| ANAFARTALAR KAHRAMANLARI VE MUSTAFA KEMAL'İN ÜSTÜN BAŞARISI
6 Ağustos gününün gecesi başlayıp 7 Ağustos günü devam eden ihraçla 20.000 asker çıkardılar. Bu öncü birlikler 10. ve 11. İngiliz Tümenlerine bağlı 22 taburluk bir kuvvetti. 53. Tümen genel ihtiyat olarak Limni Adası'nda bulunuyordu Taarruz plânlan mükemmeldi. Bu defa başarılı olacaklarına kesin gözüyle bakıyorlardı. "Ne hoş bir hayal ve ne tatlı bir ümitti. Her hususta çok iyi hazırlanmışlardı. Artık İstanbul kesin işgal edilebilirdi. Hem karşılarında 4 taburluk bir Türk birliği vardı." İşte bu durum bizim için tehlikearz ediyordu
durumun meydana gelmemesi için şu tedbirler alınabilirdi. İngilizler Anafartalar'acıktıkları anda, 4. ve 9. Tümen birlikleri de Kocaçimen-Conkbayırı hattına yanaşmışlardı. Bir kısım birlikle İngilizler Tuz Gölü hizasında selamlanabilirdi. Sonra 7. Tümenin alaylarından biri 7 Ağustos günü gece saat 22.00'de Küçükanafarta Köyü'nün hemen arkasında olan Seyitli Köyü'ne yanaşmıştı. 3 saat istirahattan sonra Wilmer'in Alayına iltihak ettirilip, 8 Ağustos sabahı iyice gaflette olan
İngilizler hırpalanabilirdi. Albay Ahmet Fevzi Bey'in bunları yapamaması Ordu Komutanını telâşlandırıp görevden alınmasına vesile olmuştur. Mamafih askerî uzmanlara göre Fevzi Bey itirazlarında haklı idi. Çok yorgun askerle savaş kazanmak zordu. Ama kader açısından hadiselerin böyle gelişmesi Türk Milleti için belki de hayra vesile olacaktı. Şimdi ne olacak ve savaş nasıl gelişecekti?
8 Ağustos sabahı ve gecesi 7. ve 12. Tümenleri taarruza geçiremeyen Ahmet Fevzi Bey "in görevden alınması üzerine önceden de yapılan bir plân gereği yerine Mustafa Kemal atandı. 9 Ağustos günü sabahı saat 04.00'te 12. Tümen ve 04.30'da da 7. Tümenle başlattığı taarruzlarla, öğleye kadar İngilizlerin daha soluk bile almadan işlerini bitirmişti. Saat 15.00'de de 5. Orduya verdiği raporla durumun iyi olduğunu bildiriyordu. Böylece Anafartalar Bölgesine 7 Ağustos 1915 günü 20.000 asker çıkaran 9. İngiliz Kolordusu, 9 Ağustos 1915 günü yiğit Mehmetçiklerin karşısında tıkanıp kalmıştır.
Suvla Çıkarması tarihte o güne kadar yapılmış en büyük ve en modern bir çıkarma olacaktı. İlk aşamada 11. tümen Karargâhı; 3 piyade tugayı, 2 top bataryası, 2 sıhhiye bölüğü, gerekli muharebe ve lojistik destek birliklerini karaya çıkaracaktı. 6 Ağuustos gecesi saat 22.00'den itibaren de gösterilen düzende, güneş doğuncaya kadar 11. Tümenin karaya çıkarılması plânlandı. Donanmanın iki bölüklü özel ulaştırma taburu yükleme, boşaltma ve taşıma hizmeti ile görevlendirildi. Öte yandan bir tugayı eksik 10. Tümen, Büyük Anafarta Köyü üzerinden Anafarta sırtlarına, 11. Tümeen de Küçük Anafarta üzerinden Tekke Tepeye ilerleyecek ve 53. Tümen bunları takip edecekti. Bu bölgede başarıyı geliştirmek için kullanılacak olan 54. Tümen henüz denizde yoldaydı. 10. ve 11. Tümenler, Anafartalar bölgesine hakim olduktan sonra başarıyı geliştirecek ve Kilitbahir platosuna doğru taarruz edeceklerdi. Yani Eceabat-Kilitbahir ve böylece yarımadadaki Türk ordusunun Anadolu ve denizle irtibatını keserek plân hedefine varmaya çalışacaklardı. Ama olmadı. Sanki yenilgi İngilizlerin kaderi olmuştu. İster istemez kabulleneceklerdi. Kaçış yolu yoktu. Zulüm ve haksızlıkların sıkıntısı içinde savaş cephesini terk etmek mecburiyetinde kalacaklarını hissettikçe de sararıp solacaklardı.
