Derin Noktalar
Bugünkü yazımızda PKK/KADEK (KONGRA-GEL), Celal Talabani, Mesud Barzani, ABD (CIA) ve İSRAİL (MOSSAD)’e genel bir bakışla birlikte konuyu 2003-2004 yılları içerisinde belirli tarihlerde meydana gelmiş olan olaylara, söylemlere, demeçlere, başın açıklamalarına değineceğiz. Bunları sizlere bölümler halinde sunacağız.
Birinci bölüm: Bizleri (TÜRK MİLLETİNİ) derinden yaralamış olan ve sabrımızı taşırma noktasına sokan Süleymaniye baskınına değineceğiz 4 Temmuz 2003’te meydana gelen olayda ABD askerleri Irak’ın Süleymaniye kentinde görev yapan Özel TÜRK Timinin ve hizmetlilerin bulunduğu binayı basarak 3 subay ve 8 astsubayımızla bina hizmetlilerini tartaklayarak ve ağır küfürler savurarak ellerini kelepçeleyip başlarına çuval geçirerek tutuklamaları ve bununla birlikte binada bulunan araç-gereçleri, silahları, mühimmatı, haberleşme araçlarını yağmalama ve zarar verme olayıdır. Buna birde askerlerimizin bilinmeyen bir yere (karargah) götürülerek sorgulanmalarını da eklemeliyiz.
Bu olaydan sonra ABD Türkiye’den özür dilememiş, olayı “ÜZÜNTÜ” ifadesiyle geçiştirmiştir. Bu yapılan baskın olayı önceden planlanmış ve de TSK’ya gözdağı vererek Irak’tan çekilmesini, ABD’nin Irak’ta hele hele de K.Irak’ta daha rahat hareket etmesi bağlamında Barzani ve Talabani’nin önünü açarak onları rahatlatmakla birlikte Musul ve Kerkük’te ki planlarını hayata geçirmelerini sağlamak için yapılmıştır. Bu olayı unutmayın ve unutturmayın. İttifak olarak gördüğümüz ülkeyi iyi tanıyın. Bu olayın perde arkasında (madalyonun görünmeyen yüzü) başka noktalar da bulunmaktadır. Önemli noktalardan birisi de İsrail (MOSSAD)’ın K.Irak’ta ki faaliyetlerinin TSK tarafından izlenmesidir.
İkinci bölüm: 19.11.2003 tarihinde Irak Hükümet Konseyi Başkanı Celal Talabani, kalabalık bir heyetle birlikte Ankara’ya geldi. Celal Talabani ile birlikte on bakandan oluşan heyeti havaalanında Türkiye’nin Irak Özel Büyükelçisi Osman Korutürk, Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi Osman Paksüt, HAK-PAR Başkan Yardımcıları İbrahim Güçlü ile Fehmi Demir, DEP eski milletvekili Ahmet Türk ve Sırrı Sakık karşılamışlardır. Celal Talabani konuşmasında, Türkiye ile ticari ilişkilerini güçlendirmek istediklerini vurguladı ve Irak’ta çok büyük ekonomik imkanların bulunduğunu söyledi. Devlet Bakanı ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kürşat Tüzmen, Irak’ta asayiş ve güvenliğin bulunmadığından söz edince, Talabani, Irak’ın sadece küçük bir kesiminde kargaşalığın bulunduğunu ve Irak’ta ticaret yapma güvenliğinin garantisini sağlayabileceklerini ifade etti. Talabani’nin son sözlerinde ki güvenlik garantisini sağlayabiliriz cümlesine dikkat etmenizi tavsiye ederim. Demek ki Irak’ta güvenlik Kürtlerden soruluyormuş.
Üçüncü bölüm: 23.11.2003 tarihinde Stockholm’de Uluslar arası Olaf Palme Vakfı Genel Başkanı ve Kürt meselesinde uzman olan Thomas Hammerberg bir seminer verdi. Seminerin konusu Kürdistan güneyinin durumu ve kendisinin Irak’a yaptığı bir haftalık geziyle ilgiliydi. Thomas Hammerberg konuşmasında Kürtlerin Irak’a ve dünyaya karşı kendi pozisyonlarını güçlü kılmak için, Irak’ın genel seçimlerini beklememeleri, şimdiden Kürdistan’ın güneyinde genel seçimleri hazırlayarak bu esas üzerine yeni ve birleşik bir hükümet kurmaları gerektiğini vurguladı. Thomas Hammerberg 1992’de yapılan genel seçimlerin sonsuza dek sürmeyeceğini işaret ederek Kürdistan Parlamentosunun meşruiyetinin sağlanması ve Kürdistan yönetiminin sağlamlaştırılması nedeniyle seçimlerin yenilenmesi gerektiğini savundu. Hammerberg, Federal Kürdistan’ın siyasi-coğrafi sınırlarının içinde kalması şartıyla, Kürdistan Başbakanı Neçirvan Barzani’nin de Kerkük’ün özel bir statüye sahip olmasından yana olduğunu söyledi. Olaf Palme Vakfına ve vakfın genel başkanı olan Thomas Hammerberg’e dikkat edin. Acaba bu vakfın Türkiye’de bir şubesi var mı ve faaliyetleri nelerdir?
