Derin Noktalar
Yirmi Birinci Bölüm : 10.09.2004 tarihli haberde, Irak Türkmen Cephesi (ITC), Türkmen şehri Tel Afer’e sızan silahlı güçlerle ABD güçleri arasında meydana gelen silahlı çatışmaların kontrolden çıktığını ve Türkmenlerin imha noktasına geldiğini duyurdu. Musul yakınlarında ki Tel Afer’i hedef alan ABD bombardımanında ölen 45 kişiden 26’sının Türkmen olduğu açıklandı. ITC’nin Türkiye Temsilcisi Ahmet Muratlı, ABD operasyonlarının tüm Tel Afer halkına yöneldiği ve ateş altında kalan Türkmenlerin göçe başladığı belirtildi. Muratlı, çatışmalarda 70 Türkmen’inde yaralandığını söyledi. Türkmen temsilci, 50 bin Türkmen’in yerinden olduğunu bildirdi. 18 yaşın üzerindeki Türkmenlerin şehirden ayrılmasına izin verilmediğini kaydetti. Bunun da bir soykırım uygulanacağı izlenimi yarattığını vurguladı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan da yaptığı açıklamada, Türkmenler ile ABD güçlerinin çatışmasının söz konusu olmadığını belirtti.
Bu bölümle ilgili olarak, ABD Kürtlerin önünü açıp Musul ve Kerkük’ü Kürtlerin tam olarak ele geçirebilmeleri için ve 2005 Ocak ayında yapılacak seçimlerde Kürtleri güçlü kılabilmek için Tel Afer’e bombalar yağdırmıştır. Irak’tan alınan özel bilgilere göre Tel Afer’e sızan silahlı direnişçilerin söylendiği gibi sayıca fazla olmadıkları, aksine çok küçük bir grup oldukları belirtildi. Ayrıca yine aynı bilgilere göre ABD, Tel Afer’e sızan direnişçilere karşı İsrail’in özel askeri (komando) eğitimi verdiği Kürt timlerini kullanmıştır. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül Tel Afer’e Kızılay yoluyla yardım konvoyu gönderdi. Fakat, bakanın bu hareketi gerçekleri gizlemek ve yükselen sesleri bir nebzede olsa kısabilmek için böyle bir harekette bulunmuştur. Bu hareket hem Türk Milletini hem de Irak’taki Türkmen kardeşlerimizi kandırmaktan öte bir hal değildir.
Yirmi İkinci Bölüm : 23.09.2004 tarihli haberde, Lübnan’da ki Suriye askeri birlikleri uluslar arası baskıların yoğunlaşmasının ardından dün başlattıkları sınırlı çekilme harekatını sürdürüyor. Birlikler doğudaki Bekaa Vadisi’ne kaydırılıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üç hafta önce Suriye’yi Lübnan’dan çekilmeye çağıran bir karar aldı ve Genel Sekreter Kofi Annan’ı , bu konudaki gelişmeleri izleyip, Ekim ayı başlarında konseye bilgi vermekle görevlendirildi. Suriye ordusunun Lübnan’da toplam 17 bin askeri var, ancak geri çekilmede üç bin askerin yeri değişiyor. Bu bölümle ilgili olarak, Suriye İsrail’in baskılarıyla ABD tarafından ambargoya tabi tutulmaktadır ve şimdi de Birleşmiş Milletler tarafından baskıya maruz bırakılmaktadır. Birleşmiş Milletlerin Suriye üzerine baskı kurmasının ardında da yine İsrail bulunmaktadır. Birleşmiş Milletlerin görevlendirdiği kişi Genel Sekreter Kofi Annan’dır. Kofi Anan sizlerinde malumunuz İsrail’e çalışan bir kişidir. Bu bilgilere istinaden destek mahiyetinde bir başka haberi de sizlere verelim.
27.09.2004 tarihli haberde, İsrail güvenlik birimlerinden bir kaynak, Suriye’de Hamas liderine yönelik suikastı İsrail’in düzenlediğini belirtti. Şam’ın merkezinde bir araca konan bombanın patlamasıyla gerçekleştirilen eylem, İslamcı militanlara ve Suriye’ye bir uyarı olarak yorumladı. İsrail, Suriye’yi Filistinli militanlara destek vermekle suçluyor. İsrail, Hamas lideri İzzettin Halil’in, Gazze şeridindeki eylemleri yönlendiren örgütün Suriye’deki kilit adamı olduğunu iddia etti. Bir askeri uzmana göre, saldırının asıl amacı Hamas’a darbe vurmak değil Suriye’ye mesaj vermekti dedi. İsrail, İran ve Lübnan’daki Hizbullah hareketini olduğu gibi Suriye’de işgal altındaki topraklardaki Filistinli militanlara destek vermekle suçluyor.
