Irak'taki direnişe destek geldiğini belirtti.
İki Yüz Otuz Dördüncü Bölüm: 04.03.2005 tarihli bir haberde, Iraklı Şii lider Abdülaziz El Hekim, yeni Irak yönetimini belirlemek üzere yapılan pazarlıkların sürdüğünü açıkladı. Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi lideri El Hekim, AFP'ye yaptığı açıklamada, ''Şii İttifak Kürt tarafıyla temaslarda bulunması için bir komisyon kurdu. Ayrıntılar üzerinde görüşmeler devam ediyor'' dedi. Başbakan adayı İbrahim Caferi'nin Kürt liderlerle bu hafta yaptığı görüşmelerin gündeminin genel konular olduğunu belirten El Hekim, ''Kendisi Irak'ın kuzeyine ayrıntıları görüşmek için gitmedi. Kürtler bize taleplerini iletti, biz de bu talepleri inceleyeceğiz'' diye konuştu. Iraklı Kürt liderler, ittifaktan önce başta federal sistem ve Kerkük taleplerinin kabul edilmesini istiyor. Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği (IKYB) lideri Celal Talabani, fikir ve talepleriyle aynı doğrultuda programı olan, federal ve parlamenter sisteme sahip birleşik bir Irak'ta bu talepleri karşılamaya hazır tarafla ittifak yapacaklarını söyledi.
Kuzeydeki Selahaddin'de Irak Kürdistan Demokratik Partisi (IKDP) lideri Mesud Barzani ile basın toplantısı düzenleyen Talabani, ''yazılı olarak taleplerimizi karşılamayı kabul eden partiyle ittifak yapacağız. Kürtler kesin engel teşkil eden taleplerde bulunmadı, talepleri geçmişte Saddam Hüseyin tarafından kabul edilmişti'' dedi. Barzani de, Kerkük konusuna geçici anayasanın 58'inci maddesi temelinde çözüm bulunmasını, peşmergelerin varlığının devam etmesini, petrol zenginliklerinin eşit bir biçimde dağıtılmasını ve federalizm ilkesinin kabul edilmesini istedi. Şiilerin ittifak listesinin başbakan adayı İbrahim Caferi, hükümet oluşturma çabaları kapsamında salı günü Barzani, çarşamba günü de Talabani ile görüşmüştü. Irak'ta 30 ocakta yapılan seçimlerin ardından hükümet kurma çalışmaları sürerken, seçimlerin galibi Şii İttifak'ın içişleri bakanlığını istediği bildirildi. Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi (IİDYK) üst düzey yetkilisi Hamid El Bayati, ''oyların çoğunu alan ittifak, içişleri bakanlığını almak istiyor, çünkü Irak'ta başlıca kaygı güvenlik" dedi. İttifak'ın İçişleri Bakanlığı'nı alması halinde, bu ülkedeki güvenlik durumunu iyileştirebileceğini düşündüklerini söyleyen Bayati, "bu konuda da diğer bakanlıklar gibi hala görüşmeler sürüyor" diye konuştu.
Bayati, başbakan adayları İbrahim Caferi'nin salı ve çarşamba günleri IKYB ve IKDP liderleri Celal Talabani ve Mesud Barzani ile yaptığı görüşmelerde devlet başkanlığı ve başkan yardımcılığı görevlerinin dağılımı konusunu da ele aldığını kaydetti. Caferi'nin Iraklı Kürt liderlere devlet başkanı, yardımcıları ve başbakan konusunda kendi görüşlerini aktardığını belirten Bayati, bu konudaki pazarlıkların Kürtler ile görüşmelerin ilk aşamasını oluşturduğunu ifade etti. Bundan sonraki aşamanın bakanlıklar olacağını belirten Bayati, pazarlıkların ne zaman sona ereceği konusunda bir tarih veremeyeceğini söyledi ve ''kısa sürede bitmesini istiyoruz, ancak önceden bir tarih vermek zor. Bununla birlikte tam bir anlaşma için iki haftalık dönemden söz etmek gerçekçi olacaktır'' dedi.