Dördüncü bölüm: Washington kaynaklı 07.01.2004 tarihli bir haberde ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Kürtlerin kendi tarihi kimliklerini coğrafyayla birlikte tanımlamak istediklerinin açık olduğunu söyledi. Ancak bu talebin Irak çerçevesinde olması gerektiğini ifade eden Powell, Iraklıların birbirleriyle ilişkilerinin nasıl ve ne şekilde olacağı konusunda kendilerinin karar vereceğini belirtti. Bu son cümleyi tekrar tekrar dikkatlice okuyun ve Colin Powell’in 07.01.2004’te verdiği demeçten günümüze son durumu tahlil edin. Ayrıca Powell demecinin devamında, Türkiye, İran ve Suriye mevcut Kürt yönetiminin resmi bir statü kazanmasından korkuyorlar, Kürtlerin kendi otoritelerine genişleyerek birleşik bir Büyük Kürdistan’ı kuracaklarını düşünüyorlar ve bu durumdan büyük bir endişe duyuyorlar. “Ancak korkunun ecele faydası olmadığı da bir gerçektir” diyor. Bunun yorumunu da sizlere bırakıyorum.
Beşinci bölüm: 12.01.2004 tarihli haberde K.Irak’ta ki Erbil kenti ve çevresinin yerel yönetiminin başkanı ve Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) yetkilisi Neçirvan Barzani, partisi ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) yönettiği bölgeler arasındaki hatta görevli olan Türk askerlerinin çekilmemesi durumunda büroların gerekirse zor kullanılarak kapatılacağı tahdidini savurdu. Barzani yaptığı açıklamada, Türkiye’nin KDP ile KYB arasında 1996’da çıkan çatışmaların ardından iki grup arasında tampon görevi yapmak amacıyla gönderdiği askeri gücün çekilmesini istedi. Bunun üzerine Erbil’de görevli ABD’li teğmen James Bullion ise, Kürtlerin güç kullanarak bir şey yaparlarsa çok büyük uluslar arası sorun çıkar. Bunu yapmayacaklar dedi. Bullion, Türk barış gücünün, ancak Kürt bölgesindeki iki partinin tam birleştiği zaman bölgeden ayrılacağını ifade etti.
Son cümleye istinaden ABD bu iki Kürt partisini tam birleştirmek için bazı görüşmeler yapmıştır ve birleşim artık sağlanmış durumdadır. Aynı tarihte ABD’nin Irak’ta ki Sivil Yöneticisi Paul Bremer, federalizm sisteminin Irak’a uygun olabileceğini söyledi. “ABD, federalizm sisteminin Irak’a uygun olacağını düşünüyor. ABD’nin kastettiği federalizm, idari ve coğrafi federalizmdir. Bu sistem, Irak’ta diktatörlüğün bir daha ortaya çıkmasını engelleyecektir” demiştir. Yine aynı Paul Bremer, ABD’nin PKK/KADEK (KONGRA-GEL)’i terör örgütü ilan etmesinden sonra yaptığı açıklamada, “ABD Başkanı George Bush, Irak’ın terörizm yatağı olarak kullanılmasına bir son verme taahhüdünde bulundu” dedi ve PKK/KADEK (KONGRA-GEL)’in terör örgütü olduğunu ve Amerikan yasalarına göre terör örgütü olarak sınıflandırıldığını ifade etti. Bremer, Yeni Irak’ta teröristlere ya da terör örgütlerine yer yok dedi.
