| ÇATLI'NIN DELİL GİBİ MEKTUBU Çatlı'nın mahkemeden önce yazdığı mektup: BU mektubu da diğer bazıları gibi başka bir şekilde gönderiyorum. Yoksa bu da sakıncalı bulunurdu. 20.04.89 tarihli mektubunu 26'sında aldım. Çabuk gelme açısından rekor. Meral'in son iki mektubunu ise onar günde ancak alabildim. Halbuki Paris'ten en geç iki günde bir gelirdi mektup. Ben bu gecikmelere de razıydım çünkü geçen hafta bir mektubum "sakıncalı" bulunarak geri geldi. Artık benimle birlikte ailemi de cezalandırma yoluna giriyorlar. DELİ AJAN SUÇLADI ÇATLI SUÇLANDI Çatlı'nın mahkemeden sonra yazdığı ilk mektup: Tahmin edeceğin veya bildiğin gibi yedi yıla mahkum oldum. Mahkemeye kadar durum normaldi. Fakat ilk gün çok önemli gelişmeler oldu. Benim o ana kadar en çok zorluk çektiğim konu beni suçlayan kişinin niçin bana iftira ettiğine cevap bulamamamdı. Elbette bazı açıklamalar, yorumlar getirebiliyordum ama pek yetmiyordu. işte o ilk gün, onun cevabını beni suçlayan kişi verdi. Daha doğrusu 1984 yılında verdiği ifadede açıklamış ama ben bilmiyordum. Avukatımın bir sorusu üzerine meseleyi öğrendim. Meğer bu kişi o zaman "ben onların arasına onlara zarar vermek için sokulmuş bir ... ajanıyım" diye ifade vermiş. Ama mahkemede geveleyip o sözleri söylediğinde kendinde olmadığını ileri sürdü. Zaten hemen hemen hiç konuşmayıp korkuyor süsü verdi, ikinci önemli konu ise yine mahkemede ısrarla ve gayet kesin bir şekilde beni suçlayan önceki ifadesini reddedip öyle bir şeyin olmadığını beyan etti. Buna rağmen bastılar cezayı. Aslında eline geçeceğini bilsem ve yabancı dilin olsa buranın basınında benim hakkımda çıkan gazetedeki haberleri gönderirdim. Ve sen de oynanan oyunu daha iyi anlar, bunların kendi ağız ve kaleminden olanları öğrenirdin. Benim mahkumiyetime Nevzat Bilecan adında birisi sebep oldu. Fransa'dan buraya da onun beni suçlaması üzerine iade edildim. Beni bu konu hakkında suçlayan ikinci bir kişi yok. Ne de zerre kadar bir delil. Mahkemede bu şahıs dinlendi. Ve ilk verdiği (polise verdiği beni suçlayan ifadesi) ifadesini değiştirip, ısraıln bu işle benim hiçbir alakamın olmadığını söyledi, ilk ifadesi liste. Bu son ifadesi ise mahkemenin huzurunda alındı. Bu işte altı-yedi kişi var. Diğerleri hiçbir şekilde beni sözkonüsü etmedi. Bu kişinin ifadesi üzerine diğerlerinin hepsi de hu küm giydi. Yalnız Mehmet Şener önce beş yıl aldı. itiraz etti ve dava beraatle sonuçlandı. Mahkemede iki önemli gelişme oldu: birincisi Bilecan'ın ifade değişikliği idi. Diğeri ise 1984'te vermiş olduğu bir ifadenin açılanması oldu. Bildiğin gibi buraya ilk geldiğimde, "beni suçlayan kişiyle yüzleşmeden önce hiçbir ifade vermeyeceğim" deyip kar şılaştırma istemiştim. Ne onlar yüzleştirme yaptılar ne de ben ifade verdim. Neticede savcı Bilecan için "Yüzleştirmeyi neden bizzat istemediğini mahkemede öğreniriz" deyip işi mahkemeye bırakmıştı. Tabii bu konuda eve ve sana açıklayıcı mektup yazmıştım ama geri döndürmüşlerdi. Güya Bilecan "kesinlikle yüzleşmek istemiyorum" demiş savcıya. Buna sebep ise korkmasıymış. Halbuki beni ilk suçladığında serbestdim. ifadesini geri alıp, suçlamadığında ise hapiste. Çok manidar bir korku. Tabii savcı işi elinden kaçıracağını anlayınca (Çünkü bu adam buranın en önemli savcısı ve de bu davayı kazanmak mecburiyetinde hissediyor kendini. Zira bu savcı davada başarılı olursa Bern'e önemli bir göreve gelecek) ince bir oyuna başvurup bu davanın komiserini ve tercüman kadını (ki Ermenidir) mahkemeye şahit olarak getirtti. Bunlar da Bilecan'ın çok korktuğunu ve buna bizzat şahit olduklarını