İki Yüz Otuz Beşinci Bölüm: 04.03.2005 tarihli bir haberde, Amerikan Başkanı George Bush, El Kaide terör örgütü lideri Usame bin Ladin'in ABD topraklarında yeni bir saldırı ihtimalinin durdurulmasının bugünün ''en büyük meydan okuması'' olduğunu söyledi. Yeni İç Güvenlik Bakanı Michael Chertoff'un yemin töreninde söz alan Bush, bin Ladin'in Irak'taki müttefiki Ebu Musab Zerkavi'den ABD'de saldırı düzenlemesini istediği haberlerini doğruladı. Bush, ''Yakın dönemde, Usame bin Ladin'in terörist Zerkavi'den ABD'de, burada da olmak üzere Irak dışında saldırılar düzenlemesi için bir grup oluşturmasını istediğini öğrendik. Zerkavi'yi adalet karşısına çıkarıp örgütünü çökertmek için gece-gündüz çalışıyoruz'' şeklinde konuştu.
İki Yüz Otuz Altıncı Bölüm: 04.03.2005 tarihli bir haberde, DEHAP Batman İl Başkanı Mehdi Öztüzün ve yönetim kurulu üyeleri, genel merkez tarafından görevden alındı. Öztüzün'ün yerine M. Ali Şimşek getirildi. Görevden alınan Öztüzün, 8 Şubat 2005 tarihinde yaptığı açıklamada, ''Yabancı heyetler bizden farklı istemlerde bulunuyor. Türkiye ikinci Yugoslavya olabilir. İlimize gelen yabancı heyetler 'Etnik kimliklerinizi ön plana çıkartın, farklılıklarınızı tartışın' diyerek farklı yönlerimizi ön plana çıkarmamızı istiyor'' ifadesiyle gündeme gelmişti.
İki Yüz Otuz Yedinci Bölüm: 04.03.2005 tarihli bir haberde, Irak'ta Ulusal Koalisyon ile Hizbullah adlı iki küçük partinin, genel seçimlerden birinci olarak çıkan Irak Ulusal İttifakı adlı Şii koalisyondan çekileceği açıklandı. Ulusal Koalisyon'un Genel Sekreteri Ali Haşim Yuşa, bazı görüşlerin halka dayatılmasına karşı çıktıklarını, yine de tüm ulusal güçlere açık olduklarını söyledi. Şii ittifaktan çekilme konusundaki Hizbullah açıklamasını da Abdülkerim El Mehamadavi yaptı. Irak'ta yeni başbakanın seçilmesi tartışmalarında, bu iki küçük partinin Şii ittifaktan ayrılmasının önemli bir etki yaratması beklenmiyor.
İki Yüz Otuz Sekizinci Bölüm: 02.03.2005 tarihli YENİÇAĞ gazetesinde Ferruh SEZGİN’in “Kürt Birliklerinin Başında Bir “İsrailli Albay” başlıklı yazısında; Biliyorsunuz, Wall Street Journal''ın (WSJ) yazarlarından Robert L. Pollock Türkiye''yi "Avrupa'nın hasta adamı" olarak gösteren yazısından sonra yaptığı açıklamada, yazısının yol açacağı olumsuz tepkileri baştan tahmin ettiğini, yazısını kaleme almadaki asıl amacının da "Türkiye ile ABD arasında iyi ilişkiler olmasına taraftar insanların harekete geçmesini sağlamak" olduğunu söyledi.
Bu, Türkiye'deki "Amerikan-İsrail muhiplerini, anti-Amerikan ve anti-Siyonist çevreler karşısında yetersiz kaldıkları için biraz "silkelemek" anlamı taşıyor. Asıl silkeleyen de, WSJ Cumhuriyetçiler'in yayın organı bilindiğine göre, büyük ihtimalle Beyaz Saray'da oturan kişi, yani Başkan Bush. Ama, Neo-con'lar da olayın dışında kalmadılar. ABD'nin Yahudi asıllı Savunma Bakan Yardımcısı Douglas Feith, "İki ülke yönetimi arasında iyi ilişkiler kurulmuş dahi olsa, bu kamuoyu tarafından da takdir görmüyorsa, devam ettirilemez" yolunda verdiği beyanatla, meydanın asıl efendisinin kendileri olduğunu hem bize hem de hadlerini aşmaya kalkışan WASP'lere (White Anglo-Salkon Protestan) işaret etti.