Altıncı bölüm: 26.01.2004 tarihli haberde, Irak Kürdistan Demokratik Partisi’nin (KDP) askeri oluşumu ve peşmerge sorumlusu Mansur Barzani, “Kürt halkının isteklerinin karşısına geçenlerin, biz de karşısında duracağız” dedi. Mansur Barzani, KDP’nin yayın organı Khabat gazetesine yaptığı açıklamada, “Kürt halkının isteği olan federalizm yerine geldiği takdirde, kendilerinin de onu gerektiği gibi koruyacaklarını anlattı ve “Biz şimdiye kadar çok can verdik. Yine can vermeye hazırız. Eğer bu federalizm isteğimiz gerçekleşmezse biz kendimizi yine feda etmeye hazırız. Kürt halkının isteklerinin karşısında duranlar ise şunu iyi bilsinler, biz de onların karşısında duracağız. O zaman peşmergelerin tavırları başka olacaktır” dedi. Bu açıklamanın ardından bir gün sonra 27.01.2004 tarihinde Neçirvan Barzani (Mesud Barzani’nin yeğeni) AP’ye (Associated Press) açıklama yaptı. Açıklamasında, K.Irak’ta yerleşik bulunan Türk askerini sınır dışına çıkarmak için gerekirse zor kullanacaklarını ve protesto hareketlerinde bulunacaklarını iddia etti. Erbil’de ki Kürt Parlamentosu da Kuzey Irak’ta ki Türk askerinin bölgeden çıkmasını istedi.
Yedinci bölüm: 20.02.2004 tarihli haberde, İsrail Hava Kuvvetleri ABD’den 102 adet F-16 B tipi savaş uçağı satın aldı. Anlaşma toplam 4,5 milyar dolar değerinde. İsrailli yetkililer, havada yakıt ikmali yapmadan Ortadoğu’nun tümünü dolaşabilecek kapasitede ki uçakların, hava kuvvetlerinin belkemiği olacağını iddia etti. Uzmanlar, ultra gelişmiş savaş uçaklarının savaş testlerinin yapıldığını ve bunlara İbrani dilinde fırtına manasına gelen “Sufa” adının verildiğini kaydetti. Bin beş yüz kilometre menzilindeki uçakların, yakıt ikmali yapmaksızın Ortadoğu’nun her köşesine gidebildikleri belirtildi. Uçaklar için ödenecek paranın İsrail’e, ABD askeri yardımından karşılanacağı kaydedildi. İsrail, ABD’den yılda 2 milyar dolar askeri yardım alıyor. Bu bölümdeki haberi dikkatle ve tekrar okuyun. İsrail acaba bu 102 adet F-16 B tipi savaş uçağını neden satın alıyor. Güvenlik için mi yoksa bir yerleri vurmak için hazırlık evrelerinden birisi mi acaba?
Sekizinci Bölüm : 30.04.2004 tarihli haberde, İngiltere’de milletvekili John Austin’in ev sahipliğinde Avam Kamarası’nda “Avrupa Birliği, Türkiye ve Kürt sorunu” konulu bir toplantı düzenlendi. Toplantıya milletvekilleri ve insan hakları kurum temsilcileri katıldı. Toplantıda, AB çerçevesinde Kürt sorununun siyasal ve demokratik çözümünün sağlanması için yapılması gerekenler masaya yatırıldı. Toplantıya konuşmacı olarak İngiltere Parlamentosu milletvekilleri Lord Rea ve Hywel Williams, İnsan Hakları Barosu Komitesinden avukat Mark Muller, DEHAP Temsilcisi Fayik Yağızay ve Kürdistan Ulusal Kongresi’nden (KNK) Akif Bozat katıldı.
Ayrıca Uluslar arası Kadın Hakları avukatı Margaret Ann Owen, Kingston Üniversitesi Uluslar arası İlişkilerde ders veren Dr. Vassilis Fouskas’da katıldı. Tartışmalarda Kürdistan Halk Kongresi’nin (Kongra-Gel) AB terörist örgütler listesine alınması, DEP eski milletvekillerine verilen mahkumiyet kararı, İmrali’da yatan Abdullah Öcalan’ın durumu, Türkiye’de devam eden hak ihlalleri, tartışmalı Bakü-Tiflis-Ceylan petrol boru hattı ve ABD’nin “Büyük Ortadoğu Projesi” politikasında Türkiye’ye biçilen rol de ele alındı. Ayrıca toplantıda Mart ayında Nevruz kutlamaları ve yerel seçimlerde gözlemci olarak giden İngiltere delegasyonu üyeleri Ruth Walter, Richard Haig ve Doug Holton’da raporlarını sundu. Bu toplantının yorumunu sizlere bırakıyorum. İngiltere’yi mikroskopta inceleyin bakalım ne cins mikroplarla karşılaşacaksınız.
