| TEŞKİLATA (!) AYKIRI
8 Kasım 1980 tarihinde Kırcı kendisine mont almak için dışarıya çıktığında Kadıköy Iskelesi'nde sivil polislerce durdurulup, kimlik kontrolünden geçmiş, kendim Ahmet Balta olarak tanıtmıştı. E03 seri, 901212 numaralı nüfus cüzdanı 10 Eylül 1979 tarihinde Gülşehir'den alınmıştı. Resim hariç kimlik bilgileri tümüyle sahteydi. Kırcı'dan şüphelenen polisler onu istanbul Emniyet Müdürlüğü'ne götürmüştü.
Ankara Sıkıyönetim Askeri Savcısı Nurettin Soyer, tutanaklarda adı sanık olarak geçen Kırcı hakkında, onu getirenlerle aralarında şöyle bir sohbet geçti:
"Bu nedir böyle, sorgusu var mı?"
"Yok yok!"
"Sorgusu yapılmadı, nasıl getirildi buraya?"
"Vallahi, birinci şubeden emir verildi, biz de getirdik."
Yıllar sonra, Nurettin Soyer inceleme yapılmadan getirilen Kırcı hakkında şunları söyledi: "Savcılık olarak bu sanığı biz sorguladık. Tabii ne çeteyle ilgili bilgi verdi, ne de başka bir şey... yalnız yedi kişiyi öldürdüğünü bizlere söyledi. Söylemeyebilirdi. Ama söyledi. Bundan rahatsız olduğunu, sıkıntı içinde olduğunu, bunun için söylediğini belirtti..."
Ancak bunlar oldukça tuhaf ibarelerdi. Kirn itiraf ederdi onca cinayeti? Manevi rahatsızlık sebebiyle mi?
Kırcı ifade verirken çok şaşırıyordu. Sahte kimliğini bazen Yaşar Yıldmm'dan (Ülkü Yolu Derneği Genel Başkanı) bazen de Abdullah Çatlı'dan aldığını ifade ediyordu. Bazen ise bu olaya başka isimler, bu isimlere de başka olaylar karışıyordu! Daha evvelden de belirttiğim üzere 7 TlP'li olayı ne kadar çok ülkücüğü töhmet altında bırakırsa o kadar makbule geçecek gibi bir görüntü verilmişti.
Kırcı 19.11.1980 Askeri savcılık ifadesinde, yakalanmadan önce Erzurum'da Muhsin Yazıcıoğlu (Ülkü Ocakları Genel Başkanı) ile buluştuklarını ve aralarında geçen sohbeti şöyle anlatılıyor:
"Aslan Gözütok diye bir arkadaş Ankara'dan gelen Muhsin Yazıcıoğlu'nun benimle görüşmek istediğini söyledi. Bana bildirilen Cumhuriyet Caddesi'ndeki Hemsin Pastanesine gittim. Önceden bir defa görüştüğüm ancak konuşmadığım Muhsin Yazıcıoğlu ile aramda tanımadığım bir kişi oturuyordu. Baş başa konuşmaya başladık;
"Biz davamızda başarıya ulaşacağımızı biliyoruz. Bu arada birkaç kişinin asılması o kişiyi ölümsüz yapar" diyordu. Yine ilaveten Abdullah Çatlı'nın teşkilata ters düştüğünü, teşkilattan koptuğunu, bu nedenle yakalanırsam hiç acımadan Abdullah Çatlı'yı suçlamamı istedi. Ve buna ilaveten Abdullah Çatlı'nın istanbul'daki evinin yerini ve içini tarif etti. Orada saklandığımı söylememi istedi."
Bu sohbet esnasında Kırcı'ya verilen bilgilere göre, meğerse Abdullah Çatlı Erenköy Bağdat Caddesi'nde sinemanın karşısındaki lüks bir apartman katında oturuyordu. Bu doğru değildi. Çünkü Çatlı ailesinin evleri sinemanın karşısında değildi. Kırcı'nın askeriye verdiği ifadeler bile baz alındığında, aynı ideoloji adına son derece çetin mücadeleler veren iki başkanın, aralarında bir husumet olduğunu düşünmek hem tabanı üzecektir hem de doğruluk payı olabileceği fikri esaslarla bağdaşmayabilecektir. Ancak şu şekilde düşünülebilir: Çatlı-Yazıcıoğlu ikilisinin aralarını bozmaya çalışan grupların faaliyetleri söz konusu edilirse, Kırcı'nın yoğun bir baskı altında tutulduğu ve söz konusu ifadeyi bilinçsizce verdirüldiği ihtimali belirebilir.
Haluk Kırcı ve diğerleri bu olaydan suçlanınca önceden de söylediğim gibi Çatlı, yurtdışından onlara bir haber gönderdi: "Her şeyi benim üzerime atın. Ben yurt dışındayım, siz kendinizi kurtarın, beni düşünmeyin." diye. iyi bir başkan, yeri gelir kendini riske atmayı bilirdi. Önemli olan genel başkanlık değil, bulunduğun mevkinin hakkını verip, kendisine inanan ve güvenen insanları çaresizliğe düşürmemekti.
Yıllar sonra bir neticeye varan davalarda, Haluk Kırcı yedi kez ölüm cezasına (daha sonra ceza yetmiş yıla çevrildi), Ahmet Ercüment Gedikli ölüm cezasına, Ömer Özcan ve Duran Demirkıran 28'er yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. Mahmut Korkmaz 1987 yılında Viyana'dan istanbul'a dönerken Yeşilköy Havaalam'nda yakalandı. Diğer iki kişi aranmaktaydı ve Abdullah Çatlı hakkında hüküm değil, gıyabi tutuklama kararı vardı.
Ben, eğer Serdar Alten yaşasaydı ona; sizi, öldürmeye kalkanlar arasında Çatlı'da suçlanıyor, vicdanın rahat mı diye sorardım. Muhtemelen "Hayır" derdi.
Şimdi de ben babama sorsam bu çirkin ve üzücü olayı, eminim ki o kaşlarını çatıp, dişlerini öyle bir sıkardı ki suskun oluşuyla bu öykünün özgeçmişini anlatırdı. Çatlı'nın yüzünde ki bu ifadeden, 7 TIP'linin bir Türkiye meselesi, daha açıkçası çıkmazı olduğunu, ancak bunun "sır" edildiğinden kendisinin suskun kalması gerektiği anlaşılmaktaydı. Hatta ve hatta Çatlı'nın bu ifadesine göre o dönemlerde henüz 16 yaşlarında olan Kırcı'nın bu cinayetleri işlemeyecek kadar cahil ve deneyimsiz bir halde olduğundan kendisinin belki de iddia edildiği gibi suçlu olamayacağı da düşünülebilirdi. Bütün bu noktalardan hareket ederek, perde arkasında kalan ve açıklanmayan gerçeklerle, 7 TIP Türkiye sırrı olmaya mahkumdur. Çünkü böyle olması yıllar öncesinden öngörülmüştür diye düşünüyorum.
acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com |
|