Yirmi Üçüncü Bölüm : 28.09.2004 tarihli haberde, Kuzey Irak’taki Kürt yönetimi nüfus sayımı öncesinde Kürtlerin geri dönmesini teşvik için bedava arsa, bin dolar para ve 10 ton çimento veriyor. Irak’ta Ocak 2005’te yapılması planlanan seçimler öncesinde Kürtler, nüfus dengesini değiştirmeye çalışan bölgesel Kürt yönetiminin teşvikiyle Kerkük ve çevresine yerleşiyor. Yapılacak olan nüfus sayımı öncesinde Kerkük’te olabildiğince çok insanın bulunması için göç hızlanırken, bir yandan da köyler yeniden inşa ediliyor. 72 bin Kürt’ün geri döndüğü ve binlercesinin kamplarda dönüşü beklediği belirtilirken, bahardan buyana 100’den fazla Kürt köyünün yeniden inşa edildiği, 50 bin Arap’ın bölgeyi terk ettiği açıklandı. Göçmen akışıyla, Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği ve Irak Kürdistan Demokrat Partisi’nin kontrolündeki bölge genişliyor ve bütün bunlar Kerkük’ü çeviren Irak’ın etnik yapısında büyük demografik değişimlere yol açtığı belirtildi. 58 yaşındaki Ahmed Jerges Musa adlı Kürt, bunun hayatımdaki en mutlu an olduğunu belirterek, “Beni yöneten Kürt bir hükümetim var, evimin üzerinde Kürt bayrağı dalgalanıyor, İngiliz ve Amerikan hükümetlerinin desteğine sahibim” diyor. Bölgenin alt yapısını kuran Amerikalılar, Kuzey Irak’ta hoş karşılanıyor.
Yirmi Dördüncü Bölüm : 09.10.2004 tarihli haberde, Pakistan’ın önde gelen Sünni din adamlarından müftü Cemil ve Nazır Ahmed Taunsvi, Karaçi’de düzenlenen silahlı saldırıda öldü. Her iki din adamının da Mayıs 2004’te öldürülen Müftü Nizameddin Şamzai’nin yakın arkadaşları olduğuna dikkat çekildi. Şamzai’nin öldürülmesi üzerine Karaçi’de ayaklanmalar meydana gelmişti. 11.10.2004 tarihli haberde, Pakistan’ın doğusunda bulunan Lahor şehrindeki bir Şii camiine bombalı saldırı düzenlendi. Hüseyniye Camii’ndeki patlama sonucu 7 kişi hayatını kaybetti. Yaklaşık 10 gün önce de, Sialkot’ta bulunan bir Şii camiine intihar saldırısı düzenlenmiş, saldırı sonucu 31 kişi ölmüştü. Bu bölümle ilgili olarak, Pakistan’da gizli ellerin (MOSSAD) Sünnileri ve Şiileri birbirine düşürmeye çalıştığı görülmektedir. Pakistan’daki bu olaylar devam ettiği vakit Pakistan kaynayan bir kazana dönüşecektir.
Yirmi Beşinci Bölüm : 08.10.2004 tarihli haberde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, seçim otobüsünde Kürtçe şarkı çalındığı için beş ay hapis cezasına çarptırılan HADEP Genel Başkanı Murat Bozlak’ın mahkumiyetinin bozulmasını istedi. Başsavcılık, İnsan Hakları Sözleşmesinin 10’uncu ve 11’inci maddelerine atıfta bulunarak, Türkçe dışında bir dille de siyasi propaganda yapılabileceğini belirtti. Başsavcılık, hazırladığı tebliğnamede, eğer seçmen Türkçe dışında bir dilden anlıyorsa siyasi partiler onlara bu dilde seslenebilir. Başsavcılık, “Kürtçe propaganda, eğer hitap edilen topluluk Türkçe bilmiyorsa, suç olamaz” dedi.
Yirmi Altıncı Bölüm : 20.10.2004 tarihli haberde, Amerikan şirketi Toreador, Kasım ayının ilk iki haftasında, Adıyaman yakınlarındaki Çalgan bölgesinde, 5 ila 10 milyon varil petrol üretme potansiyeli olduğunu belirten bir petrol arama çalışmasına başlayacağını duyurdu. Dallas merkezli petrol ve gaz şirketi Toreador, Çalgın-1 adını verdiği petrol kuyusunda delme ve test işlemlerini bir ay içinde bitirmeyi hesaplıyor. İlk kuyunun başarısına göre ikinci kuyuda açılacak. Projeye ilk etapta 900 bin dolar harcanması bekleniyor. Daha önce Eylül ayında Toreador şirketinin Akçakoca’nın güneyinde Ayazlı-1 adı verilen başka bir kuyu açarak doğalgaz keşfettiği belirtildi. Şirket, 2006 yılında bu bölgeden doğalgaz üretimine geçmeyi planlıyor. Bu çerçevede şirket, Batı Karadeniz’in sığ sularında sismik bir araştırmada gerçekleştiriyor.Sismik araştırmanın sonuçlarına bağlı olarak Toreador’un başka kuyularda açabileceği kaydedildi. Bu bölümle ilgili olarak, bu şirkete dikkat edilmeli ve çalışmaları izlenmelidir. Ayrıca bu şirkete izin veren yetkililerin ne karşılığı bu şirketi seçtikleri de incelenmelidir.
