KEREVİZDERE'DE ÇARPIŞAN KAHRAMAN TÜRKLER

Mensup olduğum 14. Tümen, Çanakkale Cephesi'nin en tehlikeli yeri olan Kereviztepe mıntıkasında beş buçuk ay siper muharebesi yapmıştır. Üçü Alay Kumandanı olmak üzere subay ve erlerden % 75'ini şehit ve yaralı vermiştir.
Bir Fransız topçu zabitinin /Çanakkale'de Türklerle Süngü Süngüye / kitabından alınan ve
Abidin D AVER Bey'in tercüme ettiği şu parçada Fransız Subayı Kerevizdere'yi
şöyle anlatıyor:
"- Ölüm deresi! Senin tarihini kimler yazacak? Senin sarp yamaçlarında olup biten kanlı dövüşlerden geri dönen kahramanlar çok azdır. Burada tabiatın birbiri üstüne yığılmış karışıklığı ortasında kahramanlarla dövüştüler. Her karış toprak Fransa'dan gelen al kanla bol bol sulanmıştır. Korkunç ve beyhude Haçlılar Seferi, sen ne kadar asker yedin...?"
Eserin bir yerinde: "- Türkler iyi askerdirler; cesur ve kahraman askerler, onlar, ateş hattının bu ileri noktasında korkunç kara torpillerimize mukavemet ediyorlar. Bu torpillerin içinde elli kilo nitrat do potasyum vardır. Bu müthiş bombalar patladığı zaman toprak iki kilometrelik bir sahada zangır zangır titrer, alevler, dumanlar, taşlar bomba parçaları müthiş patlama ve yırtınma ile havaya doğru fırlar, toprak azgın bir volkana yer vermek ister gibi açılır ve kahraman Türkler bu cehenneme bile mukavemet etmişlerdir.
Bir kere Çanakkale Savaşları süresince yüce Türk milletinin gözü kulağı ve kalbi buradaydı. Oradaki askerin ise kendinden önce vatanı ve dini geliyordu.
Ölen ve yaşayan, kendinden bir parçaydı. Arkadaşının yarası, kendi yarası idi. Bunu ta kalbinde duyabiliyordu.
İşte bu kadar asil ve candan bir millet yenilmez. Bunun için Çanakkale'de, efsaneleri şaşırtan bir destan yazılmıştır.

MEHMETÇİĞİN FAZİLETİ VE ASALETİ

"Necmi Onur, Haydar Mehmet Algenar Beye, Mehmetçikler hakkındaki tahassüslerini sordum. İçini çekerek şöyle cevap verdi: "- Onlar bir hazinedir. Mehmetçikler, büyük hengâme içinde, savaşı adeta bir spor faaliyeti gibi telâkki ederlerdi. Birbirleriyle yarışmaya geçerek geceleri tâ sahillere kadar inerler, ya esir alır getirirler, yahut düşman subay ve erlerinin çadırlarına baskın yapıp eşya alırlar, bunları kendi komutanlarına getirilerdi.
Siperler bazı yerlerde o kadar yakındı ki, araları 6-7 m. düşman askerleri efradımızı kandırmak için çikolata, portakal atarlar, fakat bizimkiler ya bomba ile yahut süngü hücumu ile mukabele ederlerdi. Çoğu zaman gırtlak gırtlağa da dövüşürlerdi
" Haydar Mehmet Bey, Çanakkale Muharebelerinin sonuna doğru Suriye Cephesine tayin edilmiştir. Kendisi düşman kıtalarının çekildiklerini yolda iken haber almıştır. Sözlerini bitirirken şöyle diyordu: "- Sonraki neşriyattan şunu öğrendik ki düşman birlikleri arasında, harp idaresi bakımından, Türk ordusunda olduğu kadar asla bir anlayış ve tesanüt yoktur. Düşman komutanlarında tereddüt ve anlaşmazlıklar bulunuyordu."
Hüseyin Hüsnü Alçıtepe'ye de şunu sordum

- Bu kadar müthiş bir muharebe gören bir insan olarak üzerinizde en büyük tesir
bırakan hâdise nedir?"
Tereddütsüz cevap verdi:
- Mehmetçiğin savaşırken sükûneti ve cesareti; yaralandıktan sonra sesinin çıkmaması!. Süngü hücumunda olsun, düşmanın mermileri altında olsun, bir tek neferin ah!. Dediğini işitmedim. İşte buna hâlâ hayret ediyorum."
özellikle süngü hücumundaki Mehmetçiği;
"Kimse tasvir edemez. Onu ancak, orada görmek lâzımdır. Ben Mehmetçikleri, düşmanı önüne katarak kovalarken gören bahtiyarlardan biriyim. Mehmetçikteki bu kudreti iman, azim ve vatan sevgisinde, aile namusunu korumada aramalıdır."
Hülasa I. Cihan Harbi dört yıl sürdü. Çanakkale harekâtı ise 8.5 ay devam etti. Yüzünde ot kalmayan bu topraklarda savaşın her türlüsü denendi. Kıyı savunması, taarruz, savunma ve siper savaşları. Bu direnme ile Romenlerin savaşa girmesi gecikti. Sonunda bizim yanımızda savaşa girdi. En Önemlisi de Çarlık Rusya'ya silah ve diğer yardım yolları kapatıldı ve Rusya çöktü. "Tarihin en büyük şanını oranın şehidiyle gazisi aldı. Ne mutlu Çanakkale'de savaştım diyene."

 

acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com