KASIM KOÇAK'IN HATIRASINA

Titiz görüntüsüyle, ciddi duruşuyla, özenle kesilmiş simsiyah kalın bıyıkları ve tabiî ki çok severek taktığı, hatta benim bile garipsediğim boynundaki fularıyla, henüz yedi yaşımdayken tanımıştım Kasım Koçak'ı. Babamla gerek kader, gerekse dava dostluğu etmiş olması sebebiyle, kitabımda onun hikayesini senaryolaştırarak anmayı uygun gördüm:
"Ben Kasım Koçak. Yaşımı söylemekten pek hoşlanmam ama sene 1977'de yirminin üstündeydim. Dönemin getirdiği şartlara göre, kendini sağ-sol tartışmalarının ortasında bulan nice gençlerden biriydim ben de. Ne deli dolu geçmişti o meşhur yıllar.
Kendime bile yakıştıramadığım yersiz bir tartışma sonrası, yanima gelen kişiler Başkanın beni yanına çağırdığını söylediler. Bizim dönemimizde, Ülkü Ocakları adına görev verenler, kutsal bir emanete sahip çıkıp, liderliği sürdürdükleri için son derece saygın bir makama erişmiş olurlardı. Hatta içlerinden bazılarını efsaneleştirir, mücadelemizin kurtarıcısı olarak benimserdik, işte bu konuma sahip olan, ülkücülerin sempatisini ve güvenini kazanan en çok konuşulan lider Başkan Çatlı idi. Yurdun dört bir köşesinden ziyaretçi akınına uğrayan Başkanı, yani hareketimiz içinde "efsaneleşen adamı" yakından görme ve tanımama başımdan geçen tartışma imkan yaratmıştı. Tedirgin bir sevinç içerisindeydim. Çünkü Başkan Çatlı'mn, izlediği siyaset biçimi, önce fikir tartışmasını ardından da eğer gerekiyorsa eylem üzerineydi ve benim son olayım Başkana ters düşüyordu. Gittiğim yerde, herkes Başkanın toplantıdan çıkmasını bekliyordu. Başkana başarılarından dolayı tebriklerini, sorunlarını ya da eksiklikleri iletmeye gelen bu kişilerin anlattıklarına kulak kabartmaya başladım. Hareketimiz adına gözünü budaktan esirgemeyen, her yönüyle mevkiinin hakkını fazlasıyla veren, sözünün eri olan bu liderin farkı, Merkez Yönetiminin kararlarına direnmesinden kaynaklanmaktaymış. Bunu daha evvelden de duymuştum ancak, eğrisiyle doğrusuyla kararlara itaat ettiğimiz hatta bundan başka bir yol düşünemediğimiz Merkez Yönetimdeki bazı kişileri karşısına alan Çatlı'nm hayatını ele alırken, bir unsurun da itinayla ana¬liz edilmesi gerekir: Abdullah Çatlı'mn mücadeleleri belli bir tek kitleye olmamıştır. Çünkü bazen en yakınınız size fikirleriyle en uzak olan kişidir. (Derinlemesine inceleme şart)
Çok geçmeden Başkan göründü. Onu ilk defa bu kadar yakından görüyordum. Uzun boylu, görkemli, karizmatik... Hakkımda edindiği bilgilere dayanarak, kendisi beni hemen tanımıştı. Koskoca Başkan beni yanına çağırtıyor, tanıyor ve ilgileniyordu. Onu dikkatle dinledim:
"Kanımca, ideolojimize yakışmayan tespitlerde bulundun! Bir müddet benim kadromun çalışma sistemine dikkat et. Oldu mu gardaş." diyordu.
Başlangıçta çekindiğim bu insanla zamanla samimi olduk. Abartıya kaçan saygı merasimlerinden adeta rahatsız olan, haksızlığa tahammül edemeyen, alçak gönüllü, sözüne özüne sadık, art niyetten arınmış ve tertemiz bir karaktere sahip olan Başkanımızın, dönemdeki dayanışma ve beraberinde getirdiği ölçülü samimiyet sayesinde etrafında hızla çoğalan fertlerin gözünde Çatlı bir ekol yaratmıştı. Ancak Çatlı ekolünün akılcı ve ileriye dönük projelerini hazmedemeyen, risk almaktan korkan, kendilerini alışılagelmiş tabulara endeksleyen kişiler için de Başkanımız bir tehdit unsuru ve önlerine bir engel olarak çıkıyordu. Bu nedenle Çatlı Başkanın vezir olduğunu da gördüm, ihanete uğradığını da.
Ben Kasım Koçak. Yaşımı söylemekten pek hoşlanmam ama sene 1989'da otuzun üstündeydim. Kutsal bir mücadele olarak başlayan davamızın çıkmazı, hepimizi bir yerlere savurmuştu. Kimimiz ya çetin geçen hayatta ya da adaletin karşısında idama mahkum olmuştuk. Kimimiz isnat edilen suçlamalar karşısında kah masumiyetimiz kah suçlu oluşumuz nedeniyle yurtdışına kaçmayı başarmış fakat burada düzen ve huzurumuzu sağlayamamıştık. Kimimiz ise davanın prensleri olarak rahata kavuşmuştuk. Ben yurtdışına çıkan grubun içerisindeydim. Başkan ise cezaevinde.
Hollanda'nın ünlü bir kahvehanesindeyken, tanımadığım bir kaç sert mizaçlı kişi oturdu masama. Benimle konuşmak istiyorlardı, dışarıya çıkıp arabalarına bindik. Yol boyunca silahlardan söz ettiler. Sonra şoför bana dönerek:
"Silahın var mı?" dedi.
"Yok" demekle yetindim. Benimle önemli bir mevzu üzerine görüşmek isteyen yetkili kişi, dağ evinde diyerek ormanlığa girdik. Arabadan inmemi istiyorlardı. Başkanın uyarılarını aklımdan çıkaramıyordum. Bunlar gibiler, bizi özümüzden ediyordu.
"Hayırdır gardaş!" dedim. Onlar "Yürü" dediler.
Ortam gerginleşmeye başlamıştı. Belimde büyük bir sızıyhı yere düşmüştüm. Başımı kaldırdığımda namlunun soğuk ucu ensemdeydi. Hiçbir şey demedim. Suskundum. Göz ucuyla etrafa baktım. Yalnızdım. Yanımda duran kişiyle birkaç saniye için göz göze geldik. Kulaklarımda büyük bir ses yankılandı. Yanımdakinin yüzüne kan sıçradığında, gözlerim kararmaya başlamıştı. Ben ise kelime-i şehadeti çoktan getirmiştim.
Ben Kasım Koçak. Yaşımı söylemekten pek hoşlanmam ama sene 1999'da kırk altı yaşında olacaktım."

Ruhun şad, mekanın cennet olsun.

 

acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com