Çember İçindeki Suriye

ABD nin Suriye de bir futbol maçı ile fitilini ateşlediği Kürt ayaklanmalarının aslında Suriye için zor geçecek günlerin bir başlangıcı olduğu mesajlarının şimdi de yine ABD tarafından planlanarak sonuçlandırılan Lübnan eski Başbakanı olan Refik Hariri nin bombalı bir suikast sonucu öldürülmesi olayıyla yeniden ABD ve Suriye arasının gerilmesiyle karşılıklı söylenen ve icra edilenleri bölümler halinde sizlere aktarmaya çalışacağız.

Birinci Bölüm: 14.02.2005 tarihli haberde, Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta eski başbakanlardan Refik Hariri'ye suikast düzenlendi. Bomba yüklü bir araçla yapılan saldırıda Hariri hayatını kaybetti. Saldırıda Hariri'nin yanı sıra en az 9 kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı. Görgü tanıkları, Aziz George Oteli yakınlarındaki patlamaya bomba yüklü bir aracın neden olduğunu söyledi. Saldırıda Lübnan'ın eski başbakanı Refik Hariri'nin hedef alındığı ve konvoydaki araçların da alev aldığı kaydedildi. Yerel basın, çok sayıda aracın ve binanın zarar gördüğünü duyurduğu saldırıda Hariri'nin korumalarından da ölenler olduğunu kaydetti. Patlama, Hariri'nin konvoyu Beyrut sahilindeki meşhur bulvardan geçerken meydana geldi.

Patlamanın etkisiyle ünlü St George Oteli'nin ön cephesinin büyük zarar gördüğü, çok sayıda balkonun binadan koptuğu belirtiliyor.Patlamanın meydana geldiği caddede, yaklaşık 20 arabanın ters dönmüş bir şekilde yandığı, çok sayıda binanın da hasar gördüğü bildiriliyor. Lübnan'da 1975 ile 1990 yılları arasındaki iç savaş sonrasında bu tür saldırılar olmuyordu. Ekim ayında da, hükümet ve muhalefet grupları arasında gerilimin tırmandığı bir ortamda, muhalefetten bir politikacı, bomba yüklü bir araçla düzenlenen suikastta öldürülmüştü. Büyük bir servete de sahip olan Refik Hariri, 1990'da iç savaşın sona ermesinin ardından ülkeyi uzun yıllar yönetmişti. Ekim ayında görevden ayrılan Hariri, o günden bu yana muhalefette yer alıyordu. Hariri, Suriye yanlısı Cumhurbaşkanı Emil Lahud ile uzun yıllardır mücadele halindeydi.

Bu habere ilişkin 16.02.2005 tarihli ABD ile ilgili haberde de, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Lübnan eski başbakanı Refik Hariri'nin (yanda) öldürülmesinin ardından Suriye'deki büyükelçisini geri çekti. ABD Dışişleri Bakanlığı, büyükelçinin Suriye hükümetine Hariri suikastıyla ilgili endişelerini dile getiren bir nota verdikten sonra Washington'a çağrıldığını belirtti. Sözcü, Amerika'nın Hariri'nin ölümünden doğrudan Şam yönetimini sorumlu tutmadığını ifade etti; ancak, olayın, Suriye'nin Lübnan'daki askeri varlığının yarattığı tahribatı vurguladığını söyledi. Sözcü, ABD'nin ayrıca, Suriye topraklarının İran ve Irak'taki isyancılar tarafından kullanılmasından da kaygı duyduklarını belirtti. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Suriye birliklerinin Lübnan'dan çekilmesi hakkında daha fazla ilerleme sağlanması çağrısında bulundu.

Annan, Suriye devlet başkanı Beşar Esad'a bir mektup göndererek, kendisinden Şam yönetiminin Lübnan'a yapılan dış müdahalelere son verilmesi ve yabancı askerlerin Lübnan topraklarından geri çekilmesi çağrısı yapan Birleşmiş Milletler kararına uymasını istediğini söyledi. Annan'ın açıklamalarının ardından, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi de Refik Hariri'nin öldürülmesini oybirliğiyle kınayan ve suçluların adalet önüne çıkarılması çağrısında bulunan bir toplantı gerçekleştirdi. Konsey, yayımladığı bir yazılı açıklamada, saldırının Mayıs ayında yapılacak olan Lübnan seçimlerine muhtemel etkileri hakkında derin kaygıları bulunduğu ifade etti. Ayrıca, yine 16.02.2005 tarihli bir başka haberde de, Amerika Suriye'yi topun ağzına koydu. Refik Hariri'nin öldürülmesinden Suriye'yi sorumlu tutan ABD önce büyükelçisini geri çekti, ardından çok sert bir nota verdi. Yakın Ortadoğu İşlerinden Sorumlu ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı William Burns, Suriye'ye, askerlerini 'tamamen ve hemen' Lübnan'dan çekmesi çağrısında bulundu.

