OYUN iÇiNDE OYUN

Dostların da düşmanın olabilirler... yeter ki bedeli ödensin.

Abdullah Çatlı'nın kaçış sebebi...
Yurtdışında yaşayan Nevzat Bilecan adlı bir Türk'ün (kitabın devamında kendisinden bahsedeceğim) Çatlı ile derin diyalogları olmasa dahi, arkadaşı olan Mehmet Şener'in 1982 yılında tutuklanmasıyla birlikte, araları iyiden iyiye açılmıştı. Çatlı'nın, Zürih'te 72 saat sonra serbest bırakılmasına karşın, Şener'in tutukluluk haline içerleyen Bilecan, O'na karşı art niyetli düşünceler beslemeye başlamıştı. Bilecan bunun acısını çok yakında çıkaracaktı. Çatlı, tepesini attırmıştı. Bilecan'ı yakından tanıyanlar, ortada büyük bir mesele olmamasına karşın Abdullah Çatlı'ya karşı beslediği kindarlığa bir anlam vermekte güçlük çekiyorlardı. Yurtdışında yaşayıp, uyuşturucu işine girmeyen az sayıdaydı. Çatlı'nın her türlü zorluğa rağmen bu pazarı elinin tersiyle itmesi ve bununla uğraşanları benimsememesi, hatta hor görmesi belli ki Bilecan'ı rahatsız etmişti. Bilecan aşağılanmayı sevmezdi. Kendisine göre, o büyük bir insandı. Camianın büyük adam dediği ve itibar ettiği Çatlı, onu bir hayli rahatsız ediyordu. Çatlı'ya karşı olan bu kindarlığı ise yakında ödüllendirilecekti.
Bilecan'ın bir başka yakın arkadaşı olan Şeref Benli, 14 Haziran 1984'te 250 gram eroini pazarlamak için olay yerine gittiğinde, kötü bir süprizle karşılaşmıştı. Çünkü alıcı kılığında ki kişi polisti: Gerçek alıcıyla gerçekleşecek olan buluşma ihbar edilmişti. Benli, suç üstü yakalanınca verdiği ifadeler doğrultusunda Bilecan aranmaya başlanmış, aradan iki hafta sonra da tutuklanmıştı. Polis, Bilecan'ın üzerinde 100 gram uyuştucu bulmuştu. Yurtdışında yakalanan çoğu ülkücüye yapıldığı gibi Bilecan'a da bir teklif getirildi: Eğer bazı Türklerin (özellikle de ülkücülerin) ismini verir ve bunların suçlanmaları için gerekli olan ifadeleri savunursa, kendisine çeşitli konularda kolaylık sağlanacağı söyleniyordu. Ev, oturum vizesi ve bol sıfırlı paralar... sözü de verilmişti. Bu da Bilecan gibilerinin arayıp da bulamadığı bir fırsattı. Aklına hemen Çatlı geldi. Çatlı'nın uyuşturucu pazarıyla alakası olmamasına karşın, Bilecan'ın polislere vereceği bir sır vardı:
"Uyuşturucu işiyle uğraşanlardan ziyade, güvenilir bir yerden ASALA'ya karşı hareket eden kişileri biliyorum. Bunlar hakkında ihbarda bulunabilirim. Abdullah Çatlı bu oluşumun başını çekti."
Polis: "Nereden biliyorsun?"
Bilecan: "Biliyorum ama açıklamak istemiyorum."
Polis: "Bilginin kaynağını ve güvenirliğini bilmek zorundayız. Nereden öğrendin?"
Bilecan: "Bir takım dostlardan diyelim şuna..."
Polis: "Hayır, hayır anlatamadık galiba."
Bilecan: "Ben bilirim çünkü ajanım. Bir servis adına çalışıyorum. Çatlı grubunun arasına onları gözetlemek amacıyla sokulmuştum."
Polis: "Neden buna ihtiyaç duyuldu?"
Bilecan: "Çatlı bağımsızdır. Küçük dağları ben yarattım gibi bir havası vardır. Detayını tam bilemeyeceğim ama bir kurumla birlikte yurtdışında faaliyetleri vardı. Giderler fazla olunca kurum bundan sonra operasyonlar için gereken para teminini başka yollardan ayarlanmasını istedi. O da çok temiz adam ya kabul etmedi ve araları bozuldu."
Polis: "Nakit paraya çevirilecek uyuşturucu işi mi?"
Bilecan: "Neden olmasın! işte ben de Çatlı'nın bu tutarsız hareketlerini bildirmek üzere görevlendirilmiştim. Dediğim gibi şu an, ASALA faaliyetleri devam ediyor..."
Polis: "Anlıyorum. Ama eğer bu uyuşturucu onun ise, iş başka olur."
Bilecan daha fazla düşünmeden: "Değil ama. O bundan hoşlanmaz. O kahramanlık peşindedir."
Polis: "Bize göre ise, üzerinde çıkan 100 gram mal esasında Çatlı'nın!"
ilk önce Bilecan'm yüzünde anlamsız bir ifade oluşmuştu. Çatlı'yı ASALA'dan dolayı tutuklamaktansa, uyuşturucuyla suçlayarak kısa yoldan mahkum edilmesini sağlayacak olan bu bağlantıyı çözmüş olacak ki: "Tamam, tamam anladım. Ama beni korumak zorundasınız. Sahte pasaport, özel insiyatifler... Eline düşersem derimi yüzer vallaha." dedi.
Ve Bilecan uyduruk sorgulamada arada bir sasırsa da, sahte bombasını patlattı: "Üzerimde yakaladığınız 100 gramlık uyuşturucu bana ait değil. Abdullah Çatlı ve Oral Çelik, bunu bir müddet önce saklamamı istemişlerdi. Korktuğum için kabul ettim," diyor ve pişmanlığını dile getiriyordu.
