BAŞKONSOLOS AMCA BANA KİMLİK VER!

Ben küçük bir Türk vatandaşıydım ve küstürüldüğüm memleketimin özlemindeydim.

Annemin girişimleri sayesinde Fransız Devleti, bize her üç ayda bir Nanterre'den müracaat etmemiz şartıyla geçici vize sağlıyordu ancak bunun uzun vadeli bir garantisi yoktu. Devletin, Fransa'da kalmamıza müsaade etmesinin sebepleri, Türkiye'den siyasi sorunlarla çıkışımız ve babamın Paris'teki cezaevinde hükümlü oluşundan kaynaklanıyordu. Babamın isviçre'ye iadesinden sonra her ne kadar 'sorun çıkaracağını düşünsek de, Nanterre bize vize vermeye devam etti. Bu durum bizler için hem olumlu, hem de sevindirici bir gelişmeydi.
1987'den bu yana, annem Paris Türk Konsolosluğu'na kimlik müracaatında bulunmuş ancak çeşitli sebeplerden ötürü olumlu netice alamamıştı. Bir başka deyişle, 1979'dan beri bizim kendi soyadımıza düzenlenmiş kimliğimiz yoktu. Bu durumun rahatsız edici bir hal alması, gerek duyulduğu taktirde esas hüviyetimizi ispatlayacak bir belgemizin olmayışındandı. Biz kimdik? Kah Saral, kah Gürel, kah hatırımda bile kalamayacak bir hızda değiştirmek zorunda olduğumuz diğer kimlikler... ama Çatlı değil! Bu gibi sebeplerden ötürü Konsolosluğun yolunu defalarca aşındırmıştık. Her gidişimizde umutla talepte bulunur fakat hüsrana uğrardık. Çünkü Türkiye'deki yetkililer bize kimlik vermekte sakınca görüyorlardı! Peki bir dönemler elimize geçen pasaportların, kimliklerin, vizelerin ne gibi sakıncası yoktu da şimdi "kritik durumdakileri" oynuyorduk!
Annemle ağabeylerimin yeniden konsolosluğa gideceklerini duyunca, beni de götürmeleri için huysuzluk yapıyordum. Çünkü son gidişimizde umduğumuz cevabı alamadığımızdan konsolosluk binasında yaygarayı koparmıştım, isyan etmekte haklı olmamın ince noktaları, derinlemesine bir araştırma gerektirmez! Ölümcül hastalığa kapılmış olan nasıl sağlık dileniyorsa, bende kimliksiz olarak soyadıma kavuşmayı bekliyordum. Bu bende adeta bir saplantı haline dönmüştü. Hayal kırıklığına uğramak tüylerimi diken diken ediyordu. Hüsranlardan öyle bıkmıştım ki, hüznün sarhoşluğuna kapılmam kaçınılmazdı. Hesap sorarken inciniyordum. Ben küçük bir Türk vatandaşıydım ve küstürüldüğüm memleketimin özlemindeydim. Buram buram Türkiye, buram buram hasret kokuyordum.
Artık konsolosluk binasına girmiş ve zaman kaybetmemek için elini tuttuğum ağabeylerimden birini yarı koşturur adımlarla, Türkiye'den gelen neticeleri almak için yetkili kişinin odasının bulunduğu kata çıkarmıştım. Annemlere dahi fırsat tanımadan kapıya hafifçe vurup, içeriye girdim ve soluk soluğa kalmış bir sesle;
"Başkonsolos amca bana kimlik ver artık!" dedim. Karşımdaki kişi önce biraz şaşırmış fakat beni tanıyınca ufak bir tebbessümle;
"Yine mi sen geldin hanım kızım. Biraz bekle, neticeyi öğrenip sana haber veririm." dedi.
Bu fevri davranışımla galiba annemi utandırmıştım. Bir müddet bekledikten sonra dayanamadım ve odaya tekrar girdim. Meraklı ancak suskundum. Başkonsolos amca "gözünüz aydın" dedikten sonra gözlerim doldu. Müjdeli haber nihayet gelmişti. Dokuz yıl ardından sonra tekrar Çatlı olmuştuk. O anki duygularım öyle karmaşıktı ki adeta başımı döndürüyordu. Memleketimizin ulvi gayeleri için mücadele vermiş olan babamın hizmetinin karşılığını, sistem bu şekildemi ödemeliydi! Bu doğru değildi. Yaşadığımız o yılların esas tanığı aslında ne belgeler, ne de şahıslardır. Esas tanık belgeden daha anlamlı bir değer teşkil eden hislerimizdir. Çünkü hislerde yalan, art niyet değil gerçekler barınır. Hisler babamın karşısına getirilen yalancı şahitler adamlar gibi satın alınamaz, yaşanır.
Akşama doğru konsolosluk binasından çıkmıştık. Sanki çalacaklarmış gibi elimde sıkıca tuttuğum evrak ise Türkiye Cumhuriyeti Nüfus Cüzdam'ydı. Defalarca okuduğum ve kah gözyaşlarımla donattığım, kah sinirden titrettiğim belgenin üstünde ise Gökçen Çatlı yazıyordu. Göze tatlı fakat biraz acı; kulağa hoş ama çok yabancı geliyordu... Yani gerçek soyadım.

 

acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com