| ERMENİ TERÖR ÖRGÜTLERİ DOSYASI
"İster tayfa olalım, ister kaptan gemi batarsa beraber batarız.'
BİRAZ TARİH
Hatırlanacağı üzere 1973-1985 yılları arasında, Türk diplomatlarımız ve yakınları ASALA'nın başını çektiği Ermeni Örgütlerince acımasızca katlediliyordu. Devletimiz ise buna resmi yollarla tepkisini ifade etmiş fakat hiçbir netice alamıyordu. Birçok devlete göre ASALA, ezilen Ermeni halkının sesli tepkisi idi ve söz konusu devletler bundan kendilerine medet arıyorlardı. Devletimiz resmi yollarla bir neticeye varamayın-ca tarihte her devlette görüldüğü üzere, ülkenin savunma reflekslerine başvurmak zorunda kaldı. Girişilen ulvi gaye ve gerçekleri daha iyi anlayabilmek için inilebileceği yere kadar, detaya inme zaruretine inanıyorum. Fakat şunu unutmamak gerekir ki Çatlı teşkilatının önemi, hiçbir kuruma daimi bağlı olmadan, bir takım müesseselerle fikir birliği yapıp, harekete geçilmesini sağlamaktan ibaretti.
Milletler, insanların aksine yaşlanmayı sevdiklerinden, Ermenilerde tarihte kendilerine köklü bir geçmiş yaratabilme arayışına girmişlerdir. Fakat onlar hakkında hiçbir kaynak ortaya çıkışları hakkında kesin bir bilgi veremediğinden, birbirine çakışan bilgilerin mevcudiyeti, karışık bir Ermeni meselesini ortaya çıkarmıştır. Kesin olarak bilinen Büyük iskender'in Anadolu Seferi'nde (1.0.331) Ermenilerin o bölgede bulunduklarıdır. Ancak bağımsız değillerdir ve Iran vilayeti içinde yaşayan bir topluluk durumundadırlar.Ermeni diye adlandırdığımız ama köklerinin tam olarak nereye dayandığını bilmediğimiz topluluk, I.Ö. IVcü asırdan itibaren Ermenistan'da yaşamaktaydı. Ermeniler, çağlar boyunca başka ülkelerin idaresi altında ki topluluk olarak yaşamışlardır. Dönem dönem çeşitli derebeylikler olarak görülseler de bundan öteye gidememişlerdir. Tigran devrinde elli sene kadar bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir fakat bağımsız Tigran'ın Ermeni olduğuna dair kesin bir kanıt yoktur.
Ermeniler, kendilerini dinleri ve dilleri olgusundan millet olarak ispat etme çabalarına girmişlerdir. Fakat aynı dinden değişik milletler olduğu gibi, değişik dinde aynı ırktan milletlerde vardır. Dil ise, dinamik yapısından dolayı sürekli değişikliğe uğrayan bir unsurdur. Frikya'dan Ermenistan'a gelen topluluk acaba bugünkü Ermenice'yi mi konuşuyordu, yoksa bugünkü Ermenice o bölgede asırlarca bulunan çeşitli toplulukların dillerinin karışımından mı ortaya çıkmıştı?
Ermeni sorunu hazırlayan sebepleri üç etapta incelemek mümkün:
*Ermeni Kilisesi: Aslında Ermeni milletinden, devletinden, tarihinden değil Ermeni Kilisesi Devleti'nden bahsetmek daha doğru olacaktır. Çünkü Ermeni Kilisesinin, mevcudiyetini koruyabilmek için bir kuvvete, bir devlete ihtiyacı vardı. Bu nedenle Ermeni meselesi fikrini doğuran Ermeni milletinden ziyade, Ermeni Kilisesidir.
*Din Faktörü ve Misyonerlerin Faaliyetleri: Bazı Ermeni yazarlarının ele aldığı üzere Osmanlı imparatorluğu, dinleri Hıristiyan olan Ermenilere zulüm çektirmekteydi. Provokatörler de bunu baz alarak Ermeni halkını kışkırtıyorlardı. 1804'de kurulan ve imparatorluğumuzun içine sızan misyonerlerin faaliyetleri, Müslümanlar üzerinde etkili olamamıştı. Misyonerler tüm gayretlerini Doğu Kilisesi adı altında toplanan Ermenilere, Bulgarlara yöneltmişlerdi. Bunların görevi incil üzerine eğitim vererek Hıristiyanlığı yaymak ve ortalığı karıştırmaktı.
*Propaganda: Türkler, tarih boyunca propaganda karşısında pasif kalmıştır. Bu durum bizi suçlu gibi göstermiş, karşı tarafın karalama ve iftira atmasını serbest kılmıştır. Bu nedenle, tarihte provokatörlerin bir kaşık suda kopardıkları fırtınaya karşın haklarımızı koruyamayışımız, cevap hakkımızı da kullanamamamıza neden olmuştur. En canlı örneği, Ermeni soykırım propagandasında yaşanmıştır.