Avrupa için önemli bir mesele olan Ermeni davası ve getirilerinin önüne geçen Çatlı'nın özgürlüğünü elinden almanın fırsatı nihayet gelmişti. 100 gram uyuşturucuyla yakalanan Nevzat Bilecan'm ASALA olaylarına vakıf olmasından ziyade, bunu bir tehdit unsuru gibi polislerle paylaşması teşkilatı zora sokmuştu, ilerleyen aşamalarda Çatlı için bu hoş bir durum teşkil etmeyecekti. Avrupa'nın Ermenilere karşı bakış açısıyla, ASALA'nın terörü neredeyse eşit tutuluyordu. Bazılarına göre ASALA ezilen bir halkın sesli göstergesi idi. Avrupa'nın bu konuya terörden arınmış bir gözle yaklaşması, Çatlı teşkilatını daha çok tehlikeye sürüklüyordu. Neticede Çatlı, Avrupa devletlerinin siyasi alanda ki ekmek kapılarına tekme atmıştı. Sıra onlardaydı. Çatlı'yı suçlayan kişinin tanıdık çevreden olması, bunların hoşlarına giden bir noktaydı. Böylece camianın saygısını ve güvenirliliğini kazanan Reis'e haram kazanç lekesi sürmek Onun prestijini sarsacak, gözden düşmesini sağlayacaktı. Bu da Önemli bir dönemeçti. Polis gerekli olan yerlerle irtibat kurup, onay aldıktan sonra hiç vakit kaybetmeden Çatlı hakkında arama emri çıkardı. Çatlı'nın ismi artık uyuşturucu pazarına girmişti. Namuslu bir insanı yıpratmak için, ona sürülebilecek en kötü damga uyuşturucudur. Abdullah Çatlı'nın prensipleri ve şahsiyetiyle bağdaşmayan bu durum, O'nun ismi yanında sırıtan çirkeflikteydi ama suçlama suçlamaydı. Yasalar önünde hiç bir söz hakkı verilmeyen Çatlı ismi çıkmaza sürülmüştü. Temiz, şanlı ve büyük sorumluluklara sahip kişilerin gölgeleri, hayatları boyunca iftiralarla içli dışlı edilir. Çatlı ihanetlerle dolu bir yaşam sürmeye mahkumdu. Bu da, liderliğin ya da vatanperverliğin bedeliydi.
Yıllar sonra Çatlı'nın eline geçecek olan diğer bilgiler ise dehşet vericiydi. Çatlı, Bilecan'm kendisi sebepsiz yere neden suçladığına cevap bulmakta zorluk çekecek, hukuki haksızlıklara maruz bırakılacak ama sonunda Bilecan-polis arasında geçen bu gizli anlaşmadan haberdar olacaktı. Başlangıçta Bilecan'm kendisini polisin elinden kurtarmak, zor verilen oturum iznine sahip olmak ve maddi manevi rahatlığa kavuşmak için böyle bir anlaşmayı kabul ettiği düşünülüyordu. Ancak işler ve bağlantılar sanıldığından daha karmaşıktı. Bazı devletlerin istihbarat servisleri ve buna benzer kuruluşları, ülke hizmeti adına verilen mücadeleler ve çalışmalar için harcanan paraları çabuk ya da kolay yoldan kazanmayı uygun görüyorlardı. Buna bir örnek verilecek olunursa, uyuşturucu ticareti sanırım doğru bir tespit olacaktır. Ne yazık ki uyuşturucu, bazı zihniyetlere göre resmi yollardan pazarlanmadığı taktirde illegal, resmi bünye altında yürütüldüğü taktirde ise legal olarak görülmekteydi. Bu zihniyete göre, uyuşturucu işi büyük bir kazanç getirişi sağlayan bir pazar haline dönüşmüştü ve bir takım servislerin giderleri için önemli bir ekmek kapısı olmuştu. Ajan olan Büecan'm, Çatlı teşkilatının içerisine zarar vermek amacıyla sokulduğu biliniyordu. Çatli'ya karşı beslenen bu düşmanlık çok detaylıdır. Ancak bu kitapta açıklanabilecek bir gerçek var o da, bunlara karşı tavır alanın ilk olarak Çatlı olduğudur. Sebebi ise, servislerin yurtdışında ki karanlık işleri ve ilişkilerinden kaynaklanmaktadır. Daha evvelden de vurgulandığı üzere, bazılarına göre bu karanlık dünya, ülke servislerinin giderleri için gerekli olan maddi bir gelirdi. Çatlı, buna karşıydı. Yani Çatlı, servislerinden ASALA operasyonları için teşkilatına sağlanılması düşünülen paranın esas kaynağından rahatsızdı ve bunun gibi bir oluşum içerisinde bulunmak istemiyordu. Bunu sert bir üslupla reddedince, görüldüğü üzere düşmanlık türküleri söylenir olmuştu. Bir de bazı art niyetli düşüncelere göre, kaçak durumda olan Çatlı'nm ASALA faaliyetlerinde resmi insanlarla kontakt halinde olması, ileride sorun çıkarabilirdi. Bunda yanılmışlardı. Çatlı için bu tür ilişkiler mezara kadar sır olarak kalırdı. Karanlık bağlantılardan hoşlanmadığı için kimin hangi kirli ekmek kapısına, ne zaman, ne tür bir gerekçeyle tekme atacağı... esas olarak bunlar korkutuyordu. Bunun için O'nun diskalifiye edilmesi şarttı. Bilecan gibileri, bu nedenle devreye sokuluyordu.

