ALAY KOMUTANI YARBAY ŞEFİK BEY

Şimdi 1952 Cesarettepe Mehmet Çavuş Şehitliği'ndeyiz. Çanakkale Savaşları'mn 27. Alay Komutanı olan Mehmet Şefik Bey, uzun boylu, yüz hatları derin çizgilerle resimlenen, ince yapılı, kumral kırmızı bir zat. Elbetteki yaşlı, fakat vücudunun dikliğinde sağlam bir asker heybeti var. Mikrofonun başına geldiği vakit pek yakınında idim.
Uzun çenesi, söz etmesine birkaç saniye mani olacak derecede, ağzına yapışmıştı sanki... Şakaklarında ve kulak diplerinde heyecanının atışları görülüyordu...

Bir sis perdesi ile örtülmüş gibi duran gözlerinin o anda, savaş sahnesinden başka hiçbir şey görmediğine, kulaklarının top ve mermi tarrakalarından başka hiçbir ses duymadığına, bütün maddî ve manevî alemi ile o savaş sahnelerini yaşadığına kani idim.
Bu muhterem asker, tezahürleri elle tutulacak kadar meydanda olan hissiyatına rağmen manâ ve mahiyet itibarıyla örnek bir konuşma yaptı. Kudret ve kabiliyetimizi belirtirken düşmanın asil çehresini de tersim etmeyi unutmadı.
Bu konuşmayı takip eden sahneyi, belki bütün ömür boyunca aynı duygu ve heyecan içinde görmek bilmem bir daha nasip olabilecek midir?
Göğüslerinde bu savaşlarda aldıkları madalyalar bir sıra halinde dizili duran İngiliz ve Fransız temsilcileri ile Şefik Bey'in bir arada ve saygılı bir yakınlıkla objektif karşısında durmaları ve müteakiben Fransız eski muharibi olan zatın selis lisanı ile Çanakkale Savaşları'ndaki mert düşmanlığı belirten konuşması unutulacak sahnelerden değildi.
Bir ara, sakallan ağarmış, yüzleri yanık, birinin sağ kolu boşlukta olan civar ahalisinden 4-5 kişi hafifçe iteleyerek bana telaşla "Şefik Bey nerede?" diye sordular. Gösterdim, yol açtım ve seyrettim.
Şefik Bey'in bir elini bırakıp diğerini alıyorlar, dudaklarında, alınlarında dolaştırıyorlar, öpüyor, öpüyorlardı. Eski komutan da onları kucaklıyor ve yıllarca hasret kalmış bir kardeş manzarasında, birbirlerinden ayrılmıyorlardı.
Mehmet Şefik Bey'in Alayında nefer imişler...
Şefik Bey mikrofona dönerek, artık iyice titreyen sesi ile dedi ki:
"Siz bunların şimdiki bu yaşlı, sakallı hallerine bakmayınız. O zaman hepsi levend gibi delikanlı idiler..."
Ve tekrar sarılıştılar. Ömrün yarısından fazla eski zamana ait bu küçük ve büyük münasebetinin bunca yıl sonraki içli tezahüründe ölüm yoldaşlığı yapmış olmanın, askerliğin hususiyeti vardı.
Daha sonra ecnebi muhariplerle sarmaş dolaş olmaları ve fotoğrafçılara sahne teşkil etmeleri bütün ziyaretçileri hıçkırıklara sürükledi.
Şefik Bey ve Şefik Beyler çok iyi komutan, elini öpenler ve öpemeyenler de çok iyi asker idiler... Çanakkale bugüne, bu sebeplerle, bugünkü iftihar tablosu halinde intikal etti.
Ortalık birden bire sessizleşti... Hareketler azaldı... Kalabalıktan bazısı çömelerek, bazısı dayanacak bir yer arayarak avuçlarını semalara doğru açtılar... Şimdi bu insanlar: Babasını, kocasını, ağabeyini, amcasını yahut yakınından birini veya aylarca can yoldaşlığı yaptığı arkadaşını bu topraklara vermiş olan ziyaretçiler, ellerini göklere açarak ulu tanrıdan rahmet dileyeceklerdir. İçlerini dolduran, göğüslerini tıkayan ve burun deliklerini sızım sızım sızlatan aynı acının müsekkini olmak üzere, müşterek imanın herkes için aynı olan kelimelerinde şifa arayacaklardır. Ruhlara kuvvet, ölmüşe rahmet sunan Allah'ın o muazzam vahdeti önünde, herşeye kadir ve kulları için rahim ve şefik varlığının himayesi altında ondan doya doya mağfiret talep edeceklerdir.
Dinimizin bize verdiği inanca göre Allah ki o mukaddes ölülere, bu vatan için hayatını feda ederek kendisine konmuş olan ebedî varlıklara "şehitler"
denilmesine müsaade etmiş ve indindeki en makbul köşeyi onlara tahsis etmiş olmakla rahmet, şefkat ve mağfiretinden azami derecede nasibedar kılmıştır... Bununla beraber hayatta olanların bağırlarındaki yaraya bir teselli melhemi bulmak ümitlerinin işareti olmak üzere bu mükerrer niyazlarını şüphesiz kabul edecek, gufranından o berhayat ölüleri elbette bol bol hissedar edecektir...
Başında beyaz sarığı, sırtında cübbesi ile bir din adamımız mikrofonun önüne yaklaşınca işte bu kitle, yüreğinin bütün kudreti ile Allah'ından yapacağı taleplere karşı "âmin" demek üzere hazırlanıyordu...
Hocaefendi takatinin bütünü ile duaya başladı. Her cümlesinin sonunda yürekten kopan âminler fezalara yayılarak niyazları Allah'a ulaştırmak için gittikçe yükseldiler. Her âmin, Allah'ın rahmüşefkatine varılmış olmanın inşirahından kuvvet alıyor ve şefaat dileyicilerin kalplerini de baskılardan kurtarıyordu...
Bu, cidden heybetli bir manzara idi...