Dokuzuncu Bölüm: 20.04.2004 tarihli haberde İtalya’da Türk bandıralı bir gemide 12 bin Kalaşnikof marka silah ve 11 ağır makineli tüfek yakalandı. Gemi Amerika’ya gidiyordu. Bu habere çok dikkat ediniz. Bu silahları Amerikalı firma ne yapacaktı acaba? Yoksa bu silahlar Irak’a Barzani ve Talabani’ye mi gidecekti, ya da bunlarla birlikte Amerikanın Temmuz ayında açıkladığı İranlı rejim muhalifi Halkın Mücahitleri Örgütü’nün Irak’ta sürgünde bulunan 4 bin üyesine özel statü vererek koruma altına aldığı örgüte mi gidecekti.Yoksa bu saydıklarımızla birlikte Pakistan’da İran’a karşı kumuş olduğu örgüte mi gönderecekti? Bu haber basında bir kere verildi ve hadise kapatılıverdi.
Onuncu Bölüm : 14.05.2004 tarihli haberde Irak Türkmen Cephesi Kerkük sorumlusu Mustafa Kemal Yayçılı silahlı saldırı sonucu şehit edildi. Olay Kerkük’ün Tuzhurmatu mevkiinde meydana geldi. Olayda Yayçılı’nın şoförü Fazıl Namık’ta şehit oldu. Bu olayı İsrail’in (MOSSAD) eğitmiş olan Kürt gruplar tarafından gerçekleştirilmiştir. 25.05.2004 tarihinde de Irak’ın Kerkük kentinde, Irak Türkmen Cephesi’nin üst düzey yetkililerinden Ahmed Necmeddin geç saatlerde bürosundan çıkarken yine özel eğitilmiş Kürt gruplar tarafından düzenlenen suikast sonucu şehit edilmiştir. Burada sorulması gereken önemli soru “Neden diğer Türkmen gruplarının üst düzey yetkilileri değil de sürekli olarak Irak Türkmen Cephesi’nin üst düzey yetkilileri şehit edilmektedir?”.
On Birinci Bölüm : 07.06.2004 tarihli haberde Güney Kürdistan’ın statüsüne ilişkin Birleşmiş Milletlerde Irak tasarısında yer verilmemesi halinde Kürtler Irak Geçici Hükümetinden ayrılacaklarını açıkladı. Irak Kürdistan Demokratik Partisi yöneticilerinden Neçirvan Barzani, tasarının Irak Kürtlerinin özerkliğine atıfta bulunması gerektiğini, aksi takdirde ülkenin toprak bütünlüğünün riske gireceğini söyledi. Neçirvan Barzani, “tasarı bu şekliyle kabul edilirse Irak Geçici Hükümetinden ayrılırız. Bu halkımız için büyük bir hayal kırıklığı olur. Böyle bir durumda ABD’ye değil, ama Bağdat’a karşı oluruz” dedi. Geçici anayasa, Iraklı Kürtlere özerkliklerini tehlikeye atacak her türlü yasayı veto etme hakkı tanıyor. Ancak anayasada Kürtlerin federasyon talebinin sürüncemede bırakılarak, Güney Kürdistan’ın mevcut statüsünün 2005 yılı sonunda yapılması planlanan genel seçimlerle Irak hükümetinin kuruluş sürecine ertelenmişti. Bu bölümün yorumunu sizlere bırakıyorum. Biraz düşündüğünüzde cevabı bulacaksınız. 2005 yılında Irak’ta yapılacak genel seçimler kilit noktası durumundadır.
On İkinci Bölüm : 07.06.2004 tarihli haberde Irak’ın yeni Başbakanı İyad Allavi, ülkedeki milis güçlerinin dağıtılması ve bunların, Irak güvenlik güçlerine katılması ya da sivil hayata dönmesi için anlaşmaya varıldığını açıkladı. Allavi, bu gruplara Barzani ve Talabani’ye bağlı peşmergeleri de dahil etti. Anlaşma uyarınca, çoğunluğu yeni Irak hükümetinde temsil edilen 9 ayrı siyasi grup, milis güçlerini dağıtacak.
