| KÖŞE KAPMACA
"Düşersen düşmanların, çıkarsan dostların çoğalır sanılmasın. Düşersen düşmanların çoğalır, çıkarsan da dostların azalır."
Porte de Clichy'deyiz, izlenme ihtimalimiz yüksek olduğundan Ali ile buluşmanın akşam karanlığında, köprü altında olmasına karar verdi annem. Buluşma gerçekleşti ve Agnes'e doğru hareket ettik. Yine dönüşü olmayan adımlar attığımızı ve tek güvencemizin cesaretimiz olduğunu artık ezberlemiştik. Ali, bizleri Mustafa Ö.'nün evine bırakıp, daha bu sabah götürülen babamın durumunu öğrenmek üzere Paris Emniyetine gitti. Anneme ulaşan haberler ise hiç de iç açıcı değildi. Paris Emniyet Müdürlüğü Narkotik Bölümü Müdürü Delaneuville'in düzenlediği rapora göre, Hasan Kurtoğlu kimlikli kişi "örgütlü uyuşturucu kaçakçılığından" suçlanıyordu. Rapora göre bu yoldan temin edilecek gelir, silah alımında kullanılacaktı. Fakat hangi ihtiyaçla silah alımı olacak, bunda bir bağlantı kurulamamıştı. Babamın ifadeleri ise bunu reddeder yönündeydi. Oysa ki suçlamaları kabul etseydi, daha az bir mahkumiyet alacaktı. Ama O, mahkumiyeti boyunca daima bunu reddedecek ve pazarlığa yanaşmayacaktı. Babam ile beraber yakalanan arkadaşı Müfit Sement, Türkiye'den bildirilen adresten (babamın evin önündeki telefon kulübesinden aradığı son kişiyi kast ediyorum) ayarlanan pasaportları almak için gittiklerinde, polislerin zoruyla bir Nijeryalı'nın dairesine sokulmuşlardı. Evde uyuşturucu bulunmuş ve üçü tutuklanmıştı. Nijeryalı, babamla Müfit Sement'i tanımadığını ve malın kendisine ait olduğunu söylemişti. Savcı bunu inandırıcı bulmuş, araştırma için gönderdiği ekibin raporlarını tamamladıklan zaman, mal sahibi hariç babamları bırakacağını ifade etmişti. Bundan dolayı içimiz rahatlamıştı. Ama ileride göreceğimiz gibi Nijeryalı ifade değiştirecek ve Müfit Sement'in malı ona emaneten bıraktığını iddia edecekti. Babam da Sement'in arkadaşı olduğu için bundan nasibini alacaktı.
Mustafa Ö.'nün ailesi her ne kadar misafirperver olsalar da, kendimizi rahat hissedemiyorduk. Daha ilk kez tanıştığımız ve bize yabancı olan bu aileyi babamdan bir iki kez duymuştuk fakat ötesi yoktu. Geceleri rahat uyuyamıyordum. Sanki her an bir felaket kopacaktı ve ailemiz daha da dağılacak gibi çocuksu fakat haklı bir korkuydu benimkisi. Zaten çok geçmeden çirkin dedikodular başladı. Öğrendiğimiz kadarıyla Mustafa Ö.'nün arkadaşları onun başına iş açacağımızı söylemişlerdi. Sanırım bundan dolayı ev sahibi bize karşı tavır almaya başlamıştı. Belki de bunda haklıydı.
Mustafa Ö.: "Yenge başımın üstünde yeriniz olduğundan şüphen olmasın ama benim de sorumlu olduğum çocuklarım var. Allah'tan korkan biriyim sizi yarı yolda bırakmam. Güvenilir bir ev ayarladım. Orada daha rahat edersiniz." diyordu.
Utancımızdan ne yapacağımızı şaşırmıştık. Açıkçası kovulmuştuk. Annemin gözleri dolmuştu. Dediği gibi artık dostlardan sakınmalıydık.
"Abdullah olsa aileni sahiplenirdi ama sende haklısın. Ben hazırlığımı dün geceden yapmıştım. Hemen çıkalım."
