| ABDULLAH ÇATLI MEKTUBUNDA ANLATIYOR:
BATİ MEDENİYETİNİN LAZİMLIKLARI HUMANİSTLlĞI
15 Mart'tan beri yeni bir cezaevinde bulunuyorum. Burası
önceki yere nazaran çok iyi! Herkes tek kalıyor. Kapılar sabah yediden akşam altıya kadar açık. Yemek büyük bir salonda yeniliyor. Aynı salon oturmaya da yarıyor. Günde bir saat havalandırma var. Burada radyo, tv vs imkanı da mevcut. Yalnız burayı yaparlarken koğuşlara wc ve lavabo (akan su) koymayı unutmuşlar (!) Tabii, koğuşlarda bunlar olmayınca hücre kapısını açık bırakıyorlar. Batı medeniyetinin zirvesinde bizler sabahları elimizde lazımlıklarla çıkıyoruz. Nisan sahası değil bu bir hakikat. Burada tanıdığım birinin savcıya söylediğini de yazmadan edemiyorum: Bu tuvaletsiz cezaevine gönderileceğini duyunca "Ben hayvan mıyım da beni öyle bir yere gönderiyorsunuz" deyince savcı niye öyle söylediğini soruyor, o da "Çünkü benim memlekette ahırlarda tuvalet olmaz, oraya hayvanlar girer" diyor. Benim çok hoşuma gitti (.'/!)
Benim bulunduğum (önceki) cezaevine her 1-2 ayda adalet bakanlığından bir teftiş heyeti gelir, tutuklularla görüşüp bir problemleri olup olmadığını sorar, not ederlerdi. Eğer hüküm giymiş birisi bulunduğu konumundan memnun değilse, en geç iki gün içerisinde başka yerlere gönderilirdi. Tercümanlığını yaptığım hükümlü Türk arkadaşların, bu cezaeviyle ilgili sorunları olduğu halde birisi üç haftadır, diğeri ise sekiz aydır oradaydı. Bu hiç görülmeyen bir durumdu. Ben de bu durumu teftiş heyetindeki bayan müfettişe, "burada ırkçılık yapıldığı için bu arkadaşlar hala buradalar ve sizin durumları bilmeniz hiçbirşeyi değiştirmiyor, bu sebeple kendi bir kaç problemimi size söylemiyorum" deyince "burada ırkçılık yok" derken yüzüme bile bakamıyor ve hemen geri dönüp gidiyordu. Mektubunda insan haklarını ve yabancıların hümanistliğini yazmışsın. Ama ben Isviçre'li değilim ki, onlardan faydalanayım. Isviçre'li (öz Isviçre'li) ya da başka Avrupa ülkelerinde "öz" olman gerekir ki hakların olsun. Yoksa kafan karayken isviçre vatandaşı olsan da değişen pek birşey yok.
Mesela bugün birşeye daha şahit oldum. Buraya ayda veya on-beş günde bir normal vatandaşlar gelir ve tutuklu hükümlülerle salonda çaylı kahveli sohbet edip, anlamaya, yardımcı olmaya çalışırlarmış! Ben hiç gitmediğim için bilmiyorum tabii. Bu sohbetlere daha önceden katılan bir arkadaş bunların esas maksatlarını anlayınca (ki gelenlerden biri itiraf etmiş) katılmayı bırakmış. Meğerse bu kişiler problem sahibi, eski eroinmanlarmış. Bunlara "işte gidin buraları görün, halinize şükredin" deniliyor. Çünkü bunlar mutluluğu burada arayan zavallı, buhranlara düşmüş kişiler. Yoksa sebep bizlere yardımcı olmak değil. Belki de o anlayışta olan vardır ama kimbilir kaç tane? Ama eğer yetkilileri dinlersek tek sebeb bizlere yardımcı olmak. Meseleyi değiştirip hep yaptıkları gibi dünyanın gözünü boyuyorlar. Eğer sanıldığı gibi bunlar bu kadar insalcıllarsa şu vereceğim meseleye çözüm bulmaları gerekir. Benimle çalışan ve on aydır burada bulunan Türk bir arkadaş var. Ayağından sakat. Doktorlar "ameliyat olması lazım" diyorlar. Halbuki sigortalı ve aylardır acı çekmesine rağmen ameliyat etmiyorlar. Bu durumun sebepleri arkadaşın müslüman olması ve ameliyat için yeterli parasının olmaması. Ancak "mahkemeye gidince hem heyete hem de gazetecilere söyleyeceğim" diye tehditkar bir tavırdan sonra sadece özel bir ayakkabı yaptırdılar. Ama bu ayakkabı bile acısı dindirmeyecek ve hastalığına çözüm olmayacak. Ameliyat etmesi gereken doktor ise "Eğer bir hata edersem, biz (isviçre) sorumlu oluruz" diyerek olası bir aksilikte sigortalı oluşundan dolayı vermeleri gereken paranın hesabını yapıyorlar. Halbuki arkadaşın acısına sebep olan rahatsızlığı basit bir ameliyatla giderilebilir bir durumda.
