Ünlü Avukat Charles Libman:
ÇATLI BÜTÜN İDDİALARI REDDETTİ
10 Şubat 1986 Paris Adliye Sarayı 11. istinaf Çeza Mahkemesi

Abdullah Çatlı tutuklanışından onaltı ay sonra, sıkı güvenlik altında Adliye binasına tekrar getirilmişti. Medyanın ilgisi yoğundu ve davaya ünlü savcılar bakıyordu.
Savcı (Nijeryalı Muhammed'e seslenerek): "455 gramlık eroin senin mi?"
Muhammed: "Hayır Sayın Savcı eroin Hasan Kurtoğlu, yani sonradan Abdullah Çatlı olduğunu itiraf eden şahsın ve Müfit Sement'in."
Savcı: "Ama ilk ifadende böyle dememişsin. Sana ait olduğunu, Çatlı ile Sement'i tanımadığını ifade etmişin." Muhammed: "Korkmuştum. Baskı altındaydım."
Savcı hafifçe gülümseyerek: "Yani üzerinizdeki baskı şimdi kalktı mı?"
Muhammed: "Hayır! Ama..."
Savcı Muhammed'in sözlerine devam etmesini beklerken Libman, bayan savcıdan söz istedi.
"Sayın savcım, müvekkilim Çatlı'mn iddiaları farklı yönde. Kendisi birçok gizli servisin onları kullanmak istediklerini söylüyor ve bu doğrultuda karşı tarafın bütün iddialarını reddediyor. Sizden bunun için müsaade istiyorum."
Babam dört polisin eşliğinde kürsüye çıktığında, gözüm Nijeryalı Muhammed'e kaymıştı. Koyu teninden lapa lapa ter dökülüyor, dizleri titriyordu. Korkusu ne babamdan ne de adaletten kaynaklanıyordu. Çünkü ona gereken kolaylık haftalarca ziyaretine gelenler tarafından sağlanmıştı.
Savcı: "Bakın Çatlı, ortada tutarsız ifadeler var. Hepinizin verdiği ifade bir öncekiyle uyuşmuyor. Avukatınız daha farklı mevzulara işaret etti."
Çatlı: "Sayın savcı, birinci mahkemede verdiğim ifadede soyadım benim için tehlike unsuru taşıdığından bazı olayları anlatmaktan vazgeçirdi. Benim Türkiye'den tutuklamam var. Henüz mahkemesi görülmedi ama asılmam söz konusu. Yurtdışına sahte pasaportla çıkışım bu nedenleydi."
Savcı: "Evet anlıyorum. Avukatınız gizli servislerin sizi kullanmak istediğini söylüyor."
Çatlı: "Beni suçlayan şahıs ilk ifadesinde herşeyi kabulleniyor, malın kendisine ait olduğunu ve bizi tanımadığını ifade ediyor, ifadesini değiştirmesi için baskı yapıldı. Bunu biliyorum çünkü bana da aynısı yapıldı. Baskılara dayanamadı ve ifade değiştirdi. Ancak ben doğruları söylemekten kaçınmadım. Evet bir çok gizli servis bizi kullanmak istedi, baskı da uyguladılar. Ancak ben, Roma mahkemesinde de belirttiğim üzere bunların ipini tuttuğu kukla olmadım. Bu da hoşlarına gitmedi. Dikkatinizi şuraya çekmek istiyorum. O gün ben o eve yeni pasaportumu almaya gittiğimde, orada uyuşturucu alışverişi yapılacak diye biri polise ihbarda bulunmuş. Sayın savcı bu ihbar son derece önemli. Benim yakalanmam önceden planlanmıştı."
Bayan savcı babamın söylediklerinden her ne kadar etkilenmişe benzese de babama 15 yıl, Müfit Sement'e 15 yıl, Nijeryalı Muhammed'e ise sadece 4 yıl verdi! Daha sonra dava temyiz edilecek, ceza 7 yıla düşecekti. Aslında bu ceza üzerinden babamın 3,5 yıl yatması gerekiyordu ama O'nu daha fazla yatıracaklardı.
Karar açıklandığında babamın tepkisi bayan savcıyı bir hayli şaşırtmıştı. "Benim yaşamam eğer mucizeyse bilin ki bunun bir sebebi var!"