9 Ağustos 1915 günü büyük bir yenilgiye uğramalarına rağmen saldırılarını 10 Ağustos günü 12. ve 47. Tümen ile Kavaktepe sırtlarındaki birliklerimize altı defa tekrarladılar. Fakat ilerleme kaydedemediler ve 12 Ağustosta Kavaktepe ve Tekketepe çizgisinde yeniden taarruza geçtilerse de gen başarılı olamadılar. Artık 9. İngiliz Kolordusu tam bir çöküntü içinde idi. Suvla ve
Azmak'ta muharebeye sokulan 50.000 kişilik iki İngiliz Kolordusunun verdiği zayiat 4 günde 18.OOO'i bulmuştu.
15 Ağustos Kireçtepe Muharebelerinde ise 9. İngiliz Kolordusuna bağlı 10. Tümen birlikleri sabah saat 08.40'ta Kireçtepe'ye taarruza geçtiler. 7 Ağustostan beri Kireçtepe ve çevresini yiğitçe savunan Gelibolu Jandarma Taburu, donanma destekli ve çok sayıdaki İngiliz birlikleri karşısında ağır kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldılar. Bu itibarla İngilizler, Arslantepe ile Projektörtepe'yi ele geçirdiler. Bu gelişmeyi öğrenen 5. Türk Tümen Komutanı Alman Yarbay Wilmer, 19. ve 39. Alaylardan gönderdiği taburlarla İngilizleri, Arslantepe ve Kanlıtepe arasında durdurmayı başarmıştır. Burada Gelibolu Seyyar Jandarma Taburu, çok üstün bir düşmana karşı Kireçtepe'yi hiç yardım almadan üç gün, tek başına savundu. Ağır kayıplar verdikten sonra aldığı yardımlarla 16 Ağustosa kadar yine yalnız ve yardımsız olarak muharebeye devam etti ve hayat pahasına vazifesini emsalsiz bir şekilde yapmıştır. Bu itibarla Çanakkale Muharebelerini efsaneleştiren Seddülbahir ve Conkbayırrndan sonra Kireçtepe Savaşları da tarihimize silinmez harflerle yazılmış oluyordu.
16. Ağustos 1915 günü ise 5. Tümen, 3 alaydan oluşturduğu kuvvetlerle İngilizleri Arslantepe'den atmıştır. Ne var ki, İngilizler tepeyi gece geri aldılar. Mamafih 5. Tümen aldığı yeni takviyelerle tepeyi İngilizlerden gene temizledi. 17 Ağustosta savaşlar devam etti ve 12 gün süren Kireçtepe Savaşlarında İngilizlerin kaybı 2.000, Türk tarafının ise 1.564 kişiyi bulmuştu.
15, 16 ve 17 Ağustos Savaşlarından sonra İngilizler, 21 Ağustosa kadar Anafartalar Bölgesinde 12. Türk Tümen cephesine çeşitli küçük saldırıların dışında, önemli bir saldırıya geçememişlerdir. Böylece 6-7 Ağustosta başlayan Birinci Anafartalar Savaşları üstünlük Türklerde kalmak şartıyla 21 Ağustos 1915 günü sona ermiş oluyordu. Anafarta Türk Grubu subay ve erleri görevlerini yiğitçe yaparak başarı şanslarını yükseltmişlerdir. Özellikle 12. Türk Tümeninin 3 İngiliz Tümeni karşısında bir an sarsılmadan mevzilerini savunması ve taarruzlarını sürdürmesi ve her defasında İngilizleri püskürtmesi takdirle yâdedilmiş ve tarihe altın harflerle yazılmıştır.
