| BİR MEHMET ALİ AĞCA HİKAYESİ: "BEN MESİH"
İtalya'nın başındaki kara bulutlar, gündemde halâ yerini koruyan Ağca'nın bulunduğu Papa II. Jean Paul'e yapılan başarısız suikastle sınırlı değildi. Çünkü bu vakadan evvel dönemin Başkanı Aldo Moro kaçırılıp, öldürülmüştü. Ardından Italya'daki Bologna garının bombalanma olayı vardır ki, bu katliamın bilançosu 85 ölü ve 270 yaralıdan ibarettir, iş bununla da bitmiyordu. Papa I. Jean Paul, şüpheli bir şekilde öldürülmüştü. Papa, Vatikan'ın başına geçmeden önce yani henüz Venedik Kardinali Albino Luiani iken, Venedik'teki Papazlar Bankası'nın satılması üzerine birtakım resmi kuruluşlarla arası açılmıştı. Kardinal, yani ilerde ki Papa I. Jean Paul bankanın satışım Vatikan'ın mali müşavirlerinin rüşvet karşılığı, Banco Ambrosiano'ya satıldığı duyumlarını almıştı, işler o kadar karıştı ki, o Papa seçildikten sonra bu konu hakkında geniş bir araştırma yapmaya karar verdi. Ulaştığı bilgiler dehşet vericiydi. Ondan önceki Papa'nın, Vatikan Mali danışmanı ve Güney Amerika'daki diktatörlüklerin finansörü Michele Sindona'nın kritik bağlantıları olan, kara para aklama uzmanı olduğunu öğrendi. Üstelik Sindona'nın yönettiği paraların bir kısmı CIA ve mafyadan geliyor deniliyordu. Papa I. Jean Paul elde etttiği bu önemli bilgiler doğrultusunda hemen harekete geçti. Önce Süper P2'nin Vatikan baş temsilcisi kardinal Paul Casimir Mercinkus'le temizleme operasyonuna başlamaya kalkıştı. Fakat bu ona pahalıya mal oldu. işin en ürpertici tarafıysa, henüz otuz üç gündür görev başında olan Papa I. Jean Paul'ün 29 Eylül 1978'de ölü olarak bulunmasıydı. Papa, Vatikan'ın mali işlerine burnunu sokmuştu. Papa'nın cesedine ne otopsi yapıldı, ne de ölüm saati açıklandı. Söylenenlere göre o yalnızken ölmüştü. Tarihe yalnız ölen ilk Papa olarak geçti. Yani şahit de, kanıt da yoktu. Bazı iddialara göre Papa I. Jean Paul zehirlenilerek ölüme terk edilmişti. Papa'nın ölümünden sonra özel doktoru Profesör Giovanni Rama'nın çağırılmaması bunu akıllara getiren şüpheli bir durumdu.
Çatlı ve Çelik farklı kimliklerle üniversiteye yazılmışlardı. Paraları olmadığından yurtdışında tek yemekleri patatesti. Günler, haftalar, aylar boyunca neredeyse hep patates yemişlerdi. Ağca'nın bir ifadesinde belirttiği üzere o sıralarda Çatlı, ASALA faaliyetlerinde bulunuyordu. Ağca'nın tek başına planlamayı düşündüğü Papa olayından ise kimse haberdar değildi. Ağca'nın söylediklerine kulak verilirse:
"Çatlı ve Çelikle aynı evde kalıyorduk. Papa'yı vuracağımı Allah'tan başka kimse bilmiyordu. Eğer Çatlı bilseydi hemen durdurur, bunu engellerdi. Çünkü o zaman onların yurtdışında kurduğu bu düzen de bozulur, yakalanırsam onlar da suçlu olarak görülürdü. Evde üç-dört silah vardı. Evde silah bulundurmaları doğaldı. Neticede yurtdışmdaydık. Savunmasız halde kalmak doğru değildi. Birini alıp bu benim dedim ve o evden hemen ayrıldım. Kimseye bağımlı değildim çünkü. Arada bir onları arayarak benim bu Papa kararımdan şüphelenmelerine fırsat vermiyordum. Kurnaz davranmak zorundaydım." diyor.