Yirmi Yedinci Bölüm : 11.10.2004 tarihli haberde, Kuzey Irak’ta ki çeşitli yerleşim merkezlerinden Kerkük’e gelen on binlerce Kürt, şehrin boş buldukları her yerine yerleşiyor. Kerkük Stadı’nı da mahalleye çeviren 5 bin Kürt tribünlerin altlarına gelişi güzel barınma yerleri yaptı. Nüfusu 1 milyonu aşan Kerkük’te 1957 yılından beri 12 Ekim’de yapılması planlanan nüfus sayımının yaşanan gerginlik üzerine ertelenmesi bekleniyor. Kürtler bulundukları yerleri Kürdistan bayrakları ve Saddam Hüseyin dönemindeki çatışmalarda ölen peşmerge fotoğraflarıyla süslüyorlar. Saddam Hüseyin döneminde uygulanan Araplaştırma politikası nedeniyle Kerkük’e getirilen, ancak son aylardaki gerginlik nedeniyle şehri terk eden Arapların ev ve işyerlerini de Kürtler alıyor. Irak Türkmen Cephesi, Kerkük’ün komşu ülkelerden gelen Kürtlerle dolduğunu açıkladı.
Yirmi Sekizinci Bölüm : 21.10.2004 tarihli haberde, The Guardian gazetesi, İngiliz pasaportunda doğum yeri “Kürdistan” yazılı Iraklı bir karı-kocanın İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan geri gönderildiğini yazdı. Gazete, doğum yerleri olan Irak’ın kuzeyindeki Süleymaniye kentine gitmek üzere İstanbul’a 28 Ağustos’ta giden çiftin, Atatürk Havalimanı’ndan Londra’ya geri gönderildiğini öne sürdü. İstanbul Vali Yardımcısı ve Atatürk Havalimanı Mülki İdare Amiri Vedat Müftüoğlu ise “29.08.2004 tarihinde Londra-İstanbul-Diyarbakır gelişi olan Suzan İbrahim ve Honar İbrahim adlı kişilerin pasaportlarındaki doğum yeri bölümünde Kürdistan yazdığı gerekçesiyle Türkiye’ye alınmayarak geri gönderildiklerini “ doğruladı. Vedat Müftüoğlu, “Londra’ya geri gönderilen kişilerin ısrarla bu pasaportla İstanbul’a giriş yapmak istediklerini” kaydetti. İngiliz The Guardian gazetesinde Owen Bowcott imzasıyla yer alan habere göre, İngiltere Dışişleri Bakanlığı, sahip oldukları İngiliz pasaportlarında tutarsızlık olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan ve sınır dışı edilen İngiliz vatandaşları için Türkiye’yi protesto etmeye hazırlandığı bildirildi. Bu bölümle ilgili olarak, her şey tüm çıplaklığıyla apaçık ortadadır. İngiltere’nin gerçek yüzünü bir kez daha görme fırsatını yakalamış olduk.
Yirmi Dokuzuncu Bölüm : 25.05.2004 tarihli haberde, Akşam gazetesi yazarlarından Güler Kömürcü’nün “Türkiye korumasında Kürt devleti” başlıklı yazısında; “Sınırımızda bir Kürt devletinin ilanı hazırlığı son safhada. Amerika ve İsrail’in desteğiyle K.Irak’ta ki Kürtlere deniz ulaşımı sağlayacak, Dicle-Fırat’a büyük etkinlik getirecek, Türkiye’deki ayrılıkçıları körükleyecek bağımsız Kürt Devleti projesinin son şekli veriliyor. Irak’ta acı soluyan Türkmen kardeşlerimizin oluşturduğu cephenin Washington temsilcisi Orhan Katana “ ABD’nin karar vericileri Türkiye’nin korumasında K.Irak’ta bir Kürt devleti kurdurmaya çalışıyorlar. Türkler, Kürtlere ağabeylik rolü ve ekonomik işbirliği vaatleriyle ikna edilecekler. Kürtler güya hazırladıkları kalkınma projelerini-ihaleleri Türk firmalara vermek istiyorlarmış. Bu planda önlerindeki tek engelin Türkmenler olduğuna kamuoyunu inandırmaya çalışıyorlar. Peki şimdi soralım, son zamanlarda Türk Hükümeti neden Türkmenlere soğuk bakıyor, acaba Kürt devletine alışma politikaları başka nasıl hazırlıkları içeriyor?