27 Ağustos 1915 günü Kayacık Ağlı'da 7. Tümen Cephesine 53. ve 54. İngiliz Tümenleri taarruza geçti. Taarruzu 7. Tümenin 20. Alayı etkisiz hale getirdi. Ancak saat 17.20'de gelen haberlerde bir kısım İngiliz birlikleri Kayacık Ağlı kuzeyindeki siperlerimize girdiğinin öğrenilmesi üzerine 6. Tümenin 17. Alayı derhal o bölgeye gönderilip saldırı durdurulmuştur.
27-28 Ağustos gecesi de İngiliz saldırıları devam ette ise de başarılı olamadılar. Kısacası Kayacık Ağlı Muharebelerinden sonra kuzey cephesinde ve dört aylık süre içerisinde düşman çekilip gidene kadar ciddi bir savaş olmamıştır. 27 Ağustos Kayacık Ağlı Muharebesindeki zayiatımız 576'dır. İngilizlerin ise 1.100 kişi olduğu tespit edilmiştir.
Hülâsa, Çanakkale Savaşlan'nm kaderini belirleyen ve kesin sonuç yerine toplanan kuvvetlerin; genç, cesur ve sevk, idare yeteneği yüksek olan Kurmay Albay Mustafa Kemal'in Anafartalar Grup Komutanlığı'na verilmesi, yüksek bir talih olmuştur. Onun kuvvetli iradesi bütün zorlukları yenmiştir. Eğer "Mustafa Kemal'in iki ay önce bildirdiği gibi İngilizlerin kuzeyden kuşatma yapacağı dikkate alınarak Saroz Grubu biraz Güneye, Asya Grubundan 2 tümen Arıburnu'na yanaştırılsaydı belki İngilizleri tamamıyla denize dökmek mümkün olabilecekti".
Kısacası İngilizlerin her türlü geniş imkânlarına karşın Türkler Yoksulluk içinde Mustafa Kemal ve askerleri sayesinde düşman gailesi bertafaraf edilebilmiştir. Durum hem İngilizler hem de Türkler için hayra vesile olmuştur.
MUSTAFA KEMAL'İN ASKERLERİ İLE İLGİ VE ALÂKASI
Çanakkale'de yaratılan kahramanlıkta Türk komutanı ile eri birbirleri ile ölüme beraber koştular ve tarihimize şeref ve şan veren menkıbeleri de birlikte yazdılar.
Mustafa Kemal'in yanında emir subayı olarak bulunan Cevat Abbas Gürer; "19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal ve Kurmay Başkanı İzzetin Çalışır ile hergün ileri hatlarda erat ve subaylarla birlikte olurlardı. Taarruz ve müdafaa keşiflerini kendileri yaparlardı. Tertip ettikleri fedai müfrezeleri, yaptıkları baskınlarla Anzaklara baş göz açtırmazdı. Türk askeri her müşkül anında bu büyük ve cesur komutanı daima yanında görmüştür.
Ayrıca Miralay Mustafa Kemal Bey, birliklerinden vazifeleri başarıyla bitirenleri anında taltif suretiyle ödüllendirirdi. Fedakârlıkta birlikler birbirleriyle adeta yarış yapıyorlardı. İsmail Tepe'nin zaptına talip olan Bursa Jandarma Taburunun tepeyi aldığı anda bütün subayları birer derece terfi etmiş, bir hafta sonra da diğer bir tepenin zaptına memur olan bu tabur, bu defa basanlarından dolayı terfileri yerine, orduca madalya ile taltifleri kabul edilmiştir. Namına birlikleri teftişe giden şube müdürleri, bu anda görecekleri takdire değer fedakârlıkları yanlarındaki madalyaları Mustafa Kemal Bey namına mahallinde vererek fedakârlık ve kahramanlık şevkini takviye ediyorlardı.