Buna örnek olarak Küçük Kaynarca Andlaşması'nın imzalanmasıyla Osmanlı imparatorluğunun Avrupa'da ki yerini Rusya ve Avusturya'nın almasını gösterebiliriz. Çünkü imparatorluğun akıbeti beş devletin (Rusya, Avusturya, Fransa, Almanya, ingiltere) kararına bağlı kalmıştı. Bundan böyle ortaya çıkacak Ermeni sorunu, Avrupa meselesi ilan edilip, Berlin Kongresi'nde masaya yatırılacaktı. Ermeni Patriği, Kongre arifesinde ingiliz sefiri ile konuşurken isyan başlatmanın Avrupa devletlerinin ilgisini çekeceğini ifade etmişti. Hemen ardından, Ermeni Milli Meclisi'nde halkın ve ateşli gençlerin Osmanlı Imparatorluğu'nun doğu illerine gitmeleri teşvik edilmişti. Bununla birlikte Ermeni Cemiyetleri ortaya çıkmıştır. Bunlar üyelerine silah kullanmayı, askeri disiplini öğretmeyi, para temin etmeyi, gerilla kuvvetlerini oluşturmayı, kısacası Ermeni halkını ihtilale hazırlamayı hedeflemişlerdi. Böylece halk arasından çeteler kurulacaktı. Ancak propagandaya karşılık veremeyişimiz bize pahalıya mal oldu. 1880 Erzurum olayı ile başlayıp, 1886 Van isyanı ile biten dönem, Batı dünyasında büyük bir soykırım olarak gösterildi. Dramatik bir tablo çizilmişti: sanki Osmanlı, masum Ermeni halkını bir meydanda toplamış ve üzerlerine ateş açmıştı. Suçlamalara göre Türkler bir buçuk milyon Ermeni halkına soykırım yapmıştı. Halbuki o dönemde Ermenilerin toplam sayısı sekiz yüz bin civarındaydı.
Olayların başlangıcı olarak bilinen Erzurum olayı komitacıların ortamı kızıştırmasıyla gerçekleşmişti; Ermenilerin Rusya'dan cephanelik getirip, sakladıkları ihbarı üzerine Erzurum valisi, iddia edilen yerlerde polisin araştırma yapmasını istemiş ancak kargaşa çıkmıştı. Ermeniler polislere karşı ateş açmış, bir subay, iki er ve bir polisi şehit etmişlerdi. Buna rağmen durumdan istifade eden Ermeni komite mensupları, Ermeni halkını kışkırtarak artık kendilerinin hür olduklarını ve bu durumu ancak silahla koruyabileceklerini sokaklarda bağırarak ilan ediyorlardı. Bu komite mensuplarının cesaret dağıttıkları günde çıkan iki saatlik çatışmada iki Türk er öldürülmüştü. Cesaret aşılamaları devam edince, her iki tarafın ölüleri yüzden fazlaya ulaşmış, yaralılarda üç yüzü bulmuştu.
1897'den 1914'e kadar geçen dönem Osmanlı imparatorluğunun en felaketli dönemi olacaktı. Gerek içerde, gerekse dışarıda her gün yeni bir olay vukuu buluyordu. Adana o tarihlerde bir kıvılcım bekleyen barut fıçısına dönmüştü. Anayasaya göre herkes silah taşıyabiliyordu. Öyle ki çocukların belinde bile silah vardı. Bu boşluktan hareket ederek Ermeni lider ve papazları dindaşlarını silah almaya teşvik ediyordu. Örneğin Rus Ermeni'si bir papaz, kilisede 1895 kurbanlarının intikamının alınması için açık açık vaaz veriyordu:
"intikam! Katile katil. Silah alın. 1895'in her Ermeni'si için bir Türk."
Cumhuriyet devrinin ilk yıllarında Ermeni çetesi Yunanistan'ın resmi yahut gayri resmi kuruluşlarıyla işbirliği içinde olmuştur. Ardından peşpeşe kurulan Ermeni cemiyetlerinin tek amacı, ihtilal yolu ile kendilerini idare etme hakkı adına isyanı genişletmekti. Söz konusu cemiyetlere sadece Ermeniler girebilirdi ve aynı ideale inanmaları şarttı. Üyelerden Ge¬rilla kuvvetleri oluşturulmuştu. Bunlar Sevr anlaşmasında belirttikleri topraklarda, Ermenistan'ın kurulmasını amaçlıyor, Türklerin onları yerlerinden ettikleri iddiasıyla devletimizden hem toprak, hem de soykırım yapıldığı iddiasıyla çok yüksek bir tazminat istiyorlardı. "Ermeni Davası" adı altında yeni bir görüntünün yapılanmasıyla, Türkleri katlederek ses getirmeyi ve bu davanın yarattığı korkuyla dünyanın ilgisini üzerine çekmeyi amaçlıyorlardı.
Ermeni terör örgütlerini Hıncak, Taşnak, Ramgavar, ASALA vs... gibileriyle ele almak gerekiyor.
acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com |
|