| Bitmeyen öykü: AYAKSIZ LEYLEK
iyi niyetli ve art niyetli avcıların birbirileriyle savaştığı yıllara ait bitmeyen bir efsane var: Art niyetli ve doğanın dengesini bozan avcılar, iyi niyetli avcılarla birlikte kendilerine karşı çetin bir mücadele veren görkemli bir leyleği düşman olarak görüyorlarmış. Leylek öyle mücadeleci, öyle güçlüymüş ki menfaat avcıları onu tuzağa düşürmek için planlar üretmelerine rağmen, bundan adeta çekinir ve uygulamaya geçirmek için cesaret dahi edemezlermiş. Bazıları da arkasından dedikodusunu yapar, onu kıskamrlarmış. Leylek, gerek art niyetli gerekse sözde dostları tarafından artık tehdit unsuru olarak görülmeye başlanmış.
Bir gün leylek art niyetli avcılar tarafından tuzağa düşürülüp, ayakları kesilmiş. Dost avcılar, hem art niyetli olanların bu gaddarlığından korkup hem de kıskandıkları leyleğin can çekişmesine rağmen onun kıvranışlarını izler olmuşlar ve yardım etmek için kıllarını dahi kıpırdatmamışlar. Yarı baygın vaziyette olan Leylek, tüm gücünü toplayıp dev kanatlarını açıp uçuvermiş. Art niyetli avcılar, ona alaylı bir şekilde bakıp; "Konduğun vakit anlarsın" demişler. Leylek öfkelenmiş. Haklı oluşunun ispatı ise sabrıymış.
Dostlarının bu davranışını etrafa yaymadan sır gibi benimseyerek, engin semalarda tek başına yaşamaya başlamış. O ayaklarından ziyade aslında yaralı gönlüne dertliymiş.
Yaptıklarından gizliden gizliye rahatsız olan dostları, bir daha leyleği görmeye yüzleri tutmayacağından hakkında asılsız iftiralar atmaya başlamışlar: Leylek doğanın kanununu tehdit etmekteymiş ve kurallara aykırı ne varsa yapmaktaymış!
Görkemli ve mücadeleci olduğu kadar zeki ve gururlu olan leylek yıllarca hiçbir yere konmadan, kimseden medet ummadan derdine çare bulmaya çabalamış. Uçmaktan adeta aşınan kanatlarını bir gün çırpamaz olmuş. Leylek bu bitkin haliyle bile yüksek bir tepeye konmuş: "Siz de benim kadar yükseğe çıkamazsınız" demiş kötü avcılara ithafen. Hem ayaklarından olan, hem uçmaktan mahrum edilen, hem de sırtından vurulan leyleğin bu feryadı, doğanın diğer sakinleri tarafından alkış toplayınca sözde iyi niyetli dost avcılar, onun yanında saf almak istemişler. Leylek bu sefer onları gagasıyla itip: "Siz benim kadar ne cesur ne de dost olursunuz" demiş. Doğanın sakinleri bu kez bunları yuhalamaya başlamışlar.
Sabır ve sükunetle hem düşmanlarına hem de ne yazık ki dostlarına karşı ayakta kalmayı başaran ayaksız Leylek bunca kargaşa üzerine en sonunda ağır hastalanmış. Bilinçsiz halde yatan leyleğin ziyaretine bir gün yabancılar gelmiş. Ziyaret sonunda leylek son nefesini vermiş! Yabancı ziyaretçiler odadan ağlayarak çıkarken doğanın sakinlerine "biz onu tanımayız kazara geçiyorduk uğradık" demişler. Herkes susmuş. Sonra yabancı ziyaretçiler kulak kulağa verip "kazara kazaya herkes kaza der" demişler. Onun bu hazin sonuna içerleyen ve düzeni suçlayanlar çoğalmaktaymış. Bu yüzden Bay Doğa'mn Kanunu onu efsaneye layık görmüş. Buna rağmen bazıları onu doğanın düşmanı, bazıları dostu, bazıları da efsaneyi anlayamadıklarından "Ne var bunda" demişler. Bay Doğanın Kanunu, kanunlar gereğince susmuş. Kalabalığın içinden cılız bir ses ise "bir daha oku bu efsane bitmez" demiş. Şimdi bu efsane kulaktan kulağa kah iyi kah kötü yayılmakta. Çünkü doğanın gereği, ne iyiler ne de kötüler tükenir...