Aslında, ABD'nin yönetiminin Neo-con'ların ya da WASP'lerin elinde olması bizler için fark etmiyor, Biz Türkler, bugünkü Neo-con iktidarından önceki yıllarda, ABD Yönetimi'nin "Johnson mektubu", Kıbrıs nedeniyle koymuş olduğu "ambargo", Küba krizi sırasında "pazarlık masasına konmamız" gibisinden "densizliklerini de ne unuttuk ne de unutmaya niyetliyiz. Ancak, bugün muhatabımız olan ABD Yönetimi Neo-con'ların kontrolü altında bulunuyor ve Feith'in sözünü ettiği "İki ülke arasındaki iyi ilişkilerin Türk kamuoyu tarafından da takdir edilmesi" hususu masaya yatırılacak olursa, Türkler'in kararını birinci öncelikle şu faktör etkileyecektir: Neo-con'ların ve onların soyunun kurmuş olduğu devlet olan İsrail'in "Türkiye sicili". İlişkiler, bu sicil "temiz" ise iyi, "kirli" ise kötü olur. Acaba hangisi?.
"Bir İsrailli Albay'ın bizzat komuta ettiği Kürt birlikleri, 1966'da, bir Irak tugayını imha etmişti" dense ne olur? Sıradan bir kişi tarafından denmişse "hezeyan" diye geçiştirilebilir, ama bir Yahudi'nin ağzından ve kaleminden çıkmışsa bu düpedüz bir "itiraf"tır ve İsrail-Kürt ilişkilerinden rahatsızlık duyan taraf olan Türkiye bunu hemen sicile işler ve ilişkilerinde dikkate alır. İşte, "Sirkatin söyler Kıptî, şecaat arz ederken" kabilinden sayılacak bu itirafın sahibi, Daniel Bart. İsminden tahmin edileceği gibi, Yahudi asıllı. Daniel Bart, "Israel Kurdistan network te yardımcı koordinatörlük, "Campus taks force network te koordinatörlük, "predemocracy lobbying.org da da başkanlık yapıyor. Aynı zamanda, Stokholm Yahudi Derneği üyesi, Kürt din tarihi konusunda sürekli seminerler veriyor, ayrıca çeşitli yayın organlarında makaleleri çıkıyor.
Daniel Bart'ın bir makalesi de, İstanbul'da çıkan ve Kürtçülüğün sıkı yayın organlarından olan "Serbestî" dergisinin Kasım-Aralık 2004 sayısında, "Yahudi-Kürt İlişkilerinin Durumu" başlığıyla yayımlandı. İsrail'in, Kuzey Irak'ta başlayan Kürt hareketine hâmilik diplomasi terminolojisinde buna "protector" deniyor- yaptığı ve onları hiçbir zaman yüzüstü bırakmadığı açık açık yazılı olan makalenin içinde iki de spot var ki, özellikle ikincisi "Kuzey Irak sonrası" için İsrail'in ne planları bulunduğunu ele veriyor: " "Kürtler''in çoğu, Kürtler ile Yahudilerin binlerce yıldır dost oldukları olgusunun farkındadır.
Ama Yahudilerin çoğu bunun farkında değildir. Arapların çoğu da İsrail ile Kürdistan Bölgesel Hükümeti (KBH) arasında işbirliği olduğunu bilmektedir. Resmî olarak, bütün bunlar bir sırdır ve akla yatkın bir şekilde reddedilmektedir." "KBH, İsrail ile mükemmel ilişkiler içinde olmakla beraber, Yahudi halkı ile olan ilişkilerini kötü yönetmektedir. Kürtlerin çoğu, Yahudi-Kürt ilişkisinin içerdiği potansiyelin farkında değildir. Irak sınırları dışındaki Kürdistan bölgelerinde bulunan Kürtlerin haklarını bile temsil etmekten aciz olan iki kişi bu ilişkiyi kendi tekeline aldığı için, söz konusu potansiyel bugüne kadar fark edilmemiştir." "Şu Kuzey Irak işi" halledildikten (!) sonra Barzani ile Talabani'ye "yol göründüğü" başka nasıl yazılır ki?