Mustafa Kemal, fedakârlıklara verilecek rütbe ve madalya kalmamış ise mutlak o hizmeti karşılamak için şahsına ait bir şeyle onu ödüllendirmeyi bir görev bilirdi. Her zaman siperlerde bizzat dolaşmak suretiyle kendisinin de birliklerinin yanında olduğunu, subay ve erlerine sık sık gösterir, birliklerinin arzu ve ihtiyaçlarını görerek temine çalışırdı. En kritik bir hadise yerinde mutlak kendisi bulunurdu. O'nü tabiat değil kendi azmi ve iradesi yükseltmiştir."
Diğer taraftan tam bir kumandan örneği olarak muharebenin bütün meşakkatlerini nefsinde benimseyip siperden sipere koşan ve her an için emrindeki insanlara bir iman ve kahramanlık örneği halinde görünen büyük ATATÜRK, burada bir kere daha kendi büyüklüğünü göstermiştir. O insan üstü şecaat ve kahramanlık göstermiş bir ere devletin madalyasını verdiği kadar kendinden vereceği bir eşyanın da bir madalya kadar değer taşıdığına kani idi. O her şeyi ile bir devlet, O her şeyi ile bir şerefti.
10 AĞUSTOS CONKBAYIRI DESTANI
10 Ağustos için bir şey yapmak gerekiyordu. İşte Mustafa Kemal, Birinci Anafartalar Savaşı'ndan sonra 9 Ağustos akşamı, kartal gibi Kocaçimen Tepesi'ne yetişti. Baktı ki düşmanın kuvveti çok. Conkbay m'na varmış, doruğuna el atmış ve Şahinsırtı'nı almış. Kısa zamanda geri atılmazsa yeniden kuvvet alabilirdi. Bölgedeki birlik komutanlarımız az kuvvetle yapılacak taarruzun iyi sonuç vermeyeceğini söylüyorlardı. Daha kuvvet gelsin de taarruzu öyle yapalım diyorlardı. Elde hazır ve savaşa girmemiş bir Alay vardı. 23. Alay. 28. Alay yaklaşmakta, 41. Alay da sabaha karşı gelecekti. Mustafa Kemal, bu öneriyi dinlemedi. Kuvvet azdı ama başarıyı, bu kuvvetlere atılganlık ve şiddet vermekte aradı. Ertesi gün için 23. ve 28. Alaylara taarruz etmek üzere, cephedeki kıt'alar gerisinde yanaşık düzende hazır olmalarını emretti. Yanaşık düzen şehirde ve bayramlarda kıt'alarm sık durarak ve savaş kaygısı olmaksızın aldıkları düzendir. İşte, Mustafa Kemal dirset dirseğe böyle bir taarruza geçmeyi düşünüyordu. Ertesi gün düşman, ya atılacaktı ya da Kocaçimen Tepesi ile Conkbayırı'na çıkacaktı. Bu itibarla 10 Ağustos günü Conkbayırı'nda büyük ve çetin bir savaş olacaktı. Asker, som bir gövde gibi yanaşık düzende savaşacaktı. Tören yerindeymiş-çesine toplanmıştı. Herkes "Atılım" işaretini bekliyordu.
Nihayet kırbaç kalktı. Havada sarsıldı ve hızla indi. Ok, yaydan çıkmış gibi, bir anda asker, öndeki kıt'aları aştı. "Allah Allah!" Bu, büyük bir süngü atılımıydı. Son yüzyıllarda yapılanların en büyüğüydü. En büyük komutanın emrinde uygulanıyordu. Asker yıldırım gibi düşmanın ön siperlerine inmişti. Büyük askerin ruha seslenmesi o kadar içten olmuştu ki bazı erler hızlarını tutamadan derin çukurlara, uçurumlara yuvarlanmışlardı. "Vur ha! Vur ha!" O siperdekiler, sonra arkasındakiler süngüden geçti. Düşman denize dökülmedi. Ama, bizi Gelibolu Yarımadası'nda kıskaca alma plânı, Conkbayırı'nın kana boyanan yamaçlarında yırtıldı. Çanakkale'den çekilinceye dek düşman, bir daha belini doğrultamadı. Conkbayırı Zaferi böyle kazanılmıştı.