İyad Allavi bu grupları şöyle sıraladı:
1- Kürdistan Demokratik Partisi (Mesud Barzani)
2- Kürdistan Yurtseverler Birliği (Celal Talabani)
3- Irak İslam Partisi
4- Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi (buna bağlı Bedir Tugayları)
5- Irak Ulusal Uzlaşma Hareketi (Başbakan İyad Allavi’nin partisi)
6- Irak Ulusal Kongresi (Ahmet Çelebi)
7- Irak Hizbullahı
8- Irak Komünist Partisi
9- Dava Partisi
Başbakan İyad Allavi, Ocak 2005 itibariyle, sayıları 100 bini bulan milislerin yüzde 90’ının dağıtılacağını söyledi. Aradan dört gün geçtikten sonra aynı İyad Allavi 11.06.2004 tarihinde silahlı milislerin lağvedilmesiyle ilgili kararında geri adım attı ve Kürtleri memnun etmek amacıyla peşmergelerin lağvedilecek milis grupları arasında olmadığını açıkladı. Aynı tarihte IKDP’nin üst düzey yetkililerinden Neçirvan Barzani ise, ABD’lileri aralarındaki gizli görüşme ve bilgileri açıklamakla tehdit etti. Bu bölümdeki noktalar açık ve suyun bulanıklık derecesini tüm çıplaklığıyla önümüze sermektedir.
On Üçüncü Bölüm : 15.06.2004 tarihli haberde IKDP lideri Mesud Barzani’nin El Arabiye televizyonuna verdiği röportajda, “Kerkük Dili Kürdistan” Kürtçe “Kerkük Kürdistan’ın kalbidir” bu slogan Kürt gruplarının vazgeçilmez hedefidir. Kerkük Kürdistandır ve Kerkük sorununun çözümü, Araplaştırmanın tüm izlerinin ortadan kaldırılmasından geçmektedir dedi. Aynı Barzani 09.09.2004 tarihinde Erbil’de AFP’ye verdiği açıklamada, “Kerkük şehrinin Kürt kimliğini muhafaza etmek için savaşa hazırız” dedi. Barzani, “Kerkük Kürdistan’ın kalbidir. Bu kimliği korumak için savaşmak ve Irak Kürtlerinin kazanımlarını muhafaza için canımızı vermeye hazırız” dedi. “Kürtler bu kimlikten vazgeçmez. Bunu pazarlık konusu bile yapmayız” ifadesini kullandı.
11.10.2004 tarihinde de IKDP lideri Mesud Barzani. “Kerkük’ün hala Kürdistan’ın kalbi olduğunu düşünüyorum” dedi. 18.10.2004 tarihinde Mesud Barzani Şam’da temaslarını tamamladıktan sonra düzenlediği basın toplantısında “Referandum yapılsa Kerkük’ün Kürdistan’a bağlanacağından eminim” dedi. 19.10.2004 tarihinde Mesud Barzani; Kerkük konusunun Irak’ın bir iç meselesi olduğunu ve bu konuya ne Türkiye’nin ne de başka bir ülkenin karışma hakkı olmadığını söyledi. Barzani, Osmanlı belgelerinde Kerkük’ün Kürt kenti olduğunun yazıldığını iddia etti. Ayrıca Barzani, “Kerkük’ten yana tavrımız gayet açık, tarihi ve coğrafi gerçekler Kerkük’ün Kürt kimliği olan bir Irak kenti olduğunu ortaya koyuyor. Kerkük, Irak’ta bütün ulusların yaşadığı örnek bir şehir olacak ve bunun için uğraşıyoruz” dedi.
On Dördüncü Bölüm :24.06.2004 tarihli haberde, IKYB lideri Celal Talabani’nin NTV’ye yaptığı açıklamada, Terör örgütü PKK/KONGRA-GEL üyeleri için genel af istedi. IKYB lideri Celal Talabani Ankara ziyaretinde Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile bir araya geldi. Talabani, PKK ile ilgili olarak, “PKK’nın kendi içinde bölündüğü yönünde kendilerine de bilgiler geldiğini ancak PKK’nın içişlerine müdahale edemeyeceklerini söyledi. Talabani ayrıca, genel affın bu sorunun tek çözüm yolu olduğu yönünde ki görüşünü de yineledi. Osman Öcalan’ın nerede olduğunun sorulması üzerine de Talabani hala Irak’ın Kuzeyinde olduğunu ancak net bir adres veremeyeceğini açıkladı”.