Wall Street Journal’ın Türkiye Muhabiri Hugh Pope’de; “ABD Irak’ta istikrarı sağlamakla zorlanıyor. Irak’ta bir şeriat devleti kurulması olasılığı var. Irak’ta İslam cumhuriyetini istemeyen Ankara, K.Irak’ta tampon bir özerk Kürt devletine sıcak bakıyor” dedi. Bu bölümle ilgili yorum yapmaya gerek olmadığı düşüncesiyle gerçekleri perdenin arkasından değil, perdeyi kaldırıp gerçeklerle öyle yüzleşmeliyiz. Bu gerçeğin yüzüne çarpılacak olan bir Türk tokatı bu milletin hem Peygamber Ocağından, hem de Türk Milletinin kendisinden gerekli şiddetiyle gelecektir.
Otuzuncu Bölüm : 21.07.2004 tarihli haberde, Musul’da Türkmen Cephesi bürosuna düzenlenen silahlı saldırıda 1 Türkmen şehit edildi, 2 Türkmen de yaralandı. Bu saldırıyı kimlerin gerçekleştirdiğini söylemeye gerek yok. İsrail’in özel olarak eğittiği Kürt timlerinin gerçekleştirdiği su götürmez bir gerçektir.
Otuz Birinci Bölüm : 04.01.2004 tarihli haberde, Hak ve Özgürlükler Partisi (Hak-Par) Genel Başkanı Abdulmelik Fırat (Şeyh Sait’in torunu) Hak-Par kongresine gönderdiği mesajda “T.C. vatandaşı olan biz Kürtler seksen senedir ülkemizde en tabii insan haklarından mahrum bırakılmış, zulüm altında yaşamış ve hala yaşamaktayız. Bir halkın kimliği, dili ve kültürü yok farz edilip inkar edilirse, o topluluğu insan makulesinden çıkarmak demektir. Dünyada hiçbir topluluk bu kadar zalim, hoyrat ve barbarca bir uygulamayla karşılaşmamıştır” demiştir. Bu bölümle ilgili olarak, Abdulmelik Fırat dedesinin düşüncelerine sahip olduğu için söylemlerine şaşırmamalıyız.
Otuz İkinci Bölüm : 22.01.2004 tarihli haberde, Kürt partilerin ortak komitesi İngiltere Parlamentosu’nda görkemli bir resepsiyon düzenledi. Bu komite 2003 yılının Ocak ayında, Kürt partilerin temsilcileri tarafından kurulmuştu. Bu komitede KDP, PSK, KDPİ, YEKİTİ, Suriye KOMELA gibi partiler yer almaktadır. Oturuma eski bakan ve Kürt dostu milletvekili Tom Clarke başkanlık yaptı. Resepsiyona, ABD, Rusya ve Fransa büyük elçiliklerinden temsilcilerde katılanlar arasındaydı. ABD elçiliğinde birinci sekreter Ethan Goldrick, Rusya büyük elçiliğinden Konsiler Aleksandr Lukansnik, İngiltere savunma bakanı Goffary Hoon’un özel danışmanlarından iki görevli, dışişleri bakanlığından Irak bölümünden iki temsilci katıldı. Oturum başkanlığını yapan Tom Clarke, konuşmasına “Kürdistan’ın federal oluşumunu desteklemek için burada olduklarını, Kürt sorununa ortak bir çözüm bulunulmasının acil olduğunu ve bu sorunun parlamentoda arkadaşlarıyla birlikte ayrı bir oturum düzenleyerek gündeme getireceklerini, ayrıca komitenin hazırlayıp kendilerine sunduğu “Kürdistan let be” raporu, büyük bir beğeni ile okuduğunu raporun içeriğine tamamen katıldığını ve bu resepsiyona da büyük bir değer biçtiğini” belirtti.
Irak Kürdistanı bölge hükümetinin, insani yardım ve dayanışma bakan yardımcısı Hoşyar Abdurrahman Kürdistan hükümetini temsilen katıldı. Abdurrahman Irak Kürdistan’ında elde edilen kazanımların savunulması ve korunmasının bütün Kürtlerin görevi olduğunu ve Irak için federalizmin en iyi çözüm yolu olduğunu belirtti. Kerkük dahil Irak’ta ki bütün Kürt nüfusu içine alan ulusal, coğrafi, siyasal bir federal Kürdistan istediklerini belirtti. Daha sonra konuşma yapan İngiltere Muhafazakar Partisi’nden parlamento üyesi olan Dr. Bob Spink, “Şubat 2003 tarihinde Irak Kürdistan’ına bir gezi yaptığını anlatarak, İngiltere’nin Kürt halkına karşı tarihi bir borcu olduğunun bilincinde olduğunu, geçmişte yapılan hataların tekrarlanmaması için çalışacaklarını belirtti. Irak Kürdistan’ın da ekonomik, sosyal kalkınmanın ve demokratik ilerlemenin İngiltere hükümetince desteklendiğini, Irak Kürdistan’ın da en iyi çözümün bütün Kürdistan topraklarını kapsayan ve Kerkük gibi şehirleri de içine alan siyasi ve coğrafi sınırları olan federal bir devlet olduğunu belirtti.