Mustafa Kemal'in komutasında yapılan bu tarihî süngü atılımı hemen yüzyıllardır, bunca çok insanla birden yapılmayan bir şeydi. Çünkü yıllardır, ateş etkisi artmıştı. İşte burada, Atatürk'ün emrinde, baskın etkisinden yararlanılarak yapıldı. Her kıt'a, her komutan ve her er birbiriyle yarıştı. Birini ötekinden ayırmak güçtü. Ama 28. Piyade Alayından "Fedai Mehmet Çavuş" ile "Bayram Çavuş"un saldırışları çok yamandı. Taarruz, Şahinsırt'a ve batıda Sarıtarla'ya ve Ağıl'a dek ilerledi. Gerilerden, yanlardan gelen şiddetli düşman topçu ve makineli tüfek ateşlerinin etkisi altında daha fazla gidilemedi. Orada duruldu.
Batı gazetelerinde o gün bu savaşa "Devler memleketinde devlerle yapılan savaşlar" demişlerdir. İngiliz General Oğlander ise bu savaşları izah etmek için; "Sözler yetmez", Hamilton ise "Yazı ile izah edilemez" sözlerini kullanmışlardır.
MUSTAFA KEMAL'İN TÜRK MİLLETİNE BAĞIŞLANMASINA VESİLE OLAN ŞEHİT SAATİNİN 5. ORDU KOMUTANINA HEDİYE EDİLMESİ
10 Ağustos taarruzundan sonra akşamüstü Mustafa Kemal, erkânı harbiyesiyle beraber karargâha geldi. Liman Von Sanders de bizimle beraber ayağa kalktı. Hepimiz, Mustafa Kemal'in ne söyleyeceğini bekliyorduk. Mustafa Kemal Fransızca olarak Sanders Paşa'ya şöyle hitap etti:
"- Düşmanı süngü hücumuyla denize dökmeye karar verdikten sonra 19. ve 8. Tümenleri ve Cemil Conk Tümenini süngü hücumuna hazırladım /sabah olmadan/.
Ve benim vereceğim işaretle, bütün cephe üzerinde hücuma geçilmesini emrettim. Bu, aynen bu şekilde vaki oldu. Mehmetçikler ateş etmeden, Allah'ın da kendilerine bahşetmiş olduğu tarifi ve ölçüsü kabil olmayan
cesaret ve mertlikle düşmana o şekilde, Allah Allah nidalarıyla atıldılar ki, düşman bir adım ilerlemeye muvaffak olamadı, denize kadar sürülmüş oldu. Büyük kumandan bu sözleri söylerken biz hepimiz ağlıyorduk. Mustafa Kemal Sanders Paşa'ya:
"- Ekselans! Bu muazzam hücum esnasında bir kurşun benim kalbimin üzerine geldi, fakat saatim hayatımı kurtardı" dedi.
Bunun üzerine cebinden kırık saatini çıkardı ve Alman Kumandanına uzattı:
"- Bunu, bugünün celâdet tarihine en büyük salvetle kayda değer muvaffakiyet gününün hatırası olarak kabul buyurmanızı rica ederim" dedi. Ve Türke has bir jestle saati paşaya takdim etti. GözlerimiXşimdi bambaşka bir heyecanla yaşarmıştı. Hatta Sanders Paşa'nın bile gözlerinin yaşardığını gördüm. Ve o zaman Alman Paşası, elleri ve ağzı titreyerek Mustafa Kemal'in elini sıktı, teşekkür etti, cebinden altın saatini çıkararak:
"- Ben de bunu kabul buyurmanızı rica ediyorum" dedi.
Bu tarihî ve emsalsiz sahne böylece sona erdi. Düşman Conkbayırı'nda da
münhezim olduktan sonra, artık Çanakkale'de asla başarılı olamayacağını
anlamıştı.
Necmi Onur:
"-Acaba, Mustafa Kemal'in hediye ettiği saat ne oldu,âkıbetinden malûmatınız var mı?"