BÜYÜKELÇİ GERİ ÇEKİLDİ ABD, Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri’nin öldürülmesinden sonra Şam büyükelçisini geri çekme kararı aldı. Suriye’yi, “istikrarı bozan ülke” olarak tanımlayan Washington, Lübnan’daki Suriye birliklerinin, güvenliğe hiçbir katkısı olmadığını ifade etti. İsminin açıklanmasını istemeyen bir diplomat, Büyükelçi Margaret Scobey’in, Suriye hükümetine sert bir nota verdiğini belirtti.

İKİ ÜLKE ABD'YE KARŞI İTTİFAK KURDU İran ve Suriye, zorluklara ve tehditlere karşı "ortak bir cephe" kuracaklarını bildirdiler. İttifakın iki ülkeye karşı bazı meydan okumalara karşı yapıldığı kaydedildi. İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed Rıza Arif, Tahran'da bulunan Suriye Başbakanı Naci Otri ile görüşmesinden sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, "Tehditlerle mücadele için her yerde Suriye'ye yardım etmeye hazırız" dedi. Otri de "Bu hassas zamanda yapılan görüşmenin, özellikle Suriye ve İran'ın bazı meydan okumalarla karşı karşıya olması nedeniyle önemli olduğunu" söyledi.Yine bu konuya ilişkin olarak 17.02.2005 tarihli haberde de, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Mısır Dışişleri Bakanı Ahmed Ebul Geyt ile Washington''da görüşmesi sonunda yaptığı açıklamada, ''Suriye hükümeti ne yazık ki, bizimle ilişkileri düzeltme yoluna gitmedi, tam tersi ilişkiler kötüleşti'' dedi.

Lübnan'da ki 14 bin Suriye askerinin bu ülkenin istikrarını bozduğunu ve Şam'ın askeri kuvvetini çekmesi çağrısını yinelediğini belirten Rice, Refik Hariri suikastıyla ilgili kimseyi suçlamadıklarını, ancak Lübnan'ın içişlerine Suriye'nin karıştığını ifade etti.Suriye'nin Washington Büyükelçisi İmad Mustafa ise ABD'nin Şam Büyükelçisi'ni geri çağırmasını fazla önemsemeyerek, ülkesinin de zaman zaman bu yönteme başvurduğunu belirtti.Aynı Amerikan Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Suriye'nin "büyük problem" oluşturduğunu söyleyerek, uluslararası toplumdan bu ülkenin durdurulmasını istedi. Rice, Senato Dış ilişkiler Komitesi'nde yaptığı konuşmada, Suriye'nin diğer ülkelerin içişlerine karışmaktan vazgeçmesi gerektiğini söyledi. Uluslararası toplumu birleşmeye davet eden Rice; "Suriye hem kendi topraklarını hem de güney Lübnan'ı terörizmi desteklemek için kullanıyor" dedi.

Amerikalı yetkililer, açıkça suçlamamakla birlikte, eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin öldürülmesinin arkasında Suriye'nin bulunduğunu ima ediyor. Hariri, Suriye askerlerinin Lübnan'dan çekilmesini istiyordu. Amerikan yönetimi, Hariri'nin ölümünün ardından Suriye'deki büyükelçisini danışmada bulunmak üzere Washington'a çağırmıştı. Bu haberlerin devamı olarak, 18.02.2005 tarihli haberde de Condoleezza Rice Rusya ve Suriye’ye çattı. ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, ''Rusya'nın, daha demokratik bir yola girmesi gerektiğini'' söyledi. ABD Kongresi'nde yaptığı konuşan Rice, daha demokratik bir yola girmemesi halinde Putin yönetiminin Avrupa ile yakınlaşmasının riske gireceğini belirtti. Rice, Avrupa ülkelerine yaptığı ziyaretler sırasında Rusya'nın durumunun da ele alındığını ve kaygılarını Avrupalı liderlere ilettiğini ifade etti.