Otuz Üçüncü Bölüm : 26.01.2004 tarihli haberde, Kürdistan Yurtsever Birliği (KYB) lideri Celal Talabani, karargahının bulunduğu Süleymaniye kenti yakınlarında ki Kalaçuala kasabasın da Irak Türkmen Partisi dışındaki kendisine yakın 5 Türkmen partisinin liderlerini kabul etti. Talabani, federal sistemde Türkmenlerin can ve mal güvenliklerinin, kültürlerinin teminat altına alınacağını kaydederken, “Peşmergelerimiz dağlarda sizin güvenliğinizi sağlamak için aralıksız görev yapıyor. Yeni Irak’ta tüm halkların hakları sonuna kadar korunacak. Federasyon sistemi bütün halkların yararınadır” dedi.
Otuz Dördüncü Bölüm : 17.03.2004 tarihli haberde, Brüksel’de, AB kurumlarının bulunduğu Schuman Meydanında toplanan yaklaşık 500 Kürt, Suriye’de ki olayları protesto amacıyla gösterilerde bulundu. Suriye ve Irak bayraklarının yakıldığı gösteri sırasında ABD bayrağı ile sözde Kürdistan bayrağı birlikte taşındı. Avrupa Parlamentosu Yeşiller grubu üyesi Belçikalı parlamenter Nelly Maes, göstericilere yönelik bir konuşma yaparak, “Kürt meselesinin Avrupa Parlamentosu gündeminde olduğunu, Türkiye, Irak ve Suriye’de ki Kürtlerin özgürlüğü için kolları sıvadıklarını” söyledi.
Otuz Beşinci Bölüm : 17.03.2004 tarihli haberde, Val d’Oise milletvekili ve Gonesse Belediye Başkanı Jean Pierre Blazy, Fransa Dışişleri Bakanlığına bebek katili Abdullah Öcalan’ın ağır tutukluluk ve sağlık koşulları ile ilgili bir soru önergesi verdi. Muhalefette ki Sosyalist Parti milletvekili Blazy, Dışişleri Bakanı Dominique de Villepen’e ilettiği soru önergesinde Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit uygulaması ve ağır sağlık koşulları konusundaki endişelerini dile getirdi. Fransız milletvekili soru önergesinde şu ifadeleri kullandı:
“Şubat 1999’da tutuklanan PKK/Kongra-Gel başkanı Abdullah Öcalan o günden beri Türkiye’de ki İmralı adasında tek başına tutuklu olarak bulunuyor. Ölüm cezasına çarptırılan sayın Öcalan, özellikle çok ağırlaştırılmış koşullarda cezalandırılmaktadır. Sayın Öcalan’ın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanmadığını belirten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 12 Mart 2003 tarihli kararının da altını çizdi. Bu bölümle ilgili olarak, eğer dikkat ederseniz Kürtlere destek veren kişiler genellikle Sosyalist, Komünist partilere mensup milletvekilleridir. Kanı bozuk, otuz bin masum insanın ve bebek katili neye benzediği belli olmayan mahlukat Abdullah Öcalan’a bile “Sayın” diye hitap eden ve barış ödülleri veren kişileri ve ülkeleri iyi tahlil edin.
Otuz Altıncı Bölüm : 07.04.2004 tarihli haberde, Türkiye, Uluslar arası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin idam cezasının kaldırılmasına ilişkin ikinci ihtiyari protokolü imzaladı. Protokolü Türkiye adına BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ümit Pamir imzaladı. Türkiye, “İkiz sözleşmeler” olarak bilinen “Medeni ve Siyasi Haklara ilişkin Uluslar arası Sözleşme” ile “Ekonomik, sosyal ve kültürel haklara ilişkin uluslar arası sözleşmeyi” 23 Eylül 2003 tarihi itibariyle onaylayarak, 6 temel BM İnsan Haklara İlişkin Uluslar arası Sözleşme” ye ek birinci protokol de 3 Şubat 2004 tarihinde Türkiye tarafından imzalanmıştı. Bu bölümle ilgili olarak uzun sözcükler kullanmaya gerek yok. Bu bariz olarak bebek katili Abdullah Öcalan’ın idam kararını ortadan kaldırmaktır. Çanak yalayıcı AKP hükümeti ve Başbakan Recep Tayip Erdoğan da görevlerini yerine getirmenin haklı gururunu yaşasınlar.
