Çember İçindeki Suriye

Kırk Yedinci Bölüm: 28.02.2005 tarihli YENİÇAĞ gazetesinde çıkan “İsrail'den Suriye'ye Saldırı Hazırlığı” başlıklı bir haberinde, İSRAİL, Tel Aviv'de düzenlenen saldırıdan sorumlu tuttuğu Suriye'yi açıkça tehdit etti. İsrail Savunma Bakan Yardımcısı Zeev Boim, ülkesinin geçmişte Suriye hedeflerine saldırdığını hatırlatarak, gerekirse bunu yine yapacaklarını söyledi. Suriye'yi vurma hazırlığı Tel Aviv'deki intihar saldırısını fırsat bilen, İsrail Savunma Bakan Yardımcısı Zeev Boim, ülkesinin geçmişte Suriye hedeflerine saldırdığını hatırlatarak, gerekirse bunu yine yapacaklarını söyledi İsrail, 26 Şubatta Tel Aviv'de düzenlenen intihar saldırısından sorumlu tuttuğu Suriye'ye karşılık verme tehdidinde bulundu. İsrail Savunma Bakan Yardımcısı Zeev Boim, ülkesinin geçmişte Suriye hedeflerine saldırdığını hatırlatarak, gerekirse bunu yine yapacaklarını söyledi.

Boim, Şam'dan kaynaklanan saldırıları durdurmanın tek yolunun Suriye hedeflerine saldırmak olduğunu düşünürlerse, bunu yapacaklarını belirtti.Suriye, İsrail Savunma Bakanı Şaul Mofaz'ın Tel Aviv'deki intihar saldırısında Suriye'nin doğrudan bağlantısı olduğu yönündeki suçlamasına şiddetle karşı çıktı.Suriye Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkili, "Suriye'nin bu operasyonla hiç bir bağlantısı yoktur ve bu hareketin (İslami Cihad) Şam'daki ofisi kapatılmıştır. Bizce İsrailli Savunma Bakanı'nın yorumu onun gerçek saldırganı bildiğini gösteriyor ve o İsrail'in içinde aranmalıdır. İsrail tüm dünyada barışı sabote etmesi ile bilinir" dedi.Bu arada, İsrail Başbakanı Ariel Şaron, ''Filistinliler, terörist grupları ve Filistin Yönetimi topraklarındaki alt yapılarını ortadan kaldırmadıkları sürece siyasi gelişme olmayacak. Tekrar ediyorum siyasi gelişme olmayacak'' dedi.İsrail, Filistinlilerden militan grupları engellemelerini istemiş, ancak Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, sert önlemler almanın iç savaşa neden olabileceğini söyleyerek, bu gruplarla geçici ateşkes yapılmasını tercih etmişti. Abbas, 26 Şubatta 4 kişinin öldüğü Tel Aviv'deki intihar saldırısında üçüncü tarafı suçlamış ve sorumlularının cezalandırılacağını söylemişti. Filistinli güvenlik yetkililerinin, bu saldırı için suçladığı Hizbullah örgütü ise iddiaları reddetmişti.

Kırk Sekizinci Bölüm: 05.04.2005 tarihli MHA/BRÜKSEL kaynaklı bir haberde, Suriye’deki Kürt sorunu Avrupa Parlamentosu’nda (AP) düzenlenen bir toplantı ile masaya yatırıldı. Suriye’nin bir taraftan tutuklanan Kürtleri serbest bırakırken öte yandan yeni tutuklamalar gerçekleştirdiğinin ifade edildiği toplantıda, Kürtlerin Şam idaresinin şoven politikasına hayır, kardeşliğe ve kardeşçe yaşamaya evet dediği ifade edildi. AP Halkçı Parti milletvekili Frieda Brepoels ve Brüksel Kürt Enstitüsü tarafından organize edilen toplantıya Suriye’den Kürtlerini temsilen Demokratik Birlik Partisi Avrupa temsilcisi Abdulmelik Melek, Suriye Yetkilisi Avrupa Kürt Komitesi temsilcisi Kamiran Haj Abdo ve Kürt Demokratik Birlik Partisi temsilcisi Saadettin Mulla konuşmacı olarak yer aldı. 12 Mart öncesi ve sonrası Kürtler Konuşmacılardan Kamiran Haj Abdo yaptığı değerlendirmede Suriye’deki Kürtlerin 12 Mart öncesi ve sonrası durumu değerlendirdi.