Aylardan Mayıs. Kritik bir dönem. Kimin için mi? Yıllar sonra kendisinin kutsal varlık olduğunu söyleyen Ağca için. O, uzun seyahatler sonrası meşhur kent Roma'ya inmişti. Otel masrafının ağır olacağını düşünerek, Isa Pansiyonu'na yerleşip dinlenmek istiyordu ama ne mümkün. Biraz dertliydi, biraz heyecanlıydı, biraz çaresizdi, biraz yalnızdı. Belki de o, derdine deva olacak bir şeyleri gerçekleştirdi... Birkaç gün sonra 13 Mayıs'ta. Ağca, hep geçmişini düşünerek yaşamıştı. Bu yüzden gelecekte daha mühim olmalı, büyük işlere imzasını atmalıydı. Aslında o, doğduğu 1958 yılından 1981'e kadar birçok olaya aktörlük etmişti ama Ağca bundan böyle ezilmek, emir almak istemiyordu. Neticede gazeteci-yazar Abdi Ipekçi'nin olaylı suikastiyle yeterince yalnız bırakılıp, piyon gibi kullanıldığından ezildiğini düşünüyordu.
Yer Saint-Pierro (Saint-Pierre) Meydanı ve Papa II. Jean Paul üstü açık beyaz bir aracın içinden, hayranlarını selamlıyor. Aslında Papa'nm iyi korunduğu da söylenemez. Üstelik Vatikan'ın, gerçekleşeceği beklenen suikastten haberdar olduğu iddiaları kulaktan kulağa dolaşıyor iken! Sadece Vatikan mı? iddialara göre CIA'nin Gladio şefi Fransceoco Pazienza, SDECE yani Fransız gizli servisinin şefi Kont de Marenches ve Fransa'nın Cumhurbaşkanı François Mitterand da bundan haberdardı. Hatta ileri de bu iddialar tamamiyle ortaya çıkınca, Mitterand açıklama getirmekten sakınacak ve "Devlet sırrı, açıklanamaz gerekçesiyle" sessiz bir cevap vermiş olacaktı. Ayrıca Dr. Beccuau ve General Fouillard, 13 Mayıs'tan çok önce bu bilgiler doğrultusunda Roma'ya gitmiş, Vatikan'a Papa'nın hayati tehlikede olduğunu söylemişlerdi ama, her nedense bu ikazlar hiç de önemsenmişe benzemiyordu. Bazı iddialara göre ise, Romen gizli servisi de bu skandaldan haberdar idi ve bunu Fransızlarla paylaşmıştı. Hatta SISMI şefi General Santovito'ya ulaşan gizli bir belgede, Sovyet Savunma Bakanı Ustinov'un bu suikaste karar alan kişi olduğu yönündeydi. Ancak bunların hepsi ihtimallerden ibaretti. Faruk Özgün sahte kimlikli Ağca da bu meydandaydı. Etrafta gizli servislerin elemanları da vardı. Nitekim o, önce etrafı süzdü. Hiç düşünmeden cebinden silahını çıkardı, namlunun ucunda Papa II. Jean Paul vardı. Sonra eli titremeye başladı. Neredeyse vazgeçecekti ama yapmadı. Zaten bundan önce de patlayıcı bir bomba yüzünden kendi hatası dolayısıyla hayatını kaybedecekti... Artık bunu yapması gerektiğini düşünüyordu. Meydanı akın akın dolduran halk, sanki onu izliyor gibiydi. Belki de o böyle düşünmek istiyordu. Vaziyet böyle olunca o, vazgeçmekten vazgeçti ve sanki kutsal bir göreve çıkmış gibi vaziyetine hakim oldu. Halkı selamlayan Papa'ya tekrar namluyu çevirdi ve Ağca'nın kendi ifadesinde aynen belirttiği gibi:
"Kaçak yaşamaya dayanamıyordum. intihar etmek mi? Ne yapmalıydım bilmiyordum, işsiz, ailesiz, yalnız... Bunlara dayanamıyordum. Ben kendimi dünyanın kalbi olarak görüyordum ve bensiz bir dünya olamazdı. Önce Papa'nm sırtı bana dönüktü. Bu şekilde onu vurmak bana yakışmaz diye düşündüm. Onunla ne problemim var, çek git dedim kendime. Öyle de yaptım. 40-50 metre yürüdüm. Kalabalığın coşkusu artınca arkamı dönüp meydana baktım. Korkunç alkış sesleri geliyordu. Döndüm baktım, Papa tam karşımdaydı. izah edemeyeceğim birşey oldu. Bağırmaya başladım, iki el ateş ettim. Mermilerden biri Papa'nm vücuduna girdi, diğeri elini sıyırıp geçli... Gerisi tarih."