Rice, ''Rusya yönetimi, eğer daha demokratik bir yola geri dönmezse, Avrupa ülkelerine, demokrasiler toplumuna daha derin bir entegrasyonunun riske gireceğini anlamak zorunda'' dedi ve Rusya'yı bu nedenle "izole etmenin" hata olacağını da belirtti. Suriye'nin de "büyük problem" oluşturduğunu belirten Rice, uluslararası toplumdan, başka ülkelerin iç işlerine karışan Suriye'nin durdurulmasını istedi. ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi'nde ABD Dışişleri Bakanlığı'nın 2006 bütçesine ilişkin düzenlenen oturuma katılan Rice, ''Suriye'nin büyük bir problem olduğu konusunda kuşku yok'' dedi. Suriye'nin Lübnan'ın işlerine karışmaktan vazgeçmesi gerektiğini söyleyen Rice, Suriye'nin, Lübnan'da istikrarsız bir ortam yarattığını iddia etti.

İkinci Bölüm:

21.02.2005 tarihli haberde, ABD Başkanı George Bush, Suriye'nin Lübnan'daki işgalini sona erdirmek zorunda olduğunu söyledi. Bush, ''Suriye, Irak'ta ayaklanma ve şiddeti destekleyenleri durdurmak için tedbirler almak zorunda olduğu, İsrail ve Filistin arasındaki barış umudunu yıkmak isteyen terörist gruplara desteğini kesmek zorunda olduğu gibi Lübnan'daki işgalini de sona erdirmek zorunda'' dedi. Atlantik ittifakının dünyada barış için vazgeçilmez olduğunu belirten Bush, ''Hiçbir güç bizi ayıramaz'' dedi. Bush, ''Fırsatımız ve hedefimiz Ortadoğu'da barıştır'' diye konuştu. 22.02.2005 tarihli haberde, Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa, Suriye'nin yakında Lübnan'dan çekilmek için adım atacağını açıkladı. Amr Musa, Şam'da Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüştü. Amr Musa'ya göre Esad, 1989 tarihli Taif Anlaşması'na uyacaklarını ve askerlerin Lübnan'dan çekilmesi için ilk adımı atacaklarını söyledi. Lübnan'da iç savaşın ardından Suudi Arabistan'da imzalanan Taif Anlaşması, Suriye askerlerinin bir takvim çerçevesinde çekilmesini öngörüyor. Suriye, geçen yıl 14 bin askerden bir kısmını geri çekmiş, bir kısmını da kırsala kaydırmıştı.

Suriye'nin Mayıs ayında Lübnan'da yapılacak seçimler öncesinde, bir miktar askerini daha çekmesi bekleniyor. Lübnan'da Suriye aleyhine protesto gösterileri artarak devam ediyor. Beyrut'ta muhalefet tarafından düzenlenen gösteride, binlerce kişi eski başbakan Refik Hariri'nin öldürüldüğü yerde toplandı. Daha çok Hristiyan ve Dürzilerin katıldığı gösteride, Suriye'nin Lübnan'dan çekilmesi istendi, "özgürlük, egemenlik, bağımsızlık" sloganları atıldı, Suriye yanlısı hükümete de istifa çağrısında bulunuldu. 22.02.2005 tarihli haberde, Lübnan Meclisi, geçtiğimiz hafta uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden eski Başbakan Refik Hariri için 28 Şubat'ta toplanacak. Muhalefetin isteği üzerine gerçekleştirilecek oturumda, hükümete karşı güven oylamasının da yapılması planlanıyor. Öte yandan, Hariri'nin anısına Paris'te bin kadar Lübnanlı sokaklara döküldü. Lübnan'ın Paris büyükelçiliği yakınında toplanan göstericiler, "Suriye dışarı", "Suriyeliler katil" sloganları attı. Göstericiler, Lübnan bayraklarıyla "Chirac-Bush: Lübnan'da barışı sağlayın" yazılı pankartlar taşıdı.

Daha sonra polis eşliğinde Hariri'nin Paris'teki evine doğru yürüyen göstericiler buraya çiçek bırakarak mum yaktı. Lübnan'da 5 hükümet kuran milyarder Hariri ile yakın dost olan Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Beyrut'a giderek Hariri'nin ailesine taziye ziyaretinde bulunmuştu. Hariri'nin öldürülmesini "iğrenç" olarak nitelendiren Chirac, ''Hariri, Lübnan için özgürlük ve demokrasi, egemenlik ve bağımsızlık idealine sahipti'' demişti. Bu arada Kuveyt'te yaşayan yüzlerce Lübnanlı da büyükelçilik binası önünde toplandı. Bina önünde Hariri anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunan göstericiler "Suriye dışarı" sloganları attı.