12 Mart 2004’te yaşanan Qamişlo olaylarından önceki süreci ayrıntılı bir şekilde ele alan Abdo, Suriye devletinin Kürt bölgesini sürekli Araplaştırma politikası uyguladığını söyledi. Şu anda 300 bin dolayında Suriyeli Kürdün kimliğinin olmaması durumuna da dikkat çeken Abdo “Orada Kürtlerin adına hiçbir şey bırakılmadı. Suriye kurumlarında ne Araplarda ne de Kürtlere ortak yaşamak isteyip istemediği sorulmadı. Suriye’de sürekli Araplaştırma politikası esas alındı. Bölgenin demografisi değiştirildi” dedi. Kürtler aydınlanmanın motor gücü Suriye’de son birkaç yıldır bir aydınlanmanın yaşandığını da belirten Abdo, bu aydınlanmanın öncülüğünü, motor gücünü de Kürtlerin oluşturduğunu belirtti. 12 Mart 2004’ten bu yana da insanların Suriye hükümetinin uyguladığı şoven politikaya hayır dediğini, kardeşliğe ve kardeşçe yaşamaya evet dediğini söyleyen Abdo, “Devlet Başkanı Kürt ulusunun Suriye’nin oluşumunda çok önemli bir rol oynadığını söyledi. Böylece Kürtlerin tepkisini bastırmayı da Suriye hükümetinin amaçladı” dedi. Abdo “Tutukluların serbest bırakılıyor ama diğer taraftan da başkaları tutuklanıyor. Biz Kürtler Kürtlüğümüzden hiçbir zaman vazgeçmeyiz. Biz Suriyeli Kürtler olduğumuzu söylemek istiyoruz.

Bunun için kanımızı çok döktük” diyerek sözlerini tamamladı. Uluslararası sözleşmelere uyulmuyor Abdo’nun ardından söz alan Kürt Demokratik Birlik Partisi temsilcisi Saadettin Mulla da Suriye hükümetinin uygulamalarının uluslararası normlara uyup uymadığını konu alan konuşmasını yaptı. Mulla, Kürdistan’ı sömüren ülkelerin hepsinin uluslararası anlaşmalara imza atan ülkeler olduğunu hatırlatarak sözlerine başladı. Buna rağmen bu ülkelerin uluslararası prensiplere ters düştüğünü de belirten Mulla, “Kürtler, Kürt halkı, Avrupa Birliği (AB), ABD ve Birleşmiş Milletler’e (BM) bu konuyu gündemlerine almaları çağrısı yapıyor.

Uluslararası yardım olmadan bu sorunun çözülmesi mümkün değil” dedi. Ekonomik ve siyasi gidişata bakıldığında Suriye’deki en geri bölgenin Kürt bölgesi olduğunu da belirten Mulla, açlık vb. birçok sorunla da insanların karşı karşıya olduğunu vurguladı. Mulla en çok göçün de Kürt bölgesinden olduğunu hatırlattı. Bugün ABD ve BM’nin Ortadoğu’yu demokratikleştirme projeleri olduğunu da söyleyen Mulla, demokrasinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin en iyi göstergesinin Kürt sorununa yaklaşımla görüleceğini belirtti. Mulla’nın ardından söz alan Abdulmecit Melek de Suriye’deki azınlık haklarını değerlendirdi. Din ve etnik azınlıklar olarak ayrışıma giden Melek, dinleyicilere konuya ilişkin ayrıntılı bilgiler sundu. Toplantının ikinci bölümünde ise Abdul Baet Seyda “Baas Rejimi ve Kürtler” Bashar Al-İssa ise “Kürtler Suriye’de demokrasinin motor gücü mü” konularında konuşmalar yaptı denildi.