Güvenli bulunan eve gelmiştik. Annem, verdiğimiz rahatsızlık için üzgün olduğunu ve herşey için teşekkür ettiğini, belirtmiş ancak Mustafa Ö. cevap verememişti. Belli ki bu tutumundan rahatsız olmuştu. Babam olsa böyle davranmazdı. Zaten bizim hatamız da burada başlıyordu. Herkes babam gibi gözünü budaktan esirgemeyebilir, üstlendiği görevleri ya da koruduğu değerleri sonuna kadar götüremeyebilirdi. Babamın farklı bir tabiatı vardı. O, adam gibi adamdı. Diğerleri de sadece adamcağızlardı. Bir kadın, iki çocuk artık yapayalnızdık. Yalnızlığı iyi bilirim. Nefes alırken batar. Düşününce aklını karıştırır. Gözlerini yumunca zifiri karanlık kesilir. Daima ensendedir. Oysaki babam kaç kişi için risk almış, bedel ödemişti! Kaç!
Bu süreç içerisinde başımıza yüz kızartıcı şeyler de gelmemiş değildi: Daha evvelden de belirttiğim üzere kardeşim dört yaşına yeni basmıştı ve bir çocuğun mantığı nasıl elveriyorsa o kadar mantıklı olabiliyordu. Bir gün yanıma ağlayarak geldi. Bahçede oynayan çocukların elindeki bir şeyi işaret ediyordu. Bir kaç çocuk toplanmış avuç avuç çikolata yiyorlardı. Bir müddet onları izledik. Eğer bunlara verecek paramız olsaydı hiç durmam, kardeşim ne istiyorsa alırdım ama yoktu. Sonra hiç düşünmeden hatta anneme bile haber vermeden, kardeşi¬min elinden tuttum ve yolun karşısında ki büyük bir alışveriş mağazasına girdik. Çok öfkeliydim. Çok hırslanmıştım. Çok küçük ve çok cahildim. Şekerleme bölümüne daldım ve hiç unutmam Roche D'or adında, yarı simli yarı siyah jilatinli çikolata paketini avucumda sıkıca tutmaya başladım. Bir ara tekrar yerine bırakmayı düşünsem de, kardeşimin az evvel ki çikolata iştahı ve ağlamasını hazmedemiyordum. Kasadan geçerken kasiyer bayan bize seslendi. Buraya kadar her şey iyiydi hoştu ama bundan sonrası için hiç bir fikrim yoktu. Karşısında iki heykel gibi dikilmiştik. Genç bayan bizi tepeden tırnağa önce bir güzel süzdü. Temiz giyimli çocuklardık. Sonra yüz hatlarını yumuşattı ve kısık bir sesle bir dahaki sefere benden azar işitirsiniz dedi. Çok utanmıştık, çikolata paketini alması için ona uzattım. Geri çevirdi. Sonra biz yokmuşuz gibi işine devam etti. Fakat gidemiyorduk. ikimiz yarı donmuş şekilde ayakta dikiliyorduk. O utancı hiç bir zaman unutamam. Kasiyer kız sonra tekrar bize döndü ve hemen evimize gitmemizi istedi. Selcenle hemen oradan çıktık ve eve girene kadar ne ağlamaya ne de koşmaya ara verdik. Kardeşim o günden sonra bir daha başkalarına imrenmedi. Bende bir daha bu zaafa yenik düşmedim. Çocukluk mantığın uykusu olmasına rağmen suç suçtu ve yüzümüzü kızartmıştı.
Yaklaşık iki hafta boyunca güvenilir denilen bu evde kaldık. Sonra burayı acilen boşaltmamız istendi. Fazla paramız kalmamıştı ve Clichy'de ki evimize, sakıncalı olmasına rağmen geri döndük. Benim babam yufka yürekli, insancıl ve bırakın dostlarının, çevresindekilerinin dahi derdine ortak olarak, candan yardım eden bir insandı. Bu nedenle bu koca yabancı ülkede başımıza gelenleri hazmetmek bize göre değildi. Oysaki babam bizi evlerinden apar topar çıkaran bu insanlara bir çok kez dost elini uzatmış biriydi! insanların en çirkef yüzünü görmek bizi hiç bir zaman nefrete boğmadı ama derin izler bırakıyordu.
acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com |
|