ORAL ÇELİKLE YOLLAR AYRILIYOR

"Sakladığın sır senin esirindir ama açığa verirsen sen onun esiri olursun." Hz. Ali

Gizlilik ilkesinden çıkan bu göreve, Bilecan nasıl vakıf olmuştu? Yukarıda açıklanan tespitleri Çatlı yıllar sonra çözdüğü için Büecan'm O'nu ilk suçladığı dönemlerde tablo bu denli berrak değildi. Çatlı'nın kafası karışmıştı. ASALA gizli bir görevdi ve kurumların bunu başkalarıyla bir tehdit unsuru olarak kullanabileceklerini söz konusu etmek istemiyordu. Türkiye ile irtibatını sağlayan Mete isimli şahısla yaptığı bir münazara sonucunda Bilecan'in bunu yakın bir arkadaştan öğrendiği söyleniyordu kendisine. Mete'nin iddiasına göre bu kişi Oral Çelik'ti. Çatlı beyninden vurulmuştu. Ortada tutarsız bir bağ vardı. O'na göre Çelik de sırlara karşı titiz davranırdı. Bağlılık ve gizlilik yemini eden Çelik'in bunu çiğneyebileceği ihtimalini düşünmek dahi istemiyordu. Ancak Türkiye'den Mete beye iletildiği üzere Çelik'in teşkilatla ters düştüğü ve böyle bir durumda artık Çatlı teşkilatı ile ASALA'da çalışmaması gerektiğine işaret edilmişti. Ancak genç lider, diğerlerinin isteği üzerine hareket etmeyecekti. Çelik ile bağlarını koparmadan bu işin gerçek yüzünü ortaya çıkarana dek ona karşı tavır almamayı uygun buluyordu.
Abdullah Çatlı, konuyu Çelik'e açmıştı: "Gardaş uzun lafa gerek yok. Birkaç aylığına Viyana'ya gitmende fayda var. En azından ortalık sakinleşene dek. Kalacağın yeri ayarladım. Bu süreç içerisinde akla karayı birbirinden ayırt eder, sana neticeyi temiz elden iletirim. Haberleşmemiz kesilmeyecek. Bunda bir şüphen olmasın." diyordu. Çatlı yapıcı davranmakta son derece doğru bir adım atmıştı. Çünkü ileri ki aşamalarda Bilecan'm bunu nereden öğreniği ortaya çıkacak ve Çelik'e karşı çekilen bu restin, Çatl'ya karşı oynanan senaryonun bir parçası olduğu kesinleşecekti. Çelik'i, Bilecan'm ASALA'dan haberdar edilmesiyle sorumlu tutan zihniyetin amacına göre, Çatlı'nın arası arkadaşlarıyla teker teker açılıp, güvenlik çemberi daraltılmak isteniyordu. Neticede yakında köşeye sıkıştırılma sırası O'nda olacaktı.
Hiçbir kurum ya da kurum içerisinde resmi olarak görev alanlar arkalarında delil bırakmaz istemezler. Çatlı teşkilatına oynanan bu oyun, "silgi" işlemi görecekti.
Derinlerde sadakat ve ihanet kol kola gezer. Derinlerin merhameti yoktur. Dostluklar yoktur, menfaatler vardır. Derinlerde ilişkiler vardır, küçük balıklar ve büyük balıklar vardır. Derinlerde devletler vardır ve devletler birbirleriyle hem dost hem düşmandırlar. Derinlerde Çatlı'lar da vardır. Bunlar, kazanılmış zaferin unutulmuş kahramanlarıdır. Bu yüzden Çatlılar, mağlup kahramanlar kadar yalnızlardır.

 

acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com