Kırk Dokuzuncu Bölüm: 07.04.2005 tarihli MHA/BRÜKSEL kaynaklı bir haberde, Güneybatı Kürdistan’da örgütlü olan siyasi parti temsilcileri, Suriye hükümetinin 350 bin dolayında kimliksiz Kürdün kimliklerinin iade edilmesine ilişkin çalışmaları olumlu bulduklarını ve Şam yönetiminin Kürt politikasında köklü değişim yapması çağrısında bulundular. Kürt örgütleri Güneybatı Kürdistan’ın olağanüstü hal yasalarıyla yönetilmesi başta olmak Kürt kültürü ve dili üzerindeki yasakların da kaldırılmasını istediler. MHA’ya konuşan Demokratik Birlik Partisi Avrupa temsilcisi Abdulmecid Melek, Suriye Yekitisi Avrupa Kürt Komitesi temsilcisi Kamiran Haj Abdo ve Kürt Demokratik Birlik Partisi temsilcisi Saadettin Mulla, Kürtler üzerindeki baskılara son verilmesi ve Şam yönetiminden daha fazla demokratikleşme istediler. Melek: Tespit çalışmaları başlamış Abdulmecid Melek: Bir süre önce Qamışlo olaylarında tutuklanan 312 kişiyi bıraktılar. Ardından şu anda İçişleri Bakanlığı kimliksizlerin sayılarının tespit edilmesi için çalışma başlattığını açıkladı. Belki onlara yeniden kimlik verilecek.

Bu tür adımlar, halkımıza hizmet edecek adımlar olarak değerlendirilebilir ve iyidir. Hükümetin aldığı karara saygılı yaklaşıyoruz. Ayrıca Qamişlo olaylarından dolayı insanlarımız tutuklandı, onlar suçlular değildi ve suçlular şu anda özgür. Biz bu kararı büyük bir memnuniyetle karşıladık. Atılacak adımı kimliksiz Kürtlerin sorunlarının çözülmesi açısından olumlu olarak değerlendiriyoruz. Abdo: Kürt sorunu bu yöntemlerle çözülmez Kamiran Haj Abdo: Bu çok iyi bir adım, tabii ki atılması gerekiyor. Fakat Kürt sorunu kimliklerin iade edilmesi ile çözülmez. Bizim mücadelemiz bir halkın mücadelesi. Siyasi bir biçimde, demokratik prensiplerle ve uluslararası sözleşmeler çerçevesinde çözülmeli. Böyle çözülebilir, bunun dışında her türlü çözüm eksik bir çözüm olarak değerlendirilebilir. Kimliklerin iade edilmesi konusu güzel bir adım. Gecikti, fakat dediğim gibi, hayata geçerse, iyidir, tebrik ederiz. Fakat bizim mücadelemiz insani mücadele, bu kimliksizlerin mücadelesi değil, 2.5 milyon insanın mücadelesi. Kendi toprakları ürezinde yaşayan Kürtlerin. El atıp, bu sorunun da çözülmesi gerekiyor. Mulla: Suriye tarihi hatasını düzeltmeli Saadettin Mulla: Suriye’de yabancı olarak yaşayanların sorunu çok eski bir sorun. Bu politikanın amacı ise, Kürt bölgelerindeki demografinin değiştirilmesi, Kürtlerin o bölgelerde azınlık hale getirilmesi idi. Kürtlerin oradan ayrılmasını sağlamaktı.