Otuz Yedinci Bölüm : 14.04.2004 tarihli haberde, Kongra-Gel’in Avrupa Birliği (AB) tarafından terörist örgütler listesine alınması Belçikalı politikacılar tarafından kınandı. Avrupa Parlamentosu Belçikalı milletvekili Nelly Maes, Brüksel Parlamentosu Başkan Yardımcısı Jan Beghin ile Sosyolog Hugo von Rompaey AB kararını skandal olarak değerlendirerek, Avrupa’yı ikiyüzlülükle suçladılar. AB Belçikalı milletvekili Maes, AB’nin bir yandan Leyla Zana’ya Sakarov ödülü verirken diğer yandan Kongra-Gel’i listeye almasının büyük bir çelişki olduğunu söyledi. Maes, “Kongra-Gel’in terörist örgütler listesine alınması AB’nin ikiyüzlülüğüdür. Çünkü Leyla Zana’yı bir dost olarak değerlendiriyoruz. Sakarov ödülünü verdik” diyerek tepki gösterdi.
Brüksel Parlamentosu başkan yardımcısı Beghin, Kürtlerin kendi hakları için mücadele ettiğini vurgulayarak terörizmle suçlanmasının saçma olduğunu belirtti. AB üyeliği için Türkiye’ye müzakere tarihi verilmesinin gündemde olduğunu hatırlatan Beghin şöyle dedi: “Saf olmayalım, Türk yetkilileri yasalarda, anayasada değişiklik yapıyor, fakat pratikte ise herhangi bir adım atmıyor. Türkiye demokratik bir devlet haline gelene kadar da baskı yapmaya devam edilmesi gerektiğinin altını çizen Beghin, Demokrasiden bahsederken en temel haklar olarak ele alıyoruz. Bunlar da azınlıkların kendi dillerinde ve kültürlerinde tanınmasıdır. Bu konularda gelişme sağlandığı oranda tarih konusu netleştirilmelidir” diye konuştu.
Belçikalı Sosyolog Hugo von Rompaey’de; “Kongra-Gel’in AB listesine alınmasının Kürtleri terörizm listesine koymakla eşdeğer olduğunu belirterek karar çok büyük bir hatadır” dedi. Ne PKK, ne de Kongra-Gel’in terörist bir örgütlenme olmadığını belirten Rompaey şöyle konuştu: “Bir halkın haklarını savunmak ile baskıya karşı savunmaya geçmek ile terörizm aynı değildir. Bence PKK da hiçbir zaman terörist bir örgüt olmadı. PKK, Kürt halkının gördüğü baskıların askeri cevabıdır. Özellikle kimliğinin imha ile karşı karşıya kaldığı, kültürünün imha ile karşı karşıya kaldığı bir dönemdeki askeri cevaptır dedi
Otuz Sekizinci Bölüm: 10.03.2004 tarihli haberde, İngiltere de Kürt kurumlarının temaslarda bulunduğu ana muhalefet partisi gölge içişleri bakanı muhafazakar parti milletvekili James Paice ile İşçi partisi milletvekili Robert Wareing, Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecrit uygulamasına dikkat çekmek için hükümet nezdinde girişimde bulunacaklarını açıkladı. İngiltere Kürt Dernekleri Federasyonu yöneticisi Nafız Bostancı ve Halkevi başkanı İbrahim Doğuş 09.03.2004 tarihinde ana muhalefet partisi gölge içişleri bakanı James Paice ve özel yardımcısı David Scott ile görüştü.Milletvekili James Paice kendisine aktarılan; Kürtlere yönelik hak ihlalleri, (sözde) Kürdistan özgürlük hareketinin bugünkü konumu ve Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit hakkındaki konularda ilgili kişi ve kurumlar nezdinde girişimlerde bulunacağını belirtti ve Londra AB milletvekilleri ile Kürt kurumları arasında ilişki sağlama sözü verdi.
İşçi Partisi milletvekili Wareing, Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit uygulaması ve Kürtlere yönelik hak ihlallerine ilişkin Dışişleri Bakanlığı vasıtasıyla Başbakanlığa ileteceğini ve Türkiye’de ki gelişmelere karşı duyarlı olunmasını isteyeceğini söyledi. Wareing, Kürtlerin kendi kaderini tayin etme hakkından yana olduğunu ve Türkiye’nin NATO ilişkilerine dikkat çekerek batının çıkarları çerçevesinde Kürt sorununa yaklaşıldığının altını çizdi. Bu bölümle ilgili olarak fazla söze gerek yok düşüncesiyle yorumu sizlere bırakıyorum. Şu işaretin altını kırmızı kalemle çizmenizi öneririm. HALKEVİ denilen kurum PKK’nın Avrupa da ki faaliyetlerini yürüten, organize eden bir kurumdur.Geçenlerde Emek Platformunun Ankara’da düzenlediği miting te Halkevi’nin büyük bir pankartı bir takım ellerde taşınıyordu.Umarım işareti almışsınızdır.
