TÜRKİYE'DEKİ KULİS

Her aptal onu beğenen başka bir aptal bulur. Çünkü kargalar sürüler halinde, kartallar ise yalnız ve yüksekten uçarlar.

Abdullah Çatlı'nm cezaevi firarından henüz birkaç saat geçmişti ki, Türkiye'deki eski ahbapları telefonlarına sarıldı¬lar. Cumhurbaşkanımız, Merhum Turgut Özal idi ve hükümet ANAP kadrosundan ibaretti
"Gecenin bu saatinde neyin haberini vereceksin? Mühim demişsin."
Telaşa kapılan eski ahbapları ise...
"Kaçmış yahu. Kaçmış! Reis tabii."
"Yok canım yanlışın var. Daha neler."
"Az evvel uçurdular haberini ağabey. Halen Isviçre'deymiş ama yerini bilen y ok. Olay bittikten sonra bana söylendi."
"Yavaş ol kardeşim. Tane tane anlat şunu. Nasıl olmuş? Kim sağlamış? Hepsini öğren. Ne bileyim, bir şeyler yapalım. Aranacak kim varsa..."
"Ağabey kimse birşey bilmiyor. E tabi onca yıldan sonra bizlerden kimseye güvenemedi."
"Hele dur bakalım telaşa kapılma. Geçen ay bizim Kara ile haber yollatmıştı. Yakında görüşürüz falan diye. Ciddiye almadım tabi. Böyle olacağını tahmin edememiştim ki kardeşim!"
"Vallahi ağabey zaten bir çok şeyi tahmin etmeden gelişti herşey. Baksana yıllar çabuk geçti. Ailesini de ne aradık ne sorduk. Çok zulüm yapılmış diye duymuştum."
"Kendine gel. Şimdiden su koymaya başladın. Biz de az sıkın ü yaşamadık! Şu an mevki sahibiysek bedelini ağır ödedik. O bi zim kadar şanslı olamadı sadece."
"Altına araba çeksek, iş ortamı kursak..."
"Reisi tanımıyormuş gibi konuşma. Özellikle de bu saatten sonra, üstelik bizden bunları kabul edeceğine ihtimal dahi vermiyorum. "
"Kim ağabey, kim kaçmasını temin etmiş olabilir?" diyenler vardı.
Babamın firarı için her kim veya kimlerin manevi desteği dokunduysa (daha evvelden de söylediğim gibi cezaevi içerisinden ziyade cezaevi çevresinde bekleyen arabanın organizasyonu dışarıdan ayarlanmıştı) şu anki diyaloglarımız her ne düzeyde olursa olsun, kendilerine eğer hayattalarsa sonsuz minnetlerimi, eğer değillerse dualarımı ömrümün sonuna kadar bir borç bilirim. Alınan karar, sorumluluk hatta belki de risk gerçekten de takdire değerdi. Çünkü bu saygın beylerin tersine benim nazarımda hiçbir şekilde saygın olmayan kişilerde vardı. Bunlar babamın cezaevleri yıllarında, bırakın bir selam göndermeyi adımıza adeta para dilenmişlerdi. Şimdi bu dilencilerin bir bölümü yukarıdaki karşılıklı diyalogda senaryolaştırdığım gibi kıyak takımlı oldular, "Vatan Millet Sakarya" misali kürsülerde palavra sıkıp "adam" oldular. Sadakamız olsun.
Bu sadaka meselesini, babamın cezaevinden bir arkadaşına yazdığı konuyla ilgili mektubunu tekrarlamakta fayda görüyorum:
"Bir de bana para yardımı (!) yapıldığını öğrenmişsin, iyi seninle birlikte ben de, haberim olmadan, bana yardım yapıldığını öğrenmiş oldum. Şimdiye kadar o dediğin kişilerden Allah'a şükür bir kuruş yardım gelmedi. Bir de ablana (Meral Çatlı) sor o hiç yardım görmüş mü? Bildiğim kadarıyla ablan onlardan yardım değil, dedikodu yapılmamasını, köstek olunmamasını ve ismimin istismar edilmemesini istiyor..." "Hepsi benim adıma bazen de çocuklarım adına yardım dilendiler. Eğer para almışlarsa
bir kuruşu ne benim ne de ablanların boğazından geçmedi. Hele
'le ilgili olanı yeni duydum. Bu tip haberlere (!) bana sormadan tükürebilirsin. Bu işleri ayarlamanın tek yolu dışarı çıkmak. Sonrası kolay."
Babamın eskiden beri dediği gibi "sabırlı olmak haklı oluşunun bir göstergesiydi." Babam yıllarca beklemişti. Şimdi ise özgürdü ve cezaevi yıllarının başlangıcında verdiği söz gibi artık zafer çok yakında bize dönecekti. Çünkü sabır büyük bir erdemdi.

 

acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com