DÜŞMAN İÇİMİZDE

Sınıfımın camından yağmur taneciklerinin yerle çarpışmasını izliyordum. Bazen bir kuş olup, babama uçuyordum. Kuşlar özgürdü. "Kurtoğlu derhal uyan!"
Sınıf hocamız Madam Leconte, okul hayatımı dış görünüşümden dolayı çekilmez kılan biriydi. Benim annem, hiç bir zaman bizi kirlenmiş, yahut ütüsüz kıyafetle dışarıya çıkarmazdı ama bir kaç parça elbisem vardı ve hocamız benim Türk oluşumdan gıcık kapıyordu.
M. Leconte: "Sana kaç kez söyledim, babanı görmek istiyorum. Sınıf içindeki tutumun beni deli ediyor!" diyordu.
Oysa sınıf arkadaşlarımın önünde gururumu rencide etmesi bana öyle dokunuyordu ki.
O an babama doğru uçan kuşun kanadı -kırıldı ve göz yaşlarım yağmura karıştı. Madam Leconte ve okul idaresi babamın cezaevinde olduğunu Eğitim Bakanlığının onlara gönderdiği bildiriden dolayı biliyorlardı. Ama öğretmenim beni de, Türkleri de sevmiyordu. Hoşuna gidiyordu böyle kırıcı davranmak. Biliyordum. O gün eve olabildiğince yavaş yürüdüm. Eve girdiğimde tek sevilmeyenin ben olmadığımı bir kez daha anladım. Sakıncalı Mehmet iki eliyle yüzünü kapatmış ağlıyordu.
"Yenge, gidecek yerim yok. Pişmanım ve sizden çok utanıyorum. .. Reis beni affetmez ama ver elini öpeyim..." diyordu. Annem elini vermemişti. Zaten böyle ilkel ve anlamsız davranışlar babamın adeta sinir olduğu bir şeydi. Neler olmuştu sakıncalı Mehmet? Sistem eninde sonunda seni dışlamış sadece hatalarınla mı baş başa bırakmıştı?
Annemin ağzını bıçak açmıyordu. Sakıncalı Mehmet yıllar sonra pişmandı. Mehmet'in bu kritik durumu, bize sırtını dönmüş, bir selamı dahi vermekten korkar olmuş eski dostların da, bir gün işledikleri yanlışı anlayıp tövbe edecekleri hissine içimde uyandırmıştı. Pişman olacaklardı çünkü babam tertemiz bir insandı ve ihanete uğramıştı. Pişman olacaklardı çünkü onlar kukla olmaktan adeta utanıp adam akıllı bir lidere tekrar bağlılık yemini etmenin iç huzurunu özlemiş olacaklardı. Sistemin çıkmazı ihaneti severdi ancak bu Çatlı'nın sisteminde çiğnenilmemesi gereken bir kuraldı. Ya da babamın düşünce tarzına göre eğer kuralları çiğniyorsan ve bunun telafisi yoksa pişman olmamalı, sonuna kadar artık kendince bile itibar görmeyen seçimini devam ettirmeliydin. Babama göre bu o kişiye verilen en büyük cezaydı.
Büyüklerin dünyasında biz çocukların mantığı yoktu. Çünkü eğer ben büyük olsaydım mutlaka Çatlı'nın güvenini kazanmak ve O'nun gözünde sağlam bir dost olabilmek için bedeli her ne olursa olsun daima doğru adımlar atardım. Çünkü Çatlı hiç bir dostuna zarar vermez ve ona koşullar her ne olursa olsun sahip çıkardı. Diğerleri gibi yüzüne gülüp arkadan kuyusunu kazmazdı.