Acaba Celal Talabani neden PKK/KONGRA-GEL üyeleri için genel af istedi? Yoksa Talabani; Mesud Barzani, ABD (CİA) ve İsrail (MOSSAD) ile birlikte aralarında özel toplantılar sonucu almış oldukları kararımı açıklıyor. Biliniyor ki K.Irak’ın Kandil dağında 6 bine yakın PKK militanı ve de cezaevlerinde bulunan PKK militanları bulunmakta. Bu militanlar genel af ile serbest bırakılırlarsa sizlere daha önceki yazılarımızda anlatmaya çalışmıştık. ABD ve İsrail PKK’yı yavaş yavaş lağvederek PKK militanlarının gruplar halinde Mesud Barzani ve Celal Talabani’nin emrine girerek onlara bağlayacaklardır. Yakın zamanda Osman Öcalan kendi grubuyla birlikte PKK’dan ayrılarak Musul’a kaçmıştır ve gizli bir şekilde ABD tarafından Celal Talabani’nin emrine girmesi sağlanmıştır.
15.10.2004 tarihli haberde; PKK/KONGRA-GEL’den ayrılarak yeni bir örgüt kuran Osman Öcalan, Celal Talabani’nin kontrolünde ki Süleymaniye yakınlarındaki Ranya kasabasında bir lokantada DHA muhabirleriyle bir röportaj yaptı. Bu röportajda Osman Öcalan; “Hiçbir Kürt, ABD karşıtlığı gibi bir ahmaklığı yapamaz ve yapmamalı. ABD, Kürt sorununun çözümünü istiyor. Biz ABD ile ilişkiye geçeceğiz” dedi. Ayrıca Osman Öcalan, “PKK dönemi bitti, yeni dönem başlıyor” dedi. Osman Öcalan Türkiye ile ilgili de “Türkiye’ye dönme hakkımız elimizden alınamaz. Türkiye bizim ülkemizdir. Orada yaşamak bizim hakkımızdır ve bu hakkı elde edeceğiz” dedi.
On Beşinci Bölüm : 21.01.2004 tarihli Milliyet gazetesinin yazarı Fikret BİLA’nın “Köy Boşaltma Davaları” adlı yazısında bazı çarpıcı noktaları işaret etmişti. Fikret BİLA yazısında, “Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı Terör ve Terörle Mücadeleden doğan zararların karşılanması hakkında yasa tasarısının kapsamı ne olacak, bu yasadan kimler yararlanacak? Genel bir ifadeyle terör suçundan mahkum olanlar dışında, terörden veya terörle mücadeleden zarar gördüğünü düşünen herkes, gördüğü zararın tazmini için bu yasa yürürlüğe girince başvuruda bulunabilecek. İdarenin adli müşavirliklerince yapılan çalışmalara göre terör nedeniyle köylerinden göç etmek zorunda kalan vatandaşların sayısı 353 bin. Başvuruların büyük ölçüde bu vatandaşlar tarafından yapılması bekleniyor.
2003 yılı sonuna kadar, İçişleri Bakanlığı’na Jandarma aleyhine yapılan başvuru sayısı 901, aynı nitelikte Milli Savunma Bakanlığı’na yapılan başvuru sayısı da 2000’e yakın. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne açılan dava sayısı ise 1500 civarında. Bu başvuru ve davaları ortak yönü, köy yakma ve boşaltma nedeniyle göç edenlerin uğradıkları zararın tazmin edilmesi talebi… İçişleri Bakanlığı’na başvuruda bulunanların istedikleri tazminat toplamı 96,5 trilyon TL., On yıllık faizleri dikkate alındığında bu rakam katrilyona yaklaşıyor. Hükümet hazırladığı tazminat yasasıyla, güvenlik güçlerinin kusuru bulunsun veya bulunmasın, devletin aldığı önlem yüzünden değil terör saldırısı yüzünden de olsa köyleri boşaltılan veya zarar görenlerinde yararlanmasını öngörüyor. Bu konuda kusursuz sorumluluk ilkesiyle hareket ediyor. Devletin kusuru olmasa da tazminat ödemeyi kabul ediyor” dedi.
Bu bölümle ilgili söylenecek tek söz var o da bu hükümet (AKP) bu vatanı her yönüyle satmakta ve de peşkeş çekmektedir. AKP hükümeti genel başkanı ve başbakan Recep Tayip Erdoğan maskesini düşürmüştür ve gerçek niyete haiz yüzünü göstermiştir. Recep Tayip Erdoğan “Damat Ferit Paşa” nın ikinci versiyonudur ki onun rolünü üstlenmiş ve de rolünü oynamaktadır. Türk’e, Türklüğe düşman olan ve de Türklüğü inkar eden bu cibilliyetsiz şerefsizler güruhu SEVR’i hayata geçirmiştir.