Üçüncü Bölüm: 24.02.2005 tarihli Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM)’ın internet sayfasında Oytun ORHAN’ın “Hariri Suikasti’nin Sonuçları Üzerine” başlıklı yazısında; Lübnan’da gerçekleşen Hariri suikastı, uluslararası toplumda Suriye’nin Lübnan’daki varlığı konusunu yeniden gündeme taşımış, zaten uzun süreden beri devam eden çekilmesi yönündeki baskıların yoğunlaşmasına neden olmuştur. Ancak eylem bunun da ötesinde, hem bölgesel, hem de uluslararası anlamda sonuçlar yaratacak potansiyele sahiptir. Eylem öncelikle Lübnan iç politikası bağlamında sonuçlar doğurabilir. Suikastla beraber Lübnan halkı içindeki Suriye karşıtlığının artması ve gelecekte Suriye’nin olası bir zayıflığı durumunda bunun ortaya çıkması beklenebilir. Bu da, daha önce Hariri’nin önderlik ettiği söylenen Suriye karşıtı cephenin önümüzdeki seçimlerden başarıyla çıkmasına imkan sağlar. Ayrıca suikast, Suriye karşıtı farklı kesimleri ortak hareket etmeye yönlendirerek daha güçlü bir cephenin oluşmasına neden olabilir. Bölgesel ve uluslararası boyutta ise eylem, Suriye’nin Lübnan’dan çekilmesini hızlandıran bir süreci başlatmıştır. Suikast Batı’da, doğru ya da yanlış, Suriye tarafından planlanmış bir eylem olarak algılanmıştır.

Bu da Suriye’nin Lübnan’dan çekilmesi konusunda uluslararası toplumda ortak düşüncenin güçlenmesine yol açmıştır. Suikast sonrasında oluşan ortamda Suriye’yi destekleyen tek ülke İran olmuştur. ABD’nin bölgedeki diğer politikalarının (Irak, İran) aksine Suriye konusundaki bu ortak görüş, üzerindeki baskının da yoğunlaşmasına yol açarak Suriye’nin Lübnan politikasında önemli değişimler yaratabilir. Tüm bunlar daha çok Suriye’nin Lübnan’daki varlığının, etkinliğinin sona erdirilmesi sürecini hızlandıracak unsurlardır. Bu da genel olarak, İsrail ve ABD’nin istediği yönde bir süreç olacaktır. Çünkü Suriye’nin Lübnan’dan çekilmesi, bölgede Suriye ve İran’ın etkinliklerinin azaltılması, barış sürecinin önünün açılması anlamında önemli sonuçlar doğuracaktır. Eğer Suriye Lübnan’dan çıkartılabilirse, Hizbullah’ın da etkinliğine son verme imkanı doğacaktır. Bu da Suriye’nin ve özellikle İran’ın bölgeyi etkileme gücünü zayıflatarak ellerindeki önemli bir kozu kaybetmelerine neden olacaktır. Tüm bu olumsuz unsurlar nedeniyle Suriye, Lübnan kozunu kolay kolay bırakmak istemeyecektir. Lübnan Suriye açısından sadece güvenliği bağlamında öneme sahip değildir. Belki bundan da önemlisi, Suriye’nin Lübnan’ı kaybetmesi durumunda, zaten zayıf karnı olan ekonomisinin de büyük darbe alacak olmasıdır. Bu nedenle Suriye, kazanımlarını kaybetmeme psikolojisiyle, çok uzun yıllara dayanan ve güçlü olan Lübnan’daki istihbarat yapılanması aracılığıyla bu ülkenin istikrarını bozacak eylemlere girişebilir.

Dördüncü Bölüm: 24.02.2005 tarihli haberde, Eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri’nin öldürülmesiyle artan baskıların ardından, Suriye, Lübnan’daki askerlerini çekeceğini duyurdu. Şam yönetimi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin, Lübnan’daki 15 bin Suriye askerinin çekilmesi yönündeki kararını uygulamaya hazır olduğunu açıkladı. Suriyeli yetkililer, askerlerini Lübnan Savaşı’nı sona erdiren, Taif Anlaşması’na uygun olarak çekeceğini söyledi. Askerlerin hızlı çekilmesinin, Lübnan’da güvenlik zaafiyetine yol açabileceği belirtiliyor. Lübnan Başbakanı Ömer Karami de, Suriye’nin askerlerinin aniden çekmesinin Lübnan’ın istikrarını bozacağını söyledi. Bu arada Lübnan’da, Hariri’nin öldürülmesinden ve Suriyelilere saldırılar düzenlenmesinden sonra yaklaşık 300 bin Suriyeli işçi ülkeyi terk etti. Lübnan’da yapılan bir araştırmaya göre, yaklaşık 300 bin Suriyeli işçinin Lübnan’dan ayrılması, inşaat sektörüne milyonlarca dolarlık zarar verdi. Hariri suikastinden Suriye’yi sorumlu tutan Lübnanlıların, Suriyeli işçilerin kaldığı çadırları yaktığı, bazı bölgelerde birçok işçinin dövüldüğü ve soyulduğu belirtildi.