BABAM YÜRÜMEYİ UNUTMUŞ
Hani her şey güzel olacaktı!
O yıllardan en çok aklımda yer edenler arasında, babamın cezaevi çıkışından sonra farklı bir mücadelesinin başlamış olmasıydı. Hayatı boyunca mücadele verip, vatanı için hizmetini esirgemeyen, ardından kurulan komplolardan eninde sonunda sıyrılan bu insan artık kendisine karşı mücadele vermek zorundaydı. Bunu anlamam uzun sürmeyecekti zaten.
Babamla görüşmemizin ertesi günü, büyük mağazaların bulunduğu lüks semtlere gittik. Hiç konuşmayan, sürekli dalan, sanki görüntü icabı yanımızda bulunan, kalabalığın içinde boğulan babamdan yıllar çok şey götürmüşe benziyordu. Bazen yüzünde beliren belli belirsiz tebessümün yerini, sert bakışlar alıyordu. Denemeye cesaret edememiştim ama elinden tutsam, boynuna sarılsam bana kızar mıydı? Herşey güzel olacak desem doğru olur muydu? Ağlamak istiyordum. Hani herşey güzel olacaktı!
Sorularımıza karşın verdiği kısa cevaplar haricinde bir tanesi beni sinir etmişti. Dediğine göre ne yürümek istiyor, ne de oturmayı seviyordu. O'nu birşeyler boğuyor, bir şeyler arada bir bu mekandan alıp başka yerlere sürüklüyordu. Bazen bacaklarına giren kramplardan yüzünü ekşitiyor, yıllardır giyemediği köseli ayakkabılarını cezaevinin bez ayakkabıları sanıp yerde sürterek yürümeye gayret ediyordu. Canı yandığı her halinden belliydi. Gizliden gizliye O'nu izlediğimi gören babam, hepsinin kısa zaman içinde biteceğini, her mahkumun bu durumlardan geçtiğini söylüyordu ama sert bir tonlamayla! Babam haklıydı ama bende haklıydım. Beklediğimiz günler gelmişti gelmesine ama hikayenin baş aktörü değişmişti. Çok öfkeliydim. Bu gidişle geçen acı yıllara darıldığım gibi O'na da darılacaktım. Annemle, kardeşim benim aksime babama karşı sakin ve anlayışlıydılar. Bu ortam beni gitgide boğuyordu. En sonunda babamdan olabildiğince uzaklaşıp, hiç konuşmamaya hatta göz göze bile gelmemeye itina gösterecektim. Aklıma sıkça takılan bir sorudan ise utanıyordum: Babam mükemmel değildi. Beni kandırmıştı.
Annemin kulağına başının döndüğünü, yürümeyi unuttuğunu fısıldadığını duymuştum, inanılır gibi değildi. Cezaevinde fazla hareket olanağı tanınmamıştı ama... Sanırım bu O'-nun için, herşeye sil baştan anlamına geliyordu. Aldığımız o güzel takım ve ayakkabılar O'nu ne derece mutlu etti bilmiyorum ama bu hali beni endişelendirmeye başlamıştı.
Ondan sonraki günlerde babamızı bizim eve yaklaşık yarım saat uzaklıkta olan Paris'te kiraladığımız iki odalı, döşenmiş bir evde ziyaret etmeye başlamıştık. Annem bazen bizi de götürüyordu. Ne yazık ki yıllardır yanımda olması için yılmadan beklediğim babama isteyerek gidemiyordum. Bizi sürekli azarlaması, en ufak bir yanlışta kaşlarını çatıp uzun bir müddet öfkeli gözlerini hatalı olandan ayırmaması, kalabalıktan ziyade bizden bile rahatsız olması bana en az eskiden anlatılan güzel günlerin vaatleri gibi yabancı geliyordu. Boğazımda isyan çığlıkları birikmişti. Ben bu babayı değil, benim babamı beklemiştim!
acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com |
|