TÜRKİYE'DEN GELEN PARA

ikinci mahkemeye az bir zaman kalmıştı. Mevcut maddi durumumuzun bozuk olması, dava için gerekli olan güçlü bir avukatı tutmamızı engelliyordu. O günlerde beklenen müjdeli haber Türkiye'den geldi: Avukat, Charles Libman olacaktı. Bunun için bir miktar ayarladıklarını da belirtiyorlardı. Memlekette kalan ve babamla diyaloglarını kesmeyen bir kaç dosttan gelen bu habere çok sevinmiştik. Çünkü seçim, sağlam bir kariyer ve saygın bir isim teşkil eden Libman'dan yana olmuştu.
Gelen haberle birlikte Omar, tercümanlık yapması için, Muhammed, annem ve ben avukatla görüşmek üzere bürosuna gittik. Büro gerçekten çok lüks ve gösterişliydi.
Beraberimizde getirdiğimiz babamın dosyasına göz ucuyla bakan Libman, davadan haberdar olduğunu söylüyordu. Bizlere, şimdiye kadar girmiş olduğu bütün davaları kazandığını ve bunun da kesinlikle lehimize sonuçlanacağını, endişe etmememiz gerektiğini belirtti. Libman'a göre babama uygulanan hukuk, yanlışlık ve haksızlık içeriyordu. Fransa'da önemli bir isim teşkil eden Libman'ın babam hakkında neredeyse bizim kadar özel ve hassas bilgilere sahip olması şaşırtıcıydı. Sanırım kendisi bizden önce Çatli'nin tüm bağlantıları hakkında bilgi sahibi edilmişti. Bu umarım ki bizim açımızdan sorun teşkil etmeyecek aksine olumlu neticeler sağlayacaktı. Annemle bir ara göz göze geldik, ikimiz de çok sevinçliydik, ta ki dava için gereken olan ücret açıklanana dek. Libman'ın istemiş olduğu miktar gerçekten çok yüksekti: 100 bin frank!
Parayı temin etmek üzere bürodan ayrıldık. Moraller bozulmuştu. Eve geldiğimizde;
Omar ağabey: "Yenge bizim bu parayı bulmamız çok zor olacak. Şimdiye kadar zararlarımdan başka bir şeyleri dokunmadı ama en azından bir kereye mahsus işimize yarasınlar. Sen ne dersin bilmem ama bence Türkiye'den bu miktarı talep etmemiz en doğal hakkımız. Yaptıkları ayıbı temizleyemezler ama..."
Annem: "Bunu duymamış olayım. Abdullah'ın prensibine aykırı düşecektir. Omar konu kapanmıştır. Başka çözümler bulamayacak kadar da düşmedik." diyordu.
Annem kızgın görünüyordu. Ona göre, ihanet yüzünden kopmuş olan bağları tekrar pekiştirmek bize yakışmadı. Omar hiçbir yorum yapmadan evden çıkmıştı. Tekrar geldiğinde annemle yalnız konuşmak istediğini söyleyerek diğerlerinden izin istedi. Hepimiz odadan çıkmıştık. Aralarında uzun bir konuşma geçmişti. Annem arada bir sesini yükseltiyor, Omar'a üstüne düşmeyen vazifeler aldığı için uyarıda bulunuyordu. Odadan önce Omar çıktı. Diğer ağabeylerime seslenerek; "Hiç birinize danışmadan malum yere telefon açtım ve durumu izah ettim. Reis'e karşı işlenen kabahati telafi etmek istiyorlardı. Avukat için gerekli olan ne varsa karşılayacağız dediler."
Kasım Koçak: "Gardaş, Reis bu duruma sıcak bakmayacak, biliyorsun. Keşke aramasaydın. Yengenin dediği gibi, onlarla bir bağımız kalmadı. Yanlış yaptın!"
Omar: "Reis mutlaka bana karşı tavır alacaktır ama başka seçenek mi var gardaş? Herşeyi göze aldım. Parayı almama müsaade edin."
Annem: "Hayır! Daha ölmedik. Evvelallah buna da bir çare bulacağız. Elde avuçta ne varsa önce bir gözden geçirelim." Omar: "Yenge hesaplamadığımı mı sanıyorsun? Satsak bile 80 bin frank eksik kalıyor. Gelin vazgeçin bu inattan. Haber bekliyorlar, söyleyeyim göndersinler."