Beşinci Bölüm: 25.02.2005 tarihli Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM)’ın internet sayfasında Serhat ERKMEN’in “Suriye’nin Lübnan Adımları” başlıklı yazısında; Lübnan, Refik Hariri’nin öldürülmesinden sonra Orta Doğu gelişmelerinde yeni bir önem kazanmıştır. Suikastın sonuçları Lübnan’ın dışına taşarak, bölgedeki diğer önemli gelişmelerle bağlantılı hale gelmektedir. Hariri’nin ölümünün Lübnan içindeki ve dışındaki etkileri şöyle özetlenebilir:

Hariri’nin öldürülmesiyle, ABD’den yoğun bir dış destek aldığı tahmin edilen Suriye karşıtı muhalefet, birleştirici önderini kaybetmesine rağmen Suriye’nin Lübnan’dan çekilmesi için yoğun bir kampanya yürütmeye başlamıştır. Velit Canbolat, Michael Aoun ve Emin Cemayel’in ortak hareket etmesi durumunda muhalefetin siyasi bir ağırlık oluşturması beklenebilir. Muhalefetin oluşturduğu baskı Suriye destekli hükümeti zor durumda bırakmaya başlamıştır. Lübnan hükümeti, cinayetle ilgili bir meclis görüşmesi yapmayı kabul etmiş, soruşturma için yabancı uzmanlara kapılarını açmıştır. Bu gelişmeler sonucunda hükümetin düşmesi bile gündeme gelebilir. Fakat, Suriye Lübnan içindeki siyasi etkinliğini bugünkü haliyle koruduğu sürece, Mayıs ayındaki seçimlerden muhalefetin galip çıkma ihtimali azdır. Bu nedenle, radikal bir iç değişim beklenmesi pek doğru değildir.

Sorunun bölgesel boyutuna bakıldığında ise Lübnan’daki gelişmelerle Suriye, İran ve İsrail’in dahil olduğu bir çatışma durumunun ortaya çıktığı görülmektedir. Lübnan’ın hem İsrail ile hem de Suriye ile sorunlu bir ilişkisi bulunmaktadır. Lübnan ile İsrail arasındaki sorunun kökenleri daha güçlüdür. Ancak, mevcut ortamın etkisiyle sorunun tanımlanmasındaki öncelikler değişebilir. Hariri’nin ölümünden bu yana, Suriye-Lübnan çatışması, Lübnan-İsrail çatışmasının önüne geçmiştir. Yakın dönemde Lübnan iç politikasında önemli bir değişimin yaşanması halinde, Lübnan ile İsrail ilişkilerinde yeni bir dönem başlayabilir. Bu, İsrail’in Arapları barış sürecine parça parça dahil etme yönteminin bir parçasıdır. İsrail açısından bakıldığında, Lübnan’daki Suriye etkisinin azaltılmasıyla hem Suriye rejimi zayıflatılmış olacak, hem de İsrail’in baskı uygulayıp Hizbullah’ı sıkıştırmaya çalışacağı bir hükümet ortaya çıkabilecektir. Öte yandan, Suriye’nin Lübnan’dan çekilmeye dair bazı işaretler verdiği görülmektedir. Bu doğrultuda Suriye’nin 1989’da yapılan Taif Anlaşması uyarınca askerlerini Bekaa Vadisi’nin doğusuna doğru konuşlandırması önemlidir.

