| KAŞIKLA DUVAR DELMEK
"Bazı yenilgiler zaferden üstündür." Montaigne
Nevzat Bilecan adındaki vatandaşın Çatlı'yı suçlaması üzerine 1984'te başlayan süreçle açılan davanın aleyhimize sonuçlanacağını tahmin ediyorduk. Bir üst mahkemeye itiraz etmiştik fakat bunda da beklenen beraat kararı gelmeyecekti. Babamı bu kez de yedi yıla mahkum etmişlerdi.
Ben ki yıllarca arkadaşlarımdan babamın hapiste olduğunu, tembih üzerine anlatmaktan kaçınmıştım. Ben ki bazen babamın evde olduğu için dışarıya çıkamayacağımı söyleyip, ağabeylerimden ödünç aldığım ayakkabıları kapı önüne bırakıp, uyuduğu için sessiz olmalarını söylemiştim. Artık onları hangi sebeple yedi koca yıl daha oyalayacaktım yada en mühimi babam daha ne kadar bu manevi çöküntüye dayanacaktı. Komplolarla dolu bu düzenin babam için biçtiği, dört duvar arasında geçen yıllar neyin cezasıydı?
O dönemlerdeki tek hayalim babamın elinden tutup, Paris sokaklarında yürümekti. Çok mu şey istiyordum? Tatlı günleri yaşamadan, acıyı genzimde hissediyordum. Bu gidişle hayat son bulacak diye değil, hiç başlamayacak diye korkuyordum.
Babamın 15 Mart 1989'da geçtiği yeni yer, Bostadel merkez cezaeviydi. Burası diğerlerine nazaran daha rahat bir yerdi. Bostadel'in büyük bir bahçesi, spor salonu ve televizyonu vardı. Hatta sıcak suyu, radyosu ve her hücrede yangın durumunda kullanılabilecek küçük bir pencere bile vardı. Herkes tek kalıyordu. Mahkumlara ise, ailelerine telefon etme imkanı
sağlanmıştı. Burası diğerleriyle kıyaslanamayacak kadar lüks bir yerdi. Zaten bütün merkez cezaevleri böyleydi ve buraya ancak kesin hükümlüler getiriliyordu. Yani cezası sabitleşmiş olanlar. Babam ise burada yedi yıl geçirecekti. 13 yaşıma girmiştim ve O'nun cezaevi çıkışında ben, kocaman bir kız olacaktım. Bu düşünce beni deli ediyordu, deli!
Babam beni La Sante'deki görüşlerde görsel olarak biliyordu ama içimdeki beni değil. Paris'teyken, o kısıtlı görüşlerde hep kendimden, zevklerimden, arkadaşlıklarımdan, en son ne zaman kahkahayla neye güldüğümden, hangi filmde ağladığımdan, kitap okurken önce neye dikkat ettiğimden yada çocukluk kabuğundan çıkmaya başlayan Gökçen'inden bahsetmemi isterdi. Ben anlatırken babam bazen derin bir iç çeker ve biliyorum ki aklından acısıyla tatlısıyla bir babanın hisleriyle bu mecburi ayrılıkta ayrı geçen bunca zamana sitem ederdi. Babam beni çok severdi. Çok. Ben babamın yarınıydım ama O'na en çok ihtiyacım olduğu günlerde O yanımda yoktu ya, buna öyle çok içerliyorduk ki...
Samet Aslan, yani Fransızca'yı öğrenmemde katkısı bulunan ve babamın yurt dışındaki yıllarında, O cezaevine girdikten sonra dahi yanında saf alan kişi, Türkiye'ye dönerken 80 ihtilalinden bu yana arandığı için yakalanmıştı. Bu haber hepimizi derinden üzdüğünde babamın "Onu rahat bırakmayacaklar. Çocuğu sahipsiz sanmasınlar. Görüşüne gidecek, maddi manevi destek olacak birilerini ayarlayalım" demesinin önemini şimdi daha iyi anlıyorum. Çünkü Samet Aslan kısa bir süre sonra ölmüştü. Gazetelere yansıyan haberlerde Samet Aslan'ın, tutuklu kaldığı Ağrı Cezaevi'nin hücresinde, sabaha karşı kendini astığı yazıyordu. Ancak babamın tanıdığı inanç ve kişilik sahibi Samet Aslan bunu kendine yapacak yapıya sahip değildi. Babamın aklına başka düşünceler geliyordu. Hepimiz çok üzgündük. Babamın tutukluluk döneminin diğer mahkumlardan daha zor geçmesine rağmen, O hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmamıştı. Yasal yollardan gidilecek olunursa babam, özgürlüğüne kolay kolay kavuşamayacaktı. Bu nedenle, 16 Nisan 1989'da ikinci kez kaçma teşebbüsünd" bulundu. Bildiğim kadarıyla tam iki ay boyunca, babam hücresinin duvarını metal kaşıkla delmeye çalıştı. Amacı havalandırma sahasına bakan cepheye ulaşıp, duvarı birbirine doladığı çarşaf yardımıyla aşmaktı. Babam duvarı delebilmişti ama çarşafı duvarın öbür tarafına her attığında gizli teller onu delik deşik etmişti. Yılmaksızın sabaha kadar bununla uğraşmış fakat başaramamıştı. Kaçamayacağını anlayınca, yemekhanenin kapısının önüne oturup sigarasını yakmış, kaçtığını sanan gardiyanlar alarmı çaldığında ise gidip kendisi teslim olmuştu. Yapılan mahkeme neticesinde cezaevine zarar verdiği için 590 isviçre Frang'ıyla cezalandırıldı.
acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com |
|