| İTALYAN USULÜ MAHKEME
Papa'ya karşı düzenlenen suikastte sanık olarak yargılanan Ağca gibi, Ömer Bağcı, Musa Serdar Çelebi, Yalçın Özbey ve Oral Çelik'in de isimleri olaya karıştıkları iddiasıyla yankı buluyordu.
Ağca'nın soğuk hava estirdiği mahkemede biri yalan konuşuyor diğeri onaylıyordu. Ağca'nın iddialarının hüküm sürdüğü mahkemeye, Çatlı da tanık olarak çağırılmıştı. Az sonra O mahkeme salonuna getirilecekti. Antonio Marini'nin deyimiyle Ağca'nın fevri davranışları mahkeme salonuna Çatlı'nın getirilmesiyle son bulmuş. Ağca susmuş, sandalyesine gömülmüş, salonu tarayan bakışlarım dizlerine çevirmişti.
Marini: "Abdullah Çatlı olduğunuzu kabul ediyor musunuz
Çatlı: "Evet."
Marini: "Türkiye'den kaçış sebebiniz nedir?" Çatlı: "işlemediğim cinayetlerin azmettiricisi olarak suçlandım. O dönemde milliyetçi bir grubun ikinci başkanlığını yapıyordum. Bu nedenle olay üzerime yıkılmaya çalışıldı. Yurtdışına çıkmak zorunda kaldım."
Marini: "Siz salona girince, diğer mahkumlar kendi köşelerine çekildiler, sustular. Siz bu mafyanın başı mısınız!"Çatlı: "Ben mafya değilim! Benim örgütüm yok!" Marini: "Peki Ağca?"
Çatlı: "Ağca yalan söylüyor! Benim Türk mafyası kurmak gibi bir düşüncem yok. Milliyetçi bir grubun Başkanıydım bu da ağır yükümlülükler getiriyordu. Ağca'nın Bulgaristan'a gitmesini sağlayan, pasaportunu ayarlayan benim. Oral Çelik'in isteği üzerine Ağca Erenköy'deki evimde yirmi gün kaldı. Bağlantım bunlardan ibaret."
Marini: "Ağca cezaevinden nasıl kaçtı?" Çatlı: "Onun kaçmasını sağ eğilimli bir gardiyan sağladı." Marini: "Papa'yı kim vurdu? Ağca ve Çelik oradaydı." Çatlı: "Papa'yı Ağca vurdu. Suikast anında Oral Çelik benim evimdeydi. Ayrıca eğer Ağca Roma'dan kaçmayı başarsaydı onu Viyana'daki evimde de gizlerdim."
Marini: "Ağca'ya para verildiği söyleniyor."
Çatlı: "Papayı vurması için mi?"
Marini: "Bilmiyorum. Ortada para lafı var."
Çatlı: "Ağca Bulgaristan'da iken Abuzer orada bulunan bir Türk'e yani Ağca'ya 2000 mark çıkaracaktı. Ağca'nın eline geçip geçmediğini bilmiyorum."
Marini: "Oral Çelik nerede? Teslim olmasını sağlayabilir misiniz?"
Çatlı: "italyan makamları Türkiye'ye iade edilmeyeceğine söz verirse, Oral Çelik'i teslim olmaya ikna edebilirim sanıyorum."
Çatlı'nın tanık olarak çağrıldığı mahkemede artık yüzleşmeye geçilecekti. Çatlı'nın sağına Yalçın Özbey, soluna da Ağca oturtuldu.
Jean Marie Santipiachi (Mahkeme Başkanı): "Bu fotoğraf 13 Mayıs günü Amerikalı bir vatandaş olan Newton tarafından suikast sonrasında, ikinci tetikçi kaçarken Saint Pierro meydanında çekildi. Üçünüze soruyorum fotoğraftaki kaçan adam kimdir?"
Nefesler tutuldu.
"Bu Çelik değil" dedi Abdullah Çatlı hiç düşünmeden.
Ağca: "O Çelik! Çatlı ne isterse söylesin" diye bağırdı.