Bu da Baas parti ideolojisinden kaynaklı. İnsanların bir bölümünü Suriye vatandaşlığından attılar, sonra da topraklarını ellerinden aldılar. Bu kesimin bütün haklarını, sivil haklarını aldılar. Bu insanların sayısı 300 bin dolayında. Kimliklere el konulması, iptal edilmesi uluslararası sözleşmelere aykırı. Çünkü her insan nerede olursa olsun vatandaşlık ve bireysel hakları var. Bu insanların bu hakları ellerinden alındı. Bu olay uluslararası normlara ters. Bugün Suriye devletinin, vatandaşlıkların geri verilmesi yönünde aldığı karar çok güzel. Ama 42 yılda bu insanlara çok zarar geldi. Maddi ve manevi zarar. Ahlaki, insaniyet açısından. Uluslararası kamuoyu da bu kesime destek vermeli ve bu kez Suriye de tarihi hatasını düzeltmeli. Suriye devleti verdiği sözü yerine getirmeli. Daha önce de söz verdiler ve yerine getirmediler. Önceden de biz bu yıl vereceğiz, üzerine çalışıyoruz vb. açıklamalarda bulundular. Umudumuz bu kez, gerçek çıkması. Yüzbinlerce insan var, evsiz, kendi evlerinin kiralarını ödüyorlar. Yardım alamıyorlar, hastaneye, otele gidemiyorlar, bütün haklarından yoksunlar. Bu acının düzeltilmesini umuyoruz. Böylece bu insanlar serbest ve özgür bir şekilde kendi ülkelerinde yaşasınlar.

Ellinci Bölüm: 08.04.2005 tarihli İNTERNETHABER web sitesinde çıkan “Suriye Askerleri Lübnan’ı Boşaltıyor” başlıklı bir haberde,Görgü tanıkları, dün gece tank, uçaksavar, havan topu gibi askeri teçhizat taşıyan 70 civarında askeri kamyonun Lübnan'dan ayrıldığını söyledi. Suriye'nin, Lübnan'da konuşlanan askerlerini aşamalı olarak çekme işlemi devam ediyor. Tanıklar ayrıca, Suriye güçlerinin, biri Beyrut'un doğusundaki Bahr El Baydar'da, diğeri Bekaa Vadisi'nde bulunan iki ileri karakolu boşalttıklarını aktardı. Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, 5 Mart'ta Suriye birliklerini Lübnan'dan 2 aşamada çekeceğini açıklamıştı. Çekilmenin ilk aşaması geçen ay tamamlanmıştı. İkinci ve son aşamanın da 30 Nisan'a kadar tamamlanacağı belirtilmişti.

Elli Birinci Bölüm: 13.04.2005 tarihli çıkan bir haberde, Suriye basını, resmi ziyaret için Suriye'ye giden Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, ABD baskıları karşısındaki cesaretli tutumunu övdü. Resmi Teşrin gazetesi, Cumhurbaşkanı Sezer'in 'ABD'nin hoşnutsuzluğuna rağmen' Suriye'ye resmi ziyarette bulunduğunu belirterek, 'Türk Cumhurbaşkanının ziyareti Suriye için çok önemlidir, ABD'nin baskılarına rağmen kendisinin ziyareti gerçekleştirme konusunda gösterdiği ısrarlı tutumdan sonra' denildi. 'Sezer ikinci vatanında' ifadesini kullanan gazete, İki ülke arasındaki koordinasyonun Irak'a komşu ülkeler toplantılarında ilerleme gösterdiğini belirtti. El Baas gazetesi de Sezer'in ziyaretini, 'İki ülke arasında sağlanan yakınlaşmanın pekiştirileceği son derece önemli bir ziyaret' olarak değerlendirdi.Suriye Başbakanı Muhammed Naci Otri, dün bakanlar kurulu toplantısında yaptığı açıklamada, 'Cumhurbaşkanı Sezer'in bu önemli ziyareti ve bu ziyaretin iki komşu ve dost ülke arasındaki işbirliği ve ilişkinin sağlamlaşması üzerindeki etkisinden dolayı' duyduğu memnuniyeti dile getirmişti.

