MEHMETÇİĞİN ÜSTÜN FAZİLETİ VE SAMİMİYETİ

İşte Türk Milletinin Özü Candan ve Cana Yakın İnsan

5. Tümen birlikleri Kirte Bölgesinde düşmanı denize dökmek için hazırlık içindedirler.
Taarruz emrini alan asker, büyük bir sevinç içindedir. Herkes birbirine sarılıyor, başarılar diliyor ve helalleşiyordu. Aynı köylü olan askerler birbirlerine:
"- Sadık, Hasan, Şaban, Ramazan; şehit düşersem pederime haber veriniz. Yetimlerimi incitmesinler. Ayşe'ye de şu mektubu ulaştırın. Anam da arkamdan ağlamasın. Cennette nasıl olsa birlikte olacağız."
Bursalı Hüseyin:
"- O kadar uzun değil. Orasını Allah bilir."
Şaban Onbaşı:
"- Hüseyin doğru söyler."
Biz komutanlar da birbirimizle helallaşmış ve ailelerimize hitaben yazdığımız mektuptan, tabur doktoruna vererek, taarruz anının gelmesini tefekkür içinde bekliyoruz.
Kahramanlar da palaskalarını kuşanmışlar ve birbirleri ile şakalaşarak süngülerini yağlıyorlar ve tüfeklerinin bakımını yapıyor ve öpüyorlardı.
Nihayet Tümenimize hareket emri geldi. Bütün tümen sanki tek bir insan olmuştu. Kirte Köyünü geçerek siperlere yerleştik. Saat 04.00'te de hücum emri geldi. Biz de bir ok gibi fırlayıp düşman siperlerine saldırıya geçtik. Allah Allah nidaları ve tekbir sesleri yeri göğü çınlatıyordu.
"- Haydi arslanlarım. Haydi evlâtlarım. Haydi kahramanlarım. Vurun yiğitlerim, koman düşmanı buralara"
Böylece bir ölüm kalım savaşı başlamıştı. Çarpışma sırasında yaralanmıştım. Geriye almışlar. Sargıyerinden de Yalova Köyü hastanesine ulaştırmışlar. Kaymakam Ali Rıza Bey:
"- Vah yavrum, evlâdım Sokrat'ım, seni de mi kaybettik" gibi sitemkâr sözlerini hayal meyal hatırlayarak yavaş yavaş kendime geldim. Sonra başucumda duran doktorum Binbaşı İhsan Bey'in sözlerini iyice anlayabiliyor ve duyabiliyordum.
"- Geçmiş olsun, Sokrat Efendi. Merak etme iyileşeceksin. Ayaklarınız kırılmış." Öyle ya Çanakkale Savaşları'nda ayak gitmiş ve kol kopmuş kimsenin umurunda olmaz. Ne canlar gitti, yüzlerine bakmaya kıyamazsınız. Hem merak edilecek kadar önemli de değilmiş. Operatör doktor da biraz sonra gelip gerekeni yapacakmış.Nihayet geldi ve gereken yapıldı. İyileşme de başladı ve bende sabırsızlıkla bölüğüme döneceğim günü beklemeye başladım.Bu arada yüzü gitmiş ve gözü çıkmış arkadaşlara bakarak şükrediyor ve Allah'ıma dua ediyorum.
Yanımdaki yataklarda sıra ile yaralı subay arkadaşlar yatıyor ve arasıra sohbet ediyoruz. Bir arkadaş anlatıyor:
"- Anafartalar'da savaşırken bir askerim düşman kurşunu ile yaralanıp bir çukurun içine düşüyor. Onca düşman üzerinden atlıyor, onu görmüyorlar. Son düşman da geçtikten sonra sürüne sürüne bize ulaştı ve tedavi gördükten sonra cepheye döndü ve şu anda düşmanla boğuşuyor olmalıdır.
O yiğitler olağanüstü insanlardı. Bu milletin sırtı yere gelmez. Bu milleti kimse esir edemez."
Bu defa bir mülâzvmevvel söz aldı:
"- Arıburnu istikâmetinden şiddetli top sesleri geliyordu. Biz Anafartalar Köyünün yakınında çadırda idik. Biraz sonra bizim yakınımızdan bize doğru ateş gelmeye başladı. Meğer düşman, Anafartalar'a asker çıkarmış. Biz de harekete geçtik ve Ağıldere gerisindeki tepeyi 3 defa alıp verdik. Bizim birliğin mermileri iyice azıldı. Sayı olarak da azdık. Düşman ise ağır kaybına bakmadan saldırıyor ve netice almak istiyordu. Artık bizim esir olmamız ve öldürülmemiz an meselesi iken, nereden geldiğini bilmediğimiz ve anlayamadığımız bir birlik düşmanı süngü ile perişan etti. Buna inanamazsınız. Bu kesinlikle bir mucize idi."
Mülâzımevvelden sonra bir yüzbaşı söz aldı:
"- Ben Soğanhdere'de yaralandım. O derede kan sel gibi akıyordu ki bir manda yavrusunu sürükleyebilirdi. İngilizler sürü gibi geliyor ve çok korkak hareket ediyorlardı. Şayet Karanlık Liman'daki donanmaları olmasaydı Soğanlıdere'ye hiç sokulamazlardı. Limandaki donanmaları yağmur gibi top mermisi gönderiyordu. Zaten bizi öldüren İngilizlerin top mermileriydi. Bıyıkları bile terlememiş ne Anadolu yiğitleri gitti. Kardeş kardeşin, baba oğulun, komşu komşunun kucağında şehit olarak son nefeslerini veriyorlardı..."