Demek İsrail, "Kürt platformu" üzerinde daha büyük hedeflere yelken açabilirse Barzani ve Talabani ortalıkta -belki bu dünyada bile- olmayacaklar. Bart, geçmiş yıllardaki Kürt hareketlerine askeri yönden emir ve komuta ettiklerini de açıklıyor: " "1965-1967''de İsrail ile KDP arasında çok yakın bir işbirliği vardı. Bu dönemin önemli bir kısmı boyunca genellikle 20 askeri uzman Güney Kürdistan'da gizli bir yerde konumlanmıştı. Rehavam Zeevi ve Moşe Dayan da Kürdistan'da görev yapan İsrail generalleri arasındaydı. İsrailliler Barzani'nin ordusunu eğitmişler ve hatta savaşta bu orduya komuta etmişlerdi. 1966'da, İsrail askeri istihbaratından Albay Curi Saguy komutasındaki Kürt askerleri, yaklaşık 5.000 Iraklı askerden oluşan bir Irak tugayını tümüyle ortadan kaldırmıştı." . Derler ya, "Dün, bugünün ölçüsüdür" diye. Demek ki, bugün Kuzey Irak'ta bulunan İsrail askeri varlığı bu işe dünden antremanlı. Böylesine bir malzeme ele geçmişken, Bart'ın makalesinin incelenmesi tabii ki burada bitmez.
İki Yüz Otuz Dokuzuncu Bölüm: 02.03.2005 tarihli İNTERNET HABER adlı internet sitesinde çıkan “Ankara’da PKK Toplantısı” başlıklı bir haberde, Yasadışı PKK/Kongra-Gel terör örgütünün Hollanda'daki faaliyetlerini tespit etmek amacıyla Ankara'da önemli bir toplantı yapıldı. Toplantıda neler konuşuldu? Emniyet Genel Müdürlüğü'nün organize ettiği toplantıya, Emniyet ve Jandarma İstihbarat birimleri ile Diyarbakır'da görev yapan bazı savcıların katıldığı öğrenildi. Milliyet'in aldığı bilgiye göre, Emniyet Genel Müdürlüğü, son dönemde Avrupa'daki siyasi faaliyetlerine ağırlık veren yasadışı PKK/Kongra-Gel terör örgütü ile ilgili değerlendirme toplantısı düzenledi. Emniyet istihbaratının organize ettiği toplantıya, Emniyet Genel Müdürü Gökhan Aydıner başkanlık etti. Aydıner'in yanı sıra, Emniyet istihbaratı, Jandarma Genel Komutanlığı'na bağlı istihbarat birimleri ile kapatılan Diyarbakır DGM'de görev yapıp, bölge illerinden sorumlu olan bazı savcıların da toplantıya katıldığı öğrenildi. Toplantıda özellikle PKK'nın Hollanda merkezli faaliyetlerinin mercek altına alındığı belirtilirken, yasadışı örgütün Kuzey Irak'taki son durumunun da gözden geçirildiği kaydedildi..
İki Yüz Kırkıncı Bölüm: 05.03.2005 tarihli bir haberde, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yıllık uyuşturucu ve kara para aklama raporunda Türkiye, Güneybatı Asya'dan batı Avrupa'ya giden yolda ana geçiş yolu olarak tanımlanırken, uyuşturucu kaçakçılığıyla yakından bağlantılı kara para aklama suçuna karşı daha etkili mücadele edilmesi gerektiği savunuldu. Raporda Türkiye'nin, büyük uyuşturucu kaçakçıları ve tacirleri için bir merkez olduğu, Türk güvenlik güçlerinin, uyuşturucuyla mücadelede etkili çalıştığı, Avrupa ve Amerikalı meslektaşlarıyla işbirliği yaptığı belirtildi. Batı Avrupa'da pazarlanan eroinin çoğunun Türkiye üzerinden geçtiği, buradan ABD'ye kaçırılan eroin ve afyonun miktarının da arttığı kaydedilen raporda, Türkiye üzerinden geçen uyuşturucunun büyük kısmının Afganistan kaynaklı olduğu ve dağıtımının Batı Avrupa'ya yapıldığı yer aldı. Türk polisinin, çok gelişmiş bir uyuşturucuyla mücadele kabiliyeti bulunduğu, jandarma ve gümrük yetkililerinin de etkinliklerini artırdığı belirtilen raporda, uyuşturucuyla bölgesel mücadele faaliyetlerinde Türkiye'nin kilit oyuncu olduğu ifade edildi. Uyuşturucuyla mücadele kapsamında veliler, öğretmenler ve öğrenciler için Türkiye'de etkili eğitim programlarının uygulandığı kaydedildi.
Raporun yolsuzluk kısmında ise TBMM yolsuzlukla mücadele komisyonunun bu soruna çözüm yönünde 2003 yılında kapsamlı bir rapor yayınladığı, kamu yönetiminde şeffaflığın artırılması, denetimin güçlendirilmesi, daha kaliteli personel alımı, uluslararası yargı standartlarına uyulması, kamu ve iş alanında eğitimin artırılması önerilerini getirdiği hatırlatıldı. Raporda, komisyonun, eski başbakan ve bakanlar hakkında detaylı soruşturma yürütmesine de yer verildi. Uyuşturucu kullanımının Türkiye'de, başka ülkelere oranla daha düşük olduğu, ancak uyuşturucu müptelalarının sayısının arttığı belirtildi.
