SESSiZ OLUN TEHLİKEDEYİZ

Fransız Emniyet Müdürlüğünden yeni çıkmıştık. Çok sıkıcı ve sinir bozucu bir sorgulama sonrası fazla oyalanmadan oradan uzaklaşmaya çalışıyorduk. Ağabeylerim bizi birkaç sokak alttaki kafeteryada bekliyorlardı. Onlarla görünmemiz sakınca oluşturabileceğinden tedbiri elden bırakmıyorduk. Annem: "Gökçen izleniyoruz. Daha hızlı yürü." Ben: "Öf yine mi! Peki bu sefer kim izliyor?"
Annem: "Polis olmadıkları kesin. Kendilerini fazla belli ettiler. Anlaşılan bunların niyeti izlemekten ibaret değil!" dedi.
Annem koşar adımlarla ilerliyordu, bende paltosunu sıkıca tutmuştum. Özellikle de babamın cezaevine girmesiyle birlikte bizi izleyen, dolaylı yollardan irtibat kurup dost çemberi içine sızmaya çalışanlar artmıştı.
Annem: "Köşeyi döndükten sonra bensiz koşmaya başla ve hemen ağabeylerine durumu ilet." derken biri bizi kolumuzdan tuttuğu gibi bir kamyonetin içine soktu.
"Sessiz olun. Sakın bağırmayın. Benim, ben..." diyordu.
Neler oluyordu böyle? Ağzımı kapatan bu adam da kimdi? Annem mücadele vermediğine göre ben de sakin olmalıydım. Zaten çok geçmeden bu şahsın babamla yolları ayrılan Oral Çelik olduğunu ses tonundan anlamıştım. Derin derin soluyor, çekik yapılı gözleriyle etrafı tarıyordu. Üçümüz kamyonetin içinde hiç kımıldamadan, ses çıkarmadan bekliyorduk. Adamların kamyonete girmelerine an kala, akrobatik hareketlerle Çelik direksiyon başına geçti ve oradan hemen uzaklaştık. Çelik kamyoneti süratle kullandığından izimizi kaybettirmiştik. Ne o gün ne de o günden sonra bu- olay bir daha hiç konuşulmadı. Fakat tehlike içinde olduğumuzu biliyorduk. Babam bizi bu nedenle defalarca uyarmıştı.
Babamıza bunca olayın ardından, üstelik yurtdışında yanında olmamız öyle her yiğidin harcı değildi. Babamın bazı aile yakınları bile bu yabancı ve tehlikeli ülkede korkudan dolayı bizi aramaz iken biz kadın olmamıza rağmen bütün okları üzerimize çekmekten korkmuyorduk. Bu kişiler, biz yurt dışındayken bir kez dahi ziyaretimize gelmedi. Maddi manevi bir talepte bulunmamıza olanak tanımadı, inanın bunlar acı şeylerdi. Aslında söz konusu yakınlar (!) ve babamla olan kopuk ilişkileri hakkında söylenecek çok şey var fakat bana sineye çekmek yakışır. Bu yüzden aile bireylerinden bazılarını şiddetle kınıyor ve ithafda bulunduğum vefasızlıktan önce onların şahsiyetinden şüphe ediyorum. Biz babamızı ölümüne sevdik. Onlar gibi 3 Kasım'dan sonra kapalı kapılar ardında isim yapmak, art niyetli rant sağlamak için değil. Kaldı ki babam sağlığında bunların şahsiyeti hakkında sakıncalı bilgileri olduğundan kısıtlı görüşür, kıskanç olduklarını bildiğinden ne mutluluğunu ne de derdini paylaşırdı. Bu iyi bilinsin. Bizim Türkiye'ye dönmeme kararımızın bir sebebi de bu "yakın aile bireylerine hiç güvenmediğimizden" kaynaklanıyordu.