Bir sahife daha yazmaktan vazgeçip inşallah başka bir sefere diyorum."
ANNEM AYŞE OLUNCA
öğrenmenin üç kaynağı; çok görmek, çok acı çekmek, çok çalışmaktır.
Meral Çatlı Anlatıyor;
"Eşimin cezaevine girdiği gün anladım ki onu bir daha görmek çok zor olacaktı. Bir yanda kanunu anlatıp, kanunsuzlukla yargılayanlar, diğer yanda bazı devletlerin Abdullah'ın özgürlüğü için bize göre kabul edilmesi mümkün olmayan anlaşma teklifleri vardı. Onu bekleyen sonun, şüpheli bir ölüm olmasından tedirgin oluyordum. Bu nedenle kocamı bir an evvel çıkarmalıydık. Fakat ne La Sante, ne de Lonof bunun için uygun değildi. Bostadel'e verilişi bizler için çok mühimdi. Bu durum onun çıkmasını nihayet sağlayacaktı. Benim yapabileceğim kocamı ziyarete gidip, alınan kaçış kararını ona temi.' elden iletmek olacaktı. Fransız hükümeti diğer ülkelere girişi mi yasakladığından yolum en başından kesilmişti. Bende Ayşe isminde bir bayanın pasaportunu temin edip, kendimi az da olsa ona benzetmeye çalıştım. Fakat Ayşe hanımla aramda en ufak bir benzerlik dahi olmadığından işim güç olacaktı.
Yolculuğu Renault marka bir arabayla yapacaktık. Bu yolculukta bana eşlik etmesi ve destek olması için yanıma bir bey verilmişti. Çocuklarımla helalleşip yola koyulduk. Çünkü herhangi bir aksilik neticesinde bana ait olmayan bir pasaportla yakalanmam, sınırdışı edilmeme sebep olacaktı. Bu durumda çocuklarıma neler olabileceğini, yada Avrupa'ya girişimi tekrar nasıl sağlayacağımı bilmiyordum. Ben, hayatım boyunca eşimin masumluğuna inanmış ve hakettiği özgürlük uğruna bütün riskleri göz önüne almıştım. Bu nedenle detayların ehemmiyetine fazla inmedim. Kontrol kapılarında hiç sorun çıkmadı değil. Şüphelenip çeviren de oldu, mühür basmak istemeyen de ama ne yapıp edip isviçre'ye girdik. Tarih 26 Ocak 1989'du. isviçre'de bulunduğumuz süre içerisinde bir Türk ailenin yanında kaldık, ikinci gün Bostadel'e hareket ettik. Yol oldukça dik ve dardı. Yerleşim alanının uzağında, dağların arasında Bostadel Cezaevi inşa edilmişti. Sıkı kontrolden geçtikten sonra cezaevinin birinci bölümüne ulaştık. Müdüriyet ve Bostadel idari binasından oluşan bu bölümde, yöneticilerle görüşme talebinde bulundum. Ünce her ne kadar bunu reddetseler de, daha evvelden misafir olarak kabul edilme belgemi hazırladığımdan Abdullah'la görüşmeme izin verildi. Polis aracılığıyla bekleme odasına, oradan da açık görüşün yapılacağı yere alındım. Abdullah, onca imkansızlığa rağmen benim kendisine ulaşmama fazlasıyla mutlu olmuştu. Batıda devlet vatandaşa inanır. Vatandaşın beyanı esastır. Kontrol kapılarında Ayşe kimliği ile, cezaevine ise kendi soyadımla giriş yapmıştım, izlenmediğim yada ihbar edilmediğim sürece, sorun çıkmayacaktı karşıma.
"Abdullah kaçma vaktin geldi. Dışarıdan destek sağlanacak." "Ben içerideki hazırlığımı tamamladım. Merak etme, dünyada kaçılamayacak cezaevi yoktur!" diyordu."
acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com |
|