Artık sıra bana gelmişti.
"- İçinizde Kanlısırt Savaşına iştirak edeniniz var mı?" Hayır cevabı karşısında
devamla;
"- Düşman, 57. Alaya taarruz ettiği zaman gördüğüm dehşetli manzara hiçbir zaman gözlerimin önünden gitmez. Kanlısırt o gün, top ateşi altında yanardağ gibi yanıyordu. Bu yanardağın içine süngülerimizle girdiğimiz zaman süngülenecek düşman kalmamış ve arazi İngiliz ölüleri ile dolmuştu. Özellikle de siperlerin altına girerek onları dinamitle uçurmamız ve bazen de yeraltında karşılaşmamız ve boğaz boğaza birbirimize girmemiz unutulmayacak hatıralarımız arasındadır" Hastane günleri böyle geçerken, bir gün yanımda bir ses duydum:
"- Kumandanım, Kumandanım."
Bu emirerim Eğinli Osman'dı. Gözyaşları içinde birbirimize sarıldık ve öylece kalakaldık. Etrafımdaki arkadaşlar gözlerini bu hazin tabloya dikmiş, şimdi bize bakıyorlardı. Ben;
"- Ağlama Osman. Bak yine beraberiz" diyebildim. Osman;
"- Şükür yaratanıma. Senin şehit olduğunu duyduğumda, günlerce ağladım. Namaz kılıp size dua ettim, kumandanım."
"- Osman'ım, şimdi söyle, bölük nerede. Arkadaşlarım, askerlerim nasıllar? "Ne kadar şehit verdik. Hastanelerde ağır yaralı olarak yatan askerlerim var mı? Çabuk söyle!"
"- Kumandanım, sen beni Ağırlıkta bekçi bırakıp gittikten sonra, fundalık içinde hücumun sonunu bekledim. Ne savaştı kumandanım be. Arkadaşlar yerlerinden yay gibi fırlıyor, ha bire babam düşmanı kırıp geçiyorlardı. Bir anda ortalık ana can-baba can günü oldu ve yanımdan geriye yaralıları geçirmeye başladılar. Ben de dayanamadım bizim bölükten ve sizden haber sordum. 'Ooo Osman dediler. Senin kumandan şehit oldu. Ta yüreğimin içi cız etti. O sırada Hasan Onbaşı geçiyordu. Ona da sizi sordum. Hepinizin top altında kaldığını, fakat şehit olup
olmadığım bilmediğini söyledi. Hemen tabur doktoruna koştum. Ağır yaralılar hastaneye gitti dediler. Gene hasta taşıyan askerlerin yanına koştum. Seni toprak altından çıkarırlarken ayağındaki tozluktan tanımışlar ve sedye ile hastaneye götürmüşler. Alay kumandanı seni o halde görünce ağlamış. Nihayet tabur kumandanını buldum ve senin burada olduğunu o söyledi. Ben de hemen koşup görüyorsun ya şimdi yanındayım."
"- Yaran nerende. Nişanlına haber ettin mi?"
"- Askerlerini merak ediyorsun. Mustafa Çavuş şehit oldu. Muharrem Çavuş, siperlerin içinde düşmanla savaşırken, bir Arap ölüsünü kendine siper etmiş. O iyi. Ama epey şehidimiz var; Ömer, Ali, Ankaralı Hüseyin, Konyalı Hasan hepsi şehit. Bütün bölük seni arıyor. Ben şimdi onlara ne diyeyim. Yaran ne zaman iyileşecek, ne zaman aramıza döneceksin?"
"- Yakında aranıza döneceğim. Yaram ayaklarımda. Ağır değil. Yakında iyileşirim. Herkese selâm götür. Allah'a emanet olunuz." Osman veda ederken; "-Keşke kumandanım, senin yerine ben vurulsaydım."
Kahraman Osman... Düşman karşısında, savaş olsun olmasın namazını da hiç bırakmazdı. Namazdan sonra duasını ben de duyardım. Annem, babam, ülkem, arkadaşlarım ve kumandanım derdi. 15 gün sonra bölüğüme kavuştum. Hem tabur hem de alay komutanlarım tarafından ödüllendirildim. Hülâsa biz, Birinci Dünya Savaşı'nda böyle öldük ve böyle öldürdük.Zaferimiz subay, asker bütün eratın müşterek eseridir. Bazı cephelerdeki yenilgimiz ise, daha ziyade müttefiklerimizin teslim olması sonucunda ileri gelmiş fakat tekrar toparlamlmıştır. İstiklâl Harbimiz içinde de tarihin unutamayacağı zafer destanları yazmaya muvaffak olmuşuzdur. Bunu bütün dünya gördü ve bilmektedir.

 

acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com