İŞİN İÇİNDE RAHİPLER DE VAR

Yine bir görüş günü için La Sante'nin yolunu tutmuştuk. Görüş odasına getirilen babam çok bitkin görünüyordu. Usulca taburesine oturdu. Yüzünü iki elinin arasına almış kapatıyordu.
"Hasan, neyin var? Ne oldu sana?" dedi annem tedirgin bir sesle.
"Bir şey yok. Yüzümü ranzaya çarptım. Kızlar yüzümü açmak zorundayım. Böyle oturacak değiliz ya. Ama üzülmek yok... Fena çarptım da."
Yüzünü açtığı an ben ellerimle yüzümü kapattım. Babamın kast ettiği ranza belli ki iki koluydu. O'nun günden güne eriyip gitmesine seyirci kalmak nedir bilir misiniz? Neden bir zamanlar babamla dostane diyaloglar içinde olanlar O'nun bu durumuna sahip çıkmıyorlardı? Koca Reis sistemin çıkmazına girmişti. Bu çıkmaz iki yüzlü bir dost, acımasız bir düşmandı. Çıkmaz cansızdı ama can yakıyordu.
Babam annemle kısık sesle bir şeyler konuşurken ağzını araladı ve tuhaf hareketler yapmaya başladı. Garipsemiştim. Parmaklarını itinayla damağında gezdirdi ve içinden ufacık bir şey çıkardı. Bu bir kaç kez bükülmüş küçük bir kağıt parçasıydı. Gardiyanlara belli etmeksizin, anneme yaklaşmasını istedi ve kağıdı cama tuttu. Üzerinde bir kaç satıra sığdırılmış bilgiler mevcuttu. Anneme bunları bir kaç kez okutup ezberine geçmesini sağladıktan sonra kağıdı tekrar büktü ve onu yuttu. Elbette ki şaşırmıştım. Selcen benden daha çok şaşırmış olacak ki;
"Babam kağıt yiyor," diye gülmeye başladı.
Kimsenin duymadığını anlayınca bizde gülmeye başladık. Hemde katıla katıla.
eve döndüğümüzde annem, ağabeylerime babamın naklettiği bilgileri iletti. Babam, ismi Leon olan bir rahibin O'nu sık sık ziyarete gelip ruhsal çöküntüye itmeye çalıştığını ve bununla birlikte kendisine birinci sınıf işkenceler yapıldığını söylüyordu. Babamın sözde uyuşturucudan dolayı mahkumiyeti vardı ama o diğer benzeri suçlular gibi dört kişilik odalarda değil, tek kişilik hücrede kalıyordu. Üstelik bir DPS'li olarak. Yani özel ve tehlikeli mahkumlar bölümünde. Tabii bu durumda işlerini kolaylaştırıyor, Çatlı her an rahatsız ediliyordu. Onlar için babam uyuşturucudan hüküm giyen Hasan Kurtoğlu değil, kendi ülkelerinde ASALA'ya karşı hem aktif militan, hem de teşkilatın lideri olarak mücadele vermiş Abdullah Çatlı idi. Babamın mektupları sansüre uğruyor, havalandırmaya dahi uzun bir müddet çıkarılmıyor, canavarca muamelerle tabi tutuluyordu.
Biz babama yılda bir (yasalarca verilen izine göre) beş kiloyu aşmamak kaydıyla yiyecek gönderiyorduk. Söz konusu rahip, yaptıkları yetmiyormuş gibi hem gönderdiğimiz yiyeceklere, hem de hapishanenin yemeklerine sinir uçlarını öldürücü haplar kalıyormuş. Babamın yüzündeki darbeler de rahip Leon'un direktifleriyle yapılıyormuş. Rahip Leon ya da rahip görünümlü bu şahıs gaddar bir adam ve karanlık çevreye sahip biriymiş. Babamın isteği, o rahiple dolaylı yollardan kontak kurulması idi. Bunun için babam, rahip Leon'un kimlik bilgilerinden, uğradığı yerlere kadar tüm bilgileri toplamış ve anneme gösterdiği kağıtla aktarmıştı.
Babamla o gün ettiğimiz bir başka sohbetin konusu Ivon diye biriydi. O, babamın La Sante'de görüştüğü mahkumlardan biriydi. Babamın dediğine göre, Ivon havalandırma bahçesinden eşinin kullandığı helikopterle kaçmıştı. Eşine hayran kalmıştım. Bu cesur bayan aylarca helikopter kullanabilmek için ders almış, hayatını kocasının özgürlüğü için riske atmıştı. Gazetelerden bu kaçış öyküsünü okumuştum. Herkes ona hayrandı. Ben de!

 

acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com