ŞEHİT KIZI HACER HANIM 17 NİSAN 1954

Piyade Alayı'nın 2. taburunda Mülazımevvel
Abdulhayır'ın oğlu Yahya ve kızı Hacer Gencel'dir. Kendilerini hürmetle selâmlarız. Onlar yalnız babalarına değil, oradaki bütün şehitlerin ruhlarına hitap ettiler. Uğrunda severek canını verdiğin topraklarımızda ebedî uykusunu uyuyan babacığım.

Bugün seni ziyarete geldim. Yüzünü görmediğim, sesini duymadığım baba, senin silah arkadaşlarınla yarattığın binbir menkıbeyi dinleyerek bugün Çanakkale'ye geldik. Ve şimdi dönüyoruz. Dünden beri elimizde aziz ordunun taziye kartı ile seninle omuz omuza harp etmiş arkadaşlarını aradım. Ve ben senelerden beri ulaşamadığım emelime ancak bu muhterem topluluk arasında böylece ulaşabildim. Nitekim seni gayet iyi tanıyan Sayın Ali Bey'den karşılıklı ağlaşarak hatıralarını dinledim. Şimdi çok büyük bir huzur içinde dönüyorum.
Annem anlatıyordu; ben o zaman dünyada yokmuşum. Çanakkale'ye vatan müdafaası için çağrıldığın zaman düğüne gider gibi koşmuşsun, heyecandan uçmuşsun. Bilhassa vazifeni yaparken şehit olmak, senin için önüne geçilmez bir emelmiş... Baba, Allah sana bu muhteşem mertebeyi nasip etti. Ben de sana lâyık bir şehit kızı olmaya çalışmış bir insan olabilmem için uğraşıp durdum. Ömrümün sonuna kadar da uğraşacağım.
Eğer bir gün vatan müdafaasına mecbur kalınırsa hisseme düşenlerden fazlasıyla vazifemi tamamlayacağım. Nasıl sen de, bundan eminsin değil mi? Damarlarımda senin kahraman kanın var. Ve ben omuzlarda cephane taşımış nice Fatmaların, Ayşelerin kızı değil miyim? Rahat uyu baba. Bu toprağın altı senin gibi yüz binlercesiyle ekili... Onların meyvaları da elbetteki sizlere benzeyecek..." Bundan emin olmalısınız.

 

acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com