Elli İkinci Bölüm: 14.04.2005 tarihli çıkan bir haberde, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher, düzenlediği olağan basın toplantısında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Suriye ziyaretine ilişkin sorulara verdiği cevapta, "Görüşmenin üzerinde çok fazla durulmamalı" dedi. Şam yönetiminin davranışlarını değiştirmek zorunda olduğunu söyleyen Boucher, "Suriye bölgedeki rolüne, komşularıyla ilişkilerine iyice bakmalı. Kendi topraklarından Irak'taki isyancıları destekleyenlere nasıl izin verdiğine, barış sürecini havaya uçurmak isteyenleri nasıl desteklediğine, Ortadoğu barışını sabote etmek isteyenleri nasıl desteklediğine bakmalı. Bu mesajı nasıl anladığı, nasıl aldığı Suriye'ye kalmış" diye konuştu. Suriye'nin Batı'nın yardımını almak için Türkiye'yi köprü olarak gördüğü ve ABD'nin Türkiye'nin bölgede daha aktif bir rol oynaması gerektiğini destekleyip desteklemediğine ilişkin bir başka soruya ise Boucher, "Suriye'ye bölgede nasıl uyumlu bir rol oynayabileceğine dair mesaj veren herkes bize göre doğru mesajı veriyor. Ancak sorun ne mesaj verildiği değil, bu mesajın nasıl algılandığı ve nasıl davranıldığıdır" şeklinde konuştu. Suriye'nin Irak'taki isyana desteğini kesmek için ne gibi bir yardıma ihtiyacı olabileceğini sorgulayan Boucher, "İsme mi ihtiyaçları var. Neler olup bittiğini anlamaya mi ihtiyaçları var. Biz ve Iraklılar onlara bu yardımı zaten yaptık" dedi.

Elli Üçüncü Bölüm: 14.04.2005 tarihli çıkan bir haberde, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 'Suriye ziyaretim, Arap ve İslam dünyasında olduğu kadar, bölgemizde önemli bir ülke olarak değerlendirdiğimiz komşumuz ile son dönemde giderek gelişen siyaset, ekonomi ve ticaret alanındaki ilişkilerin geliştirilmesi, yeni alanlarda çeşitlendirilerek ileriye götürülmesi yolunda katkılar sağlamıştır' dedi. Sezer, 'Şam'da bulunduğum süre içerisinde, şahsıma ve birlikte olduğum heyete gösterilen konukseverliğe Cumhurbaşkanı Esad başta olmak üzere Suriye halkına, yetkililerine teşekkür ediyorum' dedi. Sezer, 'Sayın Esad ve diğer yetkililerle gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde, ikili ilişkilerimizi tüm boyutlarıyla gözden geçirdik. Uluslararası bölgesel konuları ele aldık. Suriye'nin Lübnan'daki askerlerini bu ülkedeki seçimlerden önce çekmesinin önemini vurguladık. Buna karşılık Suriye de bu yönde var olan siyasal istencin tarafımıza bir kez daha yinelenmesinden mutluluk duyduk' diye konuştu. Cumhurbaşkanı Sezer, 'İki ülke arasında geçmişte yaşanan kimi sorunların sağduyu ve işbirliği anlayışı içinde çözülmesinin, ilişkilerimizde yeni olanaklar sunduğunu bir kez daha görmek bizleri mutlu etmiştir. Bu kapsamda, Türk işadamlarının Suriye'ye yönelik ilgisinin de giderek arattığını mutlulukla gözlemliyoruz' dedi.

Elli Dördüncü Bölüm: 18.04.2005 tarihli çıkan bir haberde, Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri'ye Şubat'ta düzenlenen bombalı saldırı sırasında yaralanan Lübnanlı eski Bakan Milletvekili Bassel Fleihan'ın tedavi görmekte olduğu hastanede öldüğü bildirildi. Öte yandan Suriye, Lübnan'daki 4 bin askerinden 2.500'ünü daha çekti. Lübnanlı üst düzey bir yetkili, Suriye'nin BM Güvenlik Konseyi kararı doğrultusunda 30 Nisan'a kadar Lübnan'dan çekilmeyi tamamlaması için kalan 1.500 askerini de birkaç gün içinde çekeceğini kaydetti. Suriye'nin çekilmeye başladığında Lübnan'da 14 bin askeri bulunuyordu.