Suriye, bu hareketle hem BMGK’nın 1559 sayılı kararına yönelik bir adım atmakta, hem de üstündeki uluslararası baskıyı azaltmayı hedeflemektedir. Çünkü, Lübnan’ı kontrol altında tutmak ve ABD ile ilişkilerini bu doğrultuda yürütmek gittikçe zorlaşmaktadır. Irak’ta da önemli tavizler vermeye başlayan Şam, Irak’taki direnişle olan ilişkisi yüzünden yoğun bir ABD baskısı altındadır. Bu nedenle, Lübnan’da tamamen olmasa da ABD baskısını azaltıcı tavizler vermesi beklenmelidir. Lübnan’ı iyi bilenlerin de belirttiği gibi Suriye askerlerinin çıkması Suriye için her şeyin sonu değildir. Suriye, Lübnan’da siyasal ve istihbarati etkinliğini devam ettirdiği sürece bu ülke söz konusu olduğunda vazgeçilmez bir aktör olarak kalmaya devam edecektir.

Altıncı Bölüm: 15.02.2005 tarihli Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) internet sitesinde Oytun ORHAN ın “Lübnan da Yeniden İç Savaş Korkusu: Hariri Suikastı” başlıklı yazısında; Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri, 14 Şubat günü konvoyuna düzenlenen saldırı sonucunda hayatını kaybetmiştir. Hariri, Lübnan’ın en zengin ve en önemli politik figürlerinden birisiydi Bu özelliği nedeniyle belki de ülkenin en çok korunan kişisi konumundaydı. Böyle bir şahsiyetin Beyrut’un orta yerinde, gündüz vakti ve sıkı bir koruma altındaki konvoyuyla seyrederken saldırıya uğraması şüphe uyandırıcıdır. Bu çapta bir eylem beraberinde, “saldırının arkasında kimler var” sorusunu da akla getirmektedir.

Genel eğilim saldırının arkasında Suriye ve Suriye destekli Lübnan’ın olduğu yönündedir. Bu olasılık gerçekten de güçlü görünmektedir. Hariri daha önceleri Suriye ile iyi ilişkilere sahip olsa da 2004 yılının Ekim ayından bu yana, Suriye ile ilişkileri gerilmiştir. Devlet Başkanı Emil Lahud’un görev süresinin Suriye’nin de baskısıyla uzatılmasından sonra, Lübnan’daki Suriye karşıtı cepheye geçmiş ve Lübnan’da diğer Suriye karşıtı gruplar olan Hrıstiyanlar ve Dürzilerin lideri Velit Canpolat’la bir cephe oluşturmuştu. ABD ve Fransa’nın da desteğini aldığı söylenen bu cephenin, bu yıl içinde Lübnan’da yapılacak seçimlerden de zaferle çıkması bekleniyordu.

Bu durum Suriye’nin, Lübnan’daki çıkarlarını tehdit etmiş ve ülkedeki Suriye karşıtlığının kırılması amacıyla böyle bir eylem gerçekleştirilmiş olabilir. Suriye’nin eskiden de Lübnan’daki konumunu korumak için bu tür operasyonlar düzenlediği bilinmektedir. Bu olasılık her ne kadar güçlü gibi gözükse de, Suriye açısından çok da rasyonel bir davranış olmayacağı söylenebilir. Zaten son dönemde özellikle ABD ve İsrail tarafından baskı altında olan, Birleşmiş Milletler tarafından Lübnan’daki varlığına son vermesi istenen Suriye’nin, böyle bir ortamda bu operasyonu düzenlemesi kendisi açısından akıllı bir adım gibi gözükmemektedir. Çünkü operasyon dikkatleri Suriye üzerine çevirerek mevcut baskının daha da artmasına neden olacaktır.

Bir ihtimal, Lübnan’da çok güçlü konumdaki Suriye istihbaratı içindeki bir grubun bağımsız olarak böyle bir operasyonu düzenlemiş olabileceğidir. Eğer öyleyse, operasyon Lübnan’daki Suriye karşıtlığına karşı çok ciddi bir mesajdır. Ama ondan da önemlisi, ABD ve İsrail’e karşı bir mesajdır. Bu kesimler, ülkede güvenlik endişeleri doğurarak uygulayacakları politikalar için uygun bir ortam yaratma peşinde olabilirler. Ayrıca Suriye’nin Lübnan’daki askeri varlığını gerekli gösteren bir ortamın oluşmasını da sağlamaya çalışıyor olabilirler. “Eğer biz bu ülkede olmazsak istikrarsızlık çıkar” gibi bir mesaj verilerek, Suriye’nin askeri varlığı, istikrarı korumak bağlamında gerekli kılınmaya çalışılıyor olabilir. Eylemin arkasında kim olursa olsun, Hariri suikastının sonuçlarına bakıldığında, öncelikle Suriye üzerindeki baskının artacağı söylenebilir. Eylem, ABD ve İsrail’in, Suriye’ye Lübnan’dan çekilmesi yönünde yaptığı baskıya meşru bir zemin sağlayacaktır.