On Altıncı Bölüm : 21.05.2004 tarihli haberde, DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “KADEK lideri Öcalan’a uyguladığınız tecrit politikası Kürt sorununu çözemez. KADEK de, Öcalan da çözemediğiniz bu sorunun sonucudur. Sorunu çözmediğinizde yeni KADEK’ler, yeni Öcalan’larla karşı karşıya kalırsınız. Çözüm ve diyalog için çaba içine girin” dedi.
On Yedinci Bölüm : 07.06.2004 tarihli haberde, Hak ve Özgürlükler Partisi (HAK-PAR) genel başkanı Abdülmelik FIRAT Radikal gazetesi’ne daha önce yayınlanmış olan “AB eşiğinde Kürt Sorunu” adlı yazı dizisine katkı olması için gönderdiği fakat yayınlanmayan yazılı halde ki düşüncelerinin bulunduğu röportajdan birkaç bölümü sizlere veriyoruz. Abdülmelik FIRAT, “Kürt sorununun kaynağı 1924 anayasasıdır. Kürtlere asimilasyonu (eritme) ve jenoside (katliam) reva görmüşlerdir. Tarihte hiçbir despot diktatörün yapmadığı zulmü Kürt halkına uygulamışlardır. Kürt halkı ve önder şahsiyetleri bu insanlık dışı muameleye karşı koymak için daha örgütlenmeden inkarcılar tarafından hadise (başkaldırı) provoke edilerek katliamlara başlamışlardır.
Sistemin partilerinde birçok Kürt kökenli kimseler milletvekili olmuştur. Fakat Kürt olarak değil Türk olarak milletvekili olmuşlardır. Burada Kürtleri temsil etme diye bir durum yoktur. Kürt sorununu terörize eden sistemdir. birkaç bölümü sizlere veriyoruz. Abdülmelik FIRAT, “Kürt sorununun kaynağı 1924 anayasasıdır. Kürtlere asimilasyonu (eritme) ve jenoside (katliam) reva görmüşlerdir. Tarihte hiçbir despot diktatörün yapmadığı zulmü Kürt halkına uygulamışlardır. Kürt halkı ve önder şahsiyetleri bu insanlık dışı muameleye karşı koymak için daha örgütlenmeden inkarcılar tarafından hadise (başkaldırı) provoke edilerek katliamlara başlamışlardır.
Sistemin partilerinde birçok Kürt kökenli kimseler milletvekili olmuştur. Fakat Kürt olarak değil Türk olarak milletvekili olmuşlardır. Burada Kürtleri temsil etme diye bir durum yoktur. Kürt sorununu terörize eden sistemdir. birkaç bölümü sizlere veriyoruz. Abdülmelik FIRAT, “Kürt sorununun kaynağı 1924 anayasasıdır. Kürtlere asimilasyonu (eritme) ve jenoside (katliam) reva görmüşlerdir. Tarihte hiçbir despot diktatörün yapmadığı zulmü Kürt halkına uygulamışlardır. Kürt halkı ve önder şahsiyetleri bu insanlık dışı muameleye karşı koymak için daha örgütlenmeden inkarcılar tarafından hadise (başkaldırı) provoke edilerek katliamlara başlamışlardır.
Sistemin partilerinde birçok Kürt kökenli kimseler milletvekili olmuştur. Fakat Kürt olarak değil Türk olarak milletvekili olmuşlardır. Burada Kürtleri temsil etme diye bir durum yoktur. Kürt sorununu terörize eden sistemdir. Su ve hava gibi doğal olan hakkını arayan kimse niye terörist olsun. Ortadoğu’da Pers, Arap ve Türklerle beraber yaşayan Kürtleri insan haklarından, dilinden, kültüründen, örf ve adetlerinden mahrum bırakmak insanlık suçudur. Bize göre Türkiye’nin en mühim meselesi Kürt sorunudur. Kürtlerin kimliği, dili ve kültürü ile Türkiye Cumhuriyeti’nin ortağı olmasını talep etmekteyiz. Anadolu ve Mezopotamya’nın yerleşik halkı olan 20 milyona yakın Kürdü dışta tutmak ve inkar etmek hakkaniyete, adalete ve insanlığa sığmayan bir davranıştır. Bu despot davranışa sahip olan bir yönetimin AB’ne girmesi mümkün değildir” dedi.