İLK KAÇMA TEŞEBBÜSÜ

16.04.1985

1985 yılı hepimiz için çok sıkıntılı bir dönemdi. Bize gelen en son haber de babamın öldürüleceği doğrultusundaydı. Dünyada en çok sevdiğiniz kişinin her an sizden sonsuza kadar uzaklaşabileceği düşüncesi virüs gibidir. Önce en can alıcı yerinizden yakalar ve yavaş yavaş içinizi kemirir. Biz her saniye bununla yaşadık. Tek avuntumuz babamın DPS'li yani özel korunan mahkum oluşuydu. Her ne kadar bu özel statü ona farklı yönlerden sıkıntı çektirse de! Daha evvel de söylediğim gibi O tek kişilik bir hücrede, özel katta bulunduğu için dışarıdan suikast imkansızdı. Babama zarar vermek isteyenlerin tek sorunu da buydu. O'nu ortadan kaldırmak için birinci sınıf işkenceler, rahip tutmalar, psikolojik baskılar gibi uzun zaman isteyen yöntemleri denemişlerdi ama Çatlı dirençli ve zeki bir adamdı.
Ağabeylerimin düşüncesine göre babamın cezaevinden kaçmasını sağlamaktan başka bir alternatifimiz yoktu. Babam şimdiye dek buna olumlu bakmamıştı. O'na göre cezaevinden kaçmak birilerinden ve oluşumlarından korkmak anlamına geliyordu. Kendisi Fransa'daki cezasını tamamlayıp çıkmak niyetindeydi. Ancak zaman içinde de görüleceği gibi diğerleri Çatlı'yı kolay kolay bırakmayacaklardı. Bundan önce kaçış fikrine sıcak bakmayan babam, belli ki kızışan son durumları sezmiş süpriz bir şekilde ağabeylerime onay vermişti. Babamın kaçışı için tam iki buçuk ay boyunca büyük bir uğraş verildi. Öyle ki Türkiye'den gelen kesici aletleri (ameliyat masasında kullanılan aletler türünden) ufak parçalara bölerek o "çok iyi korunan" ve "üstümüze çok titrenen" cezaevine sokmayı başardık. Her ne kadar bazı aletler babamın işine yaramadıysa da, odasındaki birkaç santimetrelik demir parmaklı pencereyi kesmeyi en sonunda başarmıştı. Fakat en zoru demir parmaklığın etrafındaki duvarı biraz daha genişletip, oradan diğer bölmeye inmekti fakat duvarla birlikte örülmüş kalın saclar sorun çıkarıyordu. Öyle ki kesici aletler bile buna yeterli gelmiyor ve kırılıyordu, içeriye başka aletler sokmaya hazırlanırken bir ihbar üzerine babamın bu kaçışı engellenmişti. Ertesi gün babam nöbetçi mahkemeye sevk edildi, ilk kaçış teşebbüsü olduğu için para cezası (hapishaneye zarar verdiği için) ve 20 günlük hücre hapsiyle cezalandırıldı.

ABDULLAH ÇATLI ANTONİO NARİNİ GÖRÜŞMESİ

Babamın La Sante'de sekizinci ayı dolmasına rağmen hala mahkeme huzuruna çıkarılmış değildi. Bu gidişle de uzun bir dönem daha bekletileceğe benziyordu.
1985'in dördüncü ayında italyan savcı Marini babamı La Sante'de ziyarete geldi. Bildiğim kadarıyla sohbetleri dosta-neydi. Ta ki Marini, Hasan Kurtoğlu kimlikli babamın, Abdullah Çatlı olduğunu bildiğini ve bunu itiraf etmesinin O'na zarar vermeyeceğini söyleyene dek! Babamın, Ağca ve başka Türklerin yargılanacağı Roma'daki duruşmaya katılmasını istiyordu. Ünlü savcı Marini'ye göre Çatlı mahkemeye katılmayı kabul ederse dava olumlu yönde gelişmeler sağlayacaktı. Aralarında nasıl bir anlaşma sağlandı bilemem ancak babam hem gerçek kimliğini resmen açıkladı hemde Italya'daki davaya tanık olarak katılmayı kabul etti.
Aynı tarihlerde Fransız Interpolü Türk Interpolüne (29 Mayıs 1985) Çatlı'mn parmak izi örneklerini (1984'de yakalanışında) ve Hasan Kurtoğlu kimliğindeki bilgileri gönderdi. Babamın tutuklandığını resmi yollardan ancak aylar sonra öğrenen yetkililer O'nun Türkiye'ye iade edilmesini istiyorlardı. Ancak Fransa'dan bekledikleri cevabı alamadılar. Fransa, Türkiye'nin iade talebini red etmişti.
italya'da görülecek olan çalkantılı duruşma birçok devletin istihbarat servislerini aylar öncesinden telaşa sokmuş, harekete geçirmişti. Önce mahkemeye katılacak mahkumların her
biriyle görüşmeler sağlandı, hatta Çatlı'mn mahkemede söyleyeceği gibi, sanık Yalçın Özbey vermesi gereken ifadeler doğrultusunda baskı altına sokulacaktı. Babam davadan iki gün evvel, 14 Eylül 1985'de Paris'deki La Sante cezaevinden, sıkı güvenlik altında italya'ya götürüldü. Üstelik koruma çemberi içinde, bir zamanlar La Sable sitesindeki evimize anlaşma yapmak üzere gelmiş istihbaratçılar da vardı. Kitabımın başında da belirttiğim üzere, ayrıntılar konunun temeliydi. Babam öyle diyordu.

 

acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com