Öyle ya da böyle bu mahkemede hüsrana uğramıştık. Davayı kesin olarak kazanacağımızı söyleyen Charles Libman bize hiçbir şey demeden kaşla göz arası Adliye binasından çıkmıştı.
Mahkeme salonundan çıkarken, gazeteci görünümlü bir bey annemin yanına gelip:
"Meral hanım ben dost çevreden gelen biriyim. Abdullah bey için mahkemelerden medet ummayın. Umarım herkesin bir fiyatı olduğunu size hatırlatmamı tuhaf karşılamazsınız." diyordu.
Abdullah Çatlı'nın La Sante'de hükümlüyken bir arkadaşına yazdığı mektubun bir bölümü:
Burada geçen haftaya kadar, bana gelen mektupları çok geciktirmeli olarak veriyorlardı. Şimdi normal süresinde alıyorum artık, inşallah, bundan sonra kazasız belasız mektuplaşırız.
işte benim durumum; (bütün bu anlatacaklarım, bütün gazetelerde yazıldı tabii ki.)
24 Eylül 1984'te bir arkadaşın isteği üzerine, tercüman olarak pasaport temini için bir zencinin evine gittiğimizde orada bekleyen polisler tarafından zencinin evine sokulduk. Arama neticesinde oğlanın şifreli çantasında üçyüz küsur gram uyuşturucu bulundu. Daha sonra, çeşitli dalaverelerden mütevellit, bu zenci bulunan uyuşturucunun benim arkadaşım tarafından kendisine emaneten bırakıldığını söyledi. Tabii bu iddiasına pek inanan olmadı.
Bu zencinin iddiasını sorgu hakimi hiç inandırıcı bulmadığından ve bizim isteğimiz üzerine "Eğer, oluşturduğum ve birkaç aydır göreve gönderdiğim Uluslararası Araştırma Komisyonu bir aya kadar raporunu göndermezse ikinizi de geçici olarak tahliye edeceğim" dedi. Bunun üzerine bu geçmek bilmeyen ayı beklemeye başladık. Her taraftan arama-soruşturma telgrafları gelmeye başladı. 1982'de Zürih'de yakalandığımda parmak izimi almışlardı. Oradan gerçek kimliğimi buldular. Neticede bizim ümit suya düştü. Ben yine de kendi kimliğimi kabul etmedim. Ta ki Papa işi bizim üstümüze itilmeye başlayana kadar. Oradaki iş daha önemli olduğundan, bizim üzerimize oynanan oyunu da bertaraf edebilmek için kimliğimi kabul edip Roma'ya şahitlik yapmak üzere gittim. Ve netice çok iyi oldu.
Paris'teki mahkemede, sadece benim geçmişimden uyuşturucu suçundan yedi yıla mahkum ettiler, itiraz ettim ve beş yıla indi. Temyiz ettim, reddedildi. Hüküm giymemin diğer bir önemli sebebi de isviçre'nin benim başka bir uyuşturucu suçundan iademi istemesi idi: "Eğer isviçre'de seni bu işten arıyorsa, buradaki işten suçsuz bile olsan bu senin bu işlerle uğraştığını gösterir" düşüncesiyle bastılar cezayı. Ayrıca Papa işinden aranan bir arkadaşı (Oral Çelik'i kast ediyor) vermem için çok baskı-tehdit oldu, isteklerine erişemeyince açıkçası benimle uğraştılar. Zaten normal olarak beş yıl alan üç seneden biraz fazla y atar. Ama beni dört seneden bir az f azla yatıracaklar.
Selcen bilmiyor ama Gökçen çok iyi hatırlıyor. Görmelisin ne kadar büyüdüler. Maşallah okulda da çok başarılılar. Şimdi okulları tatildeymiş onbeş günlüğüne. Ara karnesi almışlar. Gökçen sınıfın üçüncüsüymüş. Selcen de not ortalaması olarak yüz üzerinden 94 tutturmuş. Tabii ne de olsa kimin kızları değil mi!

 

acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com