| AMBARGO
Babamın vefatından sonra, Oral Çelik 1997 yılında başsağlığı için ziyaretimize gelmişti. Sohbette, kendisine ben henüz küçük bir kız iken babamla konuştukları esnada, bir fabrikada bulunan silah mevzusuna istemeden kulak misafiri olduğumu söyledim. Kendisi, hatırımda kalan fakat detaylarını bilemediğim bu konuyu anlattı:
"Babanla aynı evde kalıyorduk. Son derece mütevazi bir hayatımız vardı. Öyle ki neredeyse bir yıl boyunca, patates yemek zorunda kalmıştık. Genç olduğumuz için bunların üstesinden kolaylıkla gelebiliyorduk.
Türkiye'nin isviçre'den sipariş ettiği mallara, isviçreli yetkililer ambargo koymuştu. Söz konusu mallar makineli tüfeklerden ve buna benzer silahlardan ibaretti, isviçre, Türkiye ile daha evvelden anlaşıp, işlem yapılan malların parası ödendiği halde vermiyordu. Kısacası ambargo koyulmuştu. Türkiye'den bize gelen isteğe göre bu konuyla ilgilenmemiz rica ediliyordu. Zaten ASALA faaliyetlerimiz devam ediyordu. Onayladık. Hatta baban "isviçre dört milyonluk bir ülke. Bizim Konya'nın yüz ölçümü bile değil. Ama dünya kara parasının aklandığı yer olduğu için milli geliri en yüksek olan yer. Türkiye'ye karşı alınan buna benzer tavırlar şimdilik engellenemese dahi tepki gösterilmesi şart! demişti.
Silahların yapıldığı fabrikaya gittik. Böylece silah sürümlerinde aksilik çıkacak, sıkıntıya düşeceklerdi. Nitekim öyle de oldu ve bu haksız yere koyulmuş ambargo kaldırıldı," diye anlatıyordu.
REİS'E ÖLÜM EMRİ
1982 yılında Paris'te Çatlı ile birlikte bulunan bir arkadaşı anlatıyor:
Mehmet adında bir arkadaşın, Almanya'daki kişilerce Çatlı'yı öldürmek üzere görevlendirildiği duyumlarını almıştık. Reis, bu konuda fevri davranmanın iyi sonuçlar doğurmayacağını, bu yüzden Mehmet'i suç üstünde yakalamanın daha sağlam bir delil olacağı kanaatindeydi. Beklemeye koyulduk. Tahmin ettiğimiz üzere Mehmet birkaç gün sonra Paris'teki evimize geldi. Şüphelendiğimizden haberi yoktu. Gelişinin beşinci günü saat gece dört civarıydı. Mehmet uyuduğumuzu düşünmüş olacak ki yatağından kalktı. Biz de onun ardından üzerine kapaklandık. Reis bu aceleci davranışımıza öfkelenmişti. Biz Mehmet'e soru sormaya başlamadan, o anlatmaya başladı. Mehmet, Reis hakkında bilgi toplamak için görevlendirilmişti. Reis'e ölüm emri ise bir sonraki aşama olacakmış. Ancak bunu kimin üstlendiği bilinmemekteydi. Reis'e karşı olan bu tavır tanıdık kişiler tarafından alınmıştı. Papa suikastinden sonra bazı kişiler gizli servislerle anlaşma yapmıştı. Reis bu olaydan sonra bunlara karşı sert bir tavır alıp, ağır bir dille eleştirmişti. Bunlar Reis'ten çekinirler fakat ihanet etmek içinde fırsat kollarlardı."
IV'ncü bölümde ele aldığım Papa davası içerisinde, konunun açıklaması mevcut ancak bunların şimdi bilinmesinde fayda var: 1985 yılında olan Papa davasına, Abdullah Çatlı tamk olarak davet edildi. O dönemlerde Çatlı, Paris'te cezaevinde bulunuyordu. Çelik'in de daha evvelden dediği gibi gizli servisler, kullanılmak istemeyenleri bir senaryo yazıp, cezaevine sokmakta gecikmiyordu. Çatlı, mahkemeye katılmadan evvel söylemesi gerekenler doğrultusunda yoğun bir baskı altına alınmıştı. Çatlı mahkemeye katıldı fakat kendi doğrularını açıklayarak! Bu da gizli servisler için hoş bir durum teşkil etmemişti. Çatlı, Bulgar bağlantısını yalanlamış, Çelik'e karşı oynanan oyunu bozmuş, (Çatlı'nm tanıklığı dolayısıyla Çelik'in davası delil yetersizliğinden düşmüştü) bazı savcılar tarafından yalancı şahitlik için teklif getirildiğini açıklamış ve davaya katılan diğer Türk sanıklarını doğru olan ifadeyi vermeleri hususunda adeta zorlamıştı. Bunun gibi sebeplerden dolayı Çatlı'nın yalandan, kullanılan ve kullananlardan adeta midesinin bulandığını bilenler, ileride O'nun her hangi bir sorun çıkarmasından korktukları için Çatlı'yı ortadan kaldırmanın planı içerisine girmişlerdi.
acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com |
|