Olay yerindeki Mehmet Ali Ağca, Papa II. Jean Paul'e iki el ateş ettikten sonra kaçmaya yeltendi. Fakat Saint-Pierro Meydanı'nda bulunan Rahibe Lucia onu durdurmayı başardı ve polisler üstüne kapaklandı. Ağca için ızdıraplı yıllar o zaman haşlamış oldu. Tek başına yıllarca aynı hücrede, kimseyle koııusamadan, geçmişin hatalarını düşünerek yaşamaya çalıştı. Hu nedenle doğal olarak psikolojik durumu ve dengesi alt üst olmuştu.
Ağca hep yaptığı gibi çelişkili ifadeler veriyordu. Söyledikleri arasında doğru bilgilere rastlansa da ne yasalar ne yasayı uygulayanlar onu ciddiye almadı.
Yurtdışında ki MHP kuruluşları, Anayasa Mahkemesi'nce kaldırılınca 1978 yılı sonlarında Avrupa'da bulunan yüzden fazla Ülkü Ocağı Avrupa Türk Federasyonu çatısı adı altında toplanmış, Genel Başkanlığa Lokman Kondakçı seçilmişti. 12 Eylül darbesinden sonraki yeni başkan Musa Serdar Çelebi ile Federasyona bağlı kuruluşların sayısı artmış ve yurtdışında ki Türkler'e mütevazi yardımlar sağlanmaya çalışılmıştı. Papa davasına iliştirilen iddialar arasında, Genel Başkan Çelebi'nin suikast öncelerinde Ağca'ya maddi destek sağladığı yönündeydi. Fakat Ağca 23 Kasım 1980 Kartal Maltepe Askeri Cezaevi'nden kaçıp, Roma'da yakalanıncaya kadar onu aşkın ülkede barınmış haliyle masraftan kaçınmamıştı. Kısacası Çelebi'nin verdiği iddia edilen parayla, aylar süren bu firar hayatı elbette ki karşılanamazdı. Çünkü Federasyon Türk başına en fazla 200 Mark verebiliyordu. Söylentiler öyle ağırdı ki, Çelebi'nin 1981 Mart sonu Zürih'teki Sheraton Oteli'nde, aralarında Ağca'nın da bulunduğu bir gruba, Papa'yı üç milyon Mark karşılığı vurma teklifinde bulunduğu söyleniyordu.
Fransız gazeteci-yazar Jean-Marie Stoerkel bu iddiayı Saint Pierre'in Kurtları kitabında şöyle ele almıştır:
Gruptaki Türk Çelebi, Papa'nın ortadan kaldırılması karşılığında yüklü miktar alınacağını söyler.
"Teklif bana italya'da şu şeydeki insanlar... Nasıl diyeyim?... (Biraz durdu, yüzünde bilmece gibi bir gülümseme vardı) Şeyde olan, diyelim ki, gizli ortamlarda."
"Politikada mı?" diye irkildi Ağca,'daha da ilgilenmiş bir havada.
"Bu insanlar resmi olarak hiçbir yerde yokturlar ama aslında her yerdedirler, iş aleminde, politikada, habercilikte, masonlukta. Kendi kendime bu işte de bulunup bulunmadıklarını sorup duruyordum... Ama bunu bilmek zorunlu mu?"
Söz konusu iddialar ileride daha çok genişleyecek ve ülkelerarası politik sancılar başlayacaktı. Çünkü söylentilere göre, Papa suıkastinde tetikçi rolünü üstlenen Ağca dışında esas sorumluların rolleri gizli kapaklı kalmıştı. Resmi kuruluşları, yeraltı dünyasını ve Devletleri kapsayan bu skandali örtbas etmek amacıyla bazı Türk'lerle el altından anlaşmalar sağlanmak isteniliyordu. Anlaşmaya göre, Papa II. Jean Paul vakasında Bulgarların parmağı olduğu söylenecekti. Bazıları bunu onaylayacak ve çeşitli imtiyazlara sahip olacaklardı, ancak bunun süresi geçici idi. Bazıları da karşı çıkacak ve bu yüzden zora gireceklerdi. Karşı çıkanlar arasında Çatlı bulunuyordu.
acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com |
|