Otuz Dokuzuncu Bölüm: 06.10.2004 tarihli haberde, İsveç Dışişleri Bakanı Laila Freivalds, Diyarbakır’da Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’i ziyaretinde; Freivalds, önceki Dışişleri Bakanı Anna Lindh’in, Güneydoğu’ya çok büyük önem verdiğini, kendisinin de bunu devam ettireceğini ifade ederek, “Lindh Kürt insan ve kadın hakları konusunda çok duyarlıydı. Lindh, anısına insan hakları konusunda bir burs vereceğiz. Bu bursları da Kürt öğrencilere vermek istiyoruz” diye konuştu. Belediye Başkanı Baydemir ise Diyarbakır’ın insanlık açısından çok önemli bir kent olduğunu belirterek, “Türkiye’de ki etnik grupların kültür ve dil açısından daha fazla açılım yapmaları gerektiğine inanıyorum” dedi.
Kırkıncı Bölüm: 06.10.2004 tarihli haberde, Suriye’de yaşayan “Haymatlos”, yani vatansız Kürtler, Suriye hükümetinden vatandaşlık istedi. Kürtler adına Başbakan’a yazılan mektupta soruna bir an önce çözüm bulunması talep edildi. Kürt Demokratik İlerleme Partisi Genel sekreteri, Devlet Başkanı Beşşar Esad’ı şahsen sorunla ilgilenmeye çağırdı. Suriye’de yaşayan yaklaşık 2 milyon Kürt’ün 200 bininin herhangi bir devlete vatandaşlık bağı yok. Bu bölümle ilgili olarak söylenecek tek söz ABD’nin ve İsrail’in planları pürüzler zorla kaldırılarak (ambargo restiyle) işlemektedir.Noktayı almışsınızdır umarım.
Kırk Birinci Bölüm: 08.10.2004 tarihli haberde, Kapatılan DEP’in eski milletvekilleri Leyla Zana, Orhan Doğan ve Hatip Dicle’ye yeşil pasaport verildi. Ankara Emniyet Müdürlüğü Pasaport Şubesine gelen Zana ve arkadaşlarına bir hafta önce yaptıkları başvuruya istinaden hazırlanan yeşil pasaportları, görevliler tarafından teslim edildi. 06.12.2004 tarihli haberde de, TBMM Alt Komisyonu’nda görüşülen Pasaport Kanunu tasarısı, yeşil pasaportlarda tartışmalara neden olacak düzenlemeler içeriyor. Tasarı yeşil pasaport alacaklara büyük sınırlama getiriyor. Şu anda 500 bin olan yeşil pasaport sayısı yüzde 90 azaltılacak. Tasarıya göre yeşil pasaportu sadece 1. dereceden daire başkanı veya eşit görev unvanına sahip devlet memurları, profesörler, en az albay rütbesindeki subaylar, 1. derecedeki hakimlerle cumhuriyet savcıları ve bu makamlardan emekli olanlar alabilecek.
Maddeye eklenmesi önerilen yeni hükümlerle özel kanunlarla kamu tüzel kişiliğini haiz olarak kurulan kurum, kurul ve üst kurul başkanlarına, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, birliklerinin başkanlarına, Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı ile işçi, memur ve işveren sendikaları konfederasyonları genel başkanlarına yeşil pasaport verilmesi öngörülüyor. Bu arada, illerinde vergi şampiyonluğunda ilk 50’ye girenler, yılda 30 milyon dolarlık ihracat yapan işadamları yeşil pasaport talep edebilecek. Türkiye’de şu anda 500 bin kişi yeşil pasaport taşıyor. Sadece 2002’de 75 bin, 2003’te 69 bin, 2004’ün ilk on ayında ise 65 bin kişiye yeni yeşil pasaport verildi. Bu bölümle ilgili olarak yorumu sizlere bırakıyorum.AKP hükümetinin neler yapmaya çalıştığını görmemek için insanların kör olmaları veyahut ta ahmak olmaları gerekiyor.Umarım nokta anlaşılmıştır.
Kırk İkinci Bölüm: 21.10.2004 tarihli haberde, İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Hüsnü Öndül, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı Danışma Kurulu’nun hazırladığı raporun, insan hakları evrensel standartlarına uygun bir rapor olduğunu bildirdi. “Rapor, insan hakları evrensel standartlarına uygun bir rapordur.Türkiye’nin anayasal ve yasal mevzuatına ve konunun ele alınış tarzına yönelttiği eleştiriler, doğru ve yerinde eleştirilerdir.Raporun sonuç bölümünde yer alan 4 öneriyi destekliyoruz. Danışma Kurulu ve bazı üyeleri üzerinde yaratılan baskıları protesto ediyoruz. Raporu hazırlayan değerli bilim insanı Prof. Dr. Baskın Oran’a desteğimizi ve dayanışmamızı ifade ediyoruz”. Bu bölümle ilgili olarak; kimlerin kimler hesabına çalıştığını, kimlerin kimlere destek verdiğini, kimlerin yıllarca cüzamlı yüzlerini gizlemek için yüzlerine taktıkları maskelerini ne hikmetse bu dönemde indirdiklerini görüyoruz.