Konuşma sırası tedirgin görünen Yalçın Özbey'deydi. Çatlı, göz ucuyla Yalçın Özbey'i izliyordu. Özbey bu kez zor durumdaydı. Yalçın Özbey, sanki fotoğrafı ilk kez görmüşçesine büyük dikkatle inceledi. Aslında ilginç olan onun daha evvelki sorgulamalarında o şahsın Çelik olduğu yönündeki ifadeleriydi ama bu kez yanında ne baskı grubu ne de ertelemesi mümkün cevabı vardı. Ösbey terledi, Özbey çaresizdi, Özbey uzun bir müddet konuşmaya hazırlanmak için boğazını temizledi. Sonra ondan bir ses çıktı. Özbey mahkeme başkanı Santipiachi'ye bir şeyler fısıldamıştı.
"Yaz" dedi Santipiachi, Özbey'e inat yüksek sesle:
"Özbey, fotoğraftaki kişi Çelik'tir ama sadece yüzde altmış eminim, diyor."
Yalçın Özbey'in bu yeni ifadesiyle salonda fısıldamalar yoğunlaştı. Söylediklerinden dolayı, rahatladığı belli olan Yalçın Özbey kendisinden gurur duyan bir havaya bürünmüştü. Özbey bu kez başını yerden kaldırıp, Çatlı'ya baktı. Ama Çatlı gözlerini Ağca'ya dikmişti. Uzun bir müddet de böyle kaldı. Çatlı'nın mahkeme salonuna girişinden itibaren gergin görünen Ağca artan rahatsızlığını;
"Çatlı buraya boşuna getirildi, işleri karıştırmak için buraya gelmesi aptallıktan başka bir şey değil" diyerek açığa vurmuştu. Ancak Ağca sadece bunu değil, bir gerçeği de ağzından kaçırmıştı. Ağca'nın bu son gafıyla, dava yeni bir yön kazanmıştı. Salondan yükselen sorular arasında, Fransız gazeteci Jean Marie Stoerkel'in:
"Madem ki Çatlı boşuna getirildi, o zaman onun Papa davasıyla alakası yok!" yaklaşımı hakim olmuştu. Marini alnına biriken teri ağır bir hareketle silip, mahkeme başkam Santipiachi'ye "Neler oluyor" dercesine baktı.
Salondakiler, aslında kimin hangi amaçla işleri karıştırdığını anlamıştı. Çünkü Ağca bu fevri sözleriyle gafını patlatmıştı. O hatasını anlamışa benzeyerek yerine oturdu ve sözlerini düzeltmeye çalıştı. Abdullah Çatlı'nın öfkesi artmıştı. Çünkü Ağca yıllardır birçok insanı aslı olmayan ifadelerle bir sürü sıkıntıya sokmuştu.
"Ben" dedi Abdullah Çatlı yüksek bir sesle ve ekledi "Gerçeği söylüyorum."
Çatlı bu kez bakışlarını gazeteci ordusuna çevirmiş; "Bu yaratığa yardım etmiş olmaktan utanç duyuyorum." dedi.
Jean Marie Santipiachi bu atmosferi dağıtıp tekrar Papa davasında yıllardır bilinen duruma dönmek istercesine; "Ama Özbey, yeminli ifadesinde suikastten sonra Çelik'in kendi evine geldiğini ve her şeyi ona anlattığı söyledi. Evet Çatlı?"
Çatlı: "Sayın Savcı, Özbey'in tüm davranışları yönlendiril i yor. Kanımca, davranışları dış etkiler altında," dedikten sonra Yalçın Özbey'e döndü ve sert bir üslupla; "Yalçın! Senin mah kemeyi yanlış bir yola yönlendirmeyi denediğin kanısındayım."
Savcılar mahkemenin nabzım tutamıyordu. Olaylar yeminli ifadelerde imzalandığı gibi gitmiyordu.
Savcılardan biri: "Bunlar, mafya tipi sözler. Mahkemenin huzurunda tehditkar imalar kullanılmasına izin vermiyorum." dedi
Çatlı bakışlarını, mahkeme salonuna kartal gibi dikmişti. "Sorgu yargıcı Martella tarafından yalancı tanıklık yapmamız için Almanya'da bize yapılan tekliflere gelince..."