Elli Beşinci Bölüm: 25.04.2005 tarihli çıkan haberde, Suriye, Lübnan topraklarında kalan son askerlerini de geri çekmeye başladı. Ülkenin doğusundaki askeri üs kapatıldı ve buradaki askerler Suriye'ye doğru yola çıktı. Askerlerin tanklarla birlikte Masna sınır noktasına doğru yola çıktığı belirtiliyor. Bir Lübnanlı yetkili de ülkede yarın düzenlenecek tören için 300 askerin kalacağını ve törenin ardından bu askerlerin de Lübnan'dan ayrılacağını açıkladı. Aynı konuya ilişkin 26.04.2005 tarihli çıkan bir haberde de, Lübnan'daki Suriye askeri varlığı, bugün düzenlenen veda töreniyle son buldu. Rayak'taki törende Suriyeli komutan, Lübnanlı askerlere, 'silah arkadaşlarım, hoşça kalın' diye seslenirken, Lübnanlı komutan da Suriye askerlerine aynı biçimde 'silah arkadaşlarım, fedakarlığınız için sağolun' dedi. Suriye, iç savaşın ardından 1976 yılında Lübnan'a barış gücü askerleri yerleştirmiş, 1990'da savaş bittikten sonra da 40 bin civarında asker bu topraklarda kalmıştı. Lübnan'da 2 ay önce 14 bin civarında Suriye askeri varlığı bulunuyordu. Eski başbakanlardan Refik Hariri'ye 14 Şubat'ta düzenlenen suikastın ardından uluslararası baskı nedeniyle sayı, törene katılan 250-300 civarında askere indi.

Elli Altıncı Bölüm: 14.05.2005 tarihli SABAH gazetesinde çıkan “Hizbullah’tan İsrail’e Havan Topu Saldırısı” başlıklı bir haberde, 9 Mayıs’ta Lübnan'a atılan top mermisine karşılık Lübnan'daki Hizbullah gerillaları bir İsrail mevzisine saldırdı. İsrail ordusu da top ateşiyle karşılık verdi. İsrail ordusu Şebaa Çiftlikleri bölgesindeki İsrail mevzilerine Hizbullah gerillalarının 6 roket ile bir havan topu attığını belirtti. Bunun üzerine İsrail askerlerinin de Hizbullah militanlarına top ateşi ile karşılık verdiği açıklandı Bir İsrail helikopterinin Lübnan İsrail sınırındaki Remiş kasabası yakınlarındaki Hizbullah mevzilerine füze saldırısı düzenlediği de öne sürüldü. Böylece İsrail 2000 yılında Güney Lübnan'ı işgaline son vermesinden bu yana ilk kez bir yerleşim biriminin yakınlarına saldırı düzenlemiş oldu. İsrail ordusu 9 Mayıs’ta Hizbullah gerillalarının sınır bölgesine yerleşti.

Elli Yedinci Bölüm: 26.05.2005 tarihli çıkan bir haberde, Suriye'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Faysal Mikdad, son haftalarda Irak'a geçmeye çalışan 1200'den fazla kişinin yakalanarak ülkelerine gönderildiklerini söyledi. Mikdad, tutuklananların çoğunun Irak'ta yasadışı işler yapma eğilimindeki yabancılar olduğunu ve bu kişilerin Kuveyt, Suudi Arabistan, Yemen, Libya gibi ülkelere geri gönderildiklerini açıkladı. Büyükelçi Mikdad, ayrıca ABD'ye birçok saldırıyı önleyen çeşitli konularda bilgi verdiklerini, ancak ABD'nin bu yardımı dikkate almadığını söyledi. Suriye'nin ABD Büyükelçisi İmad Mustafa, Şam yönetiminin son birkaç aydır ABD ile güvenlik ve askeri işbirliğini durdurduğunu açıklamıştı. Mikdad ise iki ülke arasındaki temasın birkaç hafta öncesine kadar devam ettiğini kaydetti.