Kırk Üçüncü Bölüm: 21.10.2004 tarihli haberde, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman, Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde “ABD 2004 Seçimleri” konulu konferansında, Irak Geçici Yönetimi içinde Kerkük’ün çok özel bir statüsü olduğunu ifade etti. Kerkük’ün, Kürdistan’da ki yönetimin bir parçası sayılmadığını kaydeden Edelman, şunları söyledi: “Bildiğiniz gibi, Saddam zamanında şehrin demografik yapısı zorla değiştirilmişti. Kürtler ve Türkmenlerin mülkleri ellerinden alınmıştı.Kentin geleceğine karar verilirken de son derece şeffaf davranılacak. Bazı kişilerin elinden alınmış mülkler iade edilecek. Biz demografik yapının güç kullanılarak değiştirilmesinden yanayız. Bazı Kürt grupları, Kürt aileleri oraya getirerek bu gayreti gösteriyorlar” dedi. Bu bölümle ilgili olarak, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman’ın insanların gözünün içine baka baka yalan söyleyerek yüzsüzlüğünü ve sahtekarlığını bize göstermektedir.
Kırk Dördüncü Bölüm: 21.10.2004 tarihli haberde, Başbakan Recep Tayip Erdoğan, savaş ve insanlık suçlarını yargılayan Uluslar arası Ceza Mahkemesi’ni (UCM) kuran Roma Anlaşmasını imzalayacaklarını açıkladı.Fransa’da 1981’de idam cezasının kaldırılmasına öncülük eden eski Adalet Bakanı Robert Badinter’in sorusu üzerine Erdoğan, Roma Anlaşmasına imza atacaklarını belirtti. Uluslar arası toplum tarafından 1998 yılında kurulan daimi ve bağımsız bir yargı organı olan UCM, soykırım, insanlığa karşı işlenen suçlar ile savaş suçlarını soruşturuyor.2002’de faaliyete geçen UCM’nin merkezi Hollanda’nın Lahey şehrinde bulunuyor. Bu bölümle ilgili olarak, Türkiye yakın zamanda Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın gayretleriyle sözde Ermeni soykırımını kabul edecek.Ayrıca PKK ile yapılan mücadeleyle ilgili olarak ta başımıza yeni çoraplar örülecek. Fotoğrafları birleştirin ve olanlarla olacakların neler olabileceğini tahmin etmeye çalışın.
Kırk Beşinci Bölüm: 23.10.2004 tarihli haberde, İsveç Başbakanı Göran Persson, Kürtlere demokratik hakların verilmesini, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğinde kıstas olarak gördüklerini ima etti. Persson, Stockholm’de düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’ye 17 Aralık’ta müzakere tarihi verilmesinden yana olduklarını, üyelik konusunda Ankara’yı desteklediklerini belirten Persson, ancak “Kürt halkının haklarını savunmakta İsveç olarak kendimizi sorumlu hissediyoruz” dedi. İsveç Başbakanı, “Türkiye, Kürt halkının haklarını demokratik ve eşitlik ilkesine uygun olarak vermeli, ancak bunun sonucunda Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olabilir” ifadesini kullandı.
Kırk Altıncı Bölüm: 23.10.2004 tarihli haberde, AP İnsan Hakları Alt Komisyon Başkanı Helene Flautre, Diyarbakır’ın Kürt bölgesinin başkenti olduğunu öne sürdü.22.10.2004’te Diyarbakır’a giden Helene Flautre, Türkiye’nin bir Avrupa ülkesi olmadığını düşüncelerine katılmadığını söyledi.Flautre, müzakerelerin başlamasından yanayım. Ancak, Türkiye’nin AB’ye girmesi için insan haklarını geliştirmesi gerekiyor dedi. AB için Diyarbakır’ın önemli bir yer tuttuğunu ifade eden Flautre, Türkiye’nin AB’ye giden yolu Diyarbakır’dan geçer. Diyarbakır Kürt bölgesinin başkentidir. Diyarbakır çok önemli bir nokta, tüm sorunlar burada çözümlenecek diye konuştu.
Bu bölümle ilgili olarak, yorumu sizlere bırakıyorum.Bu bölüm içinde olduğumuz durumun açık göstergesidir. Bizler uyumaya devam ettiğimiz sürece, milletçe Çanakkale ruhuna yeniden sahip çıkıp o ateşi yakmadığımız sürece birileri bir gün gelir ve senin bu dilini yutmuşluğundan faydalanarak sana sonuçları ağır bedeller ödetir.
Ey Türk Milleti;
Uyan! Çanakkale ruhuna sahip çık ve o ateşi yak.
|