"Size... Size izin vermiyorum" diyebildi oldukça telaşlı görünen Santipiachi.
Çatlı: "Oysa vermelisiniz! Burada söylenmesi gereken şeyler var. Dosyada bunların hepsi var! Sorgu yargıcı Martella Almanya'ya gidip Yalçın Özbey'in açıklamalarını banda aldı. Özbey, sonra Çelik'i bulmak için Paris'e geldi ve onu her yerde aradı. Yalçın! Senin aracılığınla Çelik'e Bulgar bağlantısının Papa davasında doğru olduğunu söylemesi için 500 bin dolar teklif edildiği yalan mı! Konuş Yalçın! Sen değil miydin Çelik'e koruma verileceğini söyleyen!"
Özbey: "BKA'dan bir Alman polisi yani bir komiser Çelikle Paris'te temas etti."
Çatlı: "Belki de bu olayı şimdi doğrulamak istemiyorsun çünkü başına geleceklerden korkuyorsunuz! Çelikle ben bunu kabul etmek istemedik çünkü kullanılmak istendiğimizi anladık. Biz gizli servislerin ipini tuttuğu kuklalar değiliz." dedi.
Bu kez Savcı Santipiachi, Yalçın Özbey'e dönerek; "Çatlı'nın söyledikleri doğru mu?" diye sordu.
Özbey başını öne eğmiş, ellerini ovuşturuyordu. Savcı, Özbey'e defalarca sorusunu yineledi ama o konuşmuyordu. Yalçın Özbey, Çatlı'nın da dediği gibi baskı altındaydı. O derin bir nefes aldı, Çatlı'ya dönüp hafifçe gülümsedi.
"Çatlı'nın bütün dedikleri doğru. Başka bir şey demeyeceğim. Korkuyorum."
Salonda bulunanlar duyduklarına inanamıyorlardı. izleyenlerin birleştiği nokta, her ne kadar adalet hırsızlarını endişelendirse de, bu davanın baştan sona şaibelerle dolu olduğu idi. Neden bu suikast Türkler üstüne yıkılmak istenmişti? Kim ya da neresi bunu planlamıştı? Abdullah Çatlı buna cevap olarak hep bunu savunmuştur:
"iddia edildiği gibi bu işin içinde Bulgarlar yok. Başka devletlere bakın!"
italyan Savcı Marini davanın bu şekilde akibet alacağını tahmin edememişti. Mahkeme sonrası Marini, Çatlı hakkında edindiği izlenimleri şu sözlerle özetledi: "Çatlı aslında mahkeme heyetine inandırıcı oldu ve bu nedenle Oral Çelik için bu mahkemede delil yetersizliği kararı alındı. Ağca sorgulamalarda aslan kesiliyordu. Ama Çatlı'yla yüz yüze getirildiğinde kuyruğunu bacaklarının arasına alıp büzüldü. Küçük bir kedi yavrusu gibi."
Mahkemenin neticesine gelince...
Oral Çelik: Delil yetersizliğinden beraat etti.
Mehmet Ali Ağca: Ömür boyu hapse mahkum oldu.
Ömer Bağcı: 8 yıl hapse mahkum oldu.
Musa Serdar Çelebi: Beraat etti
Haftalar sonra...
Babamın tanık olarak katılmayı kabul ettiği Papa davası sonrası O'nu haftalarca göremedik. Avukatımızın da harekete geçmesiyle birlikte, edindiğimiz tek bilgi babamın sorgusunun yapıldığı idi. Sanırım babamın mahkemede söyledikleri
birçok kişinin canım sıkmıştı. Biz La Sante'nin idari bölümü ne bakan bahçesinde bekliyorduk. Yanımızdan geçen gardiyanlar gerçek soyadlınızı nihayet kabul etmemizden bahsediyorlardı. Omar yanımıza geldiğinde yüzündeki ifade babamın iyi olmadığım belirtiyordu.