Elli Sekizinci Bölüm: 30.05.2005 tarihli çıkan bir haberde, Saad Hariri yandaşlarına hitaben yaptığı konuşmada, bunun babası Refik Hariri´nin zaferi olduğunu, bu zaferlerinin Lübnan´ın diğer bölgelerinde de devam edeceğini belirterek, "Bu, Refik Hariri´nin kanının yerde kalmayacağı anlamına gelmektedir. Bu, yok etmeye çalıştıkları demokrasinin zaferidir" dedi. Bu arada, başkentin üç seçim bölgesinde oy sayımının devam ettiği bildirildi. Lübnan´da, 19 üyenin belirleneceği, 400 binden fazla seçmenin bulunduğu Beyrut´un yanı sıra 23 sandalyesi bulunan güneyde 5 Haziran, 35 üyenin seçileceği, merkezdeki Lübnan Tepesi bölgesinde 12 Haziran, 28 üyeli kuzey ve 23 üyeli doğuda da 19 Haziran´da oy kullanılacak.

Elli Dokuzuncu Bölüm: 14.10.2005 tarihli MİLLİYET gazetesinde çıkan Yasemin ÇONGAR’ın “İntihar mı, Cinayet mi?” başlıklı haberinde, Hariri suikastıyla ilgili çok şey bildiği tahmin edilen Suriye İçişleri Bakanı'nın öldürüldüğü öne sürülüyor. Suriye'nin resmi haber ajansı Sana'nın önceki gün Şam'daki ofisinde tabancısını ağzına dayayarak intihar ettiğini duyurduğu Suriye İçişleri Bakanı General Gazi Kenan'ın intihar etmediği, aksine öldürülmüş olabileceği öne sürülüyor. Kenan'ın 20 yıl Suriye Askeri İstihbaratı Şefi olarak görev yaptığı Lübnan'da yaygın bir şekilde savunulan komplo teorilerine göre, şubatta suikasta kurban giden eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri cinayeti hakkında çok şey bilen 63 yaşındaki Kenan, ya öldürüldü ya da intihara zorlandı. BM'nin suikastla ilgili raporunun en geç ay sonunda açıklanacağına dikkat çeken çevreler, raporda Suriye'yi suçlayıcı ifadelerin yer alabileceğini ve Kenan'ın da bu durumda olayın en önemli tanığı olacağını vurguluyorlar. Lübnan'da yayımlanan El Müstakbel gazetesi, "Çok şey bilen adam susturuldu, yoksa gerçekleri açıklayacaktı" dedi. L'Orient - LeJour gazetesi ise Kenan'ın Suriye hükümetince günah keçisi seçildiğini öne sürerek, "Gerçekten intihar mı etti, yoksa intihara mı zorlandı?" diye sordu.

'Rejim içi tasfiye' Bush yönetimi kaynakları da, Baas rejiminin Kenan'ı "infaz etmiş ya da intihar dışında seçenek bırakmamış" olma olasılığı üzerinde duruyor. Ancak yetkililer, bu konuda resmen görüş bildirmekten kaçınarak, BM soruşturmasını yürüten Alman Savcı Detlev Mehlis'in raporunun beklenmesini istiyorlar. Washington'daki tahminler, intiharından önce Gazi Kenan'ı da sorgulamış olan BM ekibinin, Hariri'nin öldürülmesinde Suriye derin devletinin rolü olduğuna işaret edeceği yönünde. ABD'li kaynaklar, Suriye lideri Beşar Esad'ın da aynı beklenti içinde olduğuna ve kendi koltuğunu korumak için "rejim içi bir tasfiye operasyonu" yürüttüğüne inanıyorlar. ABD Başkanı George W. Bush, önceki günkü açıklamasında Kenan'ın ölümünü yorumlamadı, ancak Esad rejimini sert ifadelerle uyardı. Suriye'nin "İyi komşu" olmasını isteyen Bush, Şam yönetiminin Lübnan'a karışmaktan vazgeçmesi, Filistinli intihar saldırganlarını özendirmemesi ve Irak'ta isyancılara destek vermemesi gerektiğini söyledi.