"- Kesin olarak bilgim yok. Ben Münih'te konsolos iken, Liman Von Sanders Paşa ile görüşürdüm. O, bu saati çok kıymetli bir hatıra olarak saklardı. Bir ara, kendisine ihtiyarlığında bakması için bir kadınla evlenmişti. Duyduğuma göre, birinci Dünya Harbi'nden sonra hükümet paşaya bir mektup yazarak saati, askerî müzeye konulmak üzere istemiş, Sanders Paşa'nın eşi ise, evlerine hırsız girdiğini, birçok eşya ile birlikte bu saatin de çalındığı cevabını vermiş! Eğer bu duyduklarım gerçek ise, saat kaybolmuştur." Sanders Paşa'nın Mustafa Kemal Paşa'ya verdiği saat ise Atatürk'ün Anıt Kabir Müzesinden kaybolduğunu tespitinin yapılmış olduğunu basında okudum. Yani şimdi bu iki çok değerli saat halen hırsızların elindedir.
MUSTAFA KEMAL'İN ÇANAKKALE HATIRASI ÜNLÜ RESMİNİN ÇEKİLİŞİ
Çanakkale Kahramanlarından Haydar Mehmet Alganer, Çanakkale Muharebelerine erkanıharp zabiti olarak katılmıştır ve Atatürk'e ait kıymetli hatıraları vardır...
"Mustafa Kemal Bey, düşmanı nasıl durdurduğunu anlattıktan sonra:
-Hadi, siperleri gezelim, dedi. Çadırında bir kuzu ve bir köpek vardı. İkimiz, yaveri, iki nefer beraber çıktık... Köpek de bize katıldı. Mahmuztepe'de düşman var. Siperlere dahil olduk. Hayret edilecek bir manzara... Yer altında bir başka hayat var sanki!... Kurşunlar kestane gibi geçiyor tepemizden!... Bir kısım efrat uyuyor, bir kısmı Kur'an okuyor, bir kısmı namaz kılıyor. Topçular ateş ediyor. Burası bir âlem ki, hem sükun var, hem dünya var, hem ahret!... Burada mazgallardan bakıyoruz.
Düşman siperleri en uzağı 20 metre, en yakını 6 metre ilerde... Bazı düşman siperlerinde hafriyat /kazı/ var. Düşmanın endahtı bazı zaman sıklaşıyor. Buna da sebep Mustafa Kemal'in pek sevdiği köpeği... Köpek siperlerin üzerine çıkıp iniyor, düşman da bunu görünce ateşi basıyor. Bir aralık tarassut yerinde durduk konuşuyorduk. Yanımızda şiddetli bir patlama oldu. Kimseye ziyanı olmadı. Çok geçmedi bir patlama daha ve yanıma bir mermi parçası düştü. Mustafa Kemal Al! Hâtıra olsun... dedi. Aldım ve siperleri dolaşmaya devam ettik. 18., 57., 27. Alayların hemen bütün siperlerini dolaştık.
Burada Türk askerlerinin maneviyatının büyüklüğünü ve kudretini gördüm. Ve şuna inandım ki, Çanakkale'de zaferi kazanacağız.
Haydar Mehmet Alganer'in okuduğu satırlar bundan 87 yıl evvel, defterine yazılmıştır. Burada Necmi Onur: Değerli hatıraları taşıyan bu defteri kaparken, sayın muhatabım şunu söyledi:
-Albümünde en kıymetli hatıra Atatürk'ün Arıburnu siperlerini gezdirirken bir mazgaldan düşmanı kovaladıkları sahayı gösterdiği anda çektiğim resimdir. Bu fotoğraf, bir Alman subayı tarafından benden alınarak teksir edilmiştir."
Demek ki bazılarının sandığı gibi Mustafa Kemal'in Çanakkale Savaşları'ndaki o ünlü resmini ilk defa bir Alman subayı çekip, biz almamışız ya: resmi ilk defa Mehmet Alganer çekmiş ve ondan Alman subayı alıp çoğaltmıştır. Yani ilk kaynak Haydar Mehmet Alganer oluyordu.
acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com |
|