İPEKÇİ

İhtilale doğru atılan her adımda şahsi menfaatler kol geziyor, can yakıyor, can alıyordu.

Abdi ipekçi, l Şubat 1979'da 16:30 uçağı ile Ankara'dan istanbul'a dönmüştü. Baş yazarı olduğu Milliyet Gazetesine uğradıktan sonra, arabasıyla evine doğru yola çıkmıştı. Teşvikiye Emlak Caddesinde, kimliği belirsiz şahıs ya da şahıslarca silahlı saldırıya uğradı. Ipekçi'nin evinde ise eşi Necla Hanım onun dönüşünü beklerken, bayan arkadaşı Leyla Umar'ın; "Abdi'yi vurdular..." çığlıklarıyla karşılaştı.
Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, aynı zamanda Ipekçi'nin yakın arkadaşıydı. Cenazesinde en çok göz yaşı döken ve failler bulunacak sözünü veren ilk kişiydi. Aradan 21 yıl geçti, Ecevit yine Başbakan ancak olay hala aydınlatılmadı. Ipekçi'nin ölümü üzerinden, uzun ve ızdıraplı aylar geçtikten sonra merhumun eşine suçlunun yakalandığı söylendi, iddialara göre Ağca olduğu düşünülen kişi, Ipekçi'yi vurduktan sonra kaçarken, yol üstünde aracının içinde bulunan bir tanık tarafından teşhis edilmişti. Şahsın robot resmi çizilince, bunun Ağca'ya benzediği ortaya çıkmıştı. Bunun akabinde 25 Haziran 1979 günü Mehmet Ali Ağca, ipekçi cinayetini işlediği iddiasıyla bir kıraathanede yakalandı. Önce Selimiye ardından da Kartal Askeri Cezaevine konuldu. Ancak Ağca'nın verdiği ifadeler şaibeli olduğundan, Ipekçi'nin daha karmaşık kitlelerce öldürülmüş olabileceği ihtimali belirdi. Bunu akıllara getiren dikkat çekici bir kanıt, süregelen davaların özellikle üçüncü celsesinde Ağca'nın; "Hani nerede verdiğiniz sözler?" benzeri yakınma mesajını meçhul yerlere göndermesinden kaynaklanıyordu. Öyle ki Ağca, olay mahallinde yapılan tatbikat esnasında, cinayet dakikalarını anlatırken şaşırmaktaydı. Bazılarına göre bu Ağca'nın kasti olarak yaptığı bir şeydi. Bazılarına göre de bu olayda piyon olarak kullanıldığını belirten bir delil. Daha geniş bir perspektifle bakılırsa, memlekete biçilen anlam kargaşaları dolayısıyla kaçınılmaz yönetim değişikliği ihtilal için ses getirebilecek cinayetlerin işlenmesi çok da hayali değildi. Aksine büyük skandallarla memleketimizin uçuruma doğru itilmesine hız verilmişti.
23 Kasım günü Ağca cezaevinden kaçmayı başardı.Bu olaya kimisi alkış tuttu, kimisi yuhaladı. Askeri cezaevinden bir mahkumun güçlü bir yerlerden destek almaksızın tek başına kaçamayacağı düşünülüyordu. Kıyamet koptu. Ağca'nın ifadelerine bakılırsa kendisi tutuklu kaldığı Kartal Askeri Cezaevinden er Bünyamin Yılmaz yardımıyla kaçmıştı. Yılmaz'ın ülkücü duygularından faydalandığını söyleyen Ağca, erin gizlice getirdiği asker üniformasını giymiş ve kaçmıştı. Bazı iddialara göre ise bunda Catlı'nın doğrudan doğruya desteği olmuştu, iç savaş içindeyken özellikle de bir askeri cezaevinden Ağca gibi sansasyonel birinin, Çatlı tarafından kaçırıldığını iddia etmek açıkçası büyük bir gaf. Genç Catlı'nın o dönemlerde bunları yapabilecek ne sınırsız derin gücü, ne de böyle bir şahsı kaçırıp, sorumluluğu üstüne alacak kadar imkanı vardır. Ancak Ağca bunları tek başına yapmamıştır deniliyorsa bu da haklı bir tespittir ama kaçmasına yardımcı olan Çatlı'dan ziyade karmaşık ve karanlık yerler olabilir. Söz konusu yerlerde belki de onun ipekçi cinayeti ile ilgili konuşmasından çekindikleri için bunu yapmış olabilirler.