Kasım Koçak: "Muhammed, Mehmet'in arabasını al ve en geç yarına kadar müşteri bul. Ben de bu arada diğer çocuklara haber salayım. Bakarsınız bir şeyler ayarlayabilirler."
Muhammed: "Araba yeterli olmaz. Elde avuçta ne varsa satalım, gitsin."
Annem, bunun üzerine kendi ailesine telefon açıp düğününde takılan altınları ve dedemden kalan değerli halıları satmaları ve acil olarak Paris'e göndermelerini söyledi.
Evdeki atmosfer gergin görünüyordu. Bu sıkıcı hal günlerce devam etti. Annem, Türkiye'den istenen paraya bozulmuştu. Çünkü onlar bizi en zor durumlarda yalnız bırakmış, şimdi ise tekrar birlikte olmak için fırsat kollar olmuşlardı. Oysa babam bunlardan er ya da geç hesap sormak için cezaevinden çıkacağı günü sabırsızlıkla bekliyordu.
Araba eski olduğundan umduğumuzdan daha ucuza satılmıştı. Annemin istediği takılar ve halının paraları da yeni havale edilmişti. Kasım ağabeyin aradığı başka bir grupta bir miktar ayarlamıştı. Muhammed bu kişilerden de paraya alıp, toplanan 60 bin frangı avukata vermek için ofisine gidecekti. Kalan para da bir yolu bulunup tamamlanacaktı. Muhammed evden çıkmadan evvel, Selcenle ben biriktirdiğimiz bozuk paraları yol masrafı için ona verdik. Bu davranışımızı Muhammed hariç herkes şirin buldu. Muhammed'in bu tedirgin davranışlarının sebebini daha sonra anlayacaktık. Kendisi akşam geleceğini söyleyerek evden ayrıldı. Bu gidişi onu son görüşümüz oldu! Teşkilat içindeki güven ve dayanışmadan ötürü başına bir şey gelmiştir diye endişelenirken, onun korkudan dolayı Fransa'dan çıkış yaptığı ve dolayısıyla parayı beraberinde götürdüğünü öğrenmiştik. Hırsız Muhammed'in bize verdiği zarar had safhadaydı, izini bulmak için bir çok yere haber salmış fakat bulduramamıştık. Taa ki sene 1994'e kadar. Babam onu buldurmuştu. Hatta benim Muhammed'e olan gıcıklığımı bilen babam, eğer istiyorsam onunla yüzyüze görüştürebileceğini de söylemişti. Bunlar gibi yaşanmış olaylardan biliyorum ki, hayatta işlenmiş hiçbir haksızlık karşılıksız kalmaz!
Muhammed'in bu davranışı, ağabeylerimin şüphelerine göre Türkiye'den yönlendirilmiş olabilirdi. Onlarla aramızdaki sıcak diyalogların tekrar sağlanması için bu olası birşeydi. Büyüklerim bu son yaşananları bir müddet için babama söylememe kararı almışlardı. Omar'ın ısrarları ve başka seçenek olmadığından Türkiye ile temasa geçildi. Omar telefon etmek üzere evden çıkmış, döndüğünde Türkiye'den 75 bin frankta pazarlık yapmamız istenmişti.
Annem: "Zaten bunlardan daha parlak bir fikir beklenemezdi. Omar, burası Türkiye değil. Ne avukatla ne de başkalarıyla pazarlık yapılmazmış, adetlerine aykırıymış demedin mi?"
Omar: "Yenge benim için de kabul edilemeyen bir şey ora-sıyla temasa geçmek. Bu yüzden lafı uzatmadım, illa ki kalan miktarda bulunacak."
Olaylı günlerden sonra nihayet para ayarlanmıştı. Ancak annem Türkiye'den gelen parayı borç niyetiyle kabul etmişti. Babama ise daha önceden sözleşildiği üzere, şimdilik bundan bahsedilmeyecekti.

 

acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com