Yedinci Bölüm: 28.02.2005 tarihli SABAH gazetesinde çıkan bir habere göre; Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, ABD'nin Şam yönetimine, 2003'te başlayan işgalden önce Bağdat'a yaptığı gibi baskı uyguladığını söyledi. Esad, Washington yönetiminin, geçmişte ülkesine yaptırımlar uyguladığını ve Suriye'yi tecrit ettiğini belirtti ve ''Eğer (ABD'den) silahlı bir saldırı bekleyip beklemediğimi sorarsanız, Irak savaşının bitiminden bu yana bunun geldiğini görüyorum. Ondan sonra gerilim arttı'' dedi. Esad, bölgenin kısa vadedeki geleceğine ilişkin karamsar olduğunu da söyledi ve ''2001'de ikiz kulelere yönelik saldırılara ve Irak'a karşı savaşa götüren sorunlardan hiçbiri çözülmedi. Tersine bazıları, örneğin istikrar konusu çok daha ciddileşti. Şam'dan Kudüs'e, İslamabad'a ve Kabil'e kadar teröristleri işe alan tek ve uzun bir cephe var'' dedi.

ESAD: 'ABD'NİN SURİYE'YE İHTİYACI VAR' Esad, ABD'nin Suriye'ye ihtiyacı olduğunu, çünkü Suriye'nin Ortadoğu ve Irak'ta barış süreci için önemli bir ülke olduğunu söyledi. Esad, İtalyan gazetesi La Repubblica'ya verdiği demeçte, Suriye'nin Lübnan'ın eski Başbakanı Refik Hariri'nin suikastına karıştığı yolundaki haberleri kesin bir dille reddetti. Ülkesinin terörle mücadeleye katkısı sorulduğunda Esad, ''Ben Washington'a yardımımızı sundum. Er ya da geç çözümün anahtarının bizde olduğunu anlayacaklar. Biz barış süreci için, Irak için esasız. Belki bir gün Amerikalıların gelip kapımızı çaldıklarını göreceksiniz'' yanıtını verdi.

ABD, Suriye'yi Irak ve İsrail'de faaliyet gösteren teröristleri desteklemek, askeri varlığıyla Lübnan'ı istikrarsızlaştırmak ve Hariri suikastının arkasında olmakla suçluyor. Esad, ''Hariri'yi gerçekten biz öldürseydik, bu bizim için bir siyasi intihar olurdu. Etik ve insani ilkeleri bir yana bırakalım, mesele şu: Cinayet kimin işine yaradı? Suriye'nin işine yaramadığı kesin'' dedi. Ülkesinin Irak ile olan açık sınırların kurbanı olduğunu, bu sınırların kendileri için de tehlike oluşturduğunu, ellerindeki imkanlarla, yolu olmayan kum sınırın 500 kilometresini kontrol edebildiklerini belirten Esad, ''ABD Savunma Bakanlığı'ndan bir temsilciyi kabul ettim, bu konuyu ABD Dışişleri Bakanlığı'yla da görüştüm. ABD'den, Meksika sınırında kullandığına benzer radar sistemi ve gece görüş dürbünü bile istedim.

Hatta ekimde Suriye ile Amerikalıların birlikte devriyeler oluşturmasını bile teklif ettim'' dedi ve hala yanıt beklediğini söyledi. Esad, Lübnan'daki Suriye askerleri konusundaki bir soruya da, ''Bu ekonomik olduğu kadar, siyasi anlamda da ağır bir bedel. Ancak şu nokta çok önemli: Lübnan'ın ve sınırlarımızın istikrarı. Teknik olarak, yıl sonunda birliklerimizi çekebiliriz. Stratejik olarak ise, bu ancak ciddi garantiler alırsak gerçekleşir. Bir başka deyişle barış olursa'' yanıtını verdi. Ülkesinde insan haklarının ideal olmadığını kabul eden Esad, ''Bu alanda Şam'ın ağır kuralları olduğunu'' söyledi ve şöyle dedi: ''60 yıldır tehlike ortamında yaşıyoruz. En azından şimdilik normal kanunlara izin veremeyiz. Ben aykırı görüşte olanlara karşı açık fikirli biriyim. Ancak sorun yaratmalarına izin veremem. Eğer Londra'daki Hyde Park'ta biri Kraliçe'yi eleştirirse, bir şey olmaz. Ancak burada biri Hıristiyanları eleştirse ertesi gün bir iç savaşla uyanabiliriz.''