v.s. anlattılar. Bu da ister istemez tesirli oldu. Mahkemede bizim (avukat ve ben) üzerinde durduğumuz esas konu ise bu ifade değişikliği değil, Bilecan'ın 1984'te polise verdiği ifade idi: "Ben ... ajanıyım. Abdullah Çatlı ve arkadaşlarının arasına onlara zarar vermek amacıyla sokuldum" demesiydi. Mahkemede ise, 1984'te bu ifadeyi verdiği sıralarda kendisinin "deli" olduğunu söyledi, işte bu üst mahkemedeki benim en bü¬yük şansım bu ifadedir Zaten mahkumiyetim için bu suçlamanın yeterli olmadığını bildiklerinden polisten, Ermeni tercüman bayandan ve beni tanıyan bazı kişilerden ay dalandılar. Benim aleyhime, dolaylı olarak ama bilerek ve belki de kasten, ifade veren M.Y.'nin (Kendisi politikacıdır) tanıdığı Adana'-iı birisi var. Kendisinin üzerine vazife olmadığı halde (bundan dolayı kasıt var diyorum) beni çete başı olarak gösterme ve isbat yoluna gidiyor. Yukarıda adı geçen kişinin önüne de Nevzat düşüyor. Ben daha Paris'teyken bunu biliyordum, istemememe rağmen Meral senin bildiğin kişilerle (Ankara) irtibata geçip, birşeyler yapılmasını temin etmek istiyor. Ve devreye M.Y. giriyor. Ben gerekeni yaparım diyor. Ama sonradan, ortada benim istikbalim, şerefim söz konusuyken, herhangi bir ifade değişikliğinde ilgili kişinin oturma izninin tehlikeye gireceği tasasından hare¬ketle, mesele geçiştiriliyor. Halbuki o ilgili kişinin söylediği herşeyden önce gerçeklere uymuyordu, istediğimiz sadece gerçeğin söylenmesini temin idi. Bütün bunlara rağmen ben o kişinin ifadesini çektirtebilirdim. Ama prensiplerime ters geldiği için sineme gömdüm. Yoksa onun ne izni ne de şerefi kalırdı. Artık onun adiliğini başka türlü, yaptığı uşaklığın ceremesini de başka türlü çürüteceğim. O zaman da, inşallah, arkasında olan veya olanları tespit edeceğim. Aklıma geldikçe yerimde duramıyorum Haluk. Oturum izni nelere tercih ediliyor. Halbuki bunu söylerken hicab duyuyorum, o kişinin ev bark sahibi olmasına. O kahbeliğe bedel olan iznin alınmasına onun tuzağa düşürmek istediği kişiler ve¬sile olmuştur. Haluk'cuğum öyle şeyler var ki bunu yazmaktan sıkılıyorum. Yoksa bunun gibi neler var neler. Avrupa'da çok kişinin bu tip yerlere düşmesine o kahpe ve satılmış zihniyetler sebep olmuştur. Dolayısıyla kapıkulu ve şamaroğlanı, teslimiyetçi olmak istemeyenler de şuurlu olarak harcanmak istenilmiştir. Ümid ederim neticeden memnundurlar. Dünün adi politikacıları ve istismarcılarının yerini yenileri almıştır. Hele bir de yeni yetmeler var ki kahırları hiç çekilmiyor. Değişen sadece isimler oldu. Bunun için sana y azdığım mektuplarda hala bildiğin kişi olarak kaldığımı belirtmiştim. Mahkumiyetimin sebebi şunlar: Birinci sebep benim geçmi sim. Savcı on dakika esas ilgili meselede, yirmi dakika ise geçmiş faaliyetlerden bahsetti. Burada çıkan ciddi! bir gazete ise benim gibilerin 1815 Osmanlı kafasına dönmek istediğimizi v.s. yazdı. ikinci önemli sebep ise Fransa'da hüküm giymiş olmamdı. Halbuki Fransa'da beni mahkum eden üç sebepten biri, isviçre'nin beni araması idi! Son olarak beni tanıyan kişinin lüzumsuz yere (belki de kasıtlı) beni Avrupa çapında şef gibi göstermesiydi. Savcı onüç yıl isteyip Fransa'daki beş yılın burdan düşürülerek, sekiz yıl verilmesini talep etti. Mahkeme ise 12-5=7 yıla mahkum etti. Ve tabii hemen itiraz ettim. Mahkemem en erken üç-beş ay sonra olur. Eğer yedi yıl kesinleşirse, bunun üçte biri infaz. 56 ay yatmam gerekiyor. On ay yattım. 46 ayım kalıyor. Engel teşkil edebilir düşüncesiyle bir sahife daha yazmıyor, en çok muhabbet beslediğim arkadaşımı Allah (c.c.)'a emanet ediyorum.
|