Altmışıncı Bölüm: 21.10.2005 tarihli çıkan bir haberde, BM tarafından görevlendirilen Alman Savcı Detlev Mehlis’in uzun süren araştırmaları sonucunda hazırladığı raporda, eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri’nin Suriye ve Lübnan istihbarat servislerinin dikkatlice hazırladıkları bir terörist eylem neticesinde suikaste kurban gittiği belirtildi. Mehlis, bugün Güvenlik Konseyi’ne iletilecek raporunda, ’’14 Şubat 2005 tarihindeki suikast kapsamlı bir örgütü, kayda değer kaynakları ve kabiliyetleri olan bir grup tarafından düzenlenmiştir’’ denildi.

Altmış Birinci Bölüm: 30.10.2005 tarihli AÇIKİSTİHBARAT web sitesinde çıkan “Hariri’yi ABD ve İsrail Öldürdü” başlıklı bir haberde, Lübnan gizli servisinden adını vermek istemeyen üst düzey bir yetkili, Lübnan eski başbakanı Refir Hariri’nin, ABD ve İsrail tarafından öldürüldüğünü ileri sürdü. ABD Başkanı George W. Bush ve İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un bu cinayeti kullanarak, Lübnan’daki ABD askeri etkisini arttırmayı amaçladığını söyleyen Lübnanlı yetkili, “Hariri suikasti, ABD ve İsrail tarafından kurgulandı. Bununla, Bush ve Şaron, Lübnan’daki kaos ortamından yararlanmayı, Suriye ordusunu ülkeden çıkarmayı ve yeni bir ABD üssünü Lübnan’a kurmayı amaçladılar ve kısmen başarılı oldular” dedi. 2002 yılında Hariri suikastine benzer bir suikastle hayatını kaybeden Lübnanlı Hıristiyan lider Elia Hobeika’yı hatırlatan Lübnan gizli servis üyesi, “Hobeika suikastinde kullanılan yöntemler, Hariri suikastindekilerle neredeyse aynı. Hobeika cinayeti de, yine ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilmişti. Bu, hiçbir zaman ispatlanamadı. Fakat, Hobeika ölmeden kısa bir süre önce İsrail Başbakanı’nı uluslararası arenada zor duruma düşürecek bir insan hakları raporu hazırlıyordu” şeklinde konuştu.

Üsse karşıydı Hariri’nin, ABD’nin Lübnan’da etkili askeri güce sahip olmasına ve bir ABD üssüne karşı olduğuna dikkat çeken istihbarat görevlisi, “Hariri ölmeden kısa bir süre önce, Hizbullah yetkilileri ile görüşmüştü. Bu görüşmede, örgüt yöneticilerine Washington ve Tel Aviv yönetimleriyle ilgili endişelerini ve tepkisini dile getirmişti” dedi.

Ortadoğu’da önemli bir mevzi ABD askeri gücü açısından, Lübnan’ın hızla öneminin arttığını ifade eden gizli servis mensubu, ülkeye yapılabilecek bir ABD üssünün Irak işgali ve ABD’nin Ortadoğu politikaları doğrultusunda, “geçiş niteliği ve lojistik öneme sahip” olacağını ifade etti. Refik Hariri suikastinin ardından, Suriye yönetimi üzerindeki baskıyı arttıran ABD ve İsrail, Şam yönetiminin Lübnan’daki askerlerini çekmesine neden olmuştu.

Boru hatları Lübnan’da bir ABD üssü kurulması halinde; Beyaz Saray yönetimi bu üssü Irak ve Afganistan işgallerinde kullanacağı gibi, Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Musul-Kerkük-Ceyhan petrol boru hatlarının korunmasında da kullanabilir. Açıklanan BM’nin Hariri suikasti raporuyla, Şam yönetimi üzerindeki baskıyı arttıran ABD, bu muhtemel üs sayesinde, Lübnan’a sınır komşusu olan Suriye’yi “daha yakından takip ve tehdit” edebilir.

 

Meclisdeki Hainler

Meclisdeki Hainler


Şemdinli Gerçegi

Şemdinli Gerçegi


Abdullah Öcalan gerçeği

 


© 2002 - 2008  www.Yalniz-Kurt.com