Kaçıştan belli bir müddet sonra kendisi Abdullah Catlı'nın yanına gönderilmiştir. Bu mecburi süreç ne firarda olan Catlı'nın ne de Ağca'nın talepleri üzerine olmuştur. Ağca, Çatlı ailesinin Erenköy'deki evlerinde kaldıktan sonra Ankara'ya oradan da Erzurum'a geçmişti. Yurtdışına çıkmaya karar verdi. İğdır üzerinden iran'a kaçtı. Fakat umduğu rahatlığı bulamayan ve sahte Hint pasaportundan tedirgin olan Ağca, tekrar Türkiye'ye dönme kararı aldı. Ne yapacağını adeta şaşırmıştı. Türkiye'de bulunduğu günlerden birinde, radyodan "ipekçi katili Ağca'ya idam cezası verildi" diye bir haber duydu. Yıllar sonra televizyonlara verdiği demeçte ise o anki duygularını şöyle aktarıyordu:
"O an beynimden vuruldum. Ben özlediğim için memleketime geri dönmüş, fakat yalnız ve çaresiz bırakılmıştım. Çok istememe rağmen artık burada kalamazdım. Ne demek, idam cezası! beynimden vuruldum."
Çok geçmeden Milliyet Gazetesi ondan bir mektup aldı. Ağca, ipekçi olayına hiç değinmeden: "Bu kansız, sessiz ve basit kaçış olayının fazla abartılmamasını." rica ediyordu.
Çatlı, Ağca'nm işlediği iddia edilen ipekçi cinayetinin perde arkasını, onunla geçirdiği süre içerisinde çözmüştü. Kullanılanları, tasvip etmezdi ama tanrıların seçtikleri kurban Ağca'nm bir figüran, esas suçluların zihniyete teşebbüs ettirenlerin olduğunu düşünüyordu. Çatlı, ateş hattındaki Türkiye zihniyetini aklında belgelemişti.
l Eylül'de Çatlı ile Pmarbaşı'nda görüştü. Ağca'nm yurtdışına kaçışı için 2000 dolar toparlandı. (Bu miktar 1000 veya 3000 dolar da olabilir.) Ardından Ağca Fransa, isviçre, ispanya ve son durağı olan Viyana'ya gitti. Ne.çok rahat ne de çok zordu koşulları. Yurtdışına firar eden her Türk gibi sanki bir kavanozun içine kapatılmıştı. Böyle bir süreçten geçerken kendisi Papa II. Jean Paul'e hala nedeni çözülememiş bir suikast düzenleyecek, ömür boyu hapse mahkum edilecekti.
1997'e gelindiğinde, italya'da Papa davasıyla tutuklu kaldığı cezaevinde, Ağca'ya çeşitli sorular yöneltildi, o da mikrofonlara şöyle konuştu:
"Ipekçi'nin cinayeti ihtilalin çıkmasını sağlayacaktı. Abdullah Çatlı'yı ben cezaevinden kaçtıktan sonra tamdım. Bakın, Aralık ayındaydı zannedersem, Çatlı'nın evinde kaldım."
Soru: "Suçlu olarak aranılan birini evinde saklamak Çatlı'nın, ipekçi olayında ve sizin cezaevinden kaçırılmanızda suç ortağı olduğunu göstermez mi?"
Ağca: "Hayır! Kesinlikle iftira. Abdullah Çatlı'nın ipekçi olayıyla zerre kadar ilgisi yoktur. Kesinlikle. Bunlar kuru iftira. Ben Çatlı'yı cezaevinden kaçtıktan sonra tanıdım. Yani ipekçi olayı olduğunda onu kesinlikle tanımıyordum. Daha sonra, yani evinde kaldıktan sonra Çatlı bana Faruk Özgün adına bir pasaport ayarladı. Hayır suç değil. Çünkü ben diyorum ki, Bülent Ecevit işkence hükümeti, bana zorla bu Abdi ipekçi olayım yıktı mı?. MHP'ye karşı iftira etmek istiyor muydu? Ben bu iftiraya araç olmamak binlerce insanın oy verdiği bir partiye çamur attırmamak için hayatımı ortaya koydum mu? Bu yalanı kabul ettim mi? Ne yapmış Çatlı?, bana yardım etmiş. Gayet tabii bir şey. iç savaş içindeyken, Çatlı bana değil, tehlike içindeki birçok ülkücüye yardım etmiştir. Ülkücülerin başı olduğu için."
Bazılarına göre, Çatlı'nın Ağca'yı rica üzerine olsa dahi evine kabul etmesi, O'nu ipekçi olayında suçlu gösteriyordu! Ya da Ağca'nm cezaevinden firarından Çatlı'nın da bilgisi var deniliyordu. Fakat gerçeklerin bu iddialarla bir alakası yoktu. Eğer maksat her söyleneni çürütmek olsaydı, Ağca'nm Erenköy'deki evde kalması, Pınarbaşında'ki görüşmeleri ve yurtdışına çıkması için toplanan miktarın bahsi bu kitapta ele alınmaz ve üstü kapatılırdı. Fakat yalanların bu kitapta yeri yok.

 

acilis tarih: 25.02.2003
bu site Türk İslam Ülküsüne bağli
Copyright © 2003 www.Yalniz-kurt.com