"Yenge, Reis'i fazla sorguda tutmuşlar. Sağlığı iyi diyor, ama müdürle biraz tartıştık. Size bir daha görüş izni vermeyeceğinden bahsediyordu, tepem attı. Bizim avukatı aradım, durumu düzeltti. Zaten müdürün böyle bir hakkı yokmuş."
ikinci cezaevi müdürüyle babamın arasındaki diyalog, kimliğimizin ona verdiği rahatsızlık sebebiyle sıcak düzeyde değildi. Babamın deyimiyle müdür horozluk taslıyor, zorluk çıkarıyordu. Aslında şimdiye dek değinemedim ama babam, La Sante'de çekinilen bir mahkum ve gardiyanlar tarafından saygıyla söz edilen biriydi.
Selcen, Kurtarıcı'nın söylediklerinden fazla bir şey anlayamamış olacak ki, babamızı göreceğimize sevinmiş, merdivenleri çıkarken de kolunun üstüne düşmüştü. Görüş saatini beklerken Selcen'in eli morarmış biraz da şişmişti. Ama o yine de ses çıkarmıyor, gardiyanlardan babamızı çabuk getirmelerini istiyordu. Çok geçmeden babam getirildi. Yorgunluktan gözleri kapanıyordu. Banyo yaptığı, ıslak saçından ve ıslanmış giysilerinden belliydi. Babam hem kendisinin, hem de bizim arkamızda duran gardiyanları göz ucuyla işaret ederek, bundan sonra her konuda daha temkinli hareket edeceğimizi söylüyordu. Önemli haberleri bir cezaevi arkadaşı olan Walter'e ileteceğini onun da kız kardeşiyle yaptığı açık görüş sonrası haberleri bizim Horoz Kemal'e buluşup aktaracağını söylüyordu. Ancak bu şekilde önemli mevzular konu edilecekti.
Annem babamın bu bitkin haline öfkelenmişti. Dayanama¬dı ve sordu:
"iyi görünmüyorsun." "Çocukların duymasını istemem."
Anlatmam istiyorum. Bir bilmezin içinde olmaktan daha iyidir."
Abdullah Çatlı güçlü bir yapıya sahipti. Şayet zorlandığı an olduysa dahi bunu sadece birkaç cümleyle eşiyle paylaşırdı. Çatlı gözlerini kısmış, dişlerini çenesine sıkıca kenetlemişti:
"Pislik boğazıma kadar dayandı. Bilirsin bir şeyin karşılığını beklediğim için bu yola baş koymadım. Bunu önce Allah (C.Ç.) sonrada beni tanıyanlar iyi bilir. Ancak Meral dışarıda olduğundan daha çok pislik dönüyor burada. Bir tanıdığın ya yerel ya da yabancı servislerin muhbiri çıkıyor, arkamdan rapor hazırlayıp ayağımı kaydırmak için midemi bulandıran senaryolar yazılıyor. Bütün bunlar benden çekinmelerinden kaynaklanıyor. Maddi durumumuz ortada olmasına rağmen bilmem ne trafiğini organize ettiğimi dahi söylettiler. Benim için önce manevi sicilim geldiğini bildikleri halde kuralları çiğnediler. Sabrım tükendi ve çok düşündüm. Buradan ister normal şartlar altında çıkayım ister ... Hesabını alacaklarımın listesi kabardı. Şunu iyi bil beni değil sabrımı ve iyi niyetimi tükettiler."
Babamla annem konuşurken, Selcen her ne kadar belli etmek istemese de, kolunun ağrısı artmıştı. Görüş saati bittiğinde Selcen'in ağlamak için babamın uzaklaşmasını beklediği, sabırsızlığından anlaşılıyordu. Bir müddet annemin elini sıktı, dişlerini hırkasına geçirdi. Henüz küçük bir kız olan Selcen'in bu olgun bekleyişi gözlerimizi doldurmuştu. Acısını ustaca bastıran kardeşim belli ki elinden hiç bir şey gelmeyeceği ve üstelik çok üzüleceği babamı daha fazla sıkıntıya sokmamak için bizim nazarımızda büyük olgunluk, belki de çocukvari bir kahramanlık yapmıştı.
acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com |
|