Esad, bölgenin kısa vadedeki geleceğine ilişkin karamsar olduğunu da söyledi ve ''2001'de ikiz kulelere yönelik saldırılara ve Irak'a karşı savaşa götüren sorunlardan hiçbiri çözülmedi. Tersine bazıları, örneğin istikrar konusu çok daha ciddileşti. Şam'dan Kudüs'e, İslamabad'a ve Kabil'e kadar teröristleri işe alan tek ve uzun bir cephe var'' dedi.

Sekizinci Bölüm: 28.02.2005 tarihli bir haberde, Ürdün ve Suriye'nin sınır konusundaki uzlaşmazlığına son veren bir anlaşmaya imza koydukları ve anlaşmanın iki ülke arasındaki ilişkileri sağlamlaştıracağı belirtildi. Suriye İçişleri Bakanı Gazi Kenan ile Ürdün adına anlaşmayı imzalayan İçişleri Bakanı Samir Habaşne, açıklamalarda bulunarak, iki ülkenin ortak sınırda toprak değiş tokuşu yaparak sorunun halledildiğini söyledi. Habaşne, '125 kilometrekarenin Suriye topraklarında kalacağını, Ürdün'ün de sınırın başka bölgesinde 125 kilometrekareye eşdeğer yeri alacağını belirterek, 'Anlaşma, iki ülke arasındaki güveni güçlendirecek' dedi. Suriye İçişleri Bakanı 'Anlaşma, iki ülke arasındaki komşuluk ilişkilerini yansıtıyor' dedi.

Dokuzuncu Bölüm: 28.02.2005 tarihli haberde, Lübnan'da, Suriye yanlısı hükümetin muhalefetin bugün yapmayı planladığı mitingi yasaklamasına karşın, binlerce kişi Beyrut'un merkezinde gösteri yapıyor. Muhalefetin çağrısıyla geceyi Şehitler Meydanı'nda geçiren ve sabah saatlerinde sayıları giderek artan göstericiler, ulusal marşı söyleyerek, Suriye aleyhine sloganlar atıyor ve halkı, eski Başbakan Refik Hariri'ye suikastın ardından doğan bağımsızlık hareketi'ne çağırıyor. Öte yandan, Suriye yanlısı Lübnan hükümetinin 3 bakanının istifa ettiği bildiriliyor.

Onuncu Bölüm: 28.02.2005 tarihli bir haberde, İsrail, Suriye ve Ürdün'ün dışişleri bakanlıkları yetkililerinin Ürdün'de barış görüşmeleri için bir araya geldikleri öne sürüldü. Bir başka toplantının daha planlandığını, ancak tarih tespit edilmediğini belirten Ürdünlü kaynak, toplantının amacının, barışa yönelik daha sağlam ilişki imkanlarını tartışmak olduğunu kaydetti. İsrail Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mark Regev, toplantıyla ilgili, 'İlk defa duyuyorum' dedi.

On Birinci Bölüm: 01.03.2005 tarihli bir haberde, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, Washington’ın ülkesine saldırmasını beklediğini söyledi. ABD’nin Irak Savaşı'ndan önce Bağdat’a yaptığı baskının aynısını şimdi kendilerine uyguladığını belirten Esad, İtalyan La Republica gazetesine verdiği demeçte, “Eğer Washington’dan silahlı bir saldırı bekleyip beklemediğimi soruyorsanız, böyle bir ihtimalin Irak savaşının bitmesinden bu yana arttığını görüyorum. Gerilim gittikçe yükseliyor” dedi. Beşşar Esad, yine de Washington’ın Suriye olmadan Ortadoğu ve Irak’ta bir barışın mümkün olmadığını idrak edeceğini umduğunu söyledi. Esad, ABD yönetiminin, Irak’taki statejik hatalarını örtmek için sürekli olarak Suriye'yi suçladığını da kaydetti. Eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri’nin öldürülmesinin arkasında oldukları yolundaki iddialara karşı çıkan Esad, "stratejik açıdan" askerlerini kısa zamanda Lübnan’dan çekmeyi planlamadıklarını da bildirdi.

 

Meclisdeki Hainler

Meclisdeki Hainler


Şemdinli Gerçegi

Şemdinli Gerçegi


Abdullah Öcalan gerçeği

 


© 2002 - 2008  www.Yalniz-Kurt.com