İki Yüz Kırk Birinci Bölüm: 07.03.2005 tarihli bir haberde, Irak Kürdistan Yurtsever Birliği (IKYB) lideri Celal Talabani, Türkiye'nin Irak politikasının değiştiğini, Ankara'nın artık Irak'ta federal bir yapıyı desteklediğini söyledi. Talabani, Türkiye'nin Irak Özel Koordinatörü Büyükelçi Osman Korutürk'le görüşmesine değindi ve "Türk kardeşlerimiz, federalizmi desteklediklerini açıkça söyledi. Ankara, Kerkük’ten göç edenlerin dönüşlerini öngören Irak geçici anayasasındaki 58’inci maddenin uygulanmasını da kabul ediyor.
Bu da, Türk kardeşlerimiz açısından yeni bir şey" diye konuştu. ABD Merkez Kuvvetleri'nin Komutanı John Abizaid de 2 Mart'ta yaptığı açıklamada Türkiye'nin Kuzey Irak'ta Kürt bağımsızlığına ilişkin kaygı duymasına gerek olmadığını söylemişti. Time dergisi ise, ‘Kürtlerin intikamı’ başlığıyla verdiği haberde, 30 ocakta elde ettikleri seçim başarısından sonra Iraklı Kürtlerin ülke yönetimindeki etkilerini artırmayı hedeflediklerini yazdı. Dergi, seçim başarılarının, Kürt grupların Türkmen ve Arapların da yaşadığı Kerkük'ü topraklarına katmaya cesaretlendirdiğini de belirtti. ABD Senatosu'nun Silahlı Hizmetler Komitesi'nin oturumunda konuşan Orgeneral Abizaid, Türkiye'nin Kürt bağımsızlığına ilişkin endişe duymasına gerek olmadığını ifade ederek, ''Kürtler dahil bütün Iraklılar, ülkeyi bir arada tutmak istiyor'' demişti.
Iraklı Kürtlerin, Saddam Hüseyin rejiminin yıkıldığı 2003 yılından bu yana, kontrol ettikleri bölgeyi yüzde 20 oranında genişlettiği iddia edildi. ABD'de yayımlanan Time dergisi, ‘Kürtlerin intikamı’ başlığıyla verdiği haberde, 30 ocakta elde ettikleri seçim başarısından sonra Iraklı Kürtlerin ülke yönetimindeki etkilerini artırmayı hedeflediklerini de yazdı. Kürtlerin bağımsızlık yönündeki arzularının Irak sınırlarını aşacak etnik çatışmalara yol açabileceğini yazan dergi, seçim başarılarının bazı Kürt gruplarını Kürdistan’ın güney sınırlarını genişleterek Türkmen, Arap ve Kürtlerin yaşadığı Kerkük'ü de topraklarına katmaya cesaretlendirdiğini belirtti. ABD'nin en büyük korkusunun Kürtlerin Irak'tan ayrılması ve Suriye, İran ve en önemlisi Türkiye'deki Kürt nüfusu kışkırtmaları olduğunu ifade eden dergi, bu yüzden Türkiye'nin bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasını engellemek için bölgeye müdahale edeceği tehdidinde bulunduğunu da yazdı. Seçim sonuçlarının Kürt milliyetçiliğine yeni bir ivme kazandırdığını belirten Time dergisi, seçim günü Kuzey Irak'ta gayri resmi bir referandum düzenleyen Kürdistan Referandum Hareketi'nin, kurdukları sandıklarda oy kullanan 2 milyon Kürt seçmenin yüzde 99'unun bağımsızlıktan yana oy kullandığını iddia ettiğini belirtti. 80 bin kişilik Peşmerge milislerini ellerinde tutarak kendi belirledikleri sınırları korumaya çalışan Kürtlerin, Kürdistan'ın Kudüs’ü olarak iddia ettikleri Kerkük'ün kontrolünü ele geçirmeye uğraştıklarını yazan Time dergisi, Kürtlerin bu amaçla seçimler öncesi bu şehre 100 bin civarında Kürt mülteciyi yerleştirdiğini de belirtti.
|