Bu bölümle ilgili olarak kesin ve net olan düşünce bu Abdülmelik FIRAT denen şahsiyet Atatürk’e hakaret etmiştir. Sadece Atatürk’e değil günümüze kadar geçen bütün kişilere hakaret etmiştir.Abdülmelik FIRAT ile ilgili olarak şu hatırlatmayı yapmalıyız ki onu daha iyi tanıyalım. Abdülmelik FIRAT, 1925 yılında Diyarbakır, Kulp, Varto, Bingöl ve Çapakçur’da Türk devletine karşı başkaldırmış olan Şeyh Sait’in torunudur.
On Sekizinci Bölüm : 03.07.2004 tarihli haberde, DEHAP Diyarbakır İl Başkanı Celalettin BİRTANE, “Abdullah Öcalan üzerindeki uluslar arası hukuka ve insan haklarına aykırı olan tecrit politikalarından vazgeçilmesi gerektiğine dikkat çekerek, demokratik çözümün ve barış sürecinin mimarının sayın Öcalan olduğu görülmeli ve kendisiyle diyalog kurulmalıdır ve bölgede yoğunlaştırılan askeri operasyonlara son verilmelidir” dedi. Bu bölümle ilgili olarak, bu şahsın bu şekilde konuşmasına izin veren kişi ve kurumlarda bu şahıs kadar hem şerefsiz, hem de vatan hainidirler.
On Dokuzuncu Bölüm : 07.07.2004 tarihli haberde, IKYB lideri Celal Talabani 06.07.2004’te eşi Hero Talabani ile birlikte öğle saatlerinde, Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nin içinde buluan Borsa Restorant’ta yemek yedi. Restoran’ın terasında yenilen bu yemeğe, Talabani ve Barzani’ye yakınlığıyla bilinen “Kuzey Irak ihale kaynıyor” diyen Turkish Daily News gazetesi genel yayın yönetmeni İlnur ÇEVİK ile gazeteci-yazar Cengiz ÇANDAR eşlik etti. Bu yemekte Talabani, İlnur ÇEVİK’e K.Irak’ta 65 milyon dolarlık ihale verdi. Yemek yaklaşık 2 saat sürdü. Bu üçlü, buluşmanın özel bir yemek olduğunu belirttikten sonra kendilerini bekleyen “T.C. Dışişleri Bakanlığı Protokol” yazılı araçla restoran’dan ayrıldı.
Bu bölümle ilgili olarak Celal Talabani, İlnur ÇEVİK’e vermiş olduğu 65 milyon dolarlık ihalenin ana hatlarından biriside Süleymaniye’de ki havaalanının inşasıdır. Bu havaalanı yakın bir tarihte hizmete girecektir. Bu havaalanı ile ilgili olarak 08.09.2004 tarihli haberde, Avrupa’da ki temaslarından sonra ülkesine dönerken Ankara’ya uğrayan Irak Kürdistan Demokratik Partisi’nin (IKDP) yerel yetkilisi Neçirvan Barzani, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e, Kuzey Irak’ın Süleymaniye şehrinde yapımı devam eden havaalanına Türk charter uçaklarının sefer yapmasını arzu ettiklerini söyledi. Havaalanının birkaç ay içinde tamamlanacağını belirten Barzani, bazı Türk charter firmalarının K.Irak’a sefer başlatmak için girişimlerinin olduğunu bildirdi.
Yirminci Bölüm : 27.07.2004 tarihli haberde, Amerikan yönetimi, İranlı rejim muhalifi Halkın Mücahitleri Örgütü’nün Irak’ta sürgünde bulunan 4 bin üyesine özel statü vererek koruma altına aldığını açıkladı. Irak’ın işgali sonrasında silahsızlandırılan bu kişiler geçen yıl haziran ayından bu yana ülkenin kuzeydoğusundaki Eşref adlı kampta tutuluyor ve Amerika militanların Irak’ta savaşla bağlantısı olmadığını vurgulanıyor. Amerikan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Adam Ereli, Cenevre sözleşmesinin militanlara yargıdan muaf tutulma hakkı sağlamadığını, bununla birlikte şimdiye kadar bu kişileri suçlayacak bir hukuksal dayanak bulunamadığını kaydetti. Amerika militanların Irak’ta savaşla bağlantısı olmadığını vurguluyor. Cenevre sözleşmesi uyarınca verilen statüyle Halkın Mücahitleri Örgütü üyelerine Kızılhaç ve Birleşmiş Milletler’in mülteci örgütüyle temas hakkı veriliyor. Bu bölümle ilgili olarak, bu haberi kırmızı keçeli bir kalemle üzerini çizerek işaretleyin. Çünkü ileride size bu